Tevbe Sûresi'nin 5. Ayeti Hakkında Bir Soruya Yanıt, II
 

Tevbe Sûresi'nin 5. Ayeti Hakkında Bir Soruya Yanıt

Hazırlayan: Akhenaton

2. Bölüm

Benzer şekilde; bu "savaşın" emri, öldürmek ve katliam yapmak için verilmemiştir. O zamana kadar hangi şartlarda olursa olsun can almanın yanlış olduğunu düşünen insanlara sıradan bir savaşın açıkça izah edilmesidir. Yine o zamana kadar savaşa tamamen karşı çıkan Müslümanlara başkalarını kendi inançlarına döndürmeye zorlamak için değil; fakat İslâm'a düşmanlık yapan ve bu amaçla da Müslümanlara zulmeden kimselere karşı bağımsızlık kazanabilmek için savaşmaları gerektiği öğütlenmektedir. Kurân-ı Kerîm'deki "Dinde zorlama yoktur." prensibi yerleşinceye ve din, sadece Allah için oluncaya kadar zulmü ortadan kaldırmak için savaşmalıydılar.

Allah, herkes için tek olduğuna göre din de herkese açık olmalıdır. Allah'ın indinde yegâne ölçü, davranışlardaki doğruluktur. Belirli ve âşikâr durumlarda açık ve şerefli bir savaşa emir vardır. Ancak İslam'ın bir din olarak başarı kazanmasında büyük bir unsur olan bazı kısıtlamalar da mevcuttur.

Savaş, cihâdın yollarından biri ve en son başvurulanıdır. Dinî anlamda cihâd, Allah'ın hâkimiyetini kurmak için Müslümanların dinî görevlerini Kurân-ı Kerîm'de istenildiği şekilde yaparak gösterdikleri tüm çabalardır. Bu çabalar ömür boyu sürmedikçe, hayattaki her işe hâkim olmadıkça gerçek Müslüman olunamaz.Bu görev, insanın kalbinden ve aklından başlayarak her alanda ve her ilişkide kötülüğe karşı iyilik için mücâdele etmesi olarak özetlenebilir. Peygamber Efendimiz, şöyle buyurmuştur:

«En büyük cihâd, insanın kendi nefsine karşı yaptığı cihâddır.»

Allah'ın evrensel hâkimiyetine ve ancak bu barış ve kardeşlik diyârının oluşabileceğine imân için yapılacak dâvetin en iyi yolu, adil bir davranıştır. Peygamber Efendimiz, talebelerin ilim öğrenmek için gösterdikleri çabayı ifâde üzere "Cihâd-ı Ekber" kavramını kullanmış ve şöyle buyurmuştur:

«Alimlerin mürekkebi, şehidin kanından mukaddestir.»

Mesela vebâ hastalığı olan bir yerden kaçmak yerine orada kalarak hastalara bakan, ölenleri defneden kimselerin gösterdiği çabalar, şefkatli davranışlar ve zulüm altında gösterilen sabırlar da cihâd olarak kabul edilir. Müslümanlar, Kurân'da ifâde edildiği gibi, sadece "Allah yolunda" savaşırlar. Bu da savunma, zulüm altındaki zâif kimselerin korunması veya kötülüğün ortadan kaldırılması için olabilir. Sadece dinî görüşleri sebebiyle halka karşı tecâzüzkâr bir savaşa izin verilmez.

Cihâd, "Allah yolunda çaba sarf etmektir." Allah yolunu ifâde etmek için bugün modern bir kavram bulmak istersek, "kendini beşerî ilerlemeye adamaktır." diyebiliriz. Fakat bir millet veya cemaat, Müslümanları köleleştirmek, onları yok etmek ve gerçeği silah zoruyla susturmak gibi sollara saparak onlara karşı büyük bir suç içlerse, bütün Müslümanlar için onlara gereken dersi vermek, yani savaşmak farzdır.[17]

Öte yandan Hz. Peygamber dönemindeki uygulamaların bazısı konjonktürel olduğundan günümüzdeki mevcut durum için geçerli olamaz. Geçici hükümlerden kastımız, şartlara bağlı olarak gerektiğinde uygulamaya konulan veya uygulanmayan hükümlerdir. Vahyin ilk dönemlerinde müşriklerin her türlü sözlü ve fiili sataşmalarına karşı sabrın (belli bir süre pasif kalma) tavsiye edilmesi (Kaf Sûresi 39), yeri geldiğinde ise savaşa izin verilmesi [18] bunun en güzel örneğidir. Ehl-i kitapla savaş izni, h. 5. yıldan sonra, gerginlik üzerine ve olağanüstü bir ortamda ve tabiî ki Müslümanların güç ve kudrete ulaştığı bir dönemde gelmiştir. Yahudiler'den eli silah tutanların kılıçtan geçirilmesine dair verilen hüküm de böyledir. Burada ister Yahudi şeriatına göre hüküm verilmiş olsun, ister Peygamber'in siyasi hükmü olsun, günümüzde bu tür bir uygulamanın imkansızlığı ortadadır. Yine fitne (şirk) ile de mücadele edilmesinin istenmesi (Bakara 193; 8 Enfal 39), anlaşmaya uymayan Yahudilerin lanetlenmesi (Maide Sûresi 13) de bu kabildendir. Ancak savaş hükmü orada kalmış bir hüküm değildir, bütün zamanlarda yeri geldiğinde başvurulabilecek bir araçtır. Ama savaş daima en son çaredir, bu durumda en fazla misliyle mukabele tembih edilmiştir, sürekli savaş durumu zaten kabul edilemez. Nihayet Kur'an, bütün iyi niyetli yaklaşıma ve çağrıya rağmen kendi dini sistemine bağlı kalmak isteyenlere müsamahakâr bakmış, bu amaçla Müslüman hakimiyetinde kalanlar için de otoriteye bağlılığın sembolü olarak vergi (cizye) esasını getirmiştir.

Sürekli olan ve geçici olan ayrımı, ayetlerin hükmünü tamamen kaldıran neshe başvurma zorunluluğunu da ortadan kaldırır. Örneğin savaşa izin veren Tevbe suresinin 5. ve 29. ayetlerinden önce ve sonra inen ayetler hesaba katılarak genel bir teori üretilebilir. Bu arada güncelliğini koruyan "dini ötekine tebliğ etme"nin teorik ve pratik yönüne ilişkin esas da görülebilir. Teorik olarak Kur'an bu meselede tebliğin "hikmetle ve güzel öğütle, zaman ve zemine en uygun yol hangisi ise onunla yapılması"[19] öngörmektedir. Pratik olarak da Hz. Peygamber'in bu doğrultuda hareket ettiği bilinmektedir.[20]

<< Önceki Sayfa

Kaynaklar

[1] Konyalı M. Vehbi Efendi, 1-2/331
[2] Elmalılı Tefsiri, 2/864-5
[3] Ebû Dâvud, İmâre, 33, bkz. Münâvî, Feyzu`l-kadîr, 6/19; Bağdâdî, Tarîhu Bağdad, 8/170; Aclûnî, Keşfu`l-hafâ, 2/342.
[4] "Tefsir-i Kebir"; 4/436
[5] www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=9816
[6] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=186
[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 4/251.
[8] www.haznevi.net/icerikoku.aspx?KID=5338&BID=62
[9] Tirmizi, "K. Tefsir el-Kur'an", sure 9 HN: 3092.
[10] "Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri", Azim Dağıtım, c.4, s.265-.276.
[11] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=187
[12] Yrd. Doç. Dr. Ziya Şen (D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi), "Tevbe Sûresinin 29. Ayeti üzerine Bazı Düşünceler", İlahiyat Fakültesi Dergisi, 15:1, 2010, s.99-116.
[13] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=28
[14] Vehbe Zuhayli, "et-Tefsîru'l-Munîr", X, 178, Beyrut 1991.
[15] Bayraktar Bayraklı, "Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Tefsiri", İstanbul 2003, VIII, 182
[16] Muhammed Reşid b. Ali Rıza, "Tefsîru'l-Kur'âni'l-Hakîm (Menâr)", Mısır 1990, X, 332.
[17] Muhammed M. Pickthall, "Kadercilik Suçlaması ve Cihâd", Akabe Yayınları, İstanbul 1985, s.19-24.
[18] Bakara 190-194; 4 Nisa 91; 9 Tevbe 5, 73, 123; 22 Hac 39; 47 Muhammed 7; 66 Tahrim 9.
[19] Tevbe 6; Nahl 125; Ankebut 46.
[20] Doç . Dr. İsmail Çalışkan, "Dinî Bir Tutum Olarak Ötekine Yaklaşımın Kur'anî Temelleri", C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi XI/1 - 2007, 7-28
[21] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=190
[22] Muhammed Esed, "Kur'an Mesajı", (Çev. Cahit Koytak&Ahmet Ertürk) İstanbul 1999, I, 355 (dipnot: 40)
[23] WIN, "The Meaning of Islam" (5. baskı), World Islamic Network, Indıa 2000, s.18.
[24] Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton), "Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri" (lisans tezi), KSÜ Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Kahraman Maraş 2004, Dipnot:68, s.77.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36930846 ziyaretçi (103160845 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.