Tevfik Fikret (Hayatı, Sanatı ve Edebî Kişiliği)
 

Tevfik Fikret (Hayatı, Sanatı ve Edebî Kişiliği)

Tevfik Fikret, 24 Aralık 1867'de İstanbul'da, Kadırga semtinin Bostanâli mahallesinde doğdu. Bu doğum üzerine Hoca Refet Efendi, şu beyiti tarih düşmüştür:

"Yazdı mevlûduna tebrikle Refet târih
Geldi dünyaya behiyetle Mehemmet Tevfik"


Babası, Defterdarlık'ta tevkıîlii Şehiremaneti'nde meclis üyeliği ve mutasarrıflık görevlerinde bulunmuş Hüseyin Bey'di. Tevfik Fikret, Rıza Tevfik'e babasından şöyle söz etmiştir:

"Çok dindâr ve çok doğru olduğu gibi çok da cömert ve iyi kalpli bir adamdı. Ramazanda konağında sofralar kurulur, ziyafetler verilir, hocalar ve dervişler, bu sehâvethânede yer ve içerlerdi. Babam titiz; fakat eğrilmek bilmez derecede doğru bir adamdı."

Fikret'in annesiyse Refia Hanım'dı. Refia Hanım da çok dindâr bir kadındı. 1879’da kardeşi Hasan Nuri Bey ve kızıyla birlikte hacca gitmiş ve Hicaz'da koleradan ölmüştü. 12 yaşında öksüz kalan Tevfik Fikret, yengesi ya da anneannesi tarafından büyütüldü. Okul çağına gelince, bir süre Aksaray'daki Mahmûdiye Rüştiyesi'ne devam etti. Fakat 93 Rus Savaşı sırasında göçmenlere tahsis edilen bu okul kapanınca, o zamanki adı Mektep-i Sultânî olan Galatasaray Lisesi'ne kaydoldu. Özel olarak Arapça ve Farsça dersleri aldı.

Henüz 3 yaşındayken komşu kızına âşık olacak kadar duygusal olan Fikret, zaman zaman da hırçın ve saldırgandı. Çocukluk günleriyle ilgili olarak şunları söylemişti:

"Çocukluğumda pek haşarı ve yaramazdım. Hele bir zamanlar, askerliğe heves etmiştim. Askerlik aşkı bende o kadar ileriye gitti ki, bir aralık büyüdüğüm zaman kılıç talimlerine kalkıştım. Kimseye görünmeden harem tarafındaki misafir odasına gider, kanepelerin örtülerini kaldırır, kılıcımla üstlerine hücum ederdim. Paralamadığım minder, öldürmediğim kanepe kalmamıştı. Kimsenin bu kahramanlığımdan haberi yoktu. Birgün evde temizlik yapılıyordu. Misafir odasını boşalttılar ve kanepelerin örtülerini çıkardılar. İşte o zaman her şey ortaya çıktı. Lime lime kumaşlar, yığın yığın kıtıklar, yerlere yayıldı. Bu faciadan sonra askerlikten vazgeçtim."

Fikret, çocukluğumdan beri sessizliğe ve rahata aşırı derece mümkündü. Okulda ve evinde aynı tutkunluğu gösterir, kendisine huzurlu, sessiz ve sakin bir köşe bulurdu. Aşiyandan önce Aksaray'daki evinde çocukluk yıllarından beri harem bahçesinde kendisine ait özel bir odası vardı. Sessizliğin hazzını, şiirin zevkini, aşkın ateşini, gerçeğin büyüklüğünü, insanlığın kutsiyetini, özetle Fikret'i Fikret yapan özellikleri bu mini mini odada yoğurup olgunlaştırmıştı.

Meşrûtiyet ilan edildiğinde 9 yaşındaydı. 13 Şubat 1878'de Meclis-i Mebusân'ın süresiz tatil edilmesindeyse Aksaray Valide Rüştiyesi'nde öğrenciydi.

Galatasaray Lisesi, dönemin en önemli öğrenim kurumlarından biriydi. Ülkenin Batı'ya açılan penceresi sayılabilirdi. Ünlü Türk öğretmenlerinin yanında çok sayıda Fransız öğretmen de görev yapıyordu. Galatasaray'da Abdurrahman Şeref, Muallim Feyzi, Recâizâde Mahmut Ekrem, Muallim Nâci gibi ünlü kişilerin öğrencisi olan Fikret, Şeker Ahmet Paşadan da resim dersleri aldı. Bir yandan Doğu kültürüyle yoğrulurken bir yandan da Batı kültürüne açılıyordu. Doğu kültürünü Muallim Feyzi ve Muallim Naci'nin elinden o yolda şiir yazacak kadar öğrenmişti.

Okulun en çalışkan öğrencilerinden biri olan Fikret'i hocaları çok seviyordu. Okul arkadaşı olan Rıza Tevfik, Fikret hakkında şunları yazmıştı:

"Her yıl, her dersten 1. çıkar, mükafât olarak dağıtılan güzel ciltli, yaldızlı kitapların birini alıp giderken, müdürün sesiyle tekrar geri döner, bir kitap daha alırdı. Bu ödül dağıtımı töreninde bulunan seyirciler ve arkadaşları, kucağı yaldızlı kitaplarla dolan bu hârikulâde çocuğu durmadan alkışlarlardı."

Okuduğu yıllar boyunca düzenli bir öğrenci hayatı yaşayan Fikret'in giyinişinden el yazısına kadar düzgün, zevkli ve şekil düşkünü bir ruha sahip oluşu, onun dikkate değer bir tarafıydı. Fikret, el yazısını gittikçe bir hat sanatı düzeyine yükseltmiş, yine bir şekil sanatı olan resimde gerçek bir yetenek göstermişti. Bunun sonucudur ki hayatı boyunca hat ve resme büyük ilgi duyan Fikret, Servet-i Fünûn dergisinin resimli kısımlarına emek vermişti. "Hâlûk'un Defteri"ni kendi el yazısıyla tezyin ve tertip etmişti. Birçok dostunun ev ve bahçe planlarını o yapmıştır. Recaîzâde'nin Nijat Ekrem'ini de Fikret düzenlemişti. Galatasaray'da müdür olduğu zamansa birçok şekil değişiklikleri yaptırmıştı. Genç Fikret, birgün gelecek, Aşiyân'ının mimarı, odalarından bahçesine kadar her köşesinin dekoratörü, düzenleyicisi, duvarlarındaki tabloların ressamı olacaktı.

Galatasaray Lisesi'nin 2. sınıfında daha 15-16 yaşlarındayken şiir yazmaya başlamıştı. İlk yazdıkları, Divan şiiri taklitleri ya da nâzirelerdi. Öğretmenleri Muallim Feyzi ve Muallim Naci'nin Divan şiirini çağdaşlaştırma amacı güden eserlerinin etkisiyle kimi denemelere girişti. Onlara nazireler yazdı. Şair arkadaşlar edindi. Bunlardan birisi de savaş okulu öğrencilerinden Recep Vahyi'ydi. Onunla mektuplaşıyordu. Şiir yazmak, genç Fikret için geçici bir heves değildi. Muallim Feyzi, onu sürekli yüreklendiriyordu. 4. sınıftayken öğretmeni aracılığıyla Tercümân-ı Gerçek gazetesinin edebiyat sayfasında gazelleri yayınlanmaya başlamıştı. Bu saydayı yine hocalarından Muallim Naci yönetiyordu. Gazetenin 533. sayısında "Nazmî" imzalı bir gazel yayınlanmıştı:

"Takviyet vermekle âdem, rişte-i tedbîrine
Düşmemek mümkün mü dehrin ukte-i tezvîrine"


beyitiyle başlıyordu. Bu Nazmî mahlâsını kullanan, Fikret'ten başkası değildi. Fikret, kısa zamanda hocasının kuru felsefesinden kurtuldu ve gönül çarpıntılarını söyleyen gazeller yazmaya başladı.Yine aynı gazetede çıkan şu gazel, ondaki gelişmeyi gösteriyordu:

"Hayâli zülfü pîçapîç ile hatır perîşândır
Firâk-ı yâr ile bî-çâre gönlüm, zâr ü giryandır
Neden ağûşuma Belkıs'ı hüsnün eylemez rağbet;
Ki sînem, şehriyâr-ı aşkına taht-ı Süleymân'dır..."


4. sınıf örencisi olan Fikret, bu mısraları söylerken de Divan edebiyatının klişeleşmiş mazmûnlarından yararlanıyordu. Bir süre sonra Muallim Feyzi Efendi okuldan ayrıldı ve yerine Recâizâde Ekrem Bey tayin edildi. Fikret, artık eski şariler gibi adının dışında bir de mahlas kullanmaktan vazgeçmişti. Kendi adıyla şiirler yazmaya başladı. Fikret, Batılılaşmanın ve yenileşmenin anlam ve gereğini anlamıştı. Naci'nin hocalığı, onda edebî zevkler açısından etkili olmadı. Fakat dil egemenliği konusunda Fikret'in yetişmesinde oldukça etkili oldu.

1891’den itibaren İsmail Safa, "Mirsad" adlı bir dergi çıkarmaya başladı. Orada "Mektep-i Sultânî mezunlarından Mehmet Tevfik Bey tarafından ihda olunmuıştur." takdîmiyle yayınlanan "Bahar" başlığını taşıyan şiir, şairin artık yavaş yavaş bağımsızlığını kazanmaya başladığını gösteriyordu. Bu gelişme, Tevfik Fikret'i "Rubâb-i Şikeste"de yayınlanan"Bahar-ı Terânedâr" adlı şiirine kadar ulaştıracaktı. Yine bu dergide yayınlanan "Tevhid" adlı nazımla nesir karışımı olan yazısı, Fikret'in itikat ve heyecanını anlatıyordu.

Fikret'in Divan şiirinin etkilerinden sıyrılıp tam manasıyla Batı'ya dönük arayışlara yönelmesi, 1885-1886 yıllarıydı. "3. Zemzeme"nin önsözüyle "Takdîr-i Elhân"ı yardımına yetişmişti. Takdîr-i Elhan, Menemelizâde'nin "Elhan" adlı kitabını övüyor, Muallim Naci'nin şiir anlayışını eleştiriyordu. Recaîzâde'nin etkisi, Fikret'i Muallim Feyzi ve Muallim Naci'nin etkisinden uzaklaştırmış, Ekrem ile Hamid'in izini sürmeye başlamıştı.

Tevfik Fikret, Galatasaray Lisesi'ni 1888’de birincilikle bitirdi. Hemen Bâbıâlî'de Harîciye İştişâre Kalemi'ne kâtip olarak işe alındı. Kalemde fazla iş yoktu. Günlerini kitap okuyarak, arkadaşlarının resimlerini yaparak geçiriyordu. Fakat kalem efendiliğini "Şâir Rûhu" ile bağdaştıramadığı, bir yandan kendisine böyle bir görevi yakıştıramadığı, bir yandan da dönemin mâlî sıkıntılar yüzünden maaşlarını geciktiği için bu görevden istifâ etti. Biriken maaşlarını bir süre sonra kendisine vermek istedikleri zaman, "Ben bir iş görmedim ki" diyerek bu parayı kabul etmedi. Hazineden çıkmış paranın iade edilemeyeceğinin bildirilmesi üzerine hepsini Göçmenlik Komisyonu'na bağışladı. Bir süre Sedaret Mektubî Kalem-i Mühimme Odası'nda çalıştı. Burada da iş çok, ancak parası azdı. Bu yüzden bir süre önce yaptığı jeste rağmen, tekrar eski kaleme dönüp birkaç yıl daha çalışmak zorunda kalmıştı.

Fikret, aynı yıl içinde, Gedikpaşa'daki Ticaret Okulu'na Türkçe, Fransızca ve resm-i hatt öğretmenliği yapmaya başladı. Daha sonra yarışmayla Galatasaray Lisesi Türkçe öğretmenliğini kazandı. Bu arada İsmail Safa'nın çıkardığı Mirsad dergisine yazmayı da sürdürüyordu. Bu arada Mirsad'ın açtığı "Sitâyiş-i Hz. Pâdişâhî" adlı yarışmaya katılmış ve kazanmıştı. Mirsad dergisinin açtığı ve Tevfik Fikret'in 1. olduğu ilk yarışma, "Tevhid" konusundaydı. Tanrı'nın birliğini anlatan bu eser, geleneksel anlayışa göre düzyazıyla başlayan yazıyı Fikret, dörtlüklerle sona erdirmişti. Tevhid, "Senin lütfundur ümmîdim, senin meczûbunum.. Allah!" mısrasıyla bitiyordu. Fikret'i tekrar "Devlet Kapısı"na döndüren etkenlerin başında ise, 1890'da evlenmesi geliyordu.

Son derece dürüst ve evine bağlı bulunan Fikret, hayatının 3. evinde yaşamaya başlamıştı.1895 yılına oğlu Halûk doğmuştu. Halûk'un doğumu, Fikret'i daha çok sevince boğmuştu. Her konuda faziletli olan ve faziletli olmayı ilke edinen Fikret, Halûk doğduktan sonra duygularını batırmış ve artık hiç aşk şiiri yazmamıştı.

"Mirsad" dergisi kapanınca, "Mâlûmât" dergisini çıkaran gençler, Fikret'i davet ederek bu derginin başyazarlığını teklif etmişlerdi. Burada eskiye oranla daha Avrupaî sayılan şiirlerini yayınladı. 1896’da Recaîzâde Ekrem, Fikret'i "Servet-i Fünûn" dergisinin sahibi Ahmet İhsan Tokgöz ile tanıştırdı. Fikret, burada çalışmaya başlayınca, Hüseyin Câhit, Cenap Şahabeddin, Halit Ziya, Hüseyin Suat, Hüseyin Siret ve "Mektep" dergisinin diğer yazarları da buraya katıldı. Böylece Fikret'in başında bulunduğu Servet-i Fünûn Edebiyatı dönemi başlamış oldu.

Tevfik Fikret, 1898’de İsmail Safa'nın evindeki bir toplantı gerekçe gösterilerek tevkif edildi. Hasan Paşa Karakolu'ndaki birkaç gün süren tutukluluktan sonra serbest bırakıldı. 1899'da Robert Koleji'nde Türkçe öğretmeni oldu. 1901’de çok emek verdiği Servet-i Fünûn dergisinden tam anlamıyla kimsenin açıklayamadığı bir dargınlıkla ayrıldı ve içine kapandı. Bu kırgınlık ve sessizlik dönemi, oldukça uzun sürdü. 1908 Meşrûtiyet dönemi, Fikret'i de sevindirmiş, rahatlatmış, hatta canlandırmıştı. Bu rûh haliyle Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım'la birlikte "Tanin"i çıkarmaya başladılar. Fakat politikanın haksızlık ve çirkeflerine dayanamayarak buradan da ayrılmış, bir süre Darülfünun'da edebiyat dersleri okutmuştu. Galatasaray Lisesi'nde kısa süren yöneticiliği sırasında büyük değişiklikler yapıyı. Fikret'in buradaki yöneticiliği uzun sürmedi. "Oğlu anadan ayırmaya" benzettiği Galatasaray müdürlüğünden ayrılan Fikret, "Aşiyân"a çekilerek yalnız Kolej'deki derslerine gidip gelmekle yetinmiş, vatanın ve milletin dertlerine şiirleriyle tercüman olmaya başlamıştı. Bu arada Darülfünûn'daki görevini de bırakmıştı.

İttihat ve Terakki yönetimini beğenmiyor, yeni idârenin Abdülhamid'e rahmet okutacak hale geldiğine inanıyordu. Bugünlerde yazdığı "Revzen-i Mahlû", "95'e Doğru" ve "Hân-ı Yağma" adlı şiirleri, hep bu inancın ve acının ürünleriydi. Onun dine karşı olan düşünceleri ve Kolej'i tercih edişi, dönemin dindarlarını kışkırtmış ve büyük saldırılara uğramasına neden olmuştu. "Zangoç"lukla nitelendirilmiş, buna karşı da "Molla Sırat" manzumesini yazmıştı. Bir an geldi ki bu tahrikler sonucunda milliyetçi gençlik ve dindarlar, Fikret'i sevmez oldular. Aleyhine yapılan politik yayınlar da bu durumu körükledi. Fakat hastalanmıştı. Gençliğinde verem hastalığı atlatan şairin şeker ve romatizması vardı. Doğup büyüdüğü yere aşırı bağlıydı.

Hastalığı sırasında Avrupa'ya gitme tekliflerini kabul etmemişti. Doktorlara da pek güveni yoktu. Meşrutiyet'ten sonra "Halûk'un Defteri"ndeki ümit, fazilet ve gençliğe nasihat dolu şiirler yazan Fikret, son hamleyle çocuklara yönelmiş, hece vezniyle "Şermin" adlı eserindeki şiirleri yazarak Türk çocuk edebiyatının en güzel örneklerini vermiştir. Bu sıralarda yeni bir dergi yayınlayarak "rehbersiz kalmış zorba kuvvetlere gerçek diye boyun eğmiş gençleri irşat" etmek için yeni bir heyecan duyuyordu. Fakat hastalığı, buna izin vermeyecekti.

1. Dünya Savaşı'na girilmesiyle hasta şairde yaşama isteği de kalmamıştı. "Söndüm ben, artık üflenecek başka bir şem'a bul!" diyordu.İyice zayıflamış, yüzü siyah sarı bir renk almıştı. Elindeki yara, bir türlü kapanmıyordu. Kâbuslarla dolu bir gecenin sonunda ağrıları biraz da olsa diner gibi olunca, eşinin elini öpmüş ve "Artık yıkılıyorum." demişti. Doktorlar çağrılmış, iğneler yapılmış fakat bir yararı olmamıştı. Mehmet Tevfik Fikret, 48 yaşındayken 19 ağustos 1915'te Rumelihisârı'nda "âşiyân" adını verdiği evinde yaşamını yitirdi. Son sözü, "Yavrum!" olmuştu. Ölümünden sonra kağıtları arasında bulunan şu dörtlük, son şiiriydi:

"Artık hayât için yetişir bunca infiâl,
Dinlenmek isterim ki, teabdâr-ı mihnetim;
Artık tehî-vücud, tehî-dil, tehî-hayâl,
Dünyada şimdi ben dahi bir fazla sıkletim."


Bu dörtlüğü günümüz diline şu şekilde çevirmek mümkündür: "Artık hayat için bunca kırgınlık yetişir. Kader yorgunuyum ki, dinlenmek isterim. Artık vücudu, gönlü ve hayâli boşalmış, dünyaya şimdi ben de fazla bir ağırlığım."

Fikret'in ölümü, Türk şiiri ve kültürü için büyük bir kayıp olmasına rağmen, cenâzesine kimse katılmadı. Çok sönük bir törenle Eyüp Mezarlığı'na defnedildi. Fakat 46 yıl sonra, 21 Aralık 1961'de Aşiyân'a nakledildi.[1]

Sanatı ve Edebî Kişiliği

Fikret'i yakından tanımış, onunla pek çok ortak anısı olan edebiyatçılardan biri Halit Ziya'dır. Fikret'le birlikte Servet-i Fünûn dönemine damgasını vurmuş olan Halit Ziya, anılarında sık sık ondan bahseder. Halit Ziya'ya Fikret'ten ilk bahseden Hüseyin Siret, daha sonra da Ahmet Hikmet'tir. Halit Ziya, Fikret'ten“sanat alınyazımın edebiyat hayatlarına en çok bağlı olacağı” 2 kişiden biri şeklinde bahseder. Fikret'le daha tanışmamıştır fakat sanki onun ismi, Halit Ziya'yı ürkütür. Bu yüzden tanışmayı da geciktirir. Bu gecikmede, belki de Fikret'in yanında kendini küçülmüş hissetme korkusunun payı olabileceğini söyler. Zaten daha tanışmadan Fikret hakkında anlatılanlar onu büyülemiştir. Tanıştığı zaman ise, onun fizikî görünüşünden de etkilenir. Bir başka yerde Uşaklıgil, Fikret'i şöyle tanımlayacaktır: [3]

“İstanbul'dan çıkmamış, Galatasaray'ın 4 duvarı arasında müphem emeller besledikten sonra hayata çıkınca onu hayalinden o kadar uzak görmüştü ki Babıali'de ciğerlerine uygun bir hava bulamayarak boğulacağına hükmetmiş, bir maden kuyusunda müsemmim bir hava yutmuş gibi kendisini dışarıya atarak, biraz sersem, biraz şaşkın, bu memlekette nasıl yaşayabileceğinde mütehayyir, harcanmaya vesile bulunmayan zengin kuvvetlerini habsede ede dolaşıyordu; bütün rü'yet afakı, mektebin hakikate varamayacak istekleriyle memleketin her ümidi gırtlağından tutup sıkan yönetiminin arasında bir bir karanlık köşeden ibâretti.” [2]

Servet-i Fünûn'un en önemli isimlerinden Halit Ziya'nın şiirde tercihi, Fikret'le tanışana kadar Cenap Şehabettin'dir. Fikret'in çok az okuduğu kanısında olan Halit Ziya bu yüzden onun sanat gücünü bir mûcize olarak nitelendirir.Sık sık Cenap Şehabettin'le Fikret'i ortak olarak analiz edici cümleler yazan Halit Ziya, bu 2 şairin Türkçeye yüzyıllardır görmediği bir müzikalite kazandırdığı inancındadır. Onlar, nazmı belli kalıplardan kurtarmışlar, aruzu Türkçeye mükemmel bir şekilde uyarlamışlardır. Halit Ziya, Fikret'in Cenap Şehabettin için “Sahib-i Zuhur” dediğini de belirtir. Halit Ziya, anılarında son kez Fikret'ten bahsederken, diğer birçok arkadaşının gazete yazarı olmasına karşın onun hiçbir zaman ve şekilde gazete yazarlığına yanaşmayıp köşesine çekildiğini belirtir.

Ahmet Reşit'e göreyse Fikret, Servet-i Fünûn edebiyatının temel taşıdır. Edebiyatımızın gelişimine olan katkıları çok büyüktür. Onun en câzip özelliğiyse üslubudur. Konuları geniş değildir fakat üslubu sayesinde yapmak istediği etkisi elde eder. Mizacındaki kötümserliğe gidişin delili de Rübâb-ı Şikeste'den Haluk'un Defteri'ne gelindiği zaman anlaşılır. Burada Ahmet Reşit, sözlerine kanıt olarak Fikret'in 2 şiirini verir: La Dans Serpantin ve Ceza-yi Mensiyet. 1.si onun olumlu düşündüğü, umutlu döneminin, ikincisiyse karamsar ve kötümser döneminin ürünüdür.19 Hüseyin Cahit'e göre, Fikret'in Arapça ve Acemceye düşkünlüğü malumatfuruşluk arzusundan ya da Arap ve Acem taklitçiliğinden ileri gelmez. Sanatkârâne yazmak, güzel bir üslup yaratmak isteği onu böyle bir yola sevk etmiştir.

Mehmet Rauf'a göre, Fikret kadar az okuyan bir başka şairin varlığı şüphelidir. Fikret'in kütüphanesindeki Fransızca eserlerin dökümünü de Mehmet Rauf şöyle verir: François Coppée'nin ve A.de Musset'in büyük olasılıkla resimleri için alınmış birer piyesi, "Madame Bovary" ve birkaç tane bilinen dergi. Fikret, "Madame Bovary"yi ahlâka aykırı bulduğu için yarıda bıraktığını da sık sık söyler. Coppée'yi de biraz tanır. Bu “ilkel vukufu”nu sonraları diğer Servet-i Fünûn yazarlarının Batı edebiyatı üzerine yazdığı yazılarla genişletir. Bu yazıları imlâ ve noktalama açısından tashih etmek için okuyan Fikret'in itirazları hiçbir zaman içerik hakkında olmaz: [2]

“Fikret her halinde şairdir; sözünde, hareketinde, dostluğunda, ailesinde, her halinde şairdir, yanında bulunup sözlerini dinleyen bir şiirini okuyorum zanneder. Onu en çok meftun bırakan renk ve şekildir, o nedenledir ki eserlerinde ne kadar şiir varsa o kadar da resim vardır.” [4]

Eserleri

  • Rubâb-ı Şikeste
  • Rubâb'ın Cevâbı
  • Halûk'un Çocukluğu
  • Halûk'un Defteri
  • Doksan Beşe Doğru
  • Sis
  • Şermin
  • Ramazan Sadakası
  • Tarih-i Kadîm
  • Bahâr-ı Terânedâr
  • Yağmur
  • Hasta Çocuk
  • Millet Şarkısı
  • Bir İçim Su
  • Han-ı Yağma
  • Balıkçılar

Kaynaklar

[1] Ahmet Özdemir, "Tevfik Fikret, Hayatı, Sanatı ve Eserleri", Boğaziçi Yayınları, ISBN: 975-451-163-2.
[2] Halit Ziya Uşaklıgil, "Kırk Yıl", Matbaacılık ve Neşriyat T.A.Ş, İstanbul 1936, c. 4, s. 64.
[3] Ertan Engin (Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni), "Anılardaki Fikret", turkishstudies.net/dergi/cilt1/sayi5/sayi5pdf/enginertan.pdf
[4] Hzr. Rahim Tarım, "Mehmet Rauf'un Anıları", s. 158-160.



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Mehmet, 26.04.2014, 18:23 (UTC):
Teşekkürler



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36786140 ziyaretçi (102903899 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.