Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri Taraması, II
 

Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri Taraması, II

Çalışma: Akhenaton

“ ‘Bana düşen ödev, vicdanımın ‘yap' dediğini yapmaktan ibarettir. Vicdanım bana günahımı tamir için hürriyetimi feda etmemi söylüyor.” [100]

“İçinde sakin bir neşe, insanlara karşı o zamana kadar hiç duymadığı bir sevgi hissi vardı. Katyuşa'nın yapacağı hiçbir hareketin, ona beslemekte olduğu sevgiyi azaltmayacağını idrak etmekteydi. Bu yüzden seviniyor, kendini o zamana kadar yükselemediği bir zirveye erişmiş görüyordu. ‘Sağlık memuru ile aralarında bir hadise olmuşsa, onun bileceği şey bu' diye düşündü. ‘Bana düşen iş, onu kendim için değil, kendisi için Tanrı'nın adına sevmekten ibarettir.' ” [101]

“Yirmi kadar yükümlünün okuma-yazma bildikleri anlaşıldı. İngiliz, cebinden birkaç tane İncil çıkardı. Birçok el kendisine doğru uzandı. İngiliz mahkumlara iki İncil verdikten sonra öteki koğuşa geçti.” [102]

“Kapılar yine açıldı, herkes kalktı, sessiz sessiz yatakların ayak ucuna dikildi. İngiliz yine İncil'leri dağıttı. Bundan sonraki koğuşlarda da aynı şeyler olup bitti.” [103]

“İngiliz, sayısını önceden kararlaştırdığı İncil'leri dağıtmıştı. Artık İncil dağıtmıyor, söylev de vermiyordu. Manzaranın korkunçluğu ve hele içerdeki o boğucu hava, herhalde adamda enerji diye bir şey bırakmamıştı.” [104]

“Sonra da müdürün alnını göstererek: ‘Nah, şuranda da bir damga taşıyorsun sen, Deccal'in [105] damgası” diye ilave etti.” [106]

“Dmitriy, ancak kendisini alçaltarak hissetmiş olduğu sükunu ve yaşama zevkini hatırlayarak: ‘Evet, çok doğru!' diye düşündü.” [107]

“ ‘Ve her kim böyle bir küçük çocuğu benim adıma kabul ederse, beni kabul etmiş olur. Fakat kim bana iman eden bu küçüklerden birinin sürçmesine sebep olursa, boynuna büyük bir değirmen taşı asılarak denizin dibine atılması caizdir.' [108]

Dmitriy: ‘Buradaki her kim kabul ederse ne demek? Nerede kabul edecek? Benim adıma ne demek?' diye düşünüyordu. Çünkü bu kelimelerin kendisi için bir mana taşımadıklarını anlamaktaydı. Sonra ‘Boynuna bir değirmentaşı asılarak denizin dibine atılmak ne demek? Hayır, hayır! Aksayan bir taraf var bunda. Ne tam, ne de açık bu.' Hayatında kaç defa İncil'i okumaya başlamışsa, her seferinde buna benzer cümlelerin muğlaklığı karşısında duraklamıştı. ‘Rezaletlerden bahseden 7, 8, 9 ve 10'uncu ayetleri okudu. Bunlar, yeryüzünde birtakım rezaletler olacağını, bunların cehennem ateşiyle cezalanacağını, insanların cehenneme atılacağını anlatıyor; birtakım meleklerden, Göklerdeki Baba'nın yüzünü seyretmekte olan çocuklardan bahsediyordu.[109] ‘bunların altında iyi bir şeyler var ama, ne yazık ki, hepsi de çok dolambaçlı' diye düşündü.” [110]

“ ‘Zira İnsanoğlu, [111] kaybolmuş olanı kurtarmaya geldi.[112] Ne dersiniz siz? Bir adamın yüz koyunu olsa, bunlardan biri de yolunu şaşırsa, o adam doksan dokuzu bırakıp dağlara gitmez ve yolunu şaşıranı aramaz mı? [113] Onu bulacak olursa, size derim ki: O an yolunu şaşırmayan doksan dokuz için sevindiğinden çok, bulduğu bu tek bir koyun için sevinir.[114] Böylece de, bu küçüklerden birisinin helak olması, göklerdeki babanızın isteğine uygun değildir.' [115] Dmitriy: ‘Evet, Baba'nın isteği böyle değil ama, yüzlercesi, binlercesi helak oluyor bunların. Üstelik bunları kurtarmanın hiçbir çaresi de yok' diye düşünüyordu.” [116]

“ ‘O zaman Piyer gelip İsa'ya dedi: Yarab! Kardeşim bana karşı kaç defa günah işlerse ben onu bağışlayayım? Yedi kereye kadar mı? İsa ona dedi: Sana yedi kereye kadar değil, fakat yetmiş kereye kadar, diyorum. Bunun için de Gökler Ülkesi, kullarıyla hesap görmek isteyen bir krala benzer. Ve hesap görmeye başladığı zaman, kendisine on bin talant [117] borcu olan biri getirildi. Fakat bunun onu ödeyecek parası olmadığı için, efendisi onun ve karısının ve çocuklarının ve bütün malının satılmasını ve borcun ödenmesini emretti. Şimdi, kul yere kapandı ve ona secde ederek dedi: Efendi, bana karşı sabırlı ol. Sana bütün borçlarımı ödeyeceğim. Ve kulun efendisi acıyarak onu salıverdi ve kendisine borcunu bağışladı. Fakat o kul dışarıya çıkıp kendisine yüz dinar borçlu olan bir kapı yoldaşına rastladı. Onu yakaladı ve: ‘borcunu öde' diyerek onun boğazına yapıştı. Kapı yoldaşı yere kapandı ve: ‘Bana karşı sabırlı ol, ben de sana ödeyeceğim.' diye yalvardı. Ve öteki istemedi. Fakat borcunu ödeyinceye kadar onu zindana attı. Ve bu adamın kapı yoldaşları ne yapıldığını gördükleri zaman çok üzüldüler ve gelip efendilerine olanı söylediler. O zaman efendisi onu yanına çağırtıp kendisine dedi: ‘Ey kötü köle! Bütün o borcu sana bağışladım. Çünkü bana yalvardın. Ben sana merhamet ettiğim gibi sen de kapı yoldaşına merhamet etmeli değil miydin?' ” [118] Dmitriy, bu kelimeleri okuduktan sonra: ‘Demek sadece bundan ibaretmiş ha?' diye bağırdı. Benliğinin ta içlerinden gelen bir ses: ‘Evet, sadece bundan ibaret!' diye cevap verdi.” [119]

“Bu sebeple ortaya şöyle bir durum çıkmaktaydı: ‘Paraya düşkün, fakir bazı kimseler için bu cezaları uygulamayı, böylelikle suçları sözde ıslah etmeyi meslek haline getiriyorlar; bunu yaparken kendileri doğru yoldan tam manasıyla sapıyorlar ve diğer taraftan, ızdırap çektirdikleri kimseleri de sürekli doğru yoldan saptırıyorlardı.”  [120]

“Şimdi artık Prens Dmitriy Nehludov, tanık olduğu bütün bu acı olayları ortadan kaldırmak için ne yapmak gerektiğini de açıkça görüyordu: Aklına gittikçe yer eden, bir türlü cevabını bulamadığı soruya cevabı, İsa, havari Piyer'e [121] vermişti: Herkes her zaman bağışlamalı, hem sayılamayacak kadar çok defa yapmalı bunu. [122] Çünkü dünyada günahsız insan yoktur [123]. Bu sebeple hiç kimse başkasını cezalandırmaya, ıslaha yetkili değildir.” [124]

“Asırlardan beri, suçlu oldukları iddiasıyla sayısız insanı idam ettiniz. Peki bunların kökünü kurutabildiniz mi? Yok olmayı bırakın, bu suçlular her geçen gün arttıkça arttı. Bir de bunlara kendilerini mahkum eden zindancı, soruşturucu, savcı, yargıç gibi başka suçlular da eklendi.” [125]

“İnsanların, bu emirleri yerine getirerek mutluluğun doruğuna ulaşacaklarını hissetmekle, buna inanmakla da kalmıyordu. Her insanın bu emirlere uymakla sorumlu olduğunu; hayatın tek sebebinin bunların yerine getirilmesinden ibaret olduğunu; bunlara uymamanın peşinden hemen cezası gelecek olan bir suç olduğunu da hissediyor, buna inanıyordu.” [126]

“ Ayrılışından önce, sadece dostları değil, kendisine ilgisiz olanlar ve hatta düşmanca fikirler besleyenler dahi sanki anlaşmışlar gibi, onun hakkında iyi düşünmeyi, onu daha fazla sevmeyi, her şeyini affetmeyi kararlaştırmışlar gibi göründü; ölmek üzere olan tövbekar birinin affedilmesi gibi.” [127]

“ ‘Kim ile neyi kastediyorsun? Vaizlerimiz. O zaman da gidiyordun öteye bir Molla yada Tatar kadısı diyordu ki: 'Niye siz gavurlar domuz yiyorsunuz?' ” [128]

“ ‘Günah mı?? Ne günah? Güzel bir kıza bakmanın günah olduğunu mu düşünüyorsun yoksa? Onu azıcık sevmek günah mı? Belki senin geldiğin yerde bu bir günahtır. Ohoo.. Bu günah değil, kurtuluş. Tanrı seni yaratmış ve onu da yaratmış, her şeyi yaratmış. Öyleyse güzel bir kıza bakmak günah değildir; onlar sevilmek için ve bizleri mutlu etmek için yaratılmışlar.' ” [129]

“ Tatarlar'dan daha kötü bunlar, gerçekten, bir de kendilerine Hıristiyan diyorlar.” [130]

“Giyinirken bir yandan da yüksek sesle öksürüyor, bir yandan da 'bu şeytanı' kendisine gönderen komutanlığa verip veriştiriyordu.” [131]

“ ‘Artık ben bir şehvet adamı olmuştum. Şehvet adamı olmak ise ne bileyim, işin maddiliği itibariyle alkolik veya esrarkeşlik derecesine düşmek gibi bir şeydi. Bir alkolik, bir esrarkeş nasıl artık normal bir hayat yaşayamazsa, bir çok kadınla görüşen, her çiçekten bal toplayan bir kimse de artık normal değildir. O, baştan çıkmış, ahlakı bozulmuş bir sefihtir. Bir alkolik, bir esrarkeş nasıl halinden belli olursa, bir şehvetperest de öyle belli olur. Bu adam, ihtiraslarıyla mücadele ederek kendini zaptedebilse bile bir kadınla kardeşçe, temiz ve hilesiz bir ilişki kuramaz. Bu ebediyen geçmiştir. Bunların zaafı, bir genç kızın yüzüne baktıkları vakit gözlerinden anlaşılır. Ben de bir şehvet adamı olmuştum ve öyle kaldım. Beni mahveden de işte bu oldu.' “ [132]

“ ‘Cinsel ihtiras, medeniyet maskesi ile ne kadar örtülürse örtülsün, yine de müthiş bir hastalıktır ki, bizim yaptığımız gibi teşvik değil, aksine onunla mücadele etmek gerekir. İncil'de şu sözler geçer: ‘Bir kadına şehvetle bakan kimse, zina suçu ile lekelenmiş sayılır.' [133] Bu sözün hükmü, yalnız başkalarının kadınları için değil, bizzat bizim kendi kadınlarımız için de geçerlidir.' ” [134]

“Bunda aklanıyordum.” [135][136]

“Esareti ortadan kaldırmak için insanların, bu sömürme işini bir günah veya ayıp kabul etmeleri lazımdır.” [137]

A. 4.  Kader

“Dünyada tek talihsiz insan diye tanıdığım Karl İvanoviç'i, onun acıklı yazgısını düşünürdüm.” [138]

“Beni yaşatan, size olan aşkımdır. Ruhumun sonsuz olarak yaşayacağını biliyorum; çünkü, alnımda bunun bir gün söneceği yazılı olsaydı, aşkım gibi bir duygu doğamazdı.” 81389

“Annemin mezarı üzerine yapılmış olan küçük kilisenin yanına, kendi isteğiyle gömülmüştü. Altında yattığı ısırgan otlarının bürüdüğü tümsek, kara bir parmaklıkla çevrilmişti. Kiliseden çıkınca, bu parmaklığa yaklaşıp önünde eğilmeyi hiçbir zaman unutmam. Kimi zaman kiliseyle kara parmaklık arasında sessizce dururum, gönlümde birdenbire acı anılar canlanır da içimden derim ki: "Acaba alınyazısı beni, arkalarından sonsuza dek yanayım diye mi bu iki varlıkla birleştirmişti?” [138]

“Yangın çıkarmaktan mahkum olan ihtiyar kadın: ‘Kaderin böyleymiş kızım.' Dedi.” [139]

“ ‘Evet, bir çaresini bulacağım elbet, ama yine de acı şey doğrusu. Ben iyi yaşamaya alıştım, kaderim böyle olmamalıydı.' Korablova içini çekerek: ‘Tanrı ne istediyse öyle olur.' dedi. ‘Kimse Yaratıcı'nın iradesine karşı gelemez.' ” [140]

“Mektupta hayır duaları öncelikle yazılmıştı. Daha sonra eş dost selamları, vaftiz babasının ölüm haberi, karısı Aksinya'nın onlarla oturmak istemediği yazılmıştı.” [141]

“Demek evvelki bir tesadüf, bir kötü zan değilmiş! Zorunlu kaderimmiş.” [142]

“O zaman bilirdi ki, insanların yaşaması, ölmesi Tanrı'nın hüküm ve takdirine bağlıdır, bizim elimizden hiçbir şey gelmez.” [143]

A. 5. Çarmıh

“Öbür odada ise, işkence yerlerinde hep görüldüğü üzere, İsa'yı çarmıhta gösteren büyük bir resim vardı.” [144]

“Sonra mahkumlara hitap ederek konuşmaya başladı: ‘İsa size acıdı, sizi sevdi, sizin uğrunuzda öldü. Bu sözlere inananlar kurtulurlar.' ” [145]

A. 6. İman ve Ahlak

“O yaratılışta insanlardandı ki, iyi bir iş yapması için yanında birçok insanın bulunması gerekirdi; aslında o da başkalarının beğendiği şeyi iyi bulurdu. Birtakım ahlak ilkeleri olup olmadığını Tanrı bilir. Türlü serüvenlerle dolu olan yaşamında, bu gibi şeylerle uğraşmaya zaman bulamıyordu ve yaşamı o denli mutlu geçiyordu ki, böyle şeylerle uğraşmaya pek gerek de görmüyordu.” [146]

“Genç yaşlarından beri, talihin ileride gerçekten kendisine ayırdığı parlak konumu almaya hazırlanıyormuş gibi bir tavır takınmıştı; bundan dolayı, onun parlak ve gösterişli yaşamında, herkeste olduğu gibi, başarısızlık, düşlem kırıklıkları ve üzüntüler görüldüyse de, bir kez bile, dingin özyapısına da, yüksek düşüncelerine de, ahlak ve dinin asıl kurallarına da asla aykırı davranmamış; çevresinin saygısını da parlak konumundan çok, dirençli ve kararlı oluşuyla kazanmıştı.” [146]

“Hristiyanlara özgü bir boyun eğişle katlanmış; söylenmemiş, yakınmamış, ama alışkanlığı üzere, her dakika Tanrı'nın adını anmıştı. Ölümünden bir saat önce, dingin ve hoşnut, günahlarını çıkartmış, okunmuş şarapla ve yağlarla gereken ayini yaptırmıştı. Bütün evdekilerle olan kırgınlıklar için bağışlanmasını dilemiş ve kendi papazı Vasiliy Baba'ya, hepimize, onu koruduğumuz ve iyilikler ettiğimiz için nasıl teşekkür edeceğini bilmediğini söylemiş; kimi zaman bizi bilmeyerek üzmüşse, bağışlamamızı rica etmiş ve "Hiçbir zaman hırsızlık etmedim, efendilerimin bir ipliğini bile kendime mal etmedim, " demiş. Bu, kendisinde değer verdiği tek nitelikti.” [146]

“Hazırladığı giysi ve başlığı giyerek yastıklara yaslanmış ve son dakikasına dek papazla konuşmayı sürdürmüş. Sonra yoksullara bir şey bırakmadığını anımsayarak on ruble çıkarmış, bunun kilisede dağıtılmasını rica etmiş; daha sonra istavroz çıkarmış, yatağa uzanmış, sevinçli bir gülümsemeyle Tanrı'nın adını anarak son nefesini vermiş.” [146]

“Yaşamını hiç üzülmeden bırakmış, ölümden korkmamış, onu bir nimet olarak kabul etmiş! Bu, çoğu kez söylendiği halde, gerçek olarak pek az görülen bir şeydir! Natalya Savişna ölümden korkmayabilirdi, çünkü o İncil'in yargılarına tümüyle uymuş ve sarsılmaz bir inanla göçmüştü.” [146]

“Onun inancı daha yükseklere ve yaşamı daha yüce amaçlara ulaşabileceği halde biraz geri kaldığı için, temiz ruhu daha az mı sevgi ve hayranlığı hak ediyor?.” [146]

“Sebep şu: Ben bu gibi mahkeme kararlarını yalnız lüzumsuz değil ahlaka aykırı da buluyorum.” [147]

“ ‘Benim ise bir tek arzum var: Başkalarına faydalı olmak. Ama bir şey bilmediğim için, faydalı da olamıyorum.' ” [148]

Büyüklere, hele babama karşı beslediğim çocuk saygısı o kadar güçlüydü ki, aklım okuduklarımdan herhangi bir sonuç çıkarmayı bilinçsizce geri çeviriyordu. Babamın, benim için erişilmez, anlaşılmaz, güzel, bambaşka bir dünyada yaşadığını seziyor, yaşamının gizlerine girmek isteğimin, kutsal şeyleri ayak altına almak gibi bir davranış olduğunu anlıyordum. Babamın çantasını açarak rasgele ortaya çıkardığım şeyler; içimde, kötü bir davranışta bulunduğumdan başka hiçbir iz bırakmadı. Bir tür rahatsızlık duyuyor, kendimden utanıyordum. [149]

“Avukat: ‘Bayan demek istiyor ki, evlilik kuvvetini aşktan, bağlılıktan almalıdır ve ancak böyle olursa o evlenme kutsallık kazanır. Sonra hakiki bir sempatiye – siz isterseniz aşk deyiniz - ciddi bir bağlılık esasına dayanmayan evliliklerde ahlaki sorumluluk söz konusu olamaz.' “ [150]

“ ‘Fakat siz şehvete bağlı aşktan bahsediyorsunuz. Ruh birliği ve ideal uygunluğa dayanan karşılıklı bir sevgi olamaz mı diyorsunuz?' “ [151]

“ Pardon, dedi. Siz diyorsunuz ki, evlenmenin temeli aşktır. Ben, şehvani aşktan başka bir aşkın varlığından şüphe ettiğimi söyledim. Siz, bu aşkın varlığına delil olarak evlenmeyi gösteriyorsunuz. Fakat bugünkü evlenmelerin temelinin yalan olduğunu görmüyor musunuz?” [152]

“ 'Fakat onun varlığına neden iman ediyorsunuz? Şu sebeple ki, evlilik de mukaddes bir şey. Yaratıcının huzurunda söz verilmiş bir bağ görülmektedir. Böyle düşünenler için şüphesiz o vardır. Fakat bizim için hayır. Biz ki evlilikte çiftleşmekten başka bir şey görmeyiz. Bizim için o, düzenbazlık veya zorbalıktan başka bir şey değildir. Aldatma siyaseti her zaman geçerli! Kadınlar erkek herkese karşı karı-koca gibi yaşıyor. Halbuki aslını ararsan onlar da poligami [153] ve poliandri [154], yani erkeğin birçok karısı, kadının da birçok kocası vardır. Bu kötü bir şey olmakla beraber iki tarafın rızası ile olursa pek o kadar problem sayılmaz. Fakat kadın ile erkek bütün ömürlerini bir arada geçirmeye resmen söz verdikten sonra, daha ikinci aydan itibaren birbirlerine ihanet eder ve ayrılmak istemelerine rağmen bir arada yaşarlarsa, işte o zaman cehennem gibi bir hayat başlar. İşte o zaman içki, ölüm, başkasının canına kıymak… Hepsi, hepsi bu girdabın içinde kaynaşır.' “ [155]

“ İşte, dedi. Mal-mülk alçaklığı burada başlıyor. Ben fuhşun sırf maddi ilişkilere mahsus olmadığını, maddi rezaletin de mutlaka fuhuş olması lazım gelmeyeceğini ve hakikatte fuhuş denilen şeyin kendisiyle cinsel ilişkide bulunan kadına karşı ahlaki ilişki hududunun aşılması demek olduğunu anlamıyordum.” [156]

“ Eskiden kızlar evlenme çağına geldiler mi, anaları babaları onları evlendirirlerdi. Dünyanın her yerinde, Çin'de, Hindistan'da, Müslümanlarda, bizim köylerimizde, hasılı insanların yüzde 99'unda bu böyle olmuştur ve böyle olmaktadır. Geri kalan yüzde bir, yani biz ahlaksızlar bu usulü beğenmemişiz, başka bir yol bulmuşuz. Bulduğumuz yol nedir? Kızlar, panayırda satılığa çıkarılır gibi ortaya çıkarılır.” [157]

“ ‘Orasını bilmem. Fakat madem ki erkek kadın bir deniyor, eşitlik adam akıllı olmalı. Görücü usulüyle evlenmeyi çirkin buldular. Şimdiki usul ondan bin kat kötüdür. O usulde iki tarafında hakları ve beklentileri saklıdır. Bundan ise kadın bir esir gibidir. Yahut tuzağa konmuş yem gibidir. Çocukluktan çıkan bir kızı törenle ortaya çıkarıp sosyeteye karıştırmak, koca almaya çıkarmaktan başka bir şey midir? Bu hakikati olduğu gibi bir anaya yada kızına söyleyin. Bunu bir hakaret sayar, hemen gücenir. Halbuki maksatları, gayeleri bundan ibarettir, başka bir şey değildir.[158]

“Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için, her vakit içimdeki polisi çağırmak ister, ondan yardım beklerim.” [159]

“Fakat bizim düşüncemize göre… Biz ki, bu işin kutsallığını bir tarafa bırak – buna ister inanılsın ister inanılmasın, ehemmiyeti yok - evet, değil bu işin kutsiyetine, verdiğimiz söze, ettiğimiz yemine de onda birimiz bile iman etmeyiz. Bizim ancak ellide birimiz, hemen karısına ihanet etmeme dayanıklılığını gösterir.” [160]

“Hasılı biz, bir kadına sahip olmadan evvel kiliseye gitmek mecburi olduğu için, bu şartı yerine getirmiş olmak üzere kiliseye gideriz.” [161]

“ ‘Siz ne dersiniz? Eğer insanlığın gayesi, saadeti, iyiliği, aşkı – istediğinizi seçin – evet, bunları gerçekleştirmekse, eğer insanlığın gayesi peygamberlerin kitabında denildiği gibi bütün insanları birleştirip aşk hamurunda yoğurmak, mızrakları, kargıları tırpana dönüştürmek gibi şeyler ise buna engel olan nedir? Buna engel olan, bizim ihtiraslarımızdır.' ” [162]

“ ‘İhtiraslarımızın içinde de en azgın olanı, en şehvetlisi, en kötüsü, en yapışkanı olan zevk ve şehvet ihtirasıdır. Eğer bizim ihtiraslarımızı ve bu konuda en azgın olanını, şehvet ihtirasını yenecek olursak, o zaman peygambere gelen ilham gerçekleşecek, insanlar arasında birleşme olacak ve böylelikle ülküsüne varacak olan insanlığın varlığına sebep kalmayacaktır. İnsanlık baki kaldıkça, onu yönlendiren ve idare eden bir ülküsü de bulunacaktır. Fakat nasıl bir ülkü? Öyle tavşanların ve hınzırlarınki gibi çiftleşme ve çoğalma ülküsü değil. Maymunların ve Parislilerin gibi inceltilmiş şehevi zevkler ülküsü değil. Terbiye ve perhizle elde edilebilecek iyilik ülküsü. İşte insanların daima amaçladıkları ve hala da amaçlamakta oldukları ideal budur.' ” [163]

“ ‘Bundan şu netice çıkar ki, cinsel aşk, bir emniyet kapağından başka bir şey değildir. Eğer insanlık, belli olan gayesine varamamış ise, bunu ihtiraslara ve ihtiraslar içinde en kuvvetli olan cinsel ihtirasa borçludur. Bu ihtiras sayesinde nesilleri uzayıp gidiyor. Bu nesillerden biri, ülküyü gerçekleştiremeyecek olursa ondan sonra, o da olmazsa daha sonra gelecek olan nesil onu gerçekleştirecek ve nesillerin böylece devamı, peygamberimizin dediği çıkıncaya kadar, yani insanlık cemiyetini oluşturan fertler arasında birliğin sağlanacağı güne kadar devam edecektir.' ” [164]

“ ‘Tanrı'nın herhangi bir gayeyi gerçekleştirmek üzere Adem'i yarattığı kabul olunduğuna göre onu ya fani, fakat cinsi ihtirastan arınmış; yahut da ebedi yaratması beklenirdi. Birinci şıkka görene olacaktı? Gayelerine ulaşmadan bütün insanlar ölecek ve Tanrı başka insanlar yaratmak mecburiyetinde kalacaktı. Ebedi oldukları takdirde şüphesiz binlerce yıl sonra gayelerini gerçekleştirmeye muvaffak olacaklardı.' ” [165]

“İşte bunun için aramızda isterikler [169], sinir hastalıklarına uğrayanlar, yahut halkın meraklı dediği zavallılar ortaya çıkıyor. Hem şurasına işaret koyunuz ki bu haller, köylü kızlarda görülmüyor da evli kadınlarda, kocası ile beraber yaşayanlarda görülüyor.” [166]

“Eğer kadın hayvan gibi olsaydı hiç üzülmezdi. Eğer tam manası ile insan olsaydı, Tanrı'ya imanı olurdu, imanı olan halk gibi, halk kadınları gibi şöyle derdi: ‘Tanrı verdi, Tanrı aldı. Ne isterse onu yapar, biz onun elindeyiz.' ” [167]

A. 8. Vaftîz

“Çocuğun yüzüne bakınca, yüreği yufkalaşmış: ‘Bu çocuğun vaftiz annesi ben olacağım' demişti.” [168]

“Hanım, çocuğu vaftiz ettirip [170], ona evlatlığı olarak gördüğü için ona süt, annesine para vermişti. Kızcağız işte böyle hayatta kaldı.” [171]

“Bunlardan genci ve daha müsahamalısı olan Sofiya İvanovna, aynı zamanda küçük kızın vaftiz annesiydi.” [172]

A. 9. Din ve Mezhep

“Breve'nin durumuna hem gıpta ediyor, hem de nefret ediyordu. Çünkü bu savcı da Rus idaresinde görev yapan her Alman gibi muhafazakârdı, hatta koyu bir Ortadokstu.” [173]

“ ‘Hangi dindensin?' ‘Bütün Ruslar gibi Ortadoks.' ” [174]


"Çarı, vatanı ve dinini savunurken" [175]

“- Adı ne?
- Bjezovskiy.
- Polonyalı mı?
- Evet. Üstelik Katolik.”
[176]

“ ‘Aslında bunları din dersinden öğrenebilirdim. Fakat din dersini biz ancak imtihanlarda papazlara cevap vermek için ezberledik. Ezberlediğimiz şeylerin herhangi bir gramer kaidesi kadar da bizce önemi yoktu. Büyüklerimden, düşüncelerine saygım olan kimselerden de hiçbiri, bunun kötü bir şey olduğunu bana söylememişti. Bilakis kendilerine kıymet verdiğim insanlar, bunun iyi bir şey olduğunu söylemişlerdi.' “ [177]

“Bütün dinler, insanlığın bir sonu olduğunu haber veriyor. İlmin verdiği bir bilgiye göre de bu son kaçınılmazdır. Ahlaki prensiplerin de aynı sonuca varmış olmasına niçin şaşmalı?” [178][179]

Kaynaklar ve Dipnotlar

[100] Diriliş, 322.
[101] Diriliş, 326.
[102] Diriliş, 460.
[103] Diriliş, 462.
[104] Diriliş, 462.
[105] Deccal: Mesih karşıtı, anti-christ. dünyanın son günlerinde İsa Mesih'e karşı koymak üzere Şeytan tarafından güçlendirilecek olan son derece kötü kişi. İncil'in Vahiy bölümünde anlatıldığına göre yerden çıkacak bu canavarın iki boynuzu vardır ve sesi ejderhaya benzer. Yeryüzünü ve yaşayanlarını, ‘ölümcül yarası iyileşmiş olan' sahte bir tanrıya tapınmaya zorlar. İnsanların gözü önünde büyük mucizeler yapar. Bu sahte tanrının adına yapmasına izin verilen mucizeler sayesinde yeryüzünde yaşayanları saptırır. Küçük-büyük, zengin-yoksul, özgür-köle herkesi sağ eli ya da alnına bir işaret vurdurur. Öyle ki, bu işareti yada adını simgeleyen sayıyı taşıyanların dışında hiç kimse ne bir şey satabilecek ne de satın alabilecektir. Bu sayı, bir insanı simgeler. Onun sayısı altı yüz altmış altı'dır (Vahiy 13:11-18). Romanda, “Deccal'in damgası” ifadesinden bu işaret kastediliyor.
[106] Diriliş, 463.
[107] Diriliş, 465)
[108] Matta 18:6, Markos 9:42
[109] Matta 18:7-9
[110] Diriliş, 466.
[111] İnsanoğlu: İlk kez Tevrat, Daniel 7:13'te geçen ve İsa için kullanılan bir unvan.
[112] Luka 19:10.
[113] Matta 18:12, Luka 15:3-4.
[114] Matta 18:13, Luka 15:7.
[115] Matta 18:14.
[116] Diriliş, 466.
[117] Talant (Talanton): İncil'de geçen eski bir para birimi. 6000 dinar, 1 talanta eşdeğerdir. Talant, bir işçinin 10 yılda kazanabileceği bir paraydı. Mat. 18:24; 25:15-28 ayetlerinde geçer.
[118] Matta 18:21-33.
[119] Diriliş, 466-467.
[120] Diriliş, 468.
[121] Saint Piyer: Bizde Petrus diye çevrilmiştir. Aramice ‘kaya' anlamına gelen ‘Kefas'tan türemiştir.
[122] Matta 3:3-5, Luka 41:42.
[123] Hıristiyan teolojisine göre, insan günahlıdır ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kalmıştır (Romalılara Mektup 3:23) Çünkü Tanrı, kutsaldır (Petrus'un i. Mektubu 1:16) ve günahın karşılığı ölümdür (Romalılara mektup 6:23). Buradaki dikkat edilmesi gereken nokta, “günahlı” ve “günahkar” kavramları arasındaki ince farktır; “günahlı” kelimesi, Adem'den bu yana gelen ‘orjinal günah' ve ‘günaha meyilli insan doğası' (nefs-i emare) anlamlarını taşır.
[124] Diriliş, 468.
[125] Diriliş, 469.
[126] Diriliş, 470.
[127] Kazaklar, 16.
[128] Kazaklar, 94.
[129] Kazaklar, 80.
[130] Kazaklar, 69.
[131] Hacı Murat, 123.
[132] Kroyçer Sanat, 29.
[133] Matta 5:27-28. Musa'nın Yasası, zinayı kesinlikle yasaklamıştır (Çıkış 20:14, Tesniye 5:8). Bir kişi, bu buyruğu hiç çiğnememekle övünebilir ama yine de gözleri zinayla doludur (2.Petrus 2:14). Dışardan saygın görünürken, aklı daima karışık kirli şeylerde olabilir. Bu nedenle İsa, öğrencilerine fiziksel hareketten kendilerini geri tutmalarının yetmeyeceğini hatırlattı. Yasa, zina etmeyi yasakladı; İsa ise arzuyu da yasaklıyor: ‘Bir kadına şehvetle bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir.' E. Stenley Jones, bu ayetin önemini şunları yazarken vurgulamıştır: ‘Eğer zinayı düşünür ya da yaparsanız, cinsel dürtünüzü tatmin etmezsiniz; ateşi söndürmek için benzin dökmüş olursunuz.' Günah, düşüncede başlar ve onu beslersek sonunda eyleme geçeriz.
[134] Kroyçer Sonat, 50.
[135] Aklanmak: Kişinin, günahtan özgür kılınması. İncil'e göre tüm insanlar günah işlemiş ve Tanrı'nın gazabına uğrayıp cehenneme mahkum olmuşlardır. Kendileri uğrunda günahsız bir yaşam sürmüş ve cezalarını çekmek için çarmıhta ölmüş olan İsa'ya iman ederlerse, Tanrı bu cezayı çekmiş sayar, iman edenleri ‘doğru' ve ‘suçsuz' kabul eder. Başka bir deyişle onları ‘aklar'. İncil'de geçen ‘aklanma', ‘doğruluk' ve ‘adalet' sözcükleri, Grekçede aynı kökten türetilmiş sözcüklerin karşılığıdır.
[136] Kroyçer Sonat, 58.
[137] Kroyçer Sonat, 59.
[138] Çocukluk.
[139] Diriliş, 146.
[140] Diriliş, 152.
[141] Hacı Murat, 60.
[142] Kroyçer Sonat, 51.
[143] Kroyçer Sonat, 68.
[144] Diriliş, 223)
[145] Diriliş, 460.
[146] Çocukluk.
[147] Diriliş, 163.
[148] Diriliş, 210.
[149] İlk Gençlik.
[150] Kroyçer Sanat, 18.
[151]  (Kroyçer Sanat, 20.
[152] Kroyçer Sanat, 20.
[153] Poligami: Çok eşlilik.
[154] Poliandri: Çok kocalılık.
[155] Kroyçer Sanat, 21.
[156] Kroyçer Sanat, 24.
[157] Kroyçer Sonat, 37.
[158] Kroyçer Sonat, 38.
[159] Kroyçer Sonat, 42.
[160] Kroyçer Sonat, 44.
[161] Kroyçer Sonat, 44-45.
[162] Kroyçer Sonat, 48.
[163] Kroyçer Sonat, 48.
[164] Kroyçer Sonat, 48.
[165] Kroyçer Sonat, 48-49.
[166] Kroyçer Sonat, 55.
[167] Kroyçer Sonat, 68.
[168] Diriliş, 17.
[169] İsterik: Sinir bozukluğu, duygu bozuklukları.
[170] Vaftiz: Sözcük anlamıyla `suyla yıkama', `suya daldırma'. İncil'deki anlamıyla vaftiz, kişinin yeni bir yaşama kavuştuğunu anlatır. Günümüzde vaftiz edilecek kişi ya suya daldırılır ya da üzerine su serpilir.
[171] Diriliş, 17.
[172] Diriliş, 17.
[173] Diriliş, 36.
[174] Diriliş, 43.
[175] Hacı Murat, 60.
[176] Hacı Murat, 107.
[177] Kroyçer Sanat, 27.
[178] Kroyçer Sonat, 49.
[179] Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)., "Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri", KSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans tezi., Kahraman Maraş, Ekim 2004.

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36690668 ziyaretçi (102733111 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.