Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri Taraması
 

Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri Taraması, I

Çalışma: Akhenaton

A. Hıristiyanlık

A. 1. İsa Mesih ve Tanrı

“O andan itibaren Katyuşa için öyle bir hayat başlamıştı ki Tanrı'nın ve insanların koyduklarına karşı her gün karşı gelmekten ibaret olan bir hayat.” [1]

“Sağ köşede ise başında dikenli tacıyla İsa'nın bir resmi, önünde de bir masa vardı.” [2]

“Geçmişte sonuna kadar doğru, feragatli, haklı davasına kendini fedaya hazır bir gençti. Şimdi ise yalnızca keyfini düşünen keyif ehli, bencil, hovarda bir erkek olmuştu. Vaktiyle Tanrı'nın dünyası ona bir sır gibi görünür, o da neşe dolu bir şevkle, heyecanla çözmeye çalışırdı. Şimdi hayatta her şey ona sade, açık, içinde bulunulan çevrenin şartlarıyla sınırlanmış gibi görünmekteydi.” [3]

“Dmitriy geleneğe uyarak: ‘Evet, İsa dirildi' diye cevap verdi. Sonra Katyuşa'ya baktı. Kız, kızararak Dmitriy'e yaklaştı: ‘İsa dirildi Dmitriy' dedi. Dmitriy ona da: ‘Evet, gerçekten dirildi.' Diye cevap verdi.” [4]

“İçinde yer etmiş olan Yaratıcı, vicdânında uyanmış bulunmaktaydı.” [5]

“ O zaman, ruhunun bir terazinin ibresi gibi tam ortada durduğunu hissetti. Ufacık bir gayret yapsa terazinin ya bir kefesi, ya da öbürü ağır basacaktı. O da bu gayreti yaptı. Tanrı'yı yardıma çağırdı. Nitekim O'nun ruhunda hazır nâzır olduğunu bir gün önce de hissetmişti. Tanrı, onun çağrısına hemen cevap verdi.” [6]

“ ‘Tanrı huzurunda böyle yapmak zorunda olduğumu biliyorum.' ‘Tanrı'yı da nerden çıkardınız şimdi? Ne dediğinizin farkında değilsiniz siz. Tanrı mı? Hangi Tanrı? Tanrı'yı o zaman düşünseydiniz daha iyi ederdiniz...' ” [7]

“Tanrı'nın izniyle de kararı bozduracağım.” [8]

“ ‘Sevgili kardeşlerim. Yalnız kendimizi, kendi hayatımızı, yaşayış ve davranış tarzımızı düşünelim. Rahim ve şefik olan Tanrı'yı nasıl da hiddetlendiriyor, İsa'ya nasıl da ızdırap çektiriyoruz! İşte o anda günahlarımızın affedilemeyeceğini, bizim için hiçbir kurtuluş yolu olmadığını, hepimizin halinin kötü olduğunu anlayacağız.' ” [9]

“Dmitriy'in arabacısı kalpağını başına giydikten sonra sordu: ‘Ey ihtiyar, sen dua etmiyor musun? Vaftiz edilmedin mi yoksa?' İhtiyar, karşısındakinin damarına basan, kararlı bir tavırla, tane tane konuşarak cevap verdi: ‘Dua mı? Kime dua edecekmişim?' Arabacı alaylı alaylı: ‘Kime mi? Tanrı'ya tabii!' dedi. ‘Peki, göster onu bakalım. Neredeymiş şu senin Tanrı'n?' ” [10]

“ Tanrı nerede mi? Gökte!' ” [11]

“ ‘Tanrı'yı hiç kimse görmedi. Bir tek İsa ondan söz etmiş.' ” [12]

“Dmitriy: ‘Şimdi nereye gidiyorsun?' diye sordu. ‘Tanrı nereye götürürse oraya. İş bulursam çalışıyorum. Bulamazsam, dileniyorum.' ” [13]

“Şikayetçi değil. ‘Tanrı çok büyük bir sabır ihsan eti bana' diyor.” [14]

“İsa'nın bütün öğrettiklerinden bu anlam çıkıyordu ve bu, İncil'deki bağcılarla ilgili rumuzda da büyük bir açıklıkla ifade edilmişti. Bu bağcılar, bağ sahibinin kendilerini çalışsın diye gönderdiği bahçenin ve içinde ne varsa hepsinin kendi malları olduğunu zannetmişler, bütün işlerinin hayatın tadını çıkarmaktan ibaret olduğuna inanarak efendilerini unutmuşlar; onun varlığını ve kendilerinin ona karşı olan vazifelerini hiçe saymışlardı.” [15]

“ Daha çocukken kapmış olduğu bir Kazak adeti uyarınca mırıldandı, ‘Tanrı ve oğlu için…' Ve tetiğe bastı.” [16]

“ Birden Luke'un oldukça yakınında bir yerde kamışlar arasından çıtırtı sesleri geldi. Ayak sesleri duydu ve kamışlar aralandı. Yavaşça : ‘Tanrı ve oğlu için,' diye mırıldandı ve tüfeğini hazırladı.” [17]

“ Sonra dedim ki : 'Tanrı, Oğlu ve kutsal ruhu [18] için,' ve ateşledim.” [19]

“ ‘… Tanrı her şeyi insanın zevki için yaratmış ve hiç bir şey de günah yok.' ” [20]

“ ‘ Tanrı kendisine ne gönderirse onu yer. Ama bize deniyor ki günahlarımızın cezası olarak akkor haline gelmiş tavaları bize yalatacaklarmış. Hala bunun bütünüyle kocaman bir yalan olduğuna inanıyorum,' ” [21]

“ ‘Bu bahar büyük bir sürü iyice dibime kadar geldi, kamışlar arasında gölgelerini gördüm. Kendi kendime dedim ki ‘Tanrı ve oğlu adına…' ve tam tetiği çekecektim ki dişi bir domuzun yavrularına ‘bakın çocuklar, burada bir adam oturuyor' diye homurdandığını duydum ve hemen yerlere sürtüne sürtüne kayboldular.' ” [22]

“ ‘ O bir domuz bile olsa senin kadar iyidir: O da senin gibi, Tanrı'nın yaratıklarından biridir.' ” [23]

“ ‘ İsa seni korusun,' diye mırıldandı yaşlı adam.” [24]

“ ‘ Sağlığına! Tanrı ve oğlu adına!' dedi yaşlı adam şarabı ciddi bir tavırla alarak.” [25]

“ ‘İsa seninle olsun, Luke. Tanrı seni korusun!Sana yeni fıçıdan biraz şarap göndereceğim.' ” [26]

“ ‘ Bu şekilde duran bir çubuk varsa onu atlayarak da olsa geçme, ya çevresinden dolaş ya da onu böyle alıp yolun kenarına at, dua et, ‘Tanrı, oğlu ve kutsal ruh adına' ve yoluna devam et. Böyle yaparsan sana hiçbir şey olmaz. Ben gençken yaşlı adamlar bana böyle öğrettiler.' ” [27]

“ ‘Benim sadece üzerinde otlar büyüyen bir hayvan olmamla bir Tanrı'nın bir parçasının tecelli ettiği bir çerçeve olmam arasında bir fark yok, her iki halde de elimden geldiğince en iyiyi yaşamalıyım.' ” [28]

“ ‘Tanrı'nın izniyle bunu telafi ederim,' dedi şarabını içerek.” [29]

“ Bir adama rakının, tütünün, afyonun kendisi için gerekli olduğunu söyleyiniz, nihayet buna inanacaktır. Bundan şu çıkar ki, Tanrı, ne yapacağını bilmiyormuş! Bizim efsunculardan öğüt almadığı için alemi yolsuz kurmuş. Hata etmiş, değil mi?” [30]

“Tanrı büyüktür, elbette bir lokma ekmek bulurum, öyle değil mi Nikolay?”

“Derin derin soluk alıyor, farklı seslerle, ancak aynı şeyi çok yinelemiş insanların alışkanlığıyla, sözcükleri kısaltarak şu sözleri söyleyip duruyordu: - Ya Tanrım!.. Ya İsa!.. Ya Hazreti Meryem!..”

“- Tanrım, bu korkunç cezayı bana niçin verdin?...” [31]

" 'Tanrı'nın öfkesi!' Bu halk sözünde ne şiirli bir duygu vardır.”

“- Yine de ondan korkuyorum; bununla birlikte ne olacağımızı Tanrı bilir.

Katinka birdenbire sustu, yine düşünmeye başladı. Endişeyle:

- Nee?.. ne demek istedin? diye sordum...

- Hiç, öyle işte!

 - Hayır: "Tanrı bilir" diye bir şey söyledin. »

“Sabahlığına daha sıkı sarınarak koltuğuna iyice yerleşti, öyküsünü sürdürdü:

‘Yaşamımda çok iyi, çok kötü günler gördüm, ama karyolasının baş ucundaki kanaviçeyle işlenmiş olan İsa'nın resmini göstererek - Tanık olsun ki hiç kimse Karl İvanoviç namussuz bir adamdır dememiştir.' "

“Ama son günlerimi yurdumda geçirmeyi Tanrı bana nasip etmedi, çekeceğim çok acı varmış...”

" ‘Tanrı her şeyi görür, hepsini bilir, her şey onun buyruğundadır. Ama çocuklar sizlere acıyorum' diye öyküsünü bitirdi.”

“Kendi kendime, annemin babamın oğlu, Volodya'nın kardeşi değil, Tanrı rızası için alınan, atılmış yoksul bir öksüz olduğumu düşünüyordum.”

“Kâh Tanrı'yı düşünüyor ve küstahça ona beni niçin cezalandırdığını soruyorum. ‘Sabah akşam dua etmeyi de unutmuyordum. Öyleyse bu acılar niçin?' Gençliğimin ilk dönemlerinde beni rahat bırakmayan dinle ilgili düşüncelerimin kesin olarak bugün başladığını söyleyebilirim. Bu kuşkularım, başımdan geçen yıkımların beni inançsızlık ve başkaldırıya yöneltmesinden doğmuş değildir. Bir günlük tutukluluğumda, tümüyle bozuk bir ruh durumu içindeyken aklıma gelen Tanrı'nın adaletsizliği düşüncesinin, yağmurdan sonra verimli bir toprağa düşen kötü bir tohum gibi çabucak büyüyüp kök salmasındandır. Bazen herhalde öleceğimi düşünerek benim yerime cansız bir vücut bulacak olan St. Jérôme'un şaşkınlığını canlı olarak gözümün önüne getiriyordum.” [32]

A.2. Tevrat ve İncil Öğretileri

“Çok dinginim ve Tanrı biliyor ki, ölüme, iyi bir yaşama geçmek için bir aracıymış gibi bakıyorum; ama niçin göz yaşlarım beni boğuyor?..” [33]

“O zaman Petrus gelip İsa'ya sordu:

‘Kardeşim bana karşı bir suç işlerse onu kaç kere bağışlayayım? Yediye kadar mı?'

İsa, ona dedi ki: ‘Sana yedi kereye kadar değil, yetmiş kere yediye kadar diyorum.' [34] ‘Ve niçin kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmez misin?' [35] ‘Hanginiz günahsızsa günahkâr [36] kadına ilk taşı o atsın.' [37]‘Çırak, ustasından üstün değildir ama, her çırak olgunlaşınca ustası gibi olur.' [38][39]

“Çünkü o gece kendisi de gönlünde tıpkısını duymuştu. Bu aynı sevginin ikisini de tek vücut haline sokmakta olduğunu anlamaktaydı.” [40][41]

“Etrafta her şey sessizdi. Yalnız ırmaktan hep gürültüler geliyordu. Horozlar, ikinci defa ötmeye başlamışlardı.” [42][43]

“Olmuş olduğuyla olmak istediği şey arasında çok uzun bir mesafe vardı ama içinde uyanmış olan manevi yaratık için artık imkansız bir şey yoktu.” [44]

“Nehludov, önünde olup bitenlere bakarken: ‘Evet, tıpkı dün mahkum olan kadın kadar tehlikeli bir yaratık' diye düşünüyordu. ‘Onlar tehlikeli de bizler değiliz, öyle mi? Mesela ben ahlaksızın, sefihin, yalancının biriyim. Hepimiz de aşağı yukarı öyleyiz. Tanıdıklarım ise beni küçümseyecek yerde, saygı gösteriyorlar. Şu çocuk, bu salonda bulunanlar arasında en tehlikeli kimse olsa bile, artık yakalanmış olduğuna göre, ne yapmalı ona?' ” [45]

“Gözleri yaşlarla dolmuştu. Uzun zaman uyuşup kaldıktan sonra benliğinde yine canlanan manevi yaratığın ferahlatıcı sevinç dolu gözyaşıydı bunlar.” [46]

“Artık bambaşka bir insan olduğunu görerek şaşmaktaydı.” [47]

“ ‘İnsan böyle boş şeylere katlanmaz. Eskiden Tanrı'ya ve insanlara, insanların birbirine sevgi beslediklerine inanıyor idiyse, buna inanmaz olur artık.' ” [48]

“Horozlar da iki defa ötmüştü.” [49][50]

“İngiliz, müdürün de izniyle onlara yine İsa'dan bahseden bir konuşma yaptı. Sonunda sordu: ‘İsa'nın emrine göre, size hakaret eden bir insana karşı nasıl davranmamız gerekir? Sorun bakalım bunu biliyorlar mı?' Bir mahkum, müdürden tarafa ters ters bakarak: ‘Müdüre şikayet edilir, o da gereğini yapar' dedi. Bir başkası da şöyle dedi: ‘Hakareti kim etmişse ağzını, burnunu dağıtırsın, bir daha da canını sıkamaz senin.” Birkaç kişinin söylenenleri onaylayan bir eda ile gülüştükleri duyuldu.Nehludov, cevapları İngilizceye çevirdi. İngiliz: ‘Onlara söyleyin' dedi. ‘İsa bize tam tersini yapmamızı emrediyor: ‘Birisi bir yanağına tokat atarsa ona öbür yanağını çevir' [51] diyor.” [52]

“Düşüne düşüne yürümekten yorgun düştüğü için divana, lambanın yanına oturdu. Makineleşmiş bir hareketle, İngiliz'in kendisine vermiş olduğu İncil'i açtı. Ceplerini boşaltırken bunu da masanın üzerine bırakmıştı. ‘Bu kitapta her sorunun bir karşılığı bulunur, derler' diye düşündü. Açtığı sayfada, 18. ayet vardı ve şöyle diyordu:

‘O anda şakirtleri İsa'ya eğilip dediler: Gökler Ülkesi'nde [53] en büyük kimdir? İsa da yanına bir küçük çocuk çağırıp onu ortalarında durdurdu ve dedi ki: Size şunu derim ki, dönmez ve küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Ülkesi'ne asla giremezsiniz. Bundan dolayı her kim kendini bu çocuk gibi alçaltırsa, Gökler Ülkesi'nin en büyüğü de o olur.' ” [54][55]

“Dmitriy'de mânevî hayata alışkın insanlarda sık sık vukua gelen aynı hadise oldu: Bu gibi insanlara önce acayip, aykırı, hatta komik gelen bir düşünceyi hayat, sonradan daha sık bir şekilde doğrular; öyle ki sonunda bu düşünce onlar için en sade, en açık seçik bir gerçek halini alır. İşte o da, insanlara ızdırap çektiren korkunç kötülüklerle savaşmak için etkili tek çareyi öylece buldu. Bu çare, insanların kendilerini daima Tanrı'ya karşı suçlu bulmalarını, dolayısıyla da hemcinslerini cezalandırmaya kendilerini yetkili görmeyi kabul etmelerinden ibaretti.” [56]

“Toplu ve sosyal düzen, her şeye ve bütün yolsuzluklara rağmen ayakta duruyorsa bunun, kanundan güç alarak suç işleyen bu insanlar sayesinde değil, insanların yine de birbirlerine karşı sevgi ve merhamet duyguları taşımasıyla mümkün olduğunu Dmitriy,şimdi anlıyordu. Bu görüşlerin teyidini yine İncil'de bulacağını ümit ederek, kitabı başından okumaya başladı. ‘Dağdaki Vaaz'ı tekrar okudu. Bu onu hep heyecanlandırmıştı. İnsana imkansız, olağanüstü bir davranış edinmesini öğütleyen soyut ve birtakım düşünceler yerine, ilk defa uygulanması kolay, açık ve pratik birtakım emirlerle karşılaştı. İnsan bunları uyguladığı takdirde ki çok kolaydı bu. toplum yeniden yapılandırılabilecekti. Bu yeni yapılanma sadece Prensi isyana sevk eden şiddet hareketlerini ortadan kaldırmakla kalmayacak; iyiliğin ve güzelliğinin zirvesine ulaşma, Gökler Ülkesi'ne yeryüzünde ulaşma imkanı da sunacaktı. Bu emirler beş taneydi.

Birincisi şöyle diyordu: ‘İnsan, kardeşini öldürmek şöyle dursun, ona karşı öfke duymamalı, hatta kimseyi hor görmemelidir. Birisiyle kavga eti mi, Tanrı'ya dua etmeden önce kavga ettiği kimse ile barışmalıdır.' [57]

İkincisi şöyle diyordu: ‘İnsan, kendini şehvete terk etmek şöyle dursun, kadınların güzelliğinden kaçmalıdır. Kadınların biriyle birleşti mi onu asla aldatmamalıdır.' [58]

Üçüncüsü şöyle diyordu: ‘İnsan, yemin ederek hiçbir vaatte bulunmamalıdır.' [59]

Dördüncüsü şöyle diyordu: ‘İnsan, hiçbir zaman kısasa kısas istememeli; sol yanağına bir tokat atıldığı zaman sağ yanağını uzatmalı, hareketleri bağışlamalı, bunlara alçakgönüllülükle cevap vermeli ve insanların kendisinden isteyecekleri hiçbir şeyi reddetmemelidir.' [60]

Beşincisi şöyle diyordu: ‘İnsan, düşmanlarından nefret etmek, onlarla savaşmak şöyle dursun, onları sevmeli, onlara yardımda ve hizmette bulunmalıdır.' “ [61][62]

“Gece boyunca uyumadı ve İncil'i tekrar tekrar okudukça, eskiden birçok defalar okuyup önem vermemiş olduğu kelimelerin anlamlarını daha iyi anladı. Kitapta faydalı, ciddi, müjdeli ne varsa bütün bunları bir sünger gibi çekiyordu adeta.” [63]

“Dmitriy Nehludov artık şöyle düşünüyordu: ‘ İşte, biz de böyle sanıyoruz: Kendi hayatımıza kendimizin sahip olduğumuzu; bu hayatın bize, sırf tadını çıkaralım diye verildiği gibi aptalca bir inanç içinde yaşıyoruz. Bütün bunlar saçma. Biz bu ölümlü dünyaya gönderildiysek bu, birisinin iradesiyle ve belirli bir amaçla olmuştur. Şu halde, efendisine karşı gelen bir işçi gibi davrandığımız da ortadadır. Efendi'nin iradesi ve kudreti bu emirlerde ifade edilmiştir. Ancak bu emirler yerine getirildikten sonradır ki, yeryüzü Göklerin Ülkesi haline gelecek, insanlar da erişebilecekleri en yüksek mutluluk seviyesine ulaşacaklardır. Nitekim İncil de öyle demiyor mu: ‘Göklerin Ülkesi'ni ve onun hakimiyetini arayın. Ondan sonra size her şey ayrıca verilecektir.' [64] ‘İşte biz de bu ayrıca verilecek olanı arıyoruz ve görünüşe göre, bulamıyoruz. İşte, benim hayatımın işi, eseri de bu: Birisi biterken, öbürü başlıyor.' ” [65]

“Okudukları ona yakın geliyor; eskiden bildiği şeyleri pekiştirir gibi oluyor, önceden hissetmediği, inanmadığı bu şeyleri şimdi idrak ediyordu: Bunları şimdi hissediyor ve şimdi inanıyordu.” [66]

“Horozların üçüncü kez ötüşü uyandırmıştı yaşlı adamı.” [67]

“- Evet Nikolenka beşikten mezara kadar talihsiz olmak benim alın yazım. İnsanlara ettiğim bütün iyilikler kötülükle karşılandı. Benim ödülüm burada değil oradadır, diyerek eliyle gökleri gösterdi. Dünyada çektiklerimi, başımdan geçenleri bileydiniz! Kunduracı, asker kaçağı, fabrikacı, öğretmen oldum; şimdi hiçbir şeyim! Hazreti İsa gibi başımı sokacak yerim yok... [68] Gözlerini kapadı, koltuğuna çöktü.” [69]

“ Selam, ey Sion'da oturanlar. Bakın, işte Çarınız. Uzaklara gitmek için bineriz küheylanlarımıza, Ağlayan Sophonius, Vaiz Zekeriyya. Hacı Seyyah Seviyor insanları sonsuza dek.” [70]

“ ‘ Bir çok şey üzerine düşündüm ve son zamanlarda büyük değişimler yaşadım. Ve sonra en basit fikre geri döndüm. Mutlu olmak için sevmeliyiz ve kendimizi inkar ederek sevmeliyiz. Herkesi, her şeyi sevmeli, sevgi ağını her yana örmeli ve yoluna çıkan herkesi içine almalı: Vanya, Eroşka, Luke, Marianka.' ” [71]

“ En sonunda yakındaki kasabadan ilk horoz sesini bir diğeri izledi. Diğer horozlar da onlara katıldılar.” [72]

“- Öyleyse boş verelim bunları. Hani bir söz vardır. "Kötü bir barış, iyi bir kavgadan daha hayırlıdır" diye. Ne diyordum...” [73]

“ 'Fakat ben size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam, zaten yüreğinde onunla zina etmiştir.' [74] ‘Talebeleri İsa'ya dediler:'Eğer erkeğin karısı ile hali böyleyse evlenmek iyi değil.' Fakat İsa onlara dedi: ‘Bütün adamlar bunu kabul edemez, ancak kendilerine verilmiş olanlar kabul edebilir. Çünkü anadan doğma hadım vardır ve İnsanlar tarafından yapılmış hadım vardır. Bir de göklerin melekleri uğrunda kendilerini hadım edenler vardır. Bunu kabul edebilen kabul etsin.' ” [75][76]

“İhtiyar: ‘Zannettiğiniz gibi geçmedi bayan! Tanrı, Havva'yı Adem'in kaburga kemiklerinden yaratmıştır. [77] Kıyamete kadar bu böyle kalacaktır.' “ [78]

“Yazıcı: ‘Ahd-i Atik'ten [79] kalma bir adam!' Kadın: ‘Cisimleşmiş bir Domostroy! [80] Kadın ve evlilik hakkında ne barbarca fikirler!' “ [81]

“Bugün artık hiç kimse kendi kendine, yahut başkalarına şöyle bir ihtarda bulunamaz: ‘Gidişin kötü, doğru yola gel, nefsini ıslah et!' ” [82][83]

A. 3. Günah ve Sevap

“Tanrı razı gelmedi. Köpekleri insanların üstüne saldırtmak günahtır! Büyük günahtır [a33] ! Vurma babacan, vurmaktan ne geçer eline? Tanrı bağışlar... Öyle günlerde değiliz, diye söyleniyordu.” [84]

“Öteki dünyada, seni ödüllendirmesi için Tanrıya yalvaracağım.” [84]

“Natalya Savişna bana daha çok sokulup sesini alçaltarak:

- Hayır yavrucuğum, şimdi onun ruhu buradadır, diyor, yukarıları gösteriyordu. Hemen hemen fısıldayarak öyle bir duygu ve inançla konuşuyordu ki, ben elimde olmadan gözlerimi yukarı kaldırıp kornişlere bakıyor, sanki bir şey arıyordum. O sözünü sürdürerek: - Günahsız ruhlar cennete varmadan önce, kırk türlü çileden geçer ve kırk gün kadar da kendi evinde kalabilirmiş... Daha uzun zaman aynı biçimde, aynı yalınlık ve inançla, sanki kendi gözüyle görmüş gibi, kimsenin içinde en ufak bir kuşku bile uyandırmadan, sıradan şeylerden söz edercesine konuştu. Soluğumu tutarak onu dinliyor, söylediklerine, pek iyi anlamamakla birlikte, tümüyle inanıyordum. Natalya Savişna, sonuç olarak: - İşte yavrucuğum, o buradadır; bize bakıyor ve belki söylediklerimizi de dinliyor, diye sözlerini bitirdi ve başını eğerek sustu. Dökülen yaşlarını silmek için mendil aramaya kalktı, yüzüme bakarak heyecandan titreyen sesiyle: - Böylelikle, Tanrı beni kendisine daha çok yaklaştırdı. Artık burada yapacak neyim kaldı ki? Kimin için yaşayacağım? Kimi seveceğim? dedi. “ [84]

“Eğlenmek adı altında her türlü rezilliğin yaşandığı bu ortam, akşamdan şafak sökünceye kadar sürüyordu. Sabah olduğunda kadınlar sözde eğlencenin yorgunluğunu atmak için derin bir uyku çekiyorlardı. …. Tabiatın –kendilerini korusunlar diye- verdiği utanma duygusunu verdiği bir yana bırakan devlet memurları, hekimler muayeneye gelen kadınlara karşı açık saçık şakalar yapıyorlar, bazen de sert ve resmi davranışlarla kadınları muayene ediyorlardı. Ardından hafta boyunca hemcinsleriyle işledikleri günahlara yenilerini eklesinler diye, onlara gerekli izini veriyorlardı.” [84]

“Benliğinin ta içlerinde, yaptığı hareketteki kötülüğün, bayağılığın, zalimliğin kendisine başkalarını yargılamak hakkını vermediğini anlıyordu.” [85][86]

“Yaşlı zanaatkâr: ‘Soruyu çok iyi anladım ama, bence affetmek daha iyi. Biz de ömrümüzde kusur işlemedik mi sanki?' diye cevap verdi.” [87]

“O gün bugün vicdanında hiçbir ‘temizlik' yapmamıştı. Onun için de, ruhunun istekleriyle sürmekte olduğu hayat arasındaki hiç bu kadar ayrılık, aykırılık olduğunu fark etmiş değildi. Şimdi bu hali görünce adeta korktu.” [88]

“İçindeki şeytanın sesi ona şöyle diyordu: ‘Daha iyi olmayı, mükemmelleşmeyi birkaç defa denedin ama, beceremedin. Ne diye yeni bir tecrübeye girişiyorsun? Hem zaten yalnız sen böyle değilsin ki; herkes senin gibi. Hayat böyle!' ” [89]

“O sırada geçen gece zihnini çelmeye çalışmış olan şeytanın sesini duydu. Şeytan, onu yine yapılması gereken hareketi yapmaktan alıkoymaya çalışıyordu. Onu, yapacağı hareketin sonuçlarını, nasıl davranırsa en faydalı olacağını düşünmeye zorlamak için uğraşıyordu.” [90]

“Dmitriy: ‘Bu hatıraları neden arıyorum, biliyor musun?' diye başladı. ‘İşlediğim günahı sildirip affettirmek için...' ” [91]

“ ‘Cennete gitmeyi kim istemez? Ana n'eyleyim ki günahım çok.' ” [92]

“Bu dünyada beni zevkine alet ettin sen. Şimdi öbür dünyada da kendini kurtarmak istiyorsun.” [93]

“ ‘Günahlarımız o kadar büyük, bunların ağır şekilde cezalanacağı da o kadar şüphesiz ki, bu cezayı bekleyerek yaşamak imkansızdır' diye söze başladı.” [94]

“ ‘Bir de vaiz mi gelecekmiş ne? O toplantıda bulundum ama o kadar tiksindim ki, sonuna kadar kalamadım' dedi.  ‘Tiksinecek ne var? Bu da dinî bir duygunun açığa vurulması değil mi?'  ‘Bence zırdelilik derler buna.' ” [95]

“ Mariette: ‘Hayır, hayır, önce aktrisi görmeli, sonra da vicdan azabı için vaizi dinlemeli!' dedi.” [96]

“ ‘İnsan sevaba girmek için mutlaka surat asıp boyuna eğlenmemeli mi yani? Tanrı'ya inanınca hayat da neşeli oluverir.” [97]

“ ‘Ya bunları hiç yoktan kendim icat ettimse, ya böyle bir hayat sürmeye kuvvet bulamazsam, iyilik yolunu seçmiş olduğum için o zaman pişmanlık duyacağım galiba.' diye düşündü.” [98][99]

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Diriliş, 21.
[2] Diriliş, 38.
[3] Diriliş, 63.
[4] Diriliş, 75.
[5] Diriliş, 135.
[6] Diriliş, 185.
[7] Diriliş, 205.
[8] Diriliş, 237.
[9] Diriliş, 288.
[10] Diriliş, 442.
[11] Diriliş, 442.
[12] Diriliş, 442.
[13] Diriliş, 444.
[14] Diriliş, 313.
[15] Diriliş, 470-471.
[16] Kazaklar, 56.
[17] Kazaklar, 59.
[18] Kutsal Ruh: Tanrı'nın başlangıcı ve sonu olmayan ruhu; Ruh-ül Kudüs.
[19] Kazaklar, 60.
[20] Kazaklar, 94.
[21] Kazaklar, 94.
[22] Kazaklar, 97-98.
[23] Kazaklar, 98.
[24] Kazaklar, 103.
[25] Kazaklar, 104.
[26] Kazaklar, 112.
[27] Kazaklar, 121-122.
[28] Kazaklar, 131.
[29] Kazaklar, 144.
[30] Kroyçer Sonat, 56.
[31] Çocukluk.
[32] İlk Gençlik.
[33] Çocukluk.
[34] Matta 18:21-22
[35] Matta 3:3-5, Luka 41:42
[36] Günahkar: İncil'de iki anlamda kullanılır: 1. günah işleyen insan, 2. Kutsal Yasa'yı yerine getirmeyen Yahudi.
[37] Yuhanna 8:7
[38] Luka 6:40
[39] Diriliş, 11.
[40] Tekvin 2:24
[41] Diriliş, 75.
[42] Matta 26:34;26-74, Markos 14:30;14:68;14:72-73, Luka 22:34;22:60-61, Yuhanna 13:38;18:27
[43] Diriliş, 81.
[44] Diriliş, 134.
[45] Diriliş, 160.
[46] Diriliş, 135.
[47] Diriliş, 156.
[48] Diriliş, 317.
[49] Horoz?
[50] Diriliş, 437.
[51] Matta 5:39, Luka 6:29
[52] Diriliş, 461.
[53] Ya da göklerin egemenliğinde. Bu terim, İncil'de 31 defa geçer ve Tanrı'nın dünya üzerinde bir kral gibi egemenlik sürdüğünü anlatır. Matta 3:2-3 ve Luka 11:20'ye göre İsa'nın dünyaya gelişi ile başlamış olan bu egemenlik, yine matta 24-25'e göre İsa'nın ikinci gelişinden sonra tümüyle gerçekleşecektir. Bu egemenlik, dünyasal egemenliklerden farklıdır. Onun içindir ki İsa, bu egemenliği gerçekleştirmek için savaşmayı reddeder. Romalılar 14:17'de, Tanrı'nın egemenliğinin “doğruluk, esenlik ve kutsal Ruh'ta sevinç” olduğunu görüyoruz. İncil'e göre, bu dünyanın egemeni ise Şeytan'dır.
[54] Matta 18:1-4
[55] Diriliş, 465.
[56] Diriliş, 467-468.
[57] Matta 5:23-24
[58] Matta 5:27-32
[59] Matta 5:33-37
[60] Matta 5:39, Luka 6:29
[61] Matta 5:44
[62] Diriliş, 469-470.
[63] Diriliş, 470.
[64] Matta 6:33, Luka 12:31
[65] Diriliş, 470.
[66] Diriliş, 470.
[67] Hacı Murat, 57.
[68] Matta 8:20
[69] İlk Gençlik.
[70] Kazaklar, 7.
[71] Kazaklar, 177.
[72] Kazaklar, 55.
[73] Hacı Murat, 51.
[74] Matta 5:28
[75] Matta 19:10-12
[76] Kroyçer Sanat, 7.
[77] Tekvin 2:21-23
[78] Kroyçer Sanat, 14.
[79] Ahd-i Atik: İsa'dan önce yazılmış olan Tevrat, Zebur ve peygamberlerin kitapları. Eski Ahit, Kutsal Kitab'ın ilk yarısını oluşturur.
[80] Domostroy: XVI. Yüzyılda Rahip Silvester tarafından yazılmış, dinin evlilik hayatına bakışını anlatan bir kitap.
[81] Kroyçer Sanat, 17.
[82] Matta 3:3-5, Luka 41:42.
[83] Kroyçer Sonat, 64.
[84] Diriliş, 22.
[85] Matta 7:1-5, Luka 6:37-38, 41-42.
[86] Diriliş, 86.
[87] Diriliş, 104.
[88] Diriliş, 134.
[89] Diriliş, 134.
[90] Diriliş, 185.
[91] Diriliş, 186.
[92] Diriliş, 191.
[93] Diriliş, 206.
[94] Diriliş, 288.
[95] Diriliş, 301.
[96] Diriliş, 307.
[97] Diriliş, 307.
[98] Diriliş, 310.
[99] Mehmet Akif Ardıç Akhenaton., "Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri", KSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans tezi., Kahraman Maraş, Ekim 2004.

Sonraki Sayfa >>






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36805488 ziyaretçi (102936798 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.