Tolstoy'un Sanatı ve Edebi Kişiliği
 

Tolstoy'un Sanatı ve Edebi Kişiliği

Hazırlayan: Akhenaton (www.gizliilimler.tr.gg) Admin

Tolstoy, okul hayatında başarılı olmayan, kendi kendini yetiştirmiş ender romancılardan biridir. Bunda vücut yapısının biçimsizliği ve çirkinliğinin de etkisi vardır. Çocukluk'ta "Güzel bir yüzüm olması için her şeyimi, bugünkü, yarınki her şeyi feda etmeye hazır olduğumu söylüyorum." diye bir itirafta bulunur. Tolstoy'un en belirgin özelliklerini daha bu eserde görmek mümkün: İçtenlik, insan sevgisi, kendi kendisiyle hesaplaşma, dine duyulan büyük ilgi ve doğa sevgisi... Çocukluğunda ağabey'i Nikolay'dan çok etkilenmiş, Gençliğinde Rousseau okumuş, gençliğinde önce Doğu dilleriyle ilgilenmiş, ancak daha sonraları hukuku tercih etmiştir. Ancak yalın ve parlak zekası onu özgür olmaya itince, hukuk fakültesini de terk etmiştir.
 
Tolstoy, önceleri yüksek kültürü temsil eden bir yazarın halka inebileceğine, halk için eserler meydana getirebileceğine inanmıyor, hatta kabul bile etmiyordu. Daha sonraları yüksek sınıf için yapılan sanata isyan etti ve sanatın bütün halka mal edilmesi, özellikle köylünün hayatî ihtiyaçlarını karşılaması üzerinde durdu. O zamana dek yaşadığı hayatın sahteliğini, kötülüğünü düşünerek kendi sanat anlayışını lanetleyecek kadar ileri gitti ve bu sıralarda yazdığı itiraflarım adlı eserinde "Artık içinde yaşadığım hayatı terk edeceğim; çünkü bu hayat yapmacık ve sahte bir hayattır; gerçekten uzaktır." demiştir.
 
Hayatı, devamlı arayışlar, seyahatler ve bunalımlar içinde geçti. Tolstoy'a hiçbir zevk, huzur getirmedi. O, hayatının boşluğunu düşünmeye ve insan mutluluğunu bozan ideallerin zararlarını görerek, insanlara Tanrı dışında kurtuluşun bulunmayacağını anlatmaya çalıştı. Din, iman, ahlâk aşılayıcı eserler yazdı. Ahlâk ve doğruluk üzerinde tavsiyelerde bulundu.[1] Bütün bunları yaparken kiliseye de İncil'in rûhuna ters düşüyorlar suçlamasında bulunuyordu. Nihayet 1901'de Diriliş ismiyle yazdığı eserlerinin bazı bölümlerinden dolayı Tanrı'yı inkar ediyor suçlamasıyla kiliseden aforoz edildi.
 
Tolstoy, düşüncesi bakımından Rousseau'ya benzer. Onun gibi, insanların ahlâkını bozan sanata düşmandı. Zorbalığa ve büyük mülkiyete cephe almakla birlikte, hayatıyla düşüncesini bağdaştıramadı. İdealist ve mistik Tolstoy, gerçeği ele alışıyla çağının en büyük yazarlarından biridir. Üslûbuna dikkat etmekten ve romanı bir sanat hâline getirmekten özellikle kaçınmış, Rus toplumunu ve rûhunu büyük bir güçle yaşatmayı ve tahlîl etmeyi başarmıştır.
 
Çok uzun bir süre seyahat etmiş, tabiatı ve insanı incelemiştir. Batı'yı ve kendi ülkesini, insanlarını tanımış, yeni pedagoji sistemi geliştirmiştir. Çağını çok iyi gözlemlemiş, aristokrat sınıfın amaçsız, debdebeli yaşantısına ateş püskürmüştür. Onun, “İnancımın Niteliği”, “Dogmatik Din Biliminin Eleştirisi” ve “Sanat nedir” adlı eserleri, Tolstoyizm'in tefsirleri niteliğindedir. 
 
Tolstoy, 1897'de tamamladığı Çto Takoye İskusstvo (Sanat nedir?) adlı yapıtında, sanatın izleyiciyle yaratıcı arasında ruhsal bir iletişim sağlaması gerektiğini, büyük sanatın da “dinsel sanat” yani okura ya da izleyiciye insan ve Tanrı sevgisini aşılayan sanat olduğunu öne sürmüştür.  Bu yüzden de, Shakespeare'yi olduğu kadar kendi yapıtlarını da yadsımıştır.
 
Tolstoy, romanlarında, insanoğlunun ne kadar değişik karakterli olduğunu vurgular. “Savaş ve Barış” ve “Anna Karanina”, insan tahlilleri ve canlı tasvirler bakımından birer başeserdir. “Anna Karenina”, olay örgüsünün sıklığıyla Balzac-Flaubert geleneğine yakındır. "Kar Fırtınası"nda kışın, karlı bir gecede, bir istasyondan diğerine uzanan zor bir kızak yolculuğunu anlatır. Konu çok önemli değildir; ancak işlenişi onu değerlendirmiştir. Kelimelerin konuya uygun seçimi, tasvirlerin kuvveti tamamen Tolstoy'un kabiliyetindendir.

“Anna Karanina”dan sonraki eserlerinde Tolstoy'un rasyonalizmden mistizme geçişi görülür. Aslında mistik bir ruh bütün eserlerinde göze çarpar. Bu inanış, seneler geçtikçe artar ve hayat bilinmezini çözmeye sürükler. Kardeşi İlyiç'in ölümünden sonra, içindeki şüphelerden kurtulmanın yolunu aramış ve “İtiraflarım” adlı eserini yazmıştır. O, iç dünyanın bir dayanağı olacak şeyin Tanrı olduğunu kabul etmiş ve bu tezi savunmuştur. “Yaşamak, Tanrı'yı tanımak demektir; çünkü Tanrı, hayattır.” Demiştir. Birgün kendi kendine “Bu işi nasıl bitirebilirim? İple mi, kurşunla mı?” diye intihar etmeyi düşündüğünde, içine düştüğü bu garip hisse “Tanrı'yı tanımaktan başka isim veremeyeceğim.” Der ve “İtiraflarım”da kendi duygularını dünyaya tanıtma ihtiyacını bu yüzden duyar.
 
Tolstoy, son eserlerinde görüldüğü gibi, oldukça uzun süren hayatı boyunca daima sosyal haksızlıklara ve sınıf farklılıklarına karşı mücadele etmiştir. “Balodan Sonra” adlı hikayesinde bir yandan 1840 yılındaki sosyeteye, diğer yandan da zulüm ve kan kokan Çarlık rejimine öfkeyle bakmıştır. “Rüyamda Gördüklerim” adlı hikayesinde, doğrudan doğruya sosyete hayatının kirli ve iğrenç taraflarını irdeler, eleştirir. Bu hayata kapılmaktan kendini alamayan kahramanı Liza'nın acıklı sonunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.
 
Doğumunun yüzüncü yılında başlatılan bir çalışmayla eserleri 90 ciltte toplandı. Tolstoy, Shakespeare'den sonra dünya dillerine en çok tercümesi yapılan yazardır. Sadece 1888-1908 yılları arasında, çeşitli dünya dillerine çevrilen eserlerinin sayısı 20 milyonu bulmaktaydı.
 
Tolstoy, Rus kültüründe, Turgenyev'in temsil ettiği Batıcı muhafazakar liberaller, Dostoyevski'nin temsil ettiği Ortadoks Slavofiller ve Çernişevski'nin temsil ettiği devrimci demokratların keşişme noktasında yer alır. Son döneminde Dostoyevski'ye daha çok ilgi duymaya başladığı söylenir. Onun düşüncelerinde ahlaki bir kaygı yatar: İnsanların başkalarını sömürerek ahlak bakımından bozulmalarına yol açmayacak bir yaşam düzeni nasıl kurulabilir? Bu ahlak felsefesi, yapıtlarının edebi bütünlüğünü kimi zaman bozmuştur, ama romanlarında inanların ruhsal gerilimlerini, düşüş ve yükselişlerini, yaşamın hayranlık uyandırıcı ayrıntılarını anlatan ve gösteren de bu katı ahlak felsefesinden yayılan enerjidir. Tolstoy, 20.yy'.in Gorki gibi Rus yazarlarının yanı sıra Thomas Mann ve Robert Musil gibi Batı Avrupalı yenilikçi yazarları da etkilemiştir.[2]

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Pascal, Fenelon, Rousseau, Chateaubriand, Peguy, Claudel, Bernanos ya da mauric, kilise babaları değildirler. Bununla birlikte edebî eserleri, kendilerine ilhâm veren inançlarından ayrılamaz. Klopstock, Lessing ve Novalis, Milton ve Blake, Hawthorne, Calderon, Dante, Dostoyevski, Tolstoy, hepsi de, dini saplantılarını eserlerine serpiştiren yazarlardan bazılarıdır. Buda, Konfüçyüs, Hz. İsa, Hz. Muhammed, Luther ve Calvin gibi büyük kurucuların muhakemeler, örnekler, temalar, imge ve formüllerle icrâ ettikleri saf edebî etkiyi de göz ardı etmemeliyiz.
[2] Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)., "Tolstoy'un Romanlarında İnanç Motifleri", KSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans tezi., Kahraman Maraş, Ekim 2004.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: GÜLNAZ, 15.10.2010, 16:41 (UTC):
İŞİN MAGAZİNE BOYU ANATILMIŞ BOOŞ SİTE:)

Yorumu gönderen: tagster, 11.04.2010, 14:22 (UTC):
Hazırladığınız yazı için teşekkür ederim. Kültürel kazancımın yanında, ödevimde de gayet işime yaradı. Elinize sağlık.

Yorumu gönderen: şebnem, 07.03.2010, 18:07 (UTC):
Yazar hakkındaki analizleriniz gayet başarılı ben de hep Tolstoy'un romanlarında yazarın ve kendi vicdanımın gerilimini hissetmişimdir...

Yorumu gönderen: lllllll, 14.10.2009, 06:42 (UTC):
gayet güzel teşekkkürler



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36665160 ziyaretçi (102689645 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.