Uzaysal Zaman
 
specialtime, uzayzaman, uzaysal zaman

Uzaysal Zaman

Zaman, görecelilikten başka bir şey değildir ve sadece geçmişi hatırlayabilmenin verdiği bir algıdır. Bir uzay kapsülüne bindirilip bilmediğiniz bir süre uyuduktan sonra bilmediğiniz ve kimsenin olmadığı bir dünyada uyandığınızı düşünün. Yıl, ay, gün, saat, dakika, hepsi artık yok olmuştur. Bizim kullandığımız zaman kavramı, olaylardan yani daha önce olmuş bir olay ve üzerinden “geçen” uzay cisimlerinin hareketlerinin sayısından başka bir şey değildir. İlginç olan şu ki, uzay cisimleri her hareketini aynı şekilde yapmadığı halde, mesela dünyanın güneş etrafındaki her dönüşü aynı mesafe olmadığı halde, ya da dünyanın kendi etrafında dönüş hızı sürekli yavaşladığı halde, bizim için zaman hep aynıdır.[1]

Zaman, dünyamızda var olan bir kavramdır. Dünyasal zaman, geçmiş, şimdi ve gelecek çizgisinde doğrusal akar. Birçok bilim insanının araştırmalarında “uzaysal zaman” denen bir kavram anlatılır ki, bu kavram, “dairesel zaman” diye de tanımlanır. Dairesel zaman, “An” olarak açıklanır. Gerçekte, geçmiş, şimdi ve gelecek, şimdiki an’da gizlidir. Değişiklik yaratabileceğimiz ya da gözlemleyebildiğimiz tek an, şimdiki an’dır. Ama ne yazık ki zihinsel olarak pek azımız şimdiki An odaklı yaşarız. Aklımız, ya geçmişteki olaylarla ya da ileride yapacaklarımızla meşguldür. Çünkü insan zihni, ‘dünyasal / lineer zaman’ da yaşamını sürdürür.[2]

Bir olayın üç boyutlu uzay ve tek boyutlu zaman içinde nerede olduğunu söyleyebiliriz. Toplam dört boyut, doğal sayılarla tanımlanır ve birlikte uzay-zamanı oluşturur. Fizik yasaları, onları farklı şekilde ele alır; öyle ki, onlar bir dereceye kadar birbirine çevrilebilirler.

Sorulmasının bir faydası yokmuş gibi görünen bazı sorular vardır. Evrenimizin zaman boyutu Big Bang (Büyük Patlama) ile başladıysa, ondan “önce” ne oldu? Eğer yarın yağmur yağacaksa, bu olgu “zaten” zamanın içinde midir? Zamanın içinde yolculuk edebilir miyiz? Bu sorular, kendimizi ve bilincimizi fiziksel zamanın dışında düşünüp, buna rağmen zamanın akışını tecrübe etmeye dayanmaktadır. Ne var ki akan zaman, “uzaysal zaman”la aynı değildir.[3]

Uzaysal zaman, uzay ile zamanı "uzay-zaman sürekliliği" adı verilen yapıda birleştiren bir matematik modelidir. Öklitçi yaklaşıma göre evren, uzayın 3 boyutu ve 4. boyutu oluşturan zamandan oluşur. Fizikçiler, uzay ve zaman kavramlarını tek bir çatı altında birleştirmek yoluyla, karmaşık fizik teorilerini önemli ölçüde basitleştirmeyi ve evrenin işleyişini süpergalaktik (fiziksel kozmoloji) ve atom altı seviyelerde daha basit ve ortak bir dilde açıklamayı başarmışlardır.[4]

Minkowski, zamanı 4. boyut olarak ele alırsak bize uzayda ve zamanda ayrı ayrı gibi gözüken olayların aslında sorun olmadığını, birbirine göre sabit hızda hareket eden gözlemciler için 4 boyutlu uzaysal zamanda her zaman tek bir olay olduğunu gösterdi.[5]

“Uzaysal zaman” (spatial time) konusunun derilerine indikçe görülmektedir ki, zaman ve mekan kavramları birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Zamanın varlığı ancak bir mekanda anlamlıdır ve mekanın varlığı, ancak bir zamanda anlamlıdır. Bu algı, zamanın sonsuzluğunun, mekanın sonsuzluğunu gerektirmesi şeklinde de yorumlanabilir. Örneğin Newton'un zaman kavramında sonsuzluk hakimdir. Einstein ise bunun aksini iddia eder. Tartışma, “mutlak zaman” (absolute time) varlığının sorgulanmasında yatar. Einstein, göreceli bir yaklaşım izler (relativistic) ve mutlak zamanın var olmasını ancak göreceli zamanın varlığına bağlar.[1]

Uzaysal zaman, matematiksel olarak çok faydalı bir yaklaşım olsa da, 4 boyutlu uzayı şekle dökebilmek çok zor olduğu için anlaşılması hep zor olmuştur. Bize kolay gelen uzay ve zamanı hep ayrı ayrı değerlendirmektir.[5]

Stephen Hawking, “A Brief History of Time” (Zamanın Kısa Tarihi ) sinde  başlangıçsız yeni bir evren modeli sundu. Hawking, evrenin uzay ve zamanda sonluluğu görüşüne karşı çıkmıyordu. Dolayısıyla 16-10 milyar yıldan daha önce zaman yoktu. Bununla birlikte şayet evren sonsuz küçük bir dereceye düşse ve biz “imgesel zaman” olarak bilinen matematiksel bir teknik kullansak, düzgün, sakin yüzey olarak kuzey kutup gibi Big Bang ve güney kutup gibi Big Crunch ile uzay-zaman modeli kurabiliriz. Hawking’in modeli uzaysal zaman gerektirmektedir. Zamanı uzamsal boyuta çevirme iyi bilinen üç uzay boyutundan farksızdır. Bundan dolayı onun modeli değişim ve oluşun radikal bir reddini gerektirir: evren değişmeyen, çok boyutlu varlığını defaten alan bir bütündür. Değişim yalnızca statik boyutlar boyunca çeşitlenmedir.[6]

Klasik mekanikte, Öklid uzayı kullanımı, uzaysal zaman kendine mal etmek yerine, zamanı gözlemcinin hareket durumundan bağımsız olarak evrensel ve değişmez gibi kabul edip ele alır. Göreliliğe dayalı bağlamda ise zaman, uzayın üç boyutundan ayrı olarak düşünülemez; çünkü bir cismin vektörel hızı, ışığın hızı ve bir de güçlü kütle çekimsel alanların gücü ile ilişkilidir. Bu kütle çekimsel alanlar zamanın ilerleyişini yavaşlatabilir ve bir o kadar da gözlemcinin hareket durumuna bağlıdır. Bu nedenle de evrensel değildir.

Evrensel dediğimiz, bir olgunun evrenin her köşesinde doğru ve değişmez olmasıdır. Ancak Albert Einstein'in kurduğu Görelilik Kuramı'na göre zaman evrenin her köşesinde aynı değildir ve gözlemciye göre değişir, görecelidir. Örneğin, kütle uzaysal zamanda eğrilikler yaratır. Burada zaman bükülür ve zaman bu eğride bulunan bir gözlemciye göre, dışarıda duran bir başka gözlemciye olandan daha yavaş akar. İşte burada zaman evrensel değildir.

Bu bükülmeyi şu şekilde açıklayabiliriz: Düz bir yatak düşünün. Bu yatağın üzerine gergin bir çarşaf serin ve hiç kırışıklık olmasın. İşte bu dümdüz çarşaf iki boyutla tanımladığımız uzay-zaman düzlemi olsun. Şimdi bu düzleme bir gezegeni simgeleyen demir bir bilye koyun. Bilye yatağa biraz gömülüp bir göçük yaratarak çarşafı da bükecektir. İşte zaman da bu şekilde demir bilye ile simgelediğimiz kütle yardımıyla bükülebilir. Kütlenin artışı, bu kütlenin uzay-zaman düzlemini büküşünü arttırır. Kütle arttıkça göçük de artar. Eğer kütle ölçülemeyecek boyutlarda aşırı büyük olursa uzay-zaman düzlemi ışığı bile hapsedecek kadar göçecektir. İşte bu göçük kara delik olarak adlandırılır. Eğim çok olduğu için ışık karadelikten girer ama geri çıkmaz. Bazı teorilere göre bu içeri giren ışık evrenin başka bir noktasından geri çıkar. Bu teorilerde karadelikler dipsiz kuyular değillerdir, iki ucu açık bir boru gibi düşünülebilir.[4]

Kaynaklar

[1] Yard. Doç. Dr. Şadi Evren Şeker, "Zaman ve Biz", http://sadievrenseker.com/wp/?p=146
[2] Nur Sayar, "Siz Hangi Zamanda Yaşıyorsunuz?", http://www.firkete.com/ask-ve-cinsellik/item/1182-siz-hangi-zamanda-yaşıyorsunuz
[3] lan Marshall & Danah Zohar,"Kim Korkar Schrödingerin Kedisinden", çev. Orhan Düz, Gelenek Yayıncılık, İstanbul 2002, ISBN: 975-8719-19-x
[4] Wikipedia, "Uzayzaman" maddesi, http://tr.wikipedia.org/wiki/Uzayzaman
[5] "Evrenin Geometrisi ve Genel Görelilik", http://myweb.sabanciuniv.edu/ekalemci/files/2012/07/SUliseyaz2013_7.pdf
[6] Robert C. Koons, "Teizm ve Big Bang Kozmolojisi", çev. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Aydın, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II (2002), Sayı: 3, s.256.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36833439 ziyaretçi (102986804 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.