Vücut Hormonları
 
hormon, hormone, hormones, hormonlar

Vücut Hormonları

Hazırlayan: Akhenaton

Hormonlar (İng. Hormone), özel bezler tarafından kana salgılanan ve kan yolu ile ulaştıkları doku ve organlarda fonksiyon düzenleyici bir etki meydana getiren ve çok düşük miktarları ile görev yapan organik bileşiklerdir.[1]

Başka bir deyişle, vücutta bir etki yaratmak için kullanılan habercilerdir. Bunlar büyüme, açlık, susuzluk ve üreme gibi çeşitli vücut işlevlerini idare ederler. Hormonlar beynin hipotalamus ve hipofiz bezi adı verilen iki bölümünde üretilirler. Herhangi bir hormonun seviyesindeki düşüklük genelde hipotalamus, hipofiz bezi ya da her ikisinde meydana gelen sorunların sonucudur.[2]

"Hormon" terimi, Yunanca kökenden gelmektedir; uyarmak, canlandırmak anlamındadır. Hormonlar, klasik anlamda, endokrin organlar diye bilinen hipofiz, böbrek üstü bezleri, tiroit, paratiroit, gonatlar gibi kanalsız iç salgı bezlerinde sentez edilen ve kanla taşınarak gittikleri belli hedef doku hücrelerinde etki gösteren organik bileşiklerdir.[3]

Hormon terimi ilk kez, 1902 yılında Bayliss ve Starling tarafından kullanılmıştır. Latince "hormaein" = "uyarmak" (harakete geçirme) anlamına gelmektedir.

Hormonlar bir bakıma enzimlere benzerlerse de onlar gibi kimyasal reaksiyonları başlatmazlar, ancak reaksiyon hızını etkilerler. Birçok reaksiyonlarhormonların yokluğunda da meydana gelebilir. Oysa bazı spesifik enzimlerin bulunmaması belirli reaksiyonların meydana gelmesini olanak dışı bırakır. Enzimler mutlaka protein yapısında oldukları halde, hormonlar amino asit, polipeptid, protein yapısında ya da steroid yapıda olabilirler.

Hormonlar vitaminlere de benzerler. Vitaminler genellikle bitkiler tarafından sentez edildikten sonra sindirim kanalı yolu ile birlikte besinlerle hayvansal organizmaya girerler. Buna karşılık hormonlar ise organizma tarafından sentez edilirler ve doğrudan doğruya kan dolaşımına verilirler. [1]

İnsan vücudunun en karmaşık işlevleri hormon sisteminin denetimindedir. İç salgı bezlerinin ürettiği hormonlar, metabolizma, doğurganlık, cinsel aktivite, büyüme, uyku düzeni, su ve tuz dengesi, vücudun kimyasal ahengi gibi insan sağlığının kilit noktalarında görev alırlar. Hormonlar, biyolojik olarak protein, peptid ve steroid olarak adlandırılan yapı taşlarından oluşuyorlar. Kanda, dolaşım sistemi vasıtasıyla taşınıyor ve vücudun tepeden tırnağa tüm bölümlerinde etki gösteriyorlar. Başlıca iç salgı bezleri: Hipofiz bezi, tiroid, paratiroid, böbrek üstü bezleri, pankreas ve yumurtalıklar. Karaciğer, böbrek, beyin gibi hayati organlarsa, hormonların aktivitesinin artışında, salgılanmasında ya da vücut tarafından parçalanıp metabolize edilmesinde rol alıyor. Hormon bezlerinin oluşturduğu endokrin sistemi, sinir sistemi ile beraber vücudun Internet ağı gibidir. Pankreasın salgısından karaciğerin haberdar olmasını ya da yumurtalıklar ile beyin arasındaki iletişimi hormonlar yani endokrin sistem organize eder. Hormonlardaki en ufak bir aksaklıksa insan sağlığını bozar. Metabolizmayı olumsuz etkiler, mesela seks hormonlarındaki düzensizlikler insanların cinsel yaşamlarını perişan edebilir. Hormon hastalıklarının iyi tarafı, kimi kanser türleri gibi öldürücü olmamalarıdır. Kötü tarafıysa, doğru tedavi edilmedikleri takdirde, etkilenen kişilere hayat boyu çektirmeleridir.[4]

Hormonların fizyolojik fonksiyonları şunlardır:

1. Stres ile baş etmek,
2. Enerji üretimi, depolanması ve kullanımı,
3. Üreme
4. Büyüme ve gelişme.[5]

Adrenalin (Epinefrin)

Adrenalin (Epinefrin), böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından öz bölgede salgılanan bir hormondur.[6]

Adrenalin, ücudumuza, böbrek üstü bezleri tarafından, bir tehlike, korku, öfke, heyecan durumunda salgılanır. Tehlikenin ortaya çıkmasıyla aynı anda, vücutta adeta alarm düğmesine basılır. Beynimiz, olanca hızıyla böbreküstü bezlerine emir verir. Bu bezlerden, derhal vücuda adrenalin hormonu salgılanır. Salgılanan adrenalin, beyin, kalp, kaslar gibi yaşamsal organlara giden damarları genişletir, bu organların artan kan ihtiyaçları bu şekilde karşılanır.

Deriye, sindirim sistemine giden damarları daraltır, çünkü tehlike durumunda sindirime ya da deriye daha az kan gitmelidir. Herhangi bir tehlike karşısında yaralanabilirsiniz ve bu da daha az kan kaybetmenizi sağlar.

Aşırı heyecan durumunda derinin solgun bir renk alması da, bu yüzendir. Öte yandan, adrenalin kalbe gittiği zaman, kalp hücrelerinin kasılmalarını hızlandırır, kalp daha hızlı atar ve kaslara, ekstra güç için gerekli, ekstra kanı pompalar. Kaslara ulaştığı zaman, kasların ekstra güçle kasılmalarını sağlar. Adrenalin, karaciğere ulaştığında, buradaki hücrelere, kana daha çok şeker yollamalarını emreder. Çünkü artı güce kavuşmuş kasların, enerjiye ihtiyacı vardır. Bu emirle yeterli yakıt da sağlanmış olur. Bakınız aniden nasıl güçleniyoruz.[7]

Doğada bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır. Etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle, acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir. Heyecan ve korku durumunda adrenalin salgılanması artar. Kan damarlarını genişletir. Acı hissini azaltır. Göz bebeklerinin büyümesiyle göze alınan ışık artar, daha net ve hızlı görüş sağlanır. Adrenalin hormonunun yarılanma ömrü iki dakikadır.[6]

Böbrek üstü bezi medullasındaki az tanecikli kromafin hücrelerinde oluşan bir katekolamin Hormon ve ayrıca az miktarda sempatik sinir uçlarından salınan bir nörotransmitter, epinefrin. Sempatik sinir sisteminin adrenerjik reseptörlerinin önemli bir uyarıcısı olan hipoglisemi, stres ve diğer uyaranlara yanıt olarak salınan adrenalininin damar düz kaslarında kasılma, bronş düz kaslarında gevşeme, kalp kası damarlarında genişleme, kan basıncında özellikle sistolik basınçta artış, kalp kasının kasılım gücü, atım sayısı ve Dakika hacminde artış, karaciğerde glikojenoliz hızlanması sonucu kan glikoz seviyesinde artış ve aynı zamanda genel metabolizma hızında artış gibi etkileri vardır.[7]

Doğada bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

Heyecan ve korku durumunda Adrenalin salgılanması artar. Bu durumda noradrenalin salgılanarak sakinleşmeyi sağlar. Kan damarlarını genişletir. Adrenalinin salgılanması sırasında:

1.Damarlar genişler.
2.Kan basıncı artar.
3.Kalp atış hızı artar.
4.Göz bebekleri büyür.
5.Kan şekeri yükselir.

Adrenalin 1894; nodrenalin ise 1949’da keşfedilmiştir. Her iki hormon “katekolamin” denen Maddeler sınıfından olup, bunlardan adrenalin, laboratuarlarda sentez yoluyla elde edilen ilk hormondur. Bugün için laboratuarlarda adrenaline ; gerek yapı bakımından, gerekse tesir bakımından benzeyen başka maddeler de sentez edilmiş ve tıbbi tedavi alanında ilaç olarak kullanılmıştır.

İnsan ve çeşitli memeli hayvanlarda böbreküstü bezinden salgılanan bu iki hormonun oranları değişiktir. Çok asabileşme sırasında daha çok noradrenalinin salgılandığı, yapılan tetkiklerden anlaşılmaktadır. Kedide ve aslanda eşit oranlarda salgılandığı halde, sığır, tavşan ve kobaylarda % 85 adrenalin salgılanır. İnsanda bu oran % 90’dır.[7]

Adrenalin, hem alfa hem beta adrenerjik reseptörler üzerinde agonist etki gösteren ve endojen olarak adrenal medullada sentezi yapılan bir katekolamindir.[8] Adrenalinin salgılanması sırasında:

1. İskelet kaslarına ait atardamarlarda genişleme, düz kas ve sindirim sistemine ait atardamarlarda daralma meydana getirir.
2. Koroner arterler genişler,
3. Kan basıncı yükselir,
4. Kalp atış hızı artar,
5. Göz bebekleri (pupilla) büyür,
6. Kan şekeri (glisemi) yükselir.

Adrenalin'in tıpta kullanıldığı durumlar ve endikasyonları şunlardır:

1. Anaflaktik şok ve şiddetli allerjik reaksiyonlar
2. Akut astım krizi
3. Lokal anesteziklerin etki süresini uzatmak için
4. Bazı glokom çeşitlerinde (kronik açılı glokom)
5. Kardiak arrest (kalp aktivitesinin tamamen durması) [6]
6. Ciddi hipotansiyon
7. Semptomatik Bradikardi [9]

Androjen (Erkek Cinsiyet Hormonu)

Androjenler, 19 karbonlu steroid hormonlardır. Başlıca erkek cinsiyet hormonu olarak testosteron bilinir; dehidroepiandrosteron (DHEA) ve androstenedion, nispeten zayıf androjenlerdir.

Dehidroepiandrosteron (DHEA) ve androstenedion, hem sürrenal kortekste hem gonadlarda sentez edilir ve salıverilirler. Erkeklerde ve kadınlarda DHEA’un en önemli kaynağı sürrenal kortekstir. Sürrenal korteks kökenli dehidroepiandrosteron sülfat (DHEA-SO4), genellikle genç erkeklerin plazmasında, testosterondan 400 kat yüksek düzeyde bulunur.

Testosteron, testislerin Leydig hücrelerinde kolesterol, pregnenolon, progesteron, 17-hidroksiprogesteron ve androstenedion üzerinden sentezlenir; değişik bir yol, 17-hidroksipregnenolon ve dehidroepiandrosteron üzerindendir. Genellikle genç erkeklerin plazmasında yüksek düzeyde bulunan sürrenal korteks kökenli DHEA-SO4 testislerde DHEA’a dönüştürülerek ek bir testosteron kaynağı sağlar.

Steroid hormonlar olarak androjenler hem sürrenal kortekste hem testiste sentez edildikleri halde glukokortikoidler ve mineralokortikoidler testiste sentez edilemezler. Bunun nedeni, glukokortikoidler ve mineralokortikoidlerin sentez yolunda önemli olan 11-hidroksilaz aktivitesinin testiste olmamasıdır. Testiküler fonksiyon, hipofizer FSH ve LH tarafından kontrol edilir; plazma testosteron düzeyinde artma, LH salıverilişinde feedback inhibisyona neden olur.[3]

Antimüllerian Hormon (AMH)

Antimüllerian hormon (AMH) Müllerian inhibe edici madde, Müllerian inhibe edici faktör ve Müllerian inhibe edici hormon olarak da adlandırılmaktadır. “Transforming growth factor-beta” ailesine ait dimerik bir glikoprotein hormonudur. Erkeklerde testis Sertoli hücreleri tarafından, kadınlarda yumurtalık granüloza hücreleri tarafından üretilir. Embriyoda üreme organlarının gelişiminde AMH yön verici role sahiptir. Fötal testisin sertoli hücreleri tarafından 8. gebelik haftasında AMH salgılanmaya başlar ve kısa sürede yüksek seviyelere çıkar. Müllerian kanalın, kadın genital yapısını oluşturan müllerian yapılarına dönüşmesini engeller ve erkek üreme sisteminin normal gelişimi gerçekleşir. AMH serum düzeyi erkek çocuklarda iki yaşa kadar yüksek seyreder. Ergenliğe kadar yavaş, ergenlikte ise hızla düşer. Dişi embriyoda ise fötal testisin olma ması ve dolayısıyla AMH yokluğunda Müllerian kanallar dişi üreme sistemine dönüşür. Gebeliğin 36. haftasında salgılanmaya başlar. Doğumda düşüktür. İlk 2-4 yılda minimal artar ve ergenliğe kadar düşük düzeyde seyreder.[10]

Dopamin

Dopamin (DA), vücutta doğal olarak üretilen bir kimyasaldır. Beyinde, dopamin reseptörlerini aktive ederek nörotransmiter olarak görev yapar. Dopamin, ayrıca, hipotalamustan da salgılanır ve kana karışarak nörohormon görevi yapar. Nörohormon olarak görevi hipofizin ön lobundan prolaktin salgılanmasını baskılamaktır.

Sempatik sinir sistemindeki etkileri dolayısıyla ilaç olarak; kalp atışlarını hızlandırmak ve kan basıncını yükseltmek için kullanılır. Kan-beyin omurilik sıvısı bariyerini geçemediği için merkezi sinir sitemini doğrudan etkileyemez. Parkinson hastalarında ve Dopa-Duyarlı distoni hastalarında, beyindeki dopamin miktarını artırmak için, dopamin sentezinde öncü molekül görevi üstlenebilen L-DOPA molekülü kullanılır, zira L-DOPA kan-beyin bariyerini aşabilir.

Dopaminin kimyasal formülü (C6H3(OH)2-CH2-CH2-NH2) şeklindedir. Kimyasal adlandırması ise 4-(2-aminoetil)benzen-1,2-diol'dür ve "DA" şeklinde kısaltılır.[11]

Dopamin beyinde salgılanan bir hormondur. Nörotransmitter olarak görev yapar, yani sinir hücreleri arasında iletişimi sağlar. Dopamin genellikle serotonin gibi “mutluluk hormonu” olarak anılır. Mutluluk hissi vermesinin yanı sıra dopamin insanlarda ve hayvanlarda birçok fonksiyona sahiptir. Bunlardan bazıları şunlardır:

✔ Hareket
✔ Hafıza
✔ Haz Veren Ödül
✔ Davranış
✔ Kavrama (İdrak)
✔ Dikkat
✔ Prolaktin Üretimini Engelleme
✔ Uyku
✔ Duygu Durumu (Ruh Hâli)

Dopaminin aşırı fazlalığı ya da eksikliği bazı ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Dopamin azlığında Parkinson hastalığı baş gösterir. Uyuşturucu ya da sigara kullanımı sonucu dopamin miktarının artması ise bağımlılığa yol açar.

Dopamini Doğal Yollarla Artırmanın Yolları:

1. Egzersiz Yapın
2. Sağlıksız Yiyeceklerden Uzak Durun
3. Dopamin Seviyesini Artıracak Gıdaları Seçin (Örn. Muz)
4. C Vitamini Tüketin
5. Güneş Işığına Çıkın
6. Sizi Mutlu Yapan Aktiviteler, Hobiler Bulun
7. Hedefiniz Olsun [12]

Eikozanoid

Eikozanoid biyokimyada, 20 karbonlu çoklu doymamış yağ asiti araşidonattan (arachidonate) yapılı hormonlara (Prostaglandin, tromboksan ve lökotrien) verilen addır. Depolanmazlar; ihtiyaç olduğunda sentezlenirler. Özel hücre zarı reseptörlerince algılanırlar. Eikosanoidler, tek hücrelilerden çok hücreli yüksek organizasyonlu canlılara kadar tüm organizmalarda bulunan, kısa süreli lokal etkiye sahip lipid türevi biyomoleküller olup, süper hormonlar olarak tanımlanmaktadır. Bu biyomoleküllerin patofizyolojik olaylarda rolleri olduğu kadar, hücre, doku, sistem ve organizma düzeyinde önemli fizyolojik, biyokimyasal moleküler ve ekolojik işlevlere de sahiptirler. Eikosanoidlerin biyosentezinde hücresel fosfolipitlerden fosfolipaz A2 enzimi tarafından serbest bırakılan yirmi karbonlu çoklu doymamış yağ asidi olan arakidonik asit (20:4n-6) kullanılmaktadır. Ayrıca, bu biyomoleküller diğer yirmi karbonlu çoklu doymamış yağ asitleri eikosatrienoik asit (20:3n-3) ve ekosapenpentaenoik asit (20:5n-3) den sentezlenebilmektedir.Eikozanoidler ayni zamanda insulin gibi gercek hormonlarin aksine kan yoluyla tasinarak uzak bolgelere etki etmezler, bunun yerine lokal olarak etkinlik gosterirler.depolanmazlar.[2]

Eikozanoidler, prostaglandinler, tromboksanlar, prostasiklinler gibi araşidonik asit türevi bileşiklerdir. Eikozanoidler, farklı hücre tiplerinde farklı sentetik yollarla üretilirler: Eikozanoidler, farklı hedef hücrelerde farklı biyolojik etkilere sahiptirler. Eikozanoidler,düz kas kontraksiyonunu, steroid hormonların biyosentezini, gastrik sıvı sekresyonunu, hormona duyarlı lipazı, trombosit agregasyonunu, ağrı yanıtını, inflamatuvar reaksiyonu uyarırlar.[3]

Eritropoietin

Eritropoietin, glikoprotein yapısında bir maddedir. Eritropoietin, oksijen eksikliğinde, olasılıkla glomerüllere komşu böbrek hücrelerinde renal eritropoietik faktör (eritrogenin) tarafından kan plazmasının α-globülin fraksiyonundan serbestleştirilir. Eritropoietin, kırmızı kan hücrelerinin oluşmasını ve olgunlaşmasını hızlandırır.[3]

Gastrik Inhibitör Polipeptit (GIP)

Gastrik inhibitör polipeptit (GIP), ince bağırsaktaki K hücrelerinde sentezlenen ve salıverilen, 43 amino asit içeren bir polipeptitdir. GİP’in sentez ve salıverilişi, bağırsağa gelen glukozun K hücrelerini uyarması sonucu olur. GIP, gastrik motiliteyi, midenin boşalmasını, mideden asit, pepsin ve gastrin sekresyonunu inhibe eder; ince bağırsaklardan sıvı ve elektrolit sekresyonu, hiperglisemide insülin salıverilişini stimüle eder.[3]

Gastrin

Gastrin, midenin antrumunda ve duodenumun proksimalinde G hücrelerinde oluşturulan polipeptitdir. İçerdiği amino asit sayısına göre G-13, G-17, G-34 gastrin tipleri vardır. G-17 gastrin, yemekten sonra ölçülen gastrinin büyük bölümünü; G-34 gastrin, açlıkta ölçülen gastrinin büyük bölümünü oluşturur. Gastrin salıverilişi, midedeki HCl miktarı etkisiyle, salıverildiği hücreler düzeyinde düzenlenir. Gastrin salıverilişi, intragastrik pH artışı, besinlerdeki protein, kalsiyum, kafein ve alkol etkisi, kan kalsiyumunun %11-18 mg’a yükselmesi ve vagal stimülasyonla artar.

Gastrin, C-terminalindeki dört amino asitlik kısmı ile etkilidir. Gastrinin başlıca etkisi, mideden asit ve pepsin sekresyonunu, intrinsik faktör sekresyonunu, mide-bağırsak motilitesini, gastrik mukoza büyümesini uyarmaktır. Ayrıca yapısal benzerlik nedeniyle kolesistokinin- pankreoziminin (CCK-PZ) etkilerini taklit edebilir.
Gastrinin çeşitli görevleri arasında en önemlisi, midenin kenar ve esas hücrelerinin güçlü bir uyarıcısı olarak bol miktarda asit ve pepsin salgılatmaktır. Plazma gastrin düzeyi, Zollinger-Ellison sendromu ve gastrinomada yüksektir; bu durumlarda ülser oluşumu saptanır.[3]

Growth

Growth hormon, hipofiz bezinin ön bölümünden (adenohipofiz) salgılanan, 191 amino asitten oluşan, polipeptit yapısında bir hormondur. Sentezi, depolanması ve sekresyonu adenohipofizin somatotrop hücreleri tarafından gerçekleştirilir. Growth hormonun salınımı, epizodik ve pulsatildir. Salgılanmasını hipotalamusta üretilen Growth hormon releasing hormon(GHRH) uyarır. Salgının inhibisyonu ise yine hipotalamus tarafından salgılanan somatostatin tarafından gerçekleştirilir. Seks hormonları, klonidin, L-DOPA, arginin, propanolol, hipoglisemi, derin uyku, açlık, şiddetli egzersiz growth hormon salgılanmasını uyarı rken, hiperglisemi, glukokortikoidler ve dihidrotestosteron growth hormon salgılanmasını inhibe edici yönde etki eder.

Growth hormonun, çocuklarda ve boy uzaması devam eden gençlerde doğrudan doğruya kıkırdak dokusunun kondrosit hücrelerine etki ederken, anabolik ve metabolik etkilerinin çok büyük kısmını insülin-like growth faktör 1 (IGF-1) aracılığı ile gerçekleştirir. IGF-1 üretiminin en önemli kısmının gerçekleştiği karaciğer, growth hormonun en önemli hedef organlarından biridir. Karaciğerde sentezlenen IGF-1, IGF bağlayıcı proteinlere bağlanmış bir halde plazmada bulunur. Bu proteinlerin en önemlisi IGFBP-3’tür. Diğer hormonlar gibi IGF-1 de aktivitesini serbest halde iken gösterir. IGF-1, somatostatinler gibi GH salgılanmasını inhibe eder. Karaciğere ek olarak Growth hormonun bazı hedef organlarında da IGF-1 sentezi gerçekleşir. Bu organlarda IGF-1 otokrin/parakrin bir hormon olarak etki gösterir.

Growth hormon, çocuklarda ve genç yetişkinlerde sebep olduğu boy uzatıcı etkiye ek olarak pek çok metabolik olayın düzenlenmesine katkıda bulunur.[13]

Histamin

Histamin, histidin amino asidinin türevidir. Histamin, bütün hayvansal dokularda bulunur; akciğerlerde, deride ve gastrointestinal kanalda yüksek konsantrasyondadır; mast hücrelerinde heparine bağlanmış olarak depo edilir. Hücrelerde depo edilmiş olan histamin, doku yaralanması, allerjik şok gibi durumlarda çeşitli mekanizmalarla serbest hale geçirilir. Histamin, sokucu böceklerin tükrük bezlerinde, arı zehirinde, ısırgan otunda da bulunur. Histamin, solunum sisteminin, bağırsak kanalının ve uterus düz kaslarının kontraksiyon yapmalarına, astma bronşiale krizleri gibi durumların ortaya çıkmasına neden olur.

Histamin, damarların düz kasları üzerine gevşetici etki ile kan basıncını düşürür; kapiller alanda damarların permeabilitesini artırır. Histamin, lokal uygulamada deride kızarıklık ve ödem oluşturur. Antihistaminik ilaçlar, histamini doku reseptörlerinden ayırmak suretiyle allerjik belirtileri ortadan kaldırırlar. Histamin, diaminoksidaz ve aldehit oksidaz etkisiyle yıkılır ve son ürün olarak imidazol-5-asetk asit oluşur.[3]

Kolesistokinin-Pankreozimin (CCK-PZ)

Kolesistokinin-pankreozimin, duodenumdaki I hücrelerinden salıverilen bir polipeptitdir. Dokularda CCK-PZ’in 39, 33, 12, 8 amino asitlik tipleri bulunmuştur. Çalışmaların çoğu, 33 amino asitlik CCK-PZ ile yapılmıştır. CCK-PZ salıverilişi, uzun zincirli yağ asitleri, peptit, pepton ve amino asitler, kalsiyum ve mide asidi ile artar; somatostadin ile azalır.

CCK-PZ, aktivitesini, C-ucundaki 8 amino asitlik kısmı ile gösterir. CCK-PZ’in önemli fizyolojik etkileri, safra kesesi mukozasından bikarbonat sekresyonunu stimüle etmek, pankreatik bikarbonat sekresyonunun sekretin tarafından stimülasyonunu güçlendirmek, pankreatik enzim sekresyonunu stimüle etmek, oddi sfinkterinde relaksasyon ile birlikte safra kesesi kontraksiyonunu stimüle etmek, midenin boşalmasını inhibe etmektir. CCK-PZ, beynin çeşitli kısımlarından da izole edilmiştir; önemli bir nörotransmitter olarak da görev görmektedir.[1]

Leptin

1994 yılında Zhang ve arkadaşları tarafından keşfedilen leptin, adını Yunanca leptos (ince) kelimesinden alan, sitokinlere benzeyen ve 167 aminoasit içeren protein yapısında bir hormondur. Molekül ağırlığı 16 kDA’dır ve vücutta birçok alanda fonksiyon gördüğü tespit edilmiştir.

İnsanlarda 7. kromozomun uzun kolunda bulunan (7q31) ob/ob geni’nde kodlanmıştır. İlk defa ob/ob mutant farelerde bir mutajenik gen ürünü olarak belirlenmiştir. Vücutta başlıca adipoz dokuda sentezlenen leptin’in, bir miktar plasenta, gastrik epitel, iskelet kası, hipofiz ve meme bezi tarafından da salgılandığı gösterilmiştir. Kanda iki formda bulunur; serbest ve proteine bağlı. Leptin’inaktivitesinden serbest formun sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Yapılan çalışmalarda obez bireylerde serumdaki leptin’in büyük kısmının serbest formda oldu ğu tespit edilmiştir. Bu nedenle obez kişilerde serbest leptin formunun artışının tespit edilmesi, obezite gelişiminde asıl sorunun leptin eksikliği değil, leptin rezistansı olduğu hipotezini destekleyen kanıtlardan biri olarak görülmektedir. Ob geni 3 egzon ve 2 intron’dan oluşmuştur ve glukokortikoid yanıt elemanı ile birkaç cAMP yanıt elemanı içerir. Yağ dokusundaki Ob mRNA’nın turnover hızı çok yüksektir (yarı ömrü yaklaşık 2 saat).

Leptin’in dolaşımdaki yarı ömrü yaklaşık 30 dakikadır ve pulsatif olarak yemeklerden 2-3 saat sonra salgılanır. Diurnal bir ritmi vardır ve sabah erken saatlerde pik yaparken, öğleden sonra en düşük düzeylere iner. Serum düzeyleri kadınlarda erkeklere oranla daha yüksektir. Bu durum kadınlarda yağ dokusu fazlalı ğı ve ciltaltı/visseral yağ oranının daha fazla olması ile açıklanmaktadır.[14]

Melatonin

Melatonin, pineal bezin özellikle karanlık fotoperiyotta sentezlenen en önemli hormonudur. Pineal bezin endokrin aktivitesi fotoperiyodik çevrenin kontrolü altındadır. Çevre koşullarındaki değişimler canlılarda bir takım metabolik ve psişik cevaplar oluşmasına sebep olur. Mevsimlere bağlı ışık yoğunluğu ve ışık dalga boyundaki farklılıklar birçok memeli türünün endojen endokrin ritimlerini etkileyen önemli bir potansiyel faktördür. Fotik impulslar taşıyan sempatik eferent lifler beze ulaşınca özellikle karanlıkta norepinefrinin pinealosit membranında adrenerjik reseptöre bağlanmasıyla bir seri reaksiyon başlar. Membranda adenil siklaz aktivitesi ve dolayısıyla cAMP yapımı uyarılır. Bunun sonucunda melatonin ve diğer indolaminleri sentezleyen enzimlerin aktivasyonu gerçekleşir.[15]

Melatonin epifiz bezinin pineolasit adı verilen hücrelerinden salgılanır. Biyoritmi (sirkadyan ritm) belirler ya da biyoritm üzerinde etkilidir. Pineolasit hücreleri ışığa duyarlıdır. Elektromanyetik dalga yoğunluğu arttıkça melatonin salgılanması azalır. Melatonin bir tür etanoamiddir. IUPAC isimlendirmesine göre adı N-[2-(5-methoxy-1H-indol-3-yl)ethyl]'dir.

Melatonin, kişiden kişiye değişse de yaklaşık olarak 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamaktır. Bunun haricinde melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Bu nedenle lösemi ve diğer kansere yakalananların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları istenmektedir. Yapılan son araştırmalara göre hormonun yaşlanmayı geciktirici etkisi de vardır.[16]

Noradrenalin

Norepinefrin (kısaca NE) ya da noradrenalin, hormon ya da nörotransmitter olarak görev yapan bir katekolamindir.

Norepinefrin, dopamin β-hidroksilaz enzimi tarafından dopaminden sentezlenir. Böbreküstü bezlerinin medulla kısmından kana hormon olarak salınır. Ayrıca noradrenerjik nöronlardan salındığında merkezi sinir sistemi ve sempatik sinir sisteminde bir nörotransmitter olarak görev yapar. Norepinefrin, adrenerjik reseptörlere bağlanarak etkilerini gösterir.

Norepinefrin, beynin dikkat ve çevreye yanıt verme ile ilgili bölümlerini etkilerler. Epinefrin ile birlikte norepinefrin, kalp atım hızını, depolardan glikoz salınımını ve iskelet kaslarına giden kan akımını artırarak "kaç ya da savaş" (flight or fight) yanıtının temelini oluşturur. Noradrenalin ve Norepineferin aynı anlamlara gelmektedir. Farklılıklarının sebebi birisi Latince, diğeri Yunanca olarak kullanılmasıdır. Ad/renal latince, epi/nefrin yunancadır.[17]

Östrojenler

Östrojenler, 18 karbonlu steroid hormonlardır; androjenlerden, C-10’da metil grubunun bulunmayışı ve A halkasının aromatik olmasıyla farklıdırlar. Kanda bulunan başlıca östrojenik hormon, östrojenlerin en önemli aktif şekli olan östradiol (E2)’dir ve daha az aktif olan östron ile dengededir. Östrondan oluşan östriol (E3), gebelerin idrarında ve plasentada bulunan başlıca östrojendir.

Östrojenler, overlerde, böbrek üstü bezlerinde, plasentada ve testislerde sentezlenirler; moleküler oksijen ve NADPH’a gereksinim gösteren bir enzim sistemi, östrojen sentezini katalize eder. Östrojen sentezi için prekürsör, androstenedion ve testosterondur.[3]

Peptit

Peptitler (Yunanca πεπτίδια, "küçük sindirilebilirler") tanımlanmış bir düzende, α-amino asitlerin birbirine bağlanmasıyla oluşan kısa polimerdir. Bir amino asit kalıntısı ile diğeri arasındaki bağ bir "amit bağ" ya da peptit bağı olarak bilinir.

Proteinler polipeptit molekülleridir (veya çok sayıda polipeptit alt birimi barındırır). Temel fark peptitlerin kısa, polipeptitlerin/proteinlerin ise uzun olmasıdır.

Protein sentezi sırasında her amino asit, diğer amino asite sürekli, kırılmayan bir polimer olan polipeptid zincirleriyle bağlanır. Polipeptid yapısına katılan amino asitlerin her biri yapıya peptid bağlarıyla bağlanır. Peptid bapının oluşumu sırasında amino asitlerden birinin amino grubu ile diğerinin karboksil grubu, aradan bir su çıkması sonucu birleşirler.

Ortalama bir polipeptit zinciri 450 amino asitten oluşur. Bilinen en uzun polipeptit, yaklaşık 27,000 amino asitten oluşan, kas dokusunda bulunan “titin”dir. Polipeptid zincirine katılan amino asitlere kalıntı (residue) adı verilir. Zincirin bir ucundaki kalıntı, bağ yapmamış, serbest amino grubu barındırır ve N ucu olarak adlandırılır. Aynı şekilde zincirin diğer ucundaki serbest α-karboksil grubu olan kalıntıya C ucu adı verilir.[18]

Prostaglandin

Prostaglandinler, organizmada arahidonik asitten sentez edilirler. Organizmada son derece yaygındırlar. Prostat’tan başka midede ve böbreklerde yüksek miktarlarda bulunur. İlk kez erkeklerin seminal sıvılarında bulunmuştur. En az 6 adet birincil prostaglandin varlığı gösterilmiştir. Bunlara PGE1, PGE2, PGE3, PGF1α, PGF2α, PGF3α adları verilmiştir. Etkileri şunlardır:

✔ Kuvvetli damar genişleticisidirler.
✔ Düz kasların özellikle uterusun düz kaslarının kontraksiyonunu sağlarlar.
✔ Kalp kasının verimini artırırlar.
✔ Bronşların genişlemesini sağlarlar.

Prostaglandinler, epinefrin, norepinefrin, glukagon ve ACTH ile yağ asitlerinin adipoz dokudan göçü konusunda antogonist etkiye sahiptir.

Prostaglandinlerin metabolizması çok çabuk ceryan ader. Yıkılmaları dehidrojenazlar tarafından yapılır. Kısmen de β-oksidasyon ile yıkılırlar. Bu durumda idrarla siklopentan türevleri biçiminde atılırlar.[1]

Sekretin

Sekretin, duodenal ve jejunal mukozadaki S hücrelerinde sentez edilen ve salıverilen, 27 amino asit kalıntısından oluşmuş bir polipeptitdir. Sekretin molekülünün N-ucu histidin, C-ucu valindir. Duodenuma gelen asit-gıda karışımı sekretin salıverilişini başlatır. Sekretinin temel etkileri, duodenumdaki asidi azaltmaya yöneliktir. Sekretin, pankreastan, safra kesesinden ve Brünner bezlerinden su ve bikarbonat sekresyonunu uyarır; mideden asit sekresyonunu ve midenin boşalmasını inhibe eder. Sekretin, kolesistokinin-pankreozimin (CCK-PZ) salıverilişini de artırarak pankreastan enzim sekresyonunu stimüle eder.

Açlıkta plazmada sekretin normalde hiç bulunmaz ya da çok az bulunur. Duodenumdaki sıvının asitleşmesinden sonra 3 dakika içinde ani bir yükseliş gösterir ve 1 saatte normal değere düşer.[3]

Serotonin

Serotonin (5-HT ya da 5-hidroksitriptamin), insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir . Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir.

Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılarak daralır; serotonin düzeyi düştükçe genişler. Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir.

Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaç gibi faktörlerin tamamı insan vücudundaki serotonin düzeyini etkilemektedir. Stres ve düşük kan şekeri serotonin düzeyini düşürürken; oksijen, kusma, içinde aminler bulunan gıdalar (örneğin: peynir, çikolata, portakal, mandalina, domates ) ve içinde triptofan isminde bir çeşit amino asit bulunan gıdalar, (örneğin süt, hindi eti ) serotonin düzeyini yükseltmektedir.

Bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. Örneğin kadın vücudundaki östrojende (kadınlık hormonu) artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir. Ayrıca serotonin dopaminerjik nöronlardaki reseptörlerine bağlanarak dopamin salgılanmasını azaltmaktadır. Serotoninin depresyon oluşumu üzerinde etkisi vardır. Depresyon ve anksiyete tedavilerinde serotonin geri alım inhibitörü (serotoninin tekrar kullanımı için sinaps aralığından, salgılandığı nörona geri alımını yok eden) ilaçlar kullanılır. Önemli etkilerinden biri de kasları uyararak glikojenolizi uyarır ve bronş kaslarında kasılma oluşturur.[19]

Serotonin, damarların, solunum ve sindirim kanallarının düz kasları üzerine etkilidir; doza bağlı olarak vazokonstraktör ve vazodilatatör etki gösterir; bronş kaslarının tonusunun ve bağırsak peristaltiğinin regülasyonunu sağlar. Serotonin, uyku-uyanıklık ritminin regülasyonuna ve duyusal algılara katılır. Serotoninin fazlası serebral aktiviteyi artırır; eksikliği depresif etki gösterir.[3]

Somatostadin

Somatostadin, pankreasın Langerhans adacıklarının D-hücrelerinden ve hipotalamustan salıverilen bir peptit hormondur; hipotalamustan salıverilen büyüme hormonu salıverilişini inhibe eden faktör olarak da bilinir.

Somatostadin, insülin ve glukagon salıverilişini inhibe eder; bu hormonların salıverilişlerinde parakrin bir düzenleyici olarak işlev görür. Somatostatin, gastrin ve sekretinin salgılanmasını, glukozun gastrointestinal emilimini, pankreasın ekzokrin işlevlerini bastırır; safra kesesi kontraksiyonunu azaltır; gastrik boşalmayı ve duodenal motiliteyi yavaşlatır.[3]

Steroid Hormonlar

Steroid hormonlar hormon olarak iş gören steroidlerdir. Memelilerde steroid hormonlar bağlandıkarı reseptörlere göre beş gruba ayrılırlar: glukokortikoidler, mineralokortikoidler, androjenler, estrojenler ve projestajenler. D vitamini türevleri bunlarla yakından ilişkili ve benzer reseptörleri olan bir hormon grubu oluştururlar ama tanım olarak steroid değil sterol sayılırlar.

Doğal steroid hormonları genelde eşeysel bezlerde (gonadlarda) ve adrenal bezlerde kolesterolden sentezlenirler. Kanda steroid hormonları kendilerine özgül taşıyıcı proteinler tarafından taşınırlar (seks hormon bağlayıcı globülin ve kortikosterid hormon bağlayıcı globülin gibi). Karaciğer, çevre (periferal) dokular ve hedef dokularda bu hormonlar başka bileşiklere dönüşebilir ya da yıkıma uğrayabilirler.

Steroid ve steroller hidrofobik oldukları için kandan hücre zarına ve oradan da hedef hücrelerin sitoplazmasına serbestçe geçebilirler. Sitoplazmada bazı steroidler enzimler tarafından kimyasal değişime uğrayabilir (indirgenme, hidroksilasyon ya da aromatizasyon gibi). Sitoplazma içinde steroid kendine özgül bir reseptöre, büyük bir metaloproteine bağlanır. Steroidin bağlanması üzerine bu steroid reseptör proteinlerin türlerinin çoğu ikilenir (dimerleşir), böylece iki reseptör altbirimi birleşerek hücre çekirdeğine girebilen, DNA'ya bağlanan bir birim oluştururlar. Bazı hormon sistemlerinde reseptör bir ısı-şok proteinine (İngilizce Heat Shock Protein) bağlıdır, hormonun bağlanması üzerine bu protein salınır. Çekirdeğe girdikten sonra steroid-reseptör kompleksi kendine has bir DNA dizinine bağlanır ve hedef genlerin okunmasını (transkripsiyonunu) sağlar.[20]

Triiyodotironin

Triiyodotironin ya da T3; tiroid bezi tarafından salgılanan, iki adet tirozin aminoasitinden oluşan, iyot atomları içeren bir hormondur.

T3, tiroid bezi tarafından salgılanan bir diğer hormon olan tiroksinden (T4) sadece 1 adet daha az iyot atomu ihtiva eder. T4'de, tirozin aminoasitlerine toplam 4 adet iyot atomu bağlıyken, T3'de toplam 3 adet iyot atomu bağlıdır. T3, tiroid hormonlarının hedefi olan hücrelerde, T4'den 1 adet iyot atomunun çıkarılmasıyla oluşur; bu işlem özgün bir enzim olan deiyodinaz yardımıyla gerçekleşir.

T4 de biyolojik olarak aktiftir ama asıl işlevsel olan tiroid hormonunun T3 olduğu düşünülmektedir. Bazal metabolizma hızını arttırır, büyümeyi düzenler.

T3 çok güçlü bir hormondur ve insan vücudundaki, vücut ısısı, nabız ve gelişim dahil olmak üzere hemen hemen tüm işlevlere etkisi bulunmaktadır.[21]

Troksin

Tiroksin ya da T4 , tiroid bezi tarafından salgılanan, tirozin aminoasitlerinden üretilen, iyot atomları içeren bir hormondur.

T4, iki adet tirozin aminoasitine toplam 4 tane iyot atomunun bağlanmasıyla oluşur. Bazal metabolizma hızını arttırır, protein sentezine etki eder ve vücudun katekolaminlere (adrenalin vs.) olan duyarlılığını arttırır. Bazal metabolizma hızının artması, hücre reaksiyonlarının hızlanması, böylece daha hızlı ve yüksek oranda enerji açığa çıkması nedeniyle vücut ısısı yükselir. Soğuk iklimli bölgelerde yaşayan insan topluluklarının daha sıcak iklimde yaşayanlara oranla daha fazla T4 salgıladığı bilinmektedir.[22]

Kaynaklar

[1] http://80.251.40.59/veterinary.ankara.edu.tr/fidanci/Ders_Notlari/Tablolarla_Biyokimya/TB-Hormonlar.pdf
[2] http://www.eurospe.org/patient/turkish/average/11%20Orta.pdf
[3] http://www.mustafaaltinisik.org.uk/89-1-26.pdf
[4] http://www.egelisesi.k12.tr/dosyalar/editor/file/q7.pdf
[5] http://194.27.141.99/dosya-depo/ders-notlari/ahmet-gokhan-akkan/HORMONLAR.pdf
[6] http://tr.wikipedia.org/wiki/Adrenalin
[7] http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1265&Bilgi=adrenalin
[8] http://www.biofarma.com.tr/pdf/upload/P12_tr.pdf
[9] http://www.atuder.org.tr/atuderData/Uploads/files/Kardiyovaskuler_Farmakoloji.pdf
[10] http://www.duzen.com.tr/artFiles/AMH.pdf
[11] http://tr.wikipedia.org/wiki/Dopamin
[12] http://multiyasam.com/dopamin-nedir-dopamin-dogal-yollar-nasil-artirilir/
[13] http://www.guventip.com.tr/panel/r_dosya/growth_hormon.pdf
[14] Kemal Aslan - Zehra Serdar - H. Asuman Tokullugil, "Multifonksiyonel Hormon: Leptin", Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 30 (2) 113-118, 2004.
[15] http://tip.baskent.edu.tr/egitim/mezuniyetoncesi/calismagrp/ogrsmpzsnm16/16.P7.pdf
[16] http://tr.wikipedia.org/wiki/Melatonin
[17] http://tr.wikipedia.org/wiki/Noradrenalin
[18] http://tr.wikipedia.org/wiki/Peptit
[19] http://tr.wikipedia.org/wiki/Serotonin
[20] http://tr.wikipedia.org/wiki/Steroid_hormon
[21] http://tr.wikipedia.org/wiki/Triiyodotironin
[22] http://tr.wikipedia.org/wiki/Tiroksin






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36742723 ziyaretçi (102827131 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.