William Shakespeare'den Soneler, V
 

William Shakespere, Sonnets

William Shakespeare'den Soneler, V

Kategori: İngiliz Edebiyatı

61. Sone

Bitap gecede ağır gözkapaklarımın
Görüntünle açık durması mıdır muradın?
Arzun bölünmesi midir uykularımın?
Sana benzer gölgeler bakışımı mı kandırsın?
Yuvasından bu denli uzak, özünden gönderdiğin
Ruhun mudur, yaptıklarımı gözlesin?
Bulsun diye bende utançları ve aylak saatleri,
Kıskançlığını doğrulasın ve onaylasın diye seni.
Ah hayır! Çok olsa bile sevgin, öyle büyük sayılmaz:
Benim aşkımdır, gözlerimi kapatmaz;
Gerçek aşkımdır bozan huzurumu,
Senin için nöbet tutarım zamanlar boyu.

Çünkü bekçiliğini yaparken, bir yerlerde uyanıksın:
Benden çok uzakta, başkalarınaysa çok yakınsın.

62. Sone

Kendime aşk duymanın günahıyla dopdolu
Gözlerim ve yüreğim varlığımın her yeri;
Yoktur ki bu günahtan kurtulmanın bir yolu:
Can evime sımsıkı sarılmıştır kökleri.
Hoş değildir kimsenin yüzü benimki kadar
Benden yakışıklısı benden vefalısı yok;
Ölçüp biçiyorum da bende ne değerler var.
Ben herkesten üstünüm her bakımdan hem de çok.
Ama gerçek yüzümü aynada görür görmez
Pörsümüş benzim uçuk. şerha şerha ve köhne
Kendime duyduğum aşk ters düşer bana bu kez:
Kötü şeymiş insanın aşk duyması kendine.

Sensin öbür benliğim varlığımda övdüğüm
Yaşımı gençliğinle güzelliğinle örttüm.

63. Sone

Bumburuşuk yapacak ezecek sevgilimi
Zamanın gaddar eli nasıl beni yıktıysa;
Günler kanını emip alnına işledi mi
Kırışıklar bir kere; gençlik tanı çıktıysa
Yaşlılık gecesinin karanlık yokuşunu
Hükümdarı olduğu güzellikler kaçışır
Gözden ırak olarak yalnız bırakır onu
Bahar hazinesini çalıp yokluğa taşır;
Kaygım bütün gücümle karşılamak o çağı:
Gözlerden gönüllerden yok edemesin diye
Yaşlılığın amansız öldürücü bıçağı
Tatlı güzelliğini - kıysa da sevgiliye:

Kara satırlarımda gözler yüzünü görsün
Şiirim yaşadıkça taptaze ömür sürsün.

64. Sone

Gördüm anıtlarını nice görkemli çağın
Zamanın zalim eli. yıkıp etmiş yerle bir
Başları göğe değen kuleler darmadağın
Ve sonsuz tunç ölümün gazabına köledir;
Gördüm obur okyanus yenilgiye uğratmış
Keyfince hüküm süren heybetli kıyıları
Ye sert toprak kendine koca ummanı katmış
Zarar kârı arttırmış kâr büyütmüş zararı;
Gördüm her şey bozulur sonsuz sürüp gidemez
En sağlam devlet bile günün birinde çürür
Yıkımlar düşündürdü beni ister istemez:
Er-geç sevgilimi de Zaman alıp götürür.

Bana ölüm gibidir yitmesinden korkarak
Hiçbir şey yapamayıp varlığına ağlamak.

65. Sone

Ne tunç ne taş ne toprak ne de sonsuz denizler
Acıklı fâniliğe karşı koyamazlarken
Nasıl bu kör öfkeyle güzellik cenge girer
Çabasında en fazla bir çiçek gücü varken?
Ah nasıl göğüs gersin yazın tatlı rüzgârı
Azgın günler dört yandan üstüne yürüdükçe
Bozguna uğrattıkça yenilmez kayaları
Çelik kapılar bile: Zamanla çürüdükçe?
Ne korkunç bir düşünce: Ah nerde saklı dursun
Çağların mücevheri Çağların sandığından?
Bir zorlu el var mı ki bu koşuyu durdursun?
Güzellik yağmasını kim esirgesin ondan?

Yok hiçbiri meğer ki bu mucize sürsün de
Sevdiğim ışıldasın kara yazı üstünde.

66. Sone

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

67. Sone

Ah neden yaşar sanki sevgilim illetlerle?
Varlığıyla şenlenir imansızlar bölüğü
Günahın ekmeğine neden yağ sürer böyle
Süsleyip püsleyerek kol gezen kötülüğü?
Niçin sahte boyalar yüzünü taklit eder
Canlı renginden ölü görüntüler aşırır
Ve zavallı güzellik zar zor peşinden gider
Yapma güllerin –oysa tek gerçek gül ondadır.
Sevgilim niçin yaşar iflâs etmişken Doğa
Dinmişken yüze kan ve renk veren dinç damarlar?
Doğa kavuşmuyor ki ondan başka kaynağa
Dün övündüğü kimler vardı bugün bir o var.

Bu kötü çağda önce çok zengin olduğunu
Göstermek için doğ bağrına basar onu.

68. Sone

Yanakları, eskiyi gösteren bir harita;
Güzellik, doğal yaşar, ölürdü çiçek gibi.
Bugünün süsü püsü, piç izleri doğup da
Olmamıştı yaşayan alınların sahibi;
Ölülerin saçına konan altın örgüyle
Gömütün kutsal hakkı kırpılmazdı o zaman,
Yeni yaşam bulmazdı ikinci başta böyle;
Güzel, ölü duvakla kimseye vermezdi şan.
Onda yaşar bu kutsal saatleri geçmişin:
Sevgilim allı pullu değil, yalınkat, berrak;
Kimseden yeşil almaz kendi ilkyazı için.
Göz boyamağa kalkmaz eskileri soyarak,

Doğa saklıyor onu – harita, hazinedir:
Düzmece Sanat görsün eski güzellik nedir.

69. Sone

Dünyanın gözündedir sendeki bunca değer
Daha güzel yapamaz onları akıl yürek;
Ruhların sesi olan tüm diller seni över
Düşmanlardan da övgü alır bu çıplak gerçek.
Baştâcı edilirken dış varlığın dışardan
Diller senin hakkını sana verirken önce
Vazgeçerler övgüden şatafatlı laflardan
Gözün gösterdiğinden ötesini görünce.
Senin can evindeki güzelliğe göz atar
Ve yaptığın işlerle kıyaslarlar da onu
Gözünün içi gülen bu yaratıklar katar
Güzelim çiçeğine iğrenç ot kokusunu.

Ama yakışmıyorsa kokun görünüşüne:
Nedeni orta malı olmandır ele güne.

70. Sone

Sana kara çaldılar senin suçun değil bu:
İftira hep iyiyi doğruyu hedef bilir;
Güzelliğe takılan bir süs gibidir kuşku
Karga gökteki en hoş havalara yönelir.
İyi olursan sana değer katar iftira
Çağının sevgisini kazanırsın üstelik;
Kurt gibi diş geçirir kötülük goncalara
İştah açar sendeki saf lekesiz körpelik.
Artık ardında kaldı gençliğinin tuzağı;
Ayağını denk aldın; yenik düşüremedi;
Ama belli övgünün sonsuz olmayacağı
Zincire vuramaz ki şiddetlenen hasedi.

Kötülüğün lekesi maske olmasa sana
Yüreklerin sultanı olurdun tek başına.

71. Sone

Yas tutmaya kalkışma ecel beni aldı mı
Nobran ve mendebur çan bildirdi mi bir kere
Bu iğrenç yeryüzünden kaçıp sığındığımı
Bana koynunu açan en iğrenç böceklere:
Bunları okuyunca yazanı anma derim;
Çünkü öyle sonsuzca seviyorum ki seni
Tatlı anılarında unutulmak isterim
Acı çektirecekse sana düşünmek beni.
Ah ben düştükten sonra bağrına toprakların
Göz atacak olursan bu şiirlere bir gün
Söylemesin zavallı adımı dudakların
Hayatımla birlikte bırak sevgin çürüsün;

Yoksa şu kurnaz dünya deşer de iniltini
Benim için yas tuttun diye hor görür seni.

72. Sone

Ah ben ölünce neler söyletecekler sana:
Ne buldun diyecekler onun nesini sevdin?
İyisi mi sevgilim sen hepten yan çiz bana
Zaten bende ne arar senin değer dediğin.
Meğer ki uydurduğun erdemli yalanlarla
Hiç lâyık olmadığım şeyler yakıştırasın
Cimri gerçeğin vermek istediğinden fazla
Bu ölüye ardından övgüler yağdırasın.
Ah belki gerçek sevgin görünür diye sahte
İstemem aşk uğruna yalancıktan övmeni;
Adımı da gömsünler cesedinle birlikte
Yaşamasın; ne beni utandırsın ne seni.

Utanıyorum işte bunlara yol açmaktan:
Hiç değer taşımayan şeylerden sen de utan.

73. Sone

Bak göreceksin bende başladığını güzün
Ayaza karşı titrer dallardaki yapraklar
Sararır tek tük kalır düşerler bütün bütün;
Kuş sesleri kesilmiş yıkık boş tapınaklar.
Bak göreceksin bende alaca karanlığı:
Nasıl güneş batıdan solgun solgun gidince
Kefen örten eliyle ezerse her ışığı
Ölümün kan kardeşi kapkara çirkin gece.
Bak göreceksin bende ateşin korları var:
Genç ve dinç günlerinden kalma küller üstünde
Ölüm döşeğindeymiş gibi fersiz yatarlar;
Eceline ermiştir ateş kendi gücünde.

Senin bunları görmen arttıracak sevgini
Ayrılık yakın diye çok seveceksin beni.

74. Sone

Üzüntüye kapılma: zalim ecel kıskıvrak
Tutup atınca beni dönülmez bir zindana
Yine de şiirlerim dünyada yaşayarak
Varlığımı sürdüren bir anıt olur sana.
Şiirimi okursan göreceksin demektir
Bu kutsal armağanı sana bırakıyorum:
Toprak kopup geldiği toprağa dönecektir
Ama sendedir gerçek varlığım olan ruhum:
Öyleyse yitirdiğin canın posası ancak
Solucanların avı ecel kölesi beden
Hınzırın bıçağına boyun eğen bir korkak;
Öyle alçak ki onu hiç anmamalısın sen.

Bedenimin değeri ruhun kabı olmaktır
Ruhunki ise sende şiirimle kalmaktır.

75. Sone

Bir an sevinç duyarken, korkuyorum sonra hemen,
Haydut yıllar çalar götürür diye hazinemi;
Bir an, başbaşa kalmaktan öte bir şey istemezken,
Sonra diyorum ki, alem niye görmesin sevincimi?
Bazen, sana baka baka kendime çektiğim ziyafetle,
Doydum sanırken, bir bakışın açlığıyla ölüyorum sonra,
Senin bana verdiğin ya da verebileceğinden öte,
Ne bir şeyden zevk alıyorum, ne de çabalıyorum almaya.

İste böyle, her gün hem açlıktan ölüyor, hem tıkanıyorum;
Ya oburca her şeyi yiyorum, ya da hiçbir şeye dokunmuyorum.

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36928140 ziyaretçi (103155384 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.