William Shakespeare'den Soneler, VII
 

William Shakespeare, Wilyım Şekspir

William Shakespeare'den Soneler, VII

Kategori: İngiliz Edebiyatı

91. Sone

Kimi soyla övünür, kimi hünerleriyle,
Kimininki zenginlik, kimininki sert pazı,
Kiminde giyim, kuşam, korkunç rüküşse bile,
Kiminde safkan atlar, kiminde şahin, tazı;
Her merakın kendine göre bir büyüsü var,
Hoşlananlar çıkaramazlar onu gönüllerinden;
Ama beni doyuramaz bölük pörçük meraklar,
Benim bir sevgim var ki üstündür her birinden.
Soylu doğmak nedir ki, seni sevmek elverir,
Parlak urbalardan hoş, servetten daha zengin.
Bana şahinden, attan daha fazla zevk verir;
Bende bütün övünçler, benim oldukça sevgin.

Derdim şu ki hepsini birgün alır kaçarsın,
Yoksun kalan gönlüme sonsuz dertler saçarsın.

92. Sone

Kendini çalmak için yap elinden geleni
Yine de sen benimsin sonuna kadar ömrün;
Hayatım sürer ancak gönlüm sevdikçe seni
Yaşamak sona erer bu sevgi bittiği gün .
Artık korkutmaz beni en korkunç acı bile
Çünkü daha ilk acı benim ölümüm olur;
Senin keyfine kalsam ne dert biter ne çile
Oysa şimdi varlığım işkenceden kurtulur:
Artık kaygım olamaz cayarsın diye belki
Çünkü sen cayar caymaz bitmiş demektir ömrüm;
Bahtın bana verdiği fırsat öyle güzel ki
Nasıl mutlu sevdimse öyle mutlu ölürüm.

Karanlıktan korkmamak gibi mutluluk var mı?
Sen sırt çevirsen bile bunu ruhum duyar mı?

93. Sone

Yaşayıp gideceğim sâdık sanarak seni,
Boynuzlu koca gibi. Sevginin yüzü hâlâ
Bana gerçek görünür, olsa bile yepyeni;
Kalbin uzaktaysa da benimsin bakışlarınla.
Hiçbir nefret yaşatmaz senin gözündeki nur,
Anlayamam, sendeki değişme nasıl, nerden.
Sahte gönlün tarihi çok gözlerden okunur:
Öfkeden, çatık ‘kaştan, acayip çizgilerden.
Bak, Tanrı yaratırken, şöyle buyurmuş sana:
Sevgi, senin yüzünde sonsuza dek yaşasın;
Duyduğun, düşündüğün, yaptıkların bir yana,
Sadece tatlılıktan söz etsin bakışların.

Güzelliğin gelişir Havva elması gibi,
Görünüşün değilse erdemlerin sahibi.

94. Sone

Hiç can acıtmayanlar incitme gücü varken,
Her şeyi yapabilir görünüp yapmayanlar,
Kaya gibi duranlar başkasını sarsarken
Tamaha sırt çevirip haram şey kapmayanlar
Tanrı lûtfunun helâl mirasçısıdır hepsi,
Doğa nimetlerini yok olmaktan esirger,
Hepsi kendi yüzünün sahibi, efendisi;
Bu yetkin erdemlere herkes bekçilik eder,
Mevsime güzellikler getiren yaz çiçeği
Yaşar kendi belirli ömrünü, ölür sonra;
Ama kötü bir illet bozar bozma çiçeği
Şanı makara olur en değersiz otlara.

En tatlı şeyler ekşir kötü işler yaparak:
Ottan çok daha iğrenç kokar çürüyen zambak

95. Sone

Ne tatlar, ne sevgiler verirsin sen utanca
O bir kemirgen gibi yerken mis kokan gülü
Sende koncalar açan güzelliğe konunca!
Ah, günahların nice hoş şeylerle örtülü!
Çapkınca geçirdiğin günleri anlatan dil
Şırfıntılık kondursa sana acı sözlerle
Vergileri yine de övgüden farklı değil:
Utancı kutsal yapar adını anmak bile.
O düşkünlükler seni seçip barınmışlar da
Ah, varlığın hepsine eşsiz bir saray olmuş;
Güzelliğin peçesi leke komamış orda,
Göze görünen her şey güzelliklerle dolmuş.

Varım yoğum, bu cömert armağana iyi bak;
Kötü kullanılırsa körlenir en sert bıçak.

96. Sone

Toy diye yeren de var seni, sürtük diye de;
Gençsin, uçarısın da güzelsin diyen de var;
Kusura da tapılır sende, güzelliğe de:
Gül yüzün göründü mü hiçe iner kusurlar.
Nasıl ki tahta çıkmış ecenin parmağında
Herkesi hayran eder en değersiz mücevher,
Ne aksaklıklar varsa senin öz varlığında
Hepsi dosdoğru olur, gerçek yerine geçer.
Hain kurt kaç kuzuyu gafil avlayıp yutar
Kurnazlık edip koyun postuna bürününce !
Kaç hayranın kanıp da senin yolunu tutar
Görkemin var gücüyle onlara görününce!

Sakın buna kalkışına; öyle ki sana sevgim,
Benim olduğun için iyiliğin de benim.

97. Sone

Senden uzak kalışım uzun bir kışa benzer:
Çarçabuk geçen yılın lezzetinden ayrılık
Duyduğum ürpertiler gördüğüm kara günler
Dört bir yanımda köhne çırılçıplak Aralık!
Gel gör ki bu seferki ayrılık yazın oldu:
Gebedir güz bekliyor bir bereketli artış
Bahar çapkınlığının canlı yüküyle doldu
Issız rahimler gibi kocalardan dul kalmış;
Ama benim gözümde bu hoş gürbüz yavrucak
Daha doğmadan öksüz babadan yoksun eser;
Yaz ve yazın lezzeti sana bağlıdır ancak
Sen uzakta kalınca kuşlar sesini keser.

Kuşlar şakısa bile ruhlara kasvet dolar
Kış yaklaşıyor diye bütün yapraklar solar
.

98. Sone

Sensizdim, bütün bahar yaşadım senden ırak;
Nisan bu, allı pullu, giyinmiş süslenmiş de,
Her şeye gençlik ruhu aşılamış, şen şakrak,
Gülüp oynuyor durgun Saturnus bile işte.
Ama cânım kuşların söylediği şarkılar,
Elvan elvan çiçekler, burcu burcu, alaca,
Bana bir yaz masalı anlattıramadılar,
O soylu çiçekleri ben kesemem haraca.
Zambakta beyazlığa şaşmıyorum bir türlü,
Güldeki kızıllığı övmek gelmez içimden;
Doğrusu hepsi güzel, bir içim su, büyülü,
Hepsi senin resmindir, hepsinin örneği sen.

Ama sen olmayınca kış sürdü biteviye:
Bunlarla oyalandım senden gölgeler diye.

99. Sone

İlk açan menekşeye bin sitemle dedim ki:
Seni sevimli hırsız bilmiyor sanma beni,
Çaldığın bu kokular sevdiğimin nefesi.
Pamuk yanağındaki kızıl allıkların da,
Arsızca aşırdığın aşkımın kan pençesi.
Ellerine özenen ak nilüfer suçluydu,
Mercanköşke çok kızdım, çünkü bukleni çaldı,
Güller benden tırsıdı, diken üstünde durdu
Biri ardan kıpkızıl, biri korkup sarardı.
Hem alı, hem beyazı, senden çalan hırsız gül,
Bu çalıntı malını mis kokuna buladı;
Ecel kapıyı çaldı, büyürken gürül gürül,
Yaprak tırtılı geldi, gülün canını aldı.

Bin çiçeğe baksam da, yok ki birisi hani,
Senden çalmamış olsun, kokusunu rengini!

100. Sone

Nerdesin, Esin Perim, çoktan unuttun, niye
Söz etmiyorsun sana var gücünü verenden?
Döktün coşkunluğunu değersiz bir türküye,
Söndün ki ışık alsın âdi konular senden.
Dön gel, unutkan Peri, boşa geçen zamana
İnce sözlerle yeni bir dirlik düzenlik ver.
Hangi kulak hayransa türkünü söyle ona.
Kim verirse yazına akıl gücü ve hüner.
Sevgilimin yüzüne kalk bak, uyuşuk Peri,
Zaman o tatlı yüze kırışıklar çizmişse
Yerin dibine batır çürüyüp gitmeleri,
Yıkıcı Vakte karşı nefret öğret herkese.

Sevgime ün ver, aşsın ezip geçen Zamanı,
Tut, ecel kullanmasın kör bıçakla tırpanı.

101. Sone

Güzelliğe bürünmüş gerçeği unuttun ya,
Nasıl giderirsin bu ihmali, haylaz Peri?
Hem gerçek, hem güzellik bağlı benim aşkıma:
Bak, sende de bundandır soyluluğun, değeri.
Şöyle diyemez misin sanki, Peri, cevap ver:
“Gerçek boya istemez; kendi rengi solmaz ki;
“Güzellik, kalemsiz de, gerçek resmini çizer:
“En iyiyle güzeli karıştırmak olmaz ki!”
Ona övgü gerekmez diye susmak olur mu?
Bahane bulma: kullan gönlündeki gücünü,
Yaldızlı bir gömütten öte sen yaşat onu
Ve söylet hep gelecek çağlarda övgüsünü.

Görev başına, Peri: Ben öğreteyim sana;
Onu şimdiki gibi göster sonsuz zamana.

102. Sone

Zayıflamış görünse de , güç kazandı aşkım aslında,
Daha az seviyor değilim, öyle görünse de dıştan.
Sahibinin dilinden değeri her yerde yayılıyorsa,
Bana kalırsa pazara çıkmış demektir o aşk çoktan
Aşkımız yeniydi daha,baharındaydı o zaman,
Şarkılarla selamlardım onu ben
Bu gün daha sevimsiz değil aslında yaz belki,
Yaslı bülbülün geceyi susturduğu o mevsimden.
Ortalığa düştü mü en tatlı şeyin tadı kaçıyor hemen.

Bu yüzden ben de zaman zaman tutuyorum dilimi,
Usandırmak istemiyorum çünkü şarkılarımla seni

103. Sone

Yazık, ne yoksunluklar getirdi Esin Perim,
Gücü nice görkemler yaratmağa yeterken;
Eklenmese de olur benim bu övgülerim
Yalınkat anlatımda daha çok değer varken.
Artık yazamıyorsam suçu bana yükleme!
Karşında beliren yüz, baktığımda aynana,
Gölge düşürüyor da hamhalat sözlerime,
Şiirimi körletip utanç veriyor bana.
Düzeltmeye kalkışıp bozmak günah değil mi?
Kaş yapayım derken göz çıkarmak buna denir.
Seni övmeğe sebil ettim dizelerimi,
Senin erdemlerini, hünerlerini bir bir;

Oysa neler gösterir kendi baktığın ayna
Benim şiirlerimden çok fazlasını sana.

104. Sone

Senin gibi güzel dost sanki yaşlanır mıymış?
İlk kez göz göze geldik, eşsiz güzeldin hani,
İşte bugün de öylesin. Üç karakış,
Ormanlardan silkti de üç yazın kibrini,
Enfes üç bahar, soluk bir güz gibi kıvrandı;
Nice mevsimler göçtü, gördüm, zaman boyunca:
Burcu burcu üç Nisan üç Haziranda yandı;
Ama sen gördüğüm gibi körpe bir yonca…
Ah güzellik sürmez ki; sanki bir saat kolu:
Hırsızlama yürürken gidişini görmek zor.
Belki sendeki renk de çoktan tuttu da yolu,
Benim gözüm yerinde sanarak aldanıyor.

Doğum bekleyen çağ, bak korkum değil nafile;
Güzelliğin yazı sen doğmadan ölmüş bile.

105. Sone

Putperestlik demesin benim aşkıma kimse,
Sevgilimi put gibi göstermesinler asla;
Türkülerimin hepsi tek kişiyi övmüşse
O tek kişi aşkımdır, severim onu hâlâ.
Bugün de sevecendir, o yarın da sevecen,
Ondadır şaşmaz vefa ve her pürüzsüz değer;
Sadakat eksik olmaz benim şiirlerimden:
Başka söze yan çizip sırf vefayı söylerler.
“İyi, güzel ve sâdık”, şiirlerimin özü,
“İyi, güzel ve sâdık” demesem de kastım bir;
Yarattığım hep aynı, değiştirsem de sözü,
Bu üç konu birleşip ufka sonsuzluk verir.

İyi, güzel ve sadık, çokluk yaşarlar tek tek,
Var olmamıştı üçü birlikte şimdiye dek.

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36796015 ziyaretçi (102921144 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.