William Shakespeare'den Soneler, VIII
 

William Shakespeare, Sonnet 119

William Shakespeare'den Soneler, VIII

Kategori: İngiliz Edebiyatı

106. Sone

Gördüm de göçüp giden zamanın öyküsünde
Nasıl anlatılmıştır doyum olmaz varlıklar,
Ölmüş sevgililerle yiğitler övgüsünde
Şiirlere güzellik ne güzellikler katar,
Nasıl eski kalemler güzelliği yazarmış,
El ayak dudak diye, göz diye, alın diye,
Anladım ki onlarda bir derin özlem varmış
Şimdi sana kul olan güzelliği övmeye.
Onların övgüleri, bugünün kehâneti,
Hepsi seni önceden anlatmayı denemiş,
Gözleriyle eğlenmiş bilmemenin lâneti,
Varlığını övmeye solukları yetmemiş:

Biz ki güzelliğini bu çağlarda görürüz,
Gözlerimiz hayran da dillerimiz övgüsüz.

107. Sone

Ne kendi korkularım ne dünyanın ilerde
Göreceği günleri düşünen koca kâhin
Ölüme mahkum diye umut görmediler de
Hiç kısaltamadılar süresini sevgimin.
Tutulan ölümlü ay katlandı karanlığa
Kendi boş fallarını şom kâhinler yeriyor;
Belirsizler taç giyip başlarken hakanlığa
Barış sonsuz çağlara defne dalı veriyor.
Bu en mutlu günleri yudum yudum içer de
Sevgim dipdiri durur ecel kul olur bana:
Ben yaşarım yokluğa karşı bu şiirlerde
Ölüm kıyar beyinsiz sürülerin canına.

Kendine şiirimde anıt bulacaksın sen
Zorba miğferleriyle tunç mezarlar göçerken.

108. Sone

Beyinden mürekkebe dökülecek ne var ki
Sana bunca görüntü vermesin can evimden?
Dil yeni ne söyler ki el yeni ne yazar ki
Sendeki erdemlerden benim sana sevgimden.
Hiçbir şey tatlı çocuk. Sanki kutsal törenin
Dualarını her gün söylerim birer birer;
Eskiye eski demem. Sen benimsin ben senin:
Güzel adını nasıl kutsadımsa ilk sefer.
Sonsuz sevgi hep girer taze aşk kılığına;
Umursamaz zamanla tozlanıp yıpranmayı
Hayat hakkı tanımaz hiçbir kırışığına
Olur en eski çağlar onun sadık uşağı.

Aşk tohumu düşünce gelişir var gücüyle
Zaman ve dış görünüş ölgün gösterse bile.

109. Sone

Ne olursun gönlüme sakın vefasız deme
Ayrılık zayıflatmış sansan da alevimi.
İkisi de bir bence: veda etmek kendime
Ya da söküp götürmek bağrından can evimi:
Sevgi yuvam bağrındır; gezsem de boş ve üzgün
Er-geç yolcular gibi döneceğim bağrına
Günlerle değişmeden dönmem gerektiği gün
Göz yaşları dökerek kara lekem uğruna.
Varlığım ne çekse de her canı kuşatarak
Günaha dürtükleyen iştahların elinden
İnanına lekelenmez can evini satarak
Bir hiç uğruna geçmez senin zengin sevginden;

Şu koskoca dünyaya bir hiç der geçer gönlüm
Yalnız sen her şeyimsin dünyada güzel gülüm.

110. Sone

Ah doğrudur kendimi sağa sola attığım
Vazgeçmediğim ele güne soytarılıktan
Canevimi yıktığım sevdiğimi sattığım
Eskileri kırdığım yeni uçarılıktan.
Gerçeğe göz ucuyla yan baktığım da doğru
Ama gönlüme yeni gençlik verdi bu suçlar;
Değersiz tutkuların ortaya attığı şu:
Her sevginin üstünde sana olan aşkım var.
Hepsi yapıldı bitti; bu aşk sonsuz sürecek;
Artık iştahlanma yenilecek değilim
Eski dostu sınamam yeniyi deneyerek;
Aşk tanrısını buldum: Onun oldu benliğim.

Bağrına bas cennete buyur et beni sen de
Ve yaşar o tertemiz en sevecen göğsünde.

111. Sone

Ne olur hatırım için şu Talihi azarla:
O Tanrıça yaptığım kötü işlerden suçlu
Yüzümü güldürmedi hoş rahat bir yaşamla
Verdi halkın önünde âdi bir geçim yolu.
Bu yüzden olsa gerek adım damga yemiş de
Talihin bu cilvesi yüzünden sünepeyim;
Boyacı eli gibi yitip gitmiş el işte.
Sen acı bana yardım et de tazeleneyim.
Uysal bir hasta gibi zehir zıkkım ilâcı
İçerim andım var bu illetten kurtulmaya:
Umursamam –ekşiyse ekşi acıysa acı;
Yeter ki düzeleyim râzıyım çift cezaya.

Bak can dostum sen bana acırsan iyi belle
Beni iyileştirir senin acıman bile.

112. Sone

Sevginle acımanla utançtan kurtulurum
Rezaletin alnıma vurduğu damga biter;
Arkamdan iyi kötü demişler ne umurum?
Sen kötülüğü ört de iyiliği öv yeter.
Benim tüm dünyam sensin: ancak senin dilinden
Duymağa can atanın övgümü ve yergimi;
Senden başka kimsem yok sırf seni dinlerim ben
Bir sen değiştirirsin doğru yanlış bilgimi.
En derin uçurumun dibine fırlatırım
Varlığıma kaygılar veren her yaban sesi;
Kim kınasa kim övse yılan gibi sağırım.
Bak dinle nasıl hiçe sayıyorum herkesi:

Can evime kuruldun hem de ne kadar güçlü;
Bence dünyada senden başka her varlık ölü.

113. Sone

Senden ayrı düşeli, ben aklımla görürüm:
Bana göstersin diye yöneldiğim yerleri
El yordamından medet umarım, yarı körüm;
Gözüm görür gibidir, ama sönmüştür feri.
Bu göz, gönlüme hiçbir gerçek iz göstermiyor,
Ne kendi gördüğü kuş, ne çiçek, ne bir varlık;
Türlü görüntülerden akla hiç pay vermiyor,
Ama bir iz tutmağa gücü yetmiyor artık.
Görse bile en kaba, ya da en ince yüzü,
En çarpık yaratığı, en çok sevgi vereni,
Dağları ve denizi, geceyi ve gündüzü,
Kargayı ve kumruyu, hepsinde bulur seni.

Başka şey sığmaz, dolmuş seninle tıklım tıklım,
Gözümü sahte yapar gerçeği gören aklım.

114. Sone

Sen aklıma taç oldun; kandırdı mı beni ne
Dalkavukluk adlı şu hakan kemiren veba?
İnansam mı gözümün doğru söylediğine?
Sana olan aşkım mı tılsım verdi acaba
Türlü canavarlardan ve gulyabanilerden
Sana benzeyen tatlı melekler yapsın diye
Ne geçerse ansızın gözlerindeki ferden
Her kötüyü çevirsin diye sonsuz iyiye?
Birincisi: Gözümü dalkavukluk çeliyor;
Aklıma dolup taşan hakanlardaki heybet;
Onun ne sevdiğini gözüm iyi biliyor:
Bardağa doldurduğu ağzına göre şerbet.

Bardak zehirliyse de asıl suç değil onda;
Körkütük âşık gözüm rehberidir aklın da.

115. Sone

Önceden yazdığım dizeler yalandı,
Daha candan sevemem seni diyenler bile.
En harlı ateşimin sonraları yanacağını
Aklım almazdı kırk yıl düşünsem de.
Ama zamandır bu, milyon gayretle sokulur
Yeminler arasına, ve değiştirir kralların fermanını,
Karartır kutsal güzelliği, en keskin arzuyu soğutur,
Değişen şeylerin dümen suyunda dağıtır güçlü akılları;
Heyhat, zamanın despotluğundan niçin korkayım?
“Şimdi en iyi şekilde seviyorum seni” diyemez miyim?
Belirsizlik hakkında kuşku duymazken, arta kalana
Şüphe beslerken, şu ana taç giydiremez miyim?

Bir bebektir aşk; sürekli büyümekte olana
En üstün büyüklüğü uygun göremez miyim?

116. Sone

Bence engel tanımaz gerçek bir aşkla
Sevmiş olanlar. Aşk demem aşka
Değişik durumlarda değişip duruyorsa,
Ya da meyil duyuyorsa bırakmaya ilk fırsatta.
Aşk dediğin fırtınaya bakar ve titremez asla;
Ah, hayır! Her daim duracak bir işarettir,
Bir yıldızdır, dönenen teknelere rehberdir,
Boyu posu ölçülse de bilinmez değeri nedir.
Zamanın oyuncağı olmaz; gül dudaklı
Ve yanaklı aşkı götürebilir sallasa zaman orağını;
Değişmez aşk kısa da sürse saatler ve haftalar,
Aşk dediğin kıyamete dek yaşar.

Eğer yanlışım varsa ve bu bana kanıtlanırsa,
Demek hiç yazmamışım, kimse sevmemiş asla.

117. Sone

İstersen beni suçla veremediğim için
Sendeki şu görkemli erdemlerin hakkını
Unutup göz önüne seremediğim için
Beni her gün daha çok saran tatlı aşkını
Yakınlık göstererek nedense şuna buna
Senin zor kazandığın hakkı harcadım diye;
Her rüzgâra kapılıp yelken açmamı kına
Budur beni götüren gözlerinden öteye.
Bendeki her kusuru inadı deftere yaz
Ve kesin kanıtlara şüphelerini ekle;
Dilersen ver yansın et kaşını çatar çatmaz
Ama ah vurma beni canlanan nefretinle.

Senden özür dilerim: Çabamın nedeni tek:
Aşkında sadâkati kudreti belirlemek.

118. Sone

Bizler iştahımızı kamçılamak üzere
Damağımıza mayhoş karışımlar katarız;
Engel olalım diye görünmez illetlere
Önce ilâcı içip sonra hasta yatarız.
Nemalandım ya senin doyum olmaz tadından
Mideme türlü türlü acı salçalar dolar;
Doymuşum tıka basa hastalanmışım bundan
Gereksiz görünse de bu illet hikmeti var.
Aşk için ileriyi görmek hepsinden beter
Gelecek hastalığı sezmek yaman bir kusur;
Sapasağlam bedenim şimdi tedavi ister
İyilikle yaşarken illetle şifa bulur.

Bu da bana ders oldu; doğru: söze ne denir:
Aşkından hasta olan ilâçtan zehirlenir.

119. Sone

Siren gözyaşından iksirler mi içmedim,
Cehennem gibi pis kokulu imbiklerde damıtılma;
Umutlara korku, korkulara umut mu sürmedim,
Ve hep kaybettim, tam kazanıyorum sandığımda.
Ne aptalca hatalar yaptı şu zavallı gönlüm,
Hiç bu kadar mutlu olmamıştım, dediği anda!
Nasıl da yuvalarından fırladı gözlerim,
Bu çıldırtan hastalığın ateşi bastırdığında!
Ah, işte musibetin yararı! Şimdi anlıyorum aslında,
Başa gelen her bela, iyiyi nasıl daha iyi yapıyor!
Aşk da yıkıldıktan sonra, yeniden kurulduğunda,
Eskisinden daha güzel, sağlam, değerli oluyor.

Öyleyse dersimi aldım, gerçek aşkıma dönüyorum ben de
Kaybımın üç katını kazanarak, felaketler sayesinde.

120. Sone

O günkü insafsızlığın şimdi yakınlaştırıyor beni sana;
O zamanlar nasıl acı çektiğim aklıma geliyor da şimdi,
Korkuyorum ezilmekten, kendi yaptığımın yükü altında;
Tunçtan ya da dövme çelikten olsun sinirlerim meğer ki.
Beni o sıra sarsıldığım kadar sarstıysa eğer seni
Şu zalimliğim şimdi, cehennem azabı çektin herhalde;
Bense bir an bile durup düşünmedim, zorbalar gibi,
Senin yaptığın yüzünden nasıl kahrolduğumu o dönemde.
Ah, hatırlatabilirdi oysa bana o işkence gecesi,
Gerçek acının ne denli işlediğini derinlere
Ve o yaralı yüreklere iyi gelecek özür merhemini
O gün senin sunduğun gibi, sana sunabilirdim ben de.

Ama senin işlediğin kusur şimdi bir fidye olabilir;
Tıpkı benimki gibi, seninki de benimkini kurtarabilir.

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36677112 ziyaretçi (102709911 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.