Yâ Sabır, Yâ Şükür
 

Yâ Sabır, Yâ Şükür

Akhenaton

Bir adam, Peygamber Efendimiz'e gelerek şöyle sordu: «Ya Resûlullah, bana öyle bir şey haber ver ki; onu yapınca Cennet'e lâyık hale geleyim!..»

Peygamber Efendimiz, şöyle yanıtladı Cennet'e lâyık hale gelme anlayışını: «Allah'ın senin hakkındaki takdirine ya sabırla, ya da şükürle karşılık ver; Cennet'e lâyık hale geldin gitti.»

Evet, mârûz kalınan ilâhî takdirlere sabır, ya da şükürle karşılık vermek... Neden "Yâ Sabır", ya da "Şükür"? Çünkü Mü'min insanın özel vasfıdır bu sabır ve şükür... Bu özel vasfı sayesinde inanmış insan, hayatta karşılaştığı her durumu hakkında hayra çevirebilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (Allah'ın Selâm'ı O'nun üzerine olsun), Mü'minin her halini hayra çeviren bu özel vasfını şöyle haber vermiştir bizlere:

«Hayret edilir Mü'minin hâline. Üzücü bir olayla karşılaşsa, sabreder ve kazanır; sevindirici bir olayla karşılaşsa, şükreder, yine kazanır. Yani Mü'min, bu özel vasfı sayesinde her olayı hakkında hayra çevirebilir. Böylece tevekkül ve teslimiyeti ona hep kazandırır, hiç kaybettirmez."

Aslında biraz da kendim için paylaşmak istedim bu yazıyı. Çünkü en çok kendimin var ihtiyâcı sabır göstermeye, adam sen de, aldırma geç demeye... Öğrendim ki, başımıza gelen belâ ve musîbetler, sizi zorlayacak olan imtihanlar bile hayırdır bizim için. En azından bizim farkında olmadığımız hayırlı bir sonucu vardır. Kimimiz der ki, Ey Rabbim, şu insana beni sevdir. Onunla bir istikbâl ver. Ya da bir devlet memuruysak, tayinimi şu şehre çıkar, ya da sınavlara hazırlanıyorsak, şu bölümü kazanayım vs vs. Hatta bunun için tefrîciyeler, duâlar okunur kimimiz...

Ama bir yandan çoğu kabûl olmadı dediğimiz duâların sonucuna baktığımızda, aslında o isteğimizin kendimiz için en hayırlısı olmadığını fark ederiz. Bazen de sebepleri ve Hikmet'in inceliklerini fark edemediğimiz için kendimizi geri çevrilmiş, eli boş döndürülmüş, yüzüne bakılmamış kırgın bir kul olarak görürüz; sebeplere dıştan baktığımızda. Oysa ki duâ, kulun Rabbinden "kendisi için hayırlı olan"ı istemek ve "kendisi için hayırlı olan seçimi kuluna SEVDİRME'yi", Rabbinin istediği şeyi kulun da dileyebilmesini talep edip sebeplerini "Vekil"im sensin dediği Rabbine bırakmaktır.

Ne biliyoruz ki, Rabbimize duâ edip; "Şu kulunu bana kader tayin et, onu bana hayırlı bir eş yap!" dediğimizde; aslında onun bize hiç uygun olmadığını, ilerde evlendiğimize evleneceğimize pişman olmayacağımızı, zâhirindeki kıymete aldanıp belki o duâ gerçekleşse, hayatımızın bir zindandan farkı olmayacağını?

Ne biliyoruz ki, Rabbim, şu işim şöyle olsun dediğimizde, aslında belâ'yı ya da kendimiz için hayırlı olmayan bir şeyi dilemediğimizi, o anki isteğimizin aslında mantıksız alınmış bir karar ya da seçim olmadığını, belki o dilediğimizin gerçekleşmesi halinde gelişen olayların bizi üzecek, incitecek ve acı çekmemize neden olacak bir kapıyı da aralamadığını...

Velhasıl dua, kulun Rabbine "Benim için hayırlı olanı sen ver... Seçimlerimi, bu dünyâya ait hikmetini ve sonuçlarını bilemediğim, kavrayamadığım olayların gidişâtını ve yönünü sana bıraktım." demek değil mi ya da aslında böyle olmamalı mı? Bu, "kadercilik" mi yoksa onu yaşam tahtımızın başına oturtup, "Ey Rabbim, işte, hayatım senin elinde, çizgim, yazgım senin elinde. Nasıl yazarsan yaz; ama bana hep benim için de sevdiklerim için de hayırlı olanı ver. Benim için hayırlı olan, benim isteğim değilse, o hayrı bana sevdir. Çok istediğim şey, bana aslında acıdan, hüzünden ya da musibetten başka şey vermeyecekse, onu isteklerimden de, kalbimden de uzaklaştır." deyip niteliğini ya da sonucunu; yani HİKMETİNİ bilemediğimiz istekler yerine bir Hikmet Sâhibi Zât'ın hikmetine bırakmak mı?

Elbette kaderdeki "İrâde-i Cüz'i"den bize düşen pay olduğu kadar, "Hikmet-i Cüz'i"den de payımız ve bu yönde Rabbimizden dileğimiz olmalıdır. Ama Hikmet, sadece "Rabbim, bana hikmet ver." demekle değil; Allah'tan, O'nu incitmekten korkarak yaşamakla olur. İçinde Allah korkusu olmayanda hikmet de meyve vermez. O'nun dilediği gibi yaşamadıkça, kalbinizde cüz'i bir çizgi bile olsa, Hayr'ı ve Şerr'i birbirinden, Hakk'ı Bâtıl'dan, İlhâm'ı vesveseden, Belâ'yı Rahmet'ten ayıran "Furkân Gülü"nün tohumları daha gönlünüze düşmeden kurur gider. Yani demek ki istemek kadar, o isteklere kendimizi hazırlayabilmek de gerekiyormuş ve vesîlelere dayanıp Rabbi'ne ancak öyle tevekkül etmek, O'nun "el-Latîf" ismini gönlümüzde iç âlemimize uzanan bir ayna gibi tutup sebepleri ve hikmetleri o ismin nûruyla görmek gerekiyormuş...

Peki ya gönlümüz? Yokladığımızda her an orada bulduğumuz şey ne? Neden günah üzerine günah işliyoruz? Niye rahmet kapıları'nı hissedemiyor, niye kalbimizi sanki MÜHÜRLENMİŞ gibi hissediyor, niye o kadar BAŞLANGIÇ'lar yaptığımız halde O'nun yolunda sâbit duramıyor, sürekli düşüyor, düşüyor ve düşüyoruz? Önce herhalde O'nunla bir BİRLİKTELİĞİNİZ olup olmadığını sormanız gerekiyor kendinize. Kimle yürüyorsunuz yolda yürürken, aklınızda günün 24 saatinde ne kadar kalıyor, bunu sormanız gerekiyor... Yaratıcınız'la aranızdaki ilişkiyi RİTÜEL HALİNE GETİRİP O'nunla olan İLİŞKİ'nizi MERASİMLERE dönüştürüp dönüştürmediğinizi ya da tam tersi, O'nunla SÖYLEŞİP size ÖĞRETECEĞİ ŞEYLER için doğduğunuz andan beri süregelen,çevrenin ve toplumun size sunduğu "UZAK'TAKİ ALLAH" profilini tamamen yok edip bazen O'nun ŞAKALARINI, hayatınızda yaptığı İŞLERİNİ, ESPRİLERİNİ, O'nun "dostları"na olan ülfetini, sevgisini anlayabilmek, kalıplaşmış bir din modelinden Kuran ve Sünnet ışığında, "tefekkür" ve "muhakeme" nimetleri için Rabbinizle günde 24 saatinizi BERABER geçirmeye, O'nu bilmem şu kadar okursam faydasını görürüm diye değil; AŞK'la, BAĞLILIK'la ÖZLEYİP O'nu TANIMAK, Esmâül Hüsnâ'sını bazı art niyetlilerin, cincilerin, büyücülerin, muskacıların, azametçilerin, terkipçilerin yaptığı gibi değil, O'NU DAHA YAKINDAN TANIMAK, RABBİNİZİ HER ANINIZDA GÖNLÜNÜZE YOL GÖSTERİCİ ve DOST KILMAK için zikretmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü kalpler, ancak Allah'ı anmakla tatmin olur. Sizi mutlu edeceğini zannettiğiniz isteklerin hiçbirisi, O'nunla 24 saat geçirebilmek kadar keyifli, huzurlu değildir... Size bir elinize güneş'i, bir elinize ay'ı verseler, "Vallâhi tüm bunları verseler de inandığım bu davâdan vazgeçmem." diyen bir Peygamber'in ümmeti oluşu olduğunu hatırlayıp hakîkî mutluluğun bu dünyanın geçiçiciliğinde değil, O'nun varlığında HİÇLİĞİNİZİ SEYREDEBİLMENİN LEZZETİNDE OLUŞUNU ve BUNU BİLMENİN TÜM LEZZETLERDEN DAHA LEZZETLİ OLDUĞU YAŞAYABİLMEK kadar huzur verici değildir. İmtihan'ım, sırtımdaki yüküm ağır deyip feryat etmek yerine, yerdeki karıncalara ve boyunu aşan yükleri yüklenişlerini gör ve onlardan ilhâm al... Rabbin, kimseye çekemeyeceği yükü yüklemez! Ama kul da RABBİ İÇİN O'NUN DAVASINI YÜKLENMEKTEN KAÇMALI demek değildir bu. Çünkü gücümüz, acziyetimizdedir. Acziyetini, güçsüzlüğünü bilen kul kadar GÜÇLÜSÜ var mı yeryüzünde? Çünkü acziyetinin, güçsüzlüğünün farkında olan kul, gücünün Rabbi'nden ve O'na sığınışından alır. Yükün altında girmekten korkmaz... SADECE DÜNYA İÇİN YARATILDIĞINI ZANNEDİP SADECE DÜNYA İÇİN, BU DÜNYADAKİ RIZKINI TEMİN İÇİN ÇALIŞMAZ. "Rabbin, kimseye çekemeyeceği yükü yüklemez." sözünü bırak; O'nun davasına, indirdiği Kitâb'a, Resûlünün HİMMETİNE öyle bir yapış ki, sırtında o koca koca yükü taşıyan karıncalar, sana imrensin... En azından, İbrâhim'i yakacak ateşe su taşıyan bir karınca ol ki, yarın Rabbinin karşısında, "Ey Rabbim, en azından SAFIM BELLİYDİ." diyebilesin...

Ve de ki ey hastalıklarından muzdarip olan, Rabb'im beni unuttun mu diyen: Bana hep Rabbimi hatırlatan hastalıklarıma şükürler olsun... Lâ tahzen! (Üzülme!) Rabbin seni hiç unutmadı ki.... Rabbin, sana hiç gücenmedi ki... Sana Rabbini sana aratacak bu hastalık nimetini verdi. Ey duâm neden geri çevriliyor diyen! Rabbin'in sarayında en kıymetsizler bile boş çevrilmiyorken, seni bilmediğin musîbetlerden koruyan Rabbi'nin de elbet bildiği vardır. Sana zulmedenlerden, seni hep incitenlerden, ya da büyük sandığın dertlerinden de büyük bir Rabbin vardır...

Akhenaton...




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36685501 ziyaretçi (102724327 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.