Yûsuf'u Öldürdük, Züleyhâ Ağlıyor
 

Yûsuf'u Öldürdük, Züleyhâ Ağlıyor...

Muhammet Esiroğlu

Her şey, kuyuda başlamıştı.
Yûsuf, kuyuya düşerken; yükseliyordu mânen.
Avuçlarında sakladığı ihânetiyle bir yolculuğa başlamıştı.
Kanlı gömleğinden sızan kokusu, Yakup'un gözlerindeki feri silerken; o, kuyuya yükseliyordu.

Bir Nebî'nin en sevdiği âdı olarak girdiği kuyudan köle olarak çıkıyordu.
İlâhî aşkın verdiği nûr, yüzünde besteleniyordu.
Köle pazarında sâhibeler, Yûsuf'u değil aşkı satın alıyorlardı.

Saraya köle, sâhibesine karşılıksız muhabbet oldu.
Yûsuf'u güzel kılan hayâ perdeleri, parmak kopartırken açılıyor ve imtihân başlıyordu.
Züleyhâ'yı biçare kılan nûr, Yûsuf'u âna düşüren hayanın aksetmesidir yüzüne.

Züleyhâ, nûrun kaynağını bırakıp bedene tâlip oldu.
Yûsuf'ta şiirleşen güzellik, muhabbet düşürdü bir fânînin kalbine.
Bu muhabbet, gömleğini yırttırdı Yûsuf'un.
Bir Yâkûb'un muhabbeti parçalattı gömleğini bir de Züleyhâ'nın.
Gömlek, yırtıldıkça; Yûsuf, güzelleşti.
Çünkü güzelliği, hayâsından kopan nûrdu.

Yûsuf, hayâ perdelerini örmek için girdi zindâna.
Zindân, ona merdiven oldu ve yükseltti hem mâşûkuna hem makâmına.
Ve nefsinin külleri arasından Züleyhâ, hayâ kapısını çaldı.
Kırışık yüzüyle gittiği kapıdan hayanın nûruyla güzelleşmiş olarak çıkıverdi.
Yırtılan gömlek, Yûsuf'tan Züleyhâ'ya geçti.
Edep mertebelerini koşarak çıkanlar, nasıl da güzelleşiverdiler öyle.
Ne oldu şimdi Yûsuf'un emâneti, Züleyhâ'nın gençlik iksiri hayâya.
Yırtılan gömlekler, ne için yırtılıyor artık?
Yoksa biz de Züleyhâ gibi kapattığında ilâhının gözlerini; kimseler görmez mi sanırız?

Kaç Yûsuf kaldı aramızda zindâna tâlip, hayâsı için.
Kaç Züleyhâ kaldı aramızda, tövbelerin en güzeli ile kırklanan.
Ve Yûsuf'a eş olmaya namzet.

Bu zamanlarda Yûsuf, kuyuya düştü artık.
Bir kervan bekleniyor onu kuyudan çıkaracak.
Yûsuf, kuyuya düşeli; değişti hayâ kokumuz.
Gömlekler, bırak yırtılmayı; üzerimizde eğreti durur oldu.
Züleyhâ, tekrar yaşlandı ve güzelliğini kaybetti artık.
Bir Yûsuf bekleniyor, Züleyhâ'ya tövbe ettirecek.

Yûsuf, kuyuya düşeli; Züleyhâlar, unuttu hayâ dokularını.
Anlamları değişti hayanın, tövbenin ve Yûsuf'a olan muhabbetin.
Her şey, bir flört cenderesinde öğütülüp gitti.
Aşk masalları, fazla sulandırdı kafamızı.
Yûsuf ve Züleyhâ, gerimizde kaldı; yönümüz, ters istikamete uzandı.

Her şey, kuyudaki Yûsuf'un tekrar çıkması ile başlayacak.
Yûsuf, sultan olacak gönül sarayımızda.
Züleyhâ, aşık olacak ve tövbe kapılarını zorlayacak parçalarcasına.
Hayâ güneşi aydınlattığında yüzleri; işte o zaman ayın on dördü gibi parlayacaklar.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Serkan Tuncer, 22.08.2010, 22:53 (UTC):
O sözleri ve nicesini okumak isterseniz Nazan Bekiroğlu'nun Yusuf ile Züleyha kitabını tavsiye ediyorum.

Yorumu gönderen: ayşegül, 26.05.2010, 15:49 (UTC):
resimde ki sözler;harika!bu kadar mı güzel olur,daha ne söylenir,kim söyler böylesini...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36940437 ziyaretçi (103176607 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.