Yaşamdaki Değerimizi Keşfetmek
 

Yaşamdaki Değerimizi Keşfetmek

Ayşegül (Hiçdüşünce)

İnsanların büyük bir kısmı, ölümün çok korkutucu olduğunu düşünür. Oysa ben, dünyaya gelmenin çok daha korkutucu olduğunu düşünürüm. Önceden varolmadığın bir dünyaya gözlerini açmak... Ne olduğunu bile bilmiyorsun... Kaderin, etrafındaki insanların elinde. Karnın doyurulacak, üstün değişecek, temizleneceksin, hatta uyutulacaksın... Henüz insan olduğunun bile bilincinde değilsin. Etrafında gördüğün varlıkların senin benzerin olduğunu dahi ayırt edemezsin. Sana seçme hakkı tanınmamış; hangi aile, hangi ortam sana uygun diye... Öylesine doğarsın işte...

Sokaklarda bazen babaları ile çöplerden hurda toplayan çocukları görürüm. Elleri-yüzleri kir içinde; ama neticede çocuk işte... O da uçurtma uçurmalı, top oynamalı, arkadaşları ile bir cafede oturup sohbet etmeli... Ama edemez... Çünkü daha doğarken sınıflandırıldı önce ebeveyni, sonra akrabaları ve arkadaşları tarafından...

Sonra mendil satan çocukları görürüm. "Onlara para vermeyin işte; ellerinden alıyorlar. Ana-babaları, onları çalıştıramaz siz para vermezseniz. Okutmak zorunda kalır." diyenler vardır aranızda. Yok öyle bir gerçek... Onun gerçeği, babasının istediği parayı getiremezse; önce öldüresiye dayak yiyip sonra da sokağa atması...

Neden? Neden dünyaya getiriyorsunuz sahip çıkamayacağınız çocukları? Neden insan hayatı, bir çift büyük baş hayvandan daha değerli değil... Kendi değerini bilmeden büyüyen çocuk, kendine değer vermeyenlere değer vermiyor büyünce. Çok azı kaderini kabullenmeyip hayatta kendine bir yer edinebiliyor. Büyük bir kısmı ise ya sokaklarda harcanıyor, ya da başka insanların en değerli varlıklarını elinden alıyor...

Allah sevgisi ve saygısı... Bu ona öğretilmedi. İnsanın ne kadar değerli olduğu, tüm kainatın insan için yaratıldığı ve her şeyin onun emrinde ve emanetinde olduğu öğretilmedi... Ama ben, söylemek istiyorum; siz, hepiniz... Çok çok değerlisiniz..Bu dünyada bizden kalacak en güzel eser sizlersiniz. En büyük duam şudur ki; dilerim sizleri hem içte hem de dışta gerçek manada yaradılış amacımıza uygun insan olarak şekillendirebilecek maharetli eller, o şekli verirken gerekli hassasiyeti gösterecek yüreği merhamet, şefkat ve sevgi dolu insanlarla karşılaştırsın Rabbim sizi... Hiç kimse sizi sevmiyor mu? Küsmeyin kendinize; siz sevin kendinizi ve önce siz saygı duyun kendinize. kendisine saygı duymayana başka hiç kimse saygı duymaz... İçinizdeki o örselenmiş çocuğa el uzatın "Korkma! Ben, buradayım ve seni bırakmıyorum." deyin...

tüm dünyanın bana sırt çevirdiği zamanlarda; hatta üzülerek söylüyorum Yaratıcımız'ın beni unutacaksa niye yarattığını sorguladığımda, dünya ile savaşmayı bırakıp kendi içimde huzur ve barış aradığımda, anladım ki aslında Yaratıcımız'ı unutan, tüm dünyaya küsen, benmişim. Ama o kadar saldırmaya kendimi şartlamış, o kadar bana her yaklaşanı savunmaya geçerek geri püskürtmüşüm ki, seneler sonrasında şunu anladım: Ne kadar manasız şeyler için savaşmışım. Ne kadar yaşanacak güzellikleri ıskalamışım... Fark ettim...

Bunu neden söylüyorum; çünkü bu, kişiye özel değil. Dozajı, belki daha az ya da belki daha fazla.. Ama herkes, bu tür dönemler yaşar. Yani neden ben? Değil işte...

Hayat, engelli bir koşu gibi. Rakiplerimiz de var, beraber koştuğumuz takım arkadaşlarımız da, ayağımız takılıp düşelim diye bekleyenler ve buna sevinenler, kendisine teselli payı çıkaranlar da... Olsun... Her engeli aştığımızda nasıl sevinip daha bir şevkle ilerlemeye devam ediyorsak; olur ya, hayat bu, ayağımız takılıp yere düştüğümüzde de aynı inançla kalkıp yolumuza devam edeceğiz. Birilerinin bizi kaldırmasını beklemeyeceğiz; çünkü bu, hem zaman kaybına, hem de gönül yıkan hayal kırıklıklarına sebep olabilir...

Zaten ihtiyacımız da yok. Çünkü bizi Yaratan Güç; her koşulda ayakta kalmamızı sağlayacak donanımları da vermiştir. Bizim, sadece birbirimizi sevmeye ihtiyacımız var. Yüce Rabbimiz, bizi, her birimizi ayırt etmeksizin nasıl sevip de yaratmışsa, Yunus'un dediği gibi "Yaratılanı seveceğiz Yaratan'dan ötürü." Kibre kapılıp büyüklenmeyeceğiz... Affedicilikte, her hatamızda bizi tekrar tekrar affeden Rabbimiz'den örnek alıp cömert olacağız... Öfkede ve kalp kırmada cimri olacağız... Dürüstlük adına; ben, içimde neysem onu yansıtıyorum diye hatır gönül yıkmayacağız. Bütün kapıları yüzümüze kapatmayacağız...

Su gibi olalım; olduğu yerde durmayan, geçtiği her yere hayat veren, yeşerten, yaşatan, temizleyen, temiz olan, önüne çıkan kayaları ve taşları hakiki yolunda aşması gereken engeller gibi anlayıp daha da coşkulu akan...

Artık çok geç... Çok fazla hata yaptım mı diyorsun? Çok şanslısın  Çok şey öğrenmiş olmalısın hayattan... Hadi bugüne kadar olanlara takılıp kalmayalım... ŞİMDİ'yi ve ŞU AN'ı bir sıfır noktası, bir milad sayalım... Yaşamımızın gerçek anlamını keşfetmek için harekete geçelim... Ve on yıl sonrasında edindiğimiz temiz anılar, sağlam dostluklar, daha anlamlı bir hayat için şükrederken; bunu başardığımız için kendimizle gurur duyalım... Bizden vazgeçen kim olursa olsun; biz, kendimizden vazgeçmeyelim...

Ayşegül.
23:07:06, 1 Mayıs 2010, Pazar.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: şakird, 03.05.2010, 20:04 (UTC):
vaov süper olmuş teşekkürler

Yorumu gönderen: Reyhan, 03.05.2010, 20:00 (UTC):
Hayattta hiçbirşey tesadüf değildir sözüne çok inanırım.öyle zamanlarda öyle sayfalara girersiniz ki o an ilaç gibi gelir,üstelik bu kadar içten cümleler ve anlamlar için elinize emeğinize düşüncelerinize sağlık.yine yazın olur mu? sevgilerimle..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36621920 ziyaretçi (102613081 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.