Yahûdi Kaynaklarına Göre Yahûdilik
 

Judaism, Yahudilik

Yahûdi Kaynaklarına Göre Yahûdilik

Francine Kaufmann - Josy Eisenberg

Türkçesi: Prof. Dr. Mehmet Aydın

Bizzat "Judaisme" teriminin, Yahûdilerin dini olarak özel bir dini anlamı vardır. Ayrıca onun, Yahûdi nüfusunun topyekun temsilcisi olarak sosyo-politik bir anlamı da vardır. İşte bundan dolayı, dünya Yahûdiliğinden veya sadece Fransız Yahûdiliğinden bahsedilebilir. İşte bu ikilik, tamamen bir medeniyet ve din olan; veya sadece orijinal bir toplum olan Yahûdi yaşamının kompleksliğini, gayet iyi bir şekilde ortaya kor. Böyle bir müphemiyet, bizzat, çağdaş Yahûdiler arasında genel olarak "Yahûdi Hüviyeti" olarak isimlendirilen şeyin etrafında, birçok tartışmaya da neden olmuştur.

Biz burada Yahûdiliğin genel görünümünü tam olarak açıklayacak değiliz. Sadece bir doktrin olarak Yahûdiliğin asıl tarifiyle meşgul olacağız. Bu doktrinin, Yahûdilerin tarihinden hiçbir zaman ayrılmayan bir tarihi vardır. Bir insan grubu tarafından otuz asırdan daha fazla bir zamandan beri yaşanmış bir din olarak Yahûdilik ve onun evrimi, bu insan grubu ile maruz kalınmış tarihi değişikliklere, kesin olarak bağlı kalmıştır. İşte bunun için biz de, dini düşünce ile beraber bulunan veya onu tahrik eden tarihi şartlara, dini düşüncenin evrimini, sürekli olarak bağlamaya gayret göstereceğiz. Yine, mükemmel bir araştırma içinde ele alınması gerekecek bazı konuları veya bir kısım şahısları da, onların çağdaş Yahûdiliğe olan az tesirleri nedeniyle bir kenara bırakacağız. Fakat özellikle, Yahûdi düşüncesini hâlâ besleyen geçmişin doktrinlerini inceleyeceğiz.

Konuyu daha iyi açıklayabilmek için, Yahûdi evrimini başlıca dört devreye ayıracağız .. Dini doktrini belirtmeden önce bu dört devreyi tarihi açıdan işleyeceğiz:

  1. İbrânilerin dini
  2. Hahamlık Yahûdiliği
  3. Ortaçağ Yahûdiliği
  4. Modern ve Çağdaş Yahûdilik

1. İBRANİLERİN DİNİ

(Hz. İbrahim'den birinci mabedin tahribine kadar olan devre)

Yahûdilerin tarihinin kökeninde M.Ö. 18. yüzyıl dolaylarında Kenan ülkesine yerleşmek üzere Kalde'yi terk eden Sümerli bir kabilenin göçü bulunur. Hz. İbrahim nesli olan "İbraniler" kısa zaman sonra, Mısır'a yerleşen on iki kabileyi meydana getirmişlerdir. Orada köle durumuna düşen İbraniler, Hz. Musa tarafından kurtarılmışlar ve birlik haline getirilmişlerdir.

Kenan ülkesinin fethinden sonra, İsrail krallığının kurulmasından önce; İbrâniler, rahipler, prensler, hakimler tarafından yönetilmiş olan yerleşik bir kavim haline gelmişlerdir. M.Ö. 936'da Kral Süleyman'ın ölümüyle kuzey ve güney toprakları arasında bir bölünme meydana gelmiş, böylece M.Ö. 722'de yıkılan İsrail Krallığı kuzeyde; M.Ö. 586'ya kadar yaşamış olan Yahuda Krallığı ise Kudüs çevresinde kurulmuştur. İşte bu 586 tarihi Mabedin yıkıldığı tarihtir. Kutsal Kitap (Tevrat), bu topluluğun tarihi ve inançlarını bize anlatmaktadır. Böylece Tevrat'ın ilk kitabı (Pentateuque) sayesinde, Yahûdi durumunu, sadece Musa devrinde değil, ilk krallar olan Dâvûd ve Süleyman devirlerinde de tanıyabiliriz. Ayrıca İbranicilikten başka bir şey olmayan Yahûdiliğe "Musevilik" de denmiştir.

Yahûdi milleti, İsrail'in ataları olan İbrahim'e, İshak'a ve Yâkub'a görünen bir tek Allah'a inanır. O Allah ki, Sina dağının eteğinde toplanmış olan İbranilerin önünde Musa'ya, ahlak, din, ekonomi, hukuk v.s. kanunu olan Tora'yı vermeden önce, İsrail'in ataları ile ve onların torunları ile bir ittifak yapmıştır. İşte bu Allah - İsrail - Torah üçlü bağı çözülmez bir bağdır.

İbrani Dini, İttifaka Dayanır

Allah'ı tanıyan İbrahim'e, Allah görünüyor ve ona şöyle bir vaatte bulunuyor: Neslin, gökteki yıldızlar, denizin kumu kadar olacak, bu ülke bozulmuş sakinlerini dışarı attığı zaman kısa zamanda neslin Kenan ülkesine varis olacaklardır. Bu ittifak'ın ifadesi, gerçek bir tarih felsefesini gösterir. Allah İbrahim'e şöyle der: İyi bil ki, senin zürriyetin kendilerinin olmayan bir memlekette galip olacak ve onlara kulluk edecekler. Kulluk edecekleri millete ben hükmedeceğim ve ondan sonra büyük malla çıkacaklardır. Ve dördüncü nesilde buraya (Kenan) döneceklerdir. Çünkü Amorilerin fesadı henüz tamam olmamıştır.

Bir tek, her şeye kadir, korkunç, dünyanın yaratıcısı, İnsanlık tarihinin hükümdarı, İbrahim'in zürriyetiyle ittifak yapmış olan bir tek Allah'a inanç. İşte bu inanç, ilk peygamberlerin hala iyice anlaşılamamış dini kanaatleridir.

Monoteizm Ortaya Çıkıyor:

İbranilerin "Ahlâkî monoteizmini" hazırlamak ve formüle etmek görevi Musa'ya düşmüştür. Firavun'un sarayında yetişmiş olan Musa, şüphesiz; hayat ve ölümü, tabiatın zıt güçlerini birleştiren "Yüce Tanrı Güneş yuvarlağının ufku ATON" etrafında merkezileşmiş bir dini Mısır'da yerleştirmeye çalışan Akhenaton'un geçici teşebbüsünden haberdardı.

Aslında bir tek ALLAH fikri, yeni bir şey değildi. Bâbilliler, yüce bir Tanrı olarak AY'ı tanıyorlardı. Semitik toplumların pantheonu (ilahlar topluluğu), yüce Tanrı El'in etrafında teşkilatlanmıştı.

Fakat İbrani monoteizminin, nadir şekilde evrimleşmiş olan anlayışlarla hiçbir ortak yanı yoktur. Orada Allah, hiçbir putperest Tanrı'ya benzemez. O, açık bir gaye için yarattığı kâinattan tam olarak ayrılmıştır. O'nun hakimiyeti, mutlaktır, ebedidir ve evrenseldir. O, "büyük bir saatçi" bir "Düzenleyici" (Demiurge) kaprisli ve gaddar bir tanrı değildir. Aksine o, tarihe müdahale etmiş, mazlumlar ve doğrular tarafını tutmuştur. Zaten o, kendisini sadece dünyanın yaratıcısı olarak takdim etmez, aynı zamanda tarihin hakim.i olarak da takdim eder. İşte bunun içindir ki, İbrahim'e "Ur'dan Kalde'ye seni çıkartan ebedi Tanrın benim." demiştir. İbranilere de, "Seni Mısır'dan çıkartan, Kızıl Deniz'i açan benim" demiştir.

Tevrat'ta bir takım efsane kalıntıları görünse de, Allah'ın "Taç giymesi" veya "doğumu" ile ilgili hiçbir efsane belirtisi yoktur. Putperest tanrılarının tersine orada Allah, hiçbir tabii veya aşkın (muteal) kanununa boyun eğmiş değildir. Allah hiçbir büyüme dönemine, seksüel ihtiyaca, kainatla ilgili düzene zorlanmaya tabi değildir. Bilakis Allah, ahlâkî, kişisel, gayri maddi, görülmez, hakim, adil ve iyi, kıskanç fakat merhametli, tam olarak bilinmeyen, her şeye kâdir, ebedi, sadece bir millete aittir. O, iyiliği ve kötülüğü, aydınlık ve karanlığı yaratmıştır. O, gayri cismanidir. O, Musa'ya "Ben, ben olanım!" demiştir. Daha sonra, hahamlık ve mistik gelenek içinde uzun bir şekilde etüt edilen on üç sıfatla kendini tanıtmıştır:

"Yehova, çok acıyan ve lutfeden, geç öfkelenen ve inayeti ve hakikati çok olan, binlerce inayetini saklayan, haksızlığı ve günahı, suçu bağışlayan ve suçluyu asla suçsuz çıkarmayan, babaların günahını oğullarda ve oğulların oğullarında üçüncü ve dördüncü nesilde arayan Allah diye ilan etti!"

Yine Allah, kıskanç (Jaloux) bir Allah'tır. Putperestliği (idolatrie) şiddetli bir şekilde yasaklamıştır:

"İsrail, Kenanlıların mihraplarını yıkmalıdırlar. Dikili taşlarını parçalamalıdırlar. Aşerelerini devirmelidirler. çünkü başka ilaha secde kılmayacaklar. Çünkü ismi kıskanç olan Rab, kıskanç bir Allah'tır"

Bununla beraber, Allah her şey'den önce bir aşk Allah'ı ve adalet Allah'tır. O, yaratıklarını, İsrail'i, garibi sever. O, hem kendinin sevilmesini hem de kendinden korkulmasını ister:

"Ve Allah'ın Rabbi bütün yüreğinle ve bütün canınla ve bütün kuvvetinle seveceksin. Allah'ın Rabden korkacaksın ve ona kulluk edeceksin ..."

İsrail, Allah'ın İmtiyazlı Milletidir:

İbrahim'e yapılmış olan vaatten beri, bir tek ve mutlak olan Allah, İsrail milletiyle imtiyazlı münasebetlere girişmiştir:

"Ve siz bana kahinler melekûtu ve mukaddes millet olacaksınız."

"Bütün İsrail oğulları cemaatine söyle, onlara de: Mukaddes olacaksınız. Çünkü ben Allah'ınız Rab mukaddesim"

Böylece anlaşılıyor ki, İsrail, ahit cemaatidir. Fakat bu özel aşka layık olabilmek için Allah taşıyıcısı (portem de Dieu) millet, Tora'ya yani kanuna riayet etmesi gerekir. Musa'ya verilen vahyedilen buyruklar topluluğu olan bu kanun, ahlaki, politik, sosyal ve ekonomik hayatın tüm alanlarıyla alakalıdır. Bu kanunun hedefi, İsrail'i kutsal (Kadoeh) bir millet haline getirmektir. Yani, aynı zamanda ayrı, değişik ve kutsal seçkin, fakat seçimiyle birçok mesuliyetlerle yükümlü bir millet haline getirmek ...

Mademki İsrail'in toprağı kutsaldır (Kadoeh) öyleyse onun mahsulleri, özel kurallara tabidir. Torah tarafından konmuş olan kuralların çoğu, esas olarak temiz ile pisi, kutsalla kutsal olmayanı ayırma hedefini gürler. Ölü pistir, ona yaklaşan, aybaşı olan ve bazı hastalıklar geçici de olsa bir pisliğe neden olurlar. Birtakım gıda! kanunlar, eti yenen temiz hayvanları temiz olmayan hayvanlardan (etoburlar, leş yiyenler, v.s.) ayırmıştır.

Her cins, tek olarak kalmalıdır. Ve bir başkasına benzememelidir. Bunun için, yünden ve ketenden karışık dokunmuş elbiseleri giymemeli, buğday ile bağ birlikte kesilmemeli, çift sürmek için eşek ile öküz beraber koşulmamalıdır. Yine erkek, kadın kıyafeti giymemeli, kadın da erkek kıyafeti giymemelidir. Aile namusu korunmalıdır. Seksolojik kanunlar zinayı, iffetsizliği, homoseksüelliği, adet hallerinde cinsel ilişkiyi ve cinsel sapkınlıkları yasaklamıştır. Zaman kutsallaşmıştır. Bir takım imtiyazlı vakitleri, haftaları ve mevsimleri göstermişlerdir. Yedinci gün, "Cumartesi" (Shabatt)dır. İnsan, karısı, çocuklan, köleleri, hayvanları; o gün kendilerini istirahata vermek için hiçbir iş yapmayacaklardır.

Bayramlar, kâinatla ve tarihle ilgili büyük olayları ve mevsimleri kutlamaktadır. Böylece bayramlar, istirahat ve sevinç günleridir. Onlar, tamamlayıcı birtakım kutsallıklara neden olmaktadır. çünkü her gün, kahinler (cohanim), İsrail'in hataları için, kefaret kurbanları' takdim etmektedirler.

Sosyal Adalet, Ferdi Himaye Üzerinde Toplanmıştır:

Fakat bütün bu kanunların arasında en orijinali adil bir cemiyet kurmayı hedef alan kanunlardır. Mesela, Hammurabi yasasının aksine burada fert mülkiyetten, daha iyi muhafaza edilmiştir. Burada vahyedilmiş bir ahlak olarak ahlak ve aşk, kişiler arası ilişkileri. idare eder.

Tora, elliye yakın yerde garibi sevmeyi tavsiye eder. Bu konuda şöyle denir:

" ... Komşunu kendin gibi seveceksin."

"Sizinle misafir olan garip, aranızda yerli gibi olacak ve onu kendin gibi seveceksin, çünkü Mısır diyarında gariptiniz."

Yine Tora'ya göre, başkasıyla münasebette İbrânî'ye, tolerans, anlayış, cömertlik rehber olmalıdır. Ebeveynlere, ihtiyarlara, körlere, zayıflara, dul ve yetimlere saygılı olunmalıdır. Yine, tarlanın, bağın bir klişesi terk edilmeli ve başaklar yoksullar için bırakılmalıdır. Gündelikçinin yevmiyesi akşamdan önce ödenmelidir. Ayrıca zamanla oluşan sosyal dengesizlikleri düzeltmek için her yedi yılda bir borçların kaldırılması kanunu ve eğer sahibi bir talihsizlik sonucu satmaya mecbur kalmışsa, her elli senede bir toprakların eski sahiplerine dönderilmesi kanunu konmuştur.

Hahamlar Ahdi Garanti Ediyorlar:

Teorik olarak her İbrani, bir hahamdır ve Allah'ın huzurunda ahidden mesuldür. Fakat, özel olarak kutsallık, Levi kabilesine ve Harun'un nesli olan Levililere, kâhinlere tevdi edilmiştir. Yahûdilikte Hahamlar, takdimelere başkanlık ederler ve Ahit sandığının muhafazasını sağlarlar.

Daha sonra Krallar devrinde, putperestliğin reddine bağlı olarak, kült yerlerinin birliği üzerinde durulacak bunun içinde, birçok kutsallık sahaları meydana gelecektir. İşte o zaman, mabed yapmak ve içine "Ahit sandığını" koymak üzere KUDÜS seçilecektir. Kısaca, Süleyman devrinde din duygusu esas olarak KUDÜS mabedi etrafında ağırlaşan kuralların tatbiki ve muayyen sayıdaki yasakların uygulanışı içinde; müşterek bir geçmişte oluşan inanç üzerine kurulmuştu. Bununla beraber İbraniler, Kenanlıların tesiri altında belirli bir dini senteze gitmekten de kendilerini kurtaramamışlardır. Politik ve sosyal durum daha da istikrarsızlaştıkça bu dini sentez, Museviliğin büyük tanrılarını tehlikeye düşürmüştür. İşte bunun içindir ki, bu dini sentezcilikle M.Ö. VIII yüzyıldan itibaren muhtelif İsrail Nebileri, özellikle Eli (İlya) savaşmıştır.

Nebiler Devri Başlıyor:

İşte o zaman, çok verimli spritüel bir hareketin doğumuna neden olan bir takım dini fikirlerin büyük gelişmesine şahit olunmuştur. Hakimlere (hem dini hem de savaş rehberi olan) halef olan Nebiler, önce büyük ilham sahibi kimselerdi. Hahamlar sınıfı, takdim.derin ve mabed kültünün, bir çeşit teknik, mekanik ve büyüleyici bir hal alması için, tüm manevi anlamını kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu kuralcı, donmuş bir dini hayatı devam ettiriyorlardı.

Aynı şekilde bir. takım Hakimler de Ortadoğu'nun hikmet edebiyatının hazinelerini naklediyorlardı. Allah ise, itibara alınmıyordu. Devrin dini hayatını ilham aydınlatıyor. o şekil veriyor, o yüceltiyordu. İlham, sosyo-politik hayatın ortadan kaldırma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı değerler olan, adalet, kardeşlik, aşk üzerinde duruyordu. O, monoteizmin mutlak ve inhisarcı karakteri üzerinde ısrar ediyor, komşu Kenanlıların tesiriyle alınmış olan Fetişist âdetlerine, büyücülere, sihirbazlara, kâhinlere yardım için başvurmayı kınıyordu. Yine o, ölüler kültünü, kutsal fahişelik, safahat, verimlilik, insan kurbanları gibi putperest ayinleri eleştiriyordu. O, tüm dini sentezciliği reddediyor, İsrail'i, temiz bir dini uygulamak için, yüksek yerleri, putları, aşereleri yok etmeye davet ediyordu.

Hakikatte askeri güç ve refah İsraillilere ve Yahûdilere daima güven vermiştir. Bunun için onlar, kendilerine uygun gelen, mağlup milletlerin putlarını benimsemişlerdir. Fakat Mika ve İşaya, gazap gününde, Allah'ın "Arabaları ve kaleleri" yıkacağını, İsrail'den; kâhinleri, büyücüleri ve putları kökünden yok edeceğini itiraf ediyorlar.

Sosyal Adaletsizlik Bir Cezayı Gerektirir:

Refah, aynı şekilde lüks zevkini ve vurdumduymazlığı doğurmuştur. Birtakım sosyal ahlaksızlıkların, adaletsizliğin, sefahatin, bozulmanın çirkinleştirdiği kutsal millete, Nebi; bir cezanın yakın olduğunu haber veriyordu. İşte İşaya gayri menkul biriktiricilerine, bunun için şöyle karşı çıkar:

"Yer kalmayıncaya kadar evi eve katanların, tarlayı tarlaya birleştirenlerin vay başına! Memleket içinde oturan yalnız siz kaldınız."

Yine o, sefahati ve adaletin tefessühünü şöylece kınar:

"Şarap içmekte yiğit olanların ve içkileri karıştırmakta zorlu olanların, rüşvet için kötüyü haklı çıkaranların ve haklı adamların hakkını elinden çekip alanların vay başına."

Bu inatçı ve gururlu milleti, Nebiler, "Dik başlı bir millet olmaya" çağırıyorlar. Bu millet, aklı dinlemiyor ve "İsrail yenilmez, mabed yıkılmaz. çünkü Allah, İbranilerle ebedi akdini yapmıştır" kuruntularıyla oyalanıyor. Bu akdin ifadesine göre, İsrail, Tora'ya riayet edecektir. Fakat mesele sadece bundan ibaret değildir. Ayrıca İsrail; takdîmeler sunacak, Cumartesiye, bayramlara, oruçlara saygılı olacak, her türlü haksızlıktan sakınacaktır.

İşte Nebiler bu riyakarlığı kınamışlardır. Onlara göre İsrail akdin milletidir. Fakat yine de cezadan kurtulamayacaktır.

Kuralcılık, İbadeti Zayıflatıyor:

Musa tarafından İsrail'e emredilen ayinler ve tapınmalar, hiç değilse belirli bir kesim için, mekanik ve kupkuru bir şekilcilik haline gelmişti: çünkü üç asra yakın bir zaman Nebiler, bu tutumu yaymışlardır. Oysa yerli halkı aldatmak ve onlara dolap çevirmek için iyi bir vasıta olduktan sonra, Cumartesi ve bayram merasimlerine iştirakin anlamı ne olacaktı? Çünkü samimiyetle icra edilmeyen bayramların ve takdimelerin hiçbir anlamı yoktur:

"Önümde görünmeğe geldiğiniz zaman elinizden bunu kim istedi de, avlularıma ayak basıyorsunuz. Artık boş takdim.e getirmeyin Birçok dualar ettiğiniz zaman da dinlemeyeceğim. Elleriniz kanla dolu yıkanın, temizlenin, gözümün önünden işlerinizin kötülüğünü atın, kötülük etmekten vazgeçin."

İşte İsrail'in bu riyakarlığı, haksızlığı, putperestliği onu helake götürecektir. Bunun içindir ki Nebiler, onlar için hazırlanan savaş, kıtlık, tahrip, salgın hastalık, tenkil, sürgün gibi birtakım büyük felaketlerle, İsrail'i daima uyarmışlardır.

Günahkarı, Sadece Nedamet Kurtarabilir:

Tarihî peygamberlik felsefesine göre, günah-ceza dönemini Mısır'da veya Hakimler döneminde olduğu gibi sadece Allah'a yalvarma ile veya bazılarının inandığı gibi kefaret kurbanlarıyla durdurmak mümkün değildir. Onun önüne, sadece bir tek faktör olan topyekun nedamet ve ihlasla geçilebilir. Bu, cemaatin kendi kendine icra edeceği ve Allah'a karşı bir dönüşüdür. Çünkü Allah, İsrail'i seviyor, onu kaybetmek değil, kurtarmak istiyor. Bunun için de tehditten sonra, daima bir teselli geliyor. İşte sadece bunun için tahripten az önce (M.Ö. 722 de İsrail Krallığının tahribinden) Hoşea, İsraillilere şöyle ricada bulunur:

"Ey İsrail, Allah'ın Rabbe dön; çünkü kendi günahınla yıkıldın. Nedamet sözleriyle gelin ve Rabbe dönün. O'na deyin: Her fesadı bağışla ve bizi inayetle kabul et, o zaman boğalar yerine dudaklarımızı takdimeleriyle ödeyeceğiz... Onları gönülden seveceğim, İsrail'e çığ gibi olacağım. Zambak gibi çiçeklenecek ve köklerini Libnan gibi salacak"

Yine de Akd, Geri Döndürülemez:

Hoşea'nın bu ikazları tesirsiz kalıyor. Yine de, İsrail'in körlüğü, onun alçalışı bir akd bozulmasıdır, şeklinde karar vermek biraz acelecilik olacaktır. Çünkü bütün Nebiler, akdin ebedi olduğunu, geri döndürülemez olduğunu tekrar etmişlerdir. Allah, İsrail'i seviyor, onu eski şanına yeniden iade edecektir. Böylece Allah, muhteşem bir şekilde akdini yenileyecektir:

"Ve seni ebediyen kendime nişanlayacağım, evet, seni doğrulukla ve hakla, inayetle, rahmetle kendime nişanlayacağım ve o zaman Rabbi tanıyacaksın."

Yine bilhassa, yeryüzünün dört bir yanına sürgüne gönderilmiş milletinden kalanları Allah, Sion'a geri gönderecektir:

"Şehirden bir aşiretten ilk olarak sizi alıp Sion'a getireceğim ... O günlerde Yahuda evi, İsrail evi ile beraber yürüyecekler ve şimal diyarından atalarımıza miras olarak vermiş olduğum diyara birlikte gelecekler... Beni baba diye çağıracaksınız ve ardımdan dönmeyeceksiniz ..."

Bir Mesihçilik İlân Edilmiştir:

Bu rüya devri (Mesihçilik) İsrail'in Allah yolunu yeniden bulacağı Mesih'e ait bir devirdir. O halde Mesih'e ait rüya, her şeyden önce çok kuvvetli bir milliyetçilik ümididir. Fakat Mesihçilik, Evrensel bir ideal ve ahlâk olarak gelişmiştir. Gerçekten VIII. yüzyıldan itibaren Nebiler, tüm insanlığı kendi tarih görüşlerinin için sokmuşlardı. Onlara göre, Allah, mademki kainatın ve tarihinin mutlak hükümdarıdır. Öyleyse O, aynı zamanda milletlerin de hakimdir. Allah ile İsrail'i birbirine bağlıyan vazgeçilmez, ihtiraslı özel münasebetleri inkâr etmeksizin Nebiler, Allah'ın, tüm yaratıklar için olan sürekli endişesinden söz etmişlerdir.

Yine Allah'ın, İsrail'i cezalandırdığı ve kurtardığı gibi başka milletleri de kurtaracağına, cezalandıracağına işaret edilmiştir. İşte Allah'ın, başka milletlere peygamberlerini göndermesinin sebebi de budur. Bunun için Amos, Obadya, Yunus, İşaya, Yeremya; Mısır'ı, Asur'u, Bâbil'i, Arabistan'ı, Tyr'i, Edom'u, Moab'ı, Ammon'u v.s. korkutmuş ve kurtuluş yolunu göstermiştir. Yunus, Ninova halkını nedamet, gidişatlarını tebdil konusunda ikna etmiş ve böylece onları tehdit eden cezadan sakındırmıştır.

Nihayet Nebiler, milletlerin iç ve dış politikalarını yönetecek evrensel bir ahlakın zaruretine kanaat getirmişlerdir. Onlara göre, tek başına adalet bile bir milletin mutlu olmasına ve hayatta kalmasına müsaade edebilir. Her millet, başarılı veya başarısız hayat tarzından, Allah önünde mesuldür. Buna göre; kısaca, Evrensel tarihin yegane hedefi, yeryüzünde "Allahın Krallığını" kurmaktır. Ahir zamanda insanlık, adaleti icra etmeyi başaracak, böylece Allah'ı tanıma evrenselleşecektir. Artık o zaman şiddete gerek kalmayacaktır. Bunun neticesinde "İnsanlar, kılıçlarını saban demirleri, mızraklarını bağcı bıçakları yapacaklar. Millet, millete karşı kılıç kaldırmayacak ve artık cengi öğrenmeyecekler."

İşte bu evrensel ahenk içinde İsrail, rehberlik rolünü oynayacaktır. O zaman, bütün milletler, Allah'ın sözünü dinlemek için SİON'a çıkacaklar, İsrail de tüm insanlığa Tora'yı öğretecektir: "Ve milletler arasında hükmedecek ve çok kavimler hakkında karar verecek ..."

2. Hahamlık Yahûdiliği

(Birinci mabedin yıkımından Talmud'un tam.anlanmasına .kadar olan devre):

M.Ö. 586 yılında. Bâbilli Buhtunnasır (Nabuchodonosor), Yahuda Krallığını istila etmiş, Kudüs mabedini tahrip etmiş ve nüfusun büyük bir kısmını .sürgün etmiştir. Bu yıkım, Yahûdi milletinin tarihi için kesin bir dönüm noktasıdır.

Bâbil Sürgününden Sonra, Diaspora Oluşur:

70 yıl sonra, Bâbil, Pers ve Medie Kralı Cyrus tarafında.n fethedilir ve sürgünde olan Yahûdilere dönüş izni verilir. Çok küçük bir azınlık Filistin'e dönmekle ve mabedi yeniden inşa etmekle beraber, Yahûdilerden büyük bir çoğunluk Bâbil'de kalır ve Diaspora'yı oluşturur. Bundan böyle ya Yahuda'da ikamet ederek, mabed etrafında merkezileşen eski dini hayatı devam. ettirerek, ya da, bir Sinagog etrafında teşkilatlanmış Diaspora cemaatine ait olunarak iki ayrı şekilde Yahûdi olunacaktır. İşte on asra yakın bir zaman bu iki din duygusu birlikte yaşayacak ve paralel olarak gelişecektir.

İbrani akd anlayışı, milli yapılarla, dini karakterleri birbirine bozulmazcasına bağlıyordu. Kutsal ve adil bir toplum yaratmak sadece İsrail toprağı üzerinde düşünülebilirdi. Allah'a ise, sadece Kudüs mabedinde tapınılabilirdi.

Milli köklerinden kopmuş olmasına rağmen Diaspora, yeni bir din geliştirmiştir. İbadet ve Kanun etüdünde onun çok önemli bir yeri vardır. Sinagogla ilgili kurallar kısmen, mabed kültünün yerine geçmiştir. Yahuda bölgesi bizzat, bu değişiklikleri tescil etmiş, İbranicilik, Yahûdilik haline gelmiştir. Neticede, çevre medeniyetlerle temas eden Yahûdi düşüncesi, iyice belirginleşmiştir. O, Şark mefhumlarını, sonra Yunan tesirlerini ya kabul etmiş, benimsemiş veya şiddetle reddetmiştir. Ayrıca İskender'in fetihleriyle Diaspora, eşsiz bir gelişme kaydetmiştir. Yahûdi hidayeti, egemen durumdadır. Tevrat Yunancaya tercüme edilmiş ve putperestler üzerinde derin bir tesir icra etmiştir. Fakat Filistin'de Grek baskısı, Asmoneensler (Makabi diye lakaplanan rahipler ailesi) savaşı ile sonuçlanan şiddetli ve dini bir reaksiyonu doğurmuştur. :Makabiler, iki asra yakın bir süre bağımsız Yahuda bölgesi, Romanın eyaleti haline gelmiştir. Ancak Yahuda'nın vatandaşları (Zdotes) tarafından başlatılan kurtuluş savaşı ,başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Neticede M.S. 70'de Titüs ordusu tarafında.n Kudüs tahrip edilmiş ve mabed yıkılmıştır. Simeon Rar Koehba tarafından başlatılan son bir isyan da M.S.130'da bastırılmıştır.

Artık, Diaspora, her geçen gün önem kazandıkça merkezi Filistin, batmaktan geri kalmayacaktır. Bu tarihlerde, Roma İmparatorluğu içindeki Yahûdilerin nüfusu, genel nüfusun % 7 ile 10 'unu teşkil ediyordu. Oysa en verimli manevi bir merkez olan Bâbil'de ise, bir milyona yakın bir Yahûdi topluluğu politik bir şefin (Exilarque) veya (Reeh Galouto) nun idaresinde yaşıyordu. Poumhedita ve Sura'daki iki büyük Talmud akademisinin idarecileri (Gaonim) ise o şefin yanında idiler. Ancak İslam'ın itişi, Yahûdiliğin mânevi merkezinin yerini batıya doğru değiştirecektir. Yine de Bâbil ve Filistin merkezleri Yahûdiliğe, ahlaki ve hukuki bir yasa olan Talmud tatbikatına dayalı bir hayat stili kazandırmıştır.

İkinci Mabed Yahûdiliği:

M.Ö. 538'de Cyrus'un fermanından sonra Bâbil sürgünleri Filistin'e yerleşince; Yazıcı Ezra'nın etrafında toplanmışlardı. Tarihin ilk "Haham" olan Ezra, gerçek anlamda bir dini restorasyona teşebbüs etmiştir. Talmud, Ezra için şöyle der: "Eğer Musa, ondan önce gelmiş olmasaydı, Ezra Tora'nın vahyine muhatap olabilirdi".

Ezra, Yahûdi ocağının kutsallığı üzerinde durmuş ve putperest eşlerini boşayan bir takım müntesipler elde etmiştir. Yine o, Mabed hizmetini yeniden tesis etmiş, İsrail ile Allah arasındaki ittifakı ciddi bir şekilde yenilemiştir. Bu ittifaka göre İsrail, yeminle Tora'ya itaat i yükleniyor; Cumartesi ve bayramlara, sosyal ve zirai kanunlara titiz şekilde riayeti üstleniyordu (İlk ürünler, yedi yılda bir toprağın dinlendirilmesi) Fakat Ezra'nın, özellikle Tora etüdüne önemli bir yer verdiğini görüyoruz. Bunun için o, Pazartesi, Perşembe (alış-veriş günleri), Cumartesi günleri kutsal metni halka okumayı ihdas etmiştir. Aynı şekilde, o idare ettiği topluluğun (Kensseth Haguedola) yardımıyla ayin ve sinagogla ilgili Kural'ı da tespit etmiştir. O halde bugünkü şekliyle mevcut olan Yahûdilik, Ezra ile doğmuştur. Yahuda hükümeti, ilk defa, bir krala veya rahiplere değil, bilakis bilgin ve haham topluluğuna tevdi edilmiştir.

Knesseth Haguedola'nın 120 üyesi (Bu Knesseth, İskender'in fethinden sonra Sanhedl'in'e dönüşmüştür), Tevrat'a ait yasayı tespit etmiş (İbranice Tevrat'ın içinde 24 Kitap kabul edilmiştir), günlük duaları ve kutlama formüllerini kaleme almışlardır. Ayrıca onların:Tora öğretimi, muhtelif emirlerin tatbik: gibi de görevleri vardı. Yine onlar, yüksek mahkemeyi oluşturuyorlar ve takvimi tespit ediyorlardı. Vahyin kesilmesinden sonra onlar, Hayy olan Allah'ın sözünün şarihleri olarak kalmışlardır. Aslında, son nebilerin tebliğleri uzun şerhlerin konusudur.

Kıyametle İlgili Tasavvurlar:

Nehiler, Yahûdi felsefe tarihini açıklamışlardır. Buna göre, sürgün, kurtarıcı bir rol oynamış, Mesihî çağ yaklaşmıştır. "Rabbin Günü" hazırlanıyordu. Orada dürüstler, dinsizler, güçlüler ve küçük Krallıklar amellerinin mükafatını adil şekilde alacaklardır. Kainatın alt üst olmasından ve korkunç savaşlardan (Gog, Magog Kralı Savaşları gibi) sonra, Allah'ın Krallığı yeryüzünde kurulmuş olacaktır. Ezekiel'in haber verdiği gibi, kurumuş kemiklerin şaşılacak görünümü içinde, ölüler dirilecektir.

Yahûdi Düşüncesi Bâbil Mitolojisinin ve Yunan Felsefesinin Tesirinde Kalmıştır

Bütün bu kıyametle ilgili tasavvurlar, İsrail milletindeki gerçek mistik ateşten söz ediyorlar. Daniel kitabında olduğu gibi, kıyametle ilgili yazılar oldukça çoktur. Melekler, iblisler, şeytan dikkate alınırsa; Allah'ın tüm yaratıkları kendi hedeflerine hizmet ediyorlar. Öbür dünya, yani gelecek dünya üzerinde bir takım tasarılar yapılmıştır. İşte devrin Yahûdiliğine uygun gelen bu nazariyelerin gelişmesinde şark inançlarının ve Bâbil mitolojilerinin büyük tesiri inkâr edilemez. Aynı şekilde Yunan etkisi de Yahûdiliği daha belirginleşmeye doğru yöneltmiştir. Yine de ne mitolojinin gayrı ahlaki ve kaprisli tanrıları,ne de filozofların gayri müşahhas, soğuk, entelektüel tanrıları Yahûdilere cazip gelmemiştir.

Fakat genel fikirler çerçevesinde, en Ortodoks Yahûdiler arasında bile, helenleşmenin birtakım izlerini tespit mümkündür. Qllohelet'in kitabı bu fikirlerle doludur. Tevrat'ın Anımiee tercümesi (Targoum), Antropomorfizm.i yumuşatmıştır. Böylece, Sina üzerine inen Allah değil, "Allah'ın Şahsiyetidir".

Hikmetin çok sayıdaki övgüleri, Talmid Ha'ham'a. (Hakimlerin Talebesi) olan hayranlık, öz değerlerin alt-üst olduğunu gösterir. Aynı şeyi, Yahûdiliğin iç evriminde Yunan medeniyeti içindeki filozofa verilen önemle, takviye edilmiş olarak görüyoruz. İşte bunun için, Ben Sira'nın Hikmet Kitabı, Yahûdi unsurları ile Yunan unsurlarını karıştırmıştır. Buna göre Hikmet, Allah'ın bir ihsanıdır. O halde o, yine bir bilgi ve araştırma konusudur. Fakat diğer taraftan hikmet, düşüncenin bir zihin yeteneğidir ve hayatı, mantık ve zihne göre düzenler.

İlk Yahûdi filozofu İskenderiyeli Filon (Philon) bu fikirleri daha da ileri götürerek din ve felsefeyi, vahiy ve aklı, hikmet ve kelamı (Logos) uzlaştırmaya teşebbüs etmiştir. Ona göre dini buyruklar ve kurallar da rasyoneldirler ve gerçekte Stoisyen ve Platonisyen doktrinin ahlaki sonucuna varırlar. Fakat yine de Filon, geleneksel Yahûdiliğin kenarında kalır. O, önemli rolü, doğmuş Hıristiyanlığın gelişmesinde oynamıştır.

Gerçekten, Yunan düşüncesi hahamlara, zararlı görünmüş, bunun için hahamlar, kendi içlerine yani Tevrat kurallarının içine kapanmışlardır.

Yahûdi Mezhepleri

Yine de Yahûdi düşüncesi donmam.ıştır. Aksine, fikirlerin kaynaşması öylesine olmuştur ki, birçok küçük mezhep teşekkül etmiştir. Resmi bir düşünce çizgisi .veya doğma olmadığı için bu mezheplerin hiçbiri İtizal da olmamıştır. Ancak onlardan her biri, kendine göre kutsal kitapları yorumlamış ve ondan dinî, ahlâkî, metafizik ve hatta politik bir davranış çıkarmıştır. Bu davranış, milliyetçi Yahûdilerin (Zelotes) aşırı milliyetçiliğinden, Sadukilerin uyguladıkları "ortak çalışmaya", Ferisilerin eyyamcılığına kadar uzanır.

Bu Yahûdi mezheplerinden sadece dördü, Yahûdiliğin tekamülü  için önem taşır. Bu mezhepler, şunlardır:

  1. Esseniler (Esseniens): Kumran yazmaları, onların; Yahûdi - Hıristiyanlarla akrabalıklarını bize göstermiştir.
  2. Zelotlar (zelotes): Dindar ve milliyetçiler.
  3. Sadukiler (Saduceens): Bunların düşüncesi, Karailer itizalinde yeniden ortaya çıkacaktır.
  4. Ferisiler (Plıarisiens): Büyük kitlelere sahip olan bir mezheptir. 1. asır, Ferisilerin hakimiyet çağıdır.

Önce tarihi birtakım sebeplerden, sonra da mabedin tahribinden sonra; Mabed kültü üzerinde merkezileşmiş olan klasik dini duyguyu devam ettiren rahiplerin ve Sadukilerin varlıklarının artık nedeni kalmamıştır. Milli bağımsızlığı koruma savaşı veren Zelotes'lar ise Yahûdi renassansının son ümidi ile birlikte yok olur.

Zulümlerin kırıp geçirdiği Esseniler'e gelince; onların mistik ve zâhidâne mezhepleri hiç bir zaman cemaatleri etkilememiştir.

Ferisiler, şayet tahripten sonra. yaşamışlarsa; bu onların uzun zamandan beri bu ihtimale hazır olmalarından ve bilhassa orada cemaati hazırlamalarındandır. Çünkü onlar, uzun zamandan beri, Tora'nın, devletten, İsrail toprağından daha önemli olduğunu ve Tora'nın ahid alâmeti bulunduğunu kabul ediyorlardı. Onlara göre, zulüm giderse şeriat yaşar.

Ferisiler İçin Tevrat, En Büyük Değerdir:

Yahûdiliği, yeni duruma (Diaspora) uygulamak için Tevrat'ı dik. katli şekilde okumak kafidir. Çünkü "Her şey, onda. bulunmaktadır", Musa'dan, Knesseth Baguedola hahamlarına varıncaya dek, nakledilmiş olan şifahi gelenek, Yahûdilere Allah aşkı ve hizmetine doğru rehher olmak İçin çok titiz haya.t çerçevelerİ koyan yazılı kanunun yorumuna İzin vermiştir, O halde şeriatin etüdü yüce bir değerdir. Dünya, sadece "Tora okuyan çocukların nefesleriyle, onun emirlerinin tatbiki ile ve menfaat karşılığı olmayan lütufla devam. etmektedir".

İşte hunun için Hikmet, tevâzû ve alçak gönüllülük, gerçek Yahûdinin faziletleridir. O, sevaplarının mükafatını gelecek dünyada alacaktır. Çünkü bir amel, bu dünyada ve öbür dünyada mükâfatlandırılmıştır. Bu dünya, öbür dünyanın giriş odasından başka bir şey değildir. Ferisi Yahûdiliğinin kuvvet çizgileri, okullarda gelişmiş ve şerh edilmiştir. Fakat kısa bir zaman sonra, sözlü nakil şartlarının güvenilirliğinin olmadığı düşünülerek (Yahûdi merkezlerinin dağılması, zulümler, güvensizlik nedenleriyle) Mukaddes Haham Yuda, Filistin okullarında tedris edilen kanunların tümünü yazmaya karar vermiştir. İşte bu tedvinden de Mişna (Michna) doğumuştur.

Mişna'nın yorum ve derleme çalışması 5. yüzyıla kadar Tiberiade ve özellikle SURA ve Poumbediat'daki iki büyük Bâbil akademisinde devam etmiştir. İşte Mişna'nın şerhi olan Gemârâ (Guemârâ) hııralarda kaleme alınmıştır. Böylece Mişna ve Gemârâ Talmudu meydana getirmişlerdir.

Kaynaklar

[1] Francine Kaufmann - Josy Eisenberg, "Yahûdi Kaynaklarına Göre Yahûdilik", Türkçesi: Prof. Dr. Mehmet Aydın, Bu makale 1974 yılında Ven'iers (Belçika'da) de neşredilen "Les Religions" adlı kitabın 286. sahifesinde neşredilmiştir.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36786085 ziyaretçi (102903787 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.