Züleyha
 

Züleyha, Zeliha, Zelicha, Rail, زليخا

Züleyhâ

Hazırlayan: Akhenaton

«Ne senin adın Yûsuf, ne de ben Züleyhâ'yım.
Sanma ki ellerimden yırtılacak gömleğin..
Lakin bir gün Züleyhâ olup gelirsem sana,
Yusuf gibi karşıla, asil, iffetli, serin...»
[1]

Züleyhâ, Kurân-ı Kerîm'de Yûsuf sûresinde anlatılan Yâsuf kıssasında (hikâyesinde) söz konusu edilen kadın.[2]

Züleyhâ kelimesi, Farsça bir isimdir. Arapça şekli ise, Zelihâ'dır. Kelime olarak her iki şekilde de okunabilir ve her iki şekildeki okunuş da doğrudur. Farklılık, hareke değişikliğine dayanmaktadır. Bazı kaynaklara göre onun gerçek adı, Râîl'dir.[3][2]

Tefsirlerde, bu kadının adının Râil olduğu nakledilmektedir. Onun isminin Zelihâ / Züleyhâ [4] Zelicka [5] olduğu da söylenmekteyse de, bu onun ismi değil, lakâbı olabilir.[4]

Züleyhâ'nın ilk hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Mevcut bilgiler, Hz. Yusuf'un yanlarına gelmesi ile başlamaktadır.[6]

Yusuf peygamber ile Züleyhâ'nın kıssası, her çağda insanların dikkatini çeken bir olaylar zinciri ve ibret verici bir hikâyedir.[7] Eski İbrani edebiyatından Yunan ve Mısır edebiyatlarına da geçen bu hikâye, çeşitli dönemlerde dünya edebiyatçılarına ilham kaynağı olmuştur.[8][9]

Hikâye ilk olarak bazı unsurlarıyla M.Ö.14. yüzyılda eski bir Mısır hikâyesinde yer almıştır.[10] Kimi kaynaklara göre ise Yûsuf u Züleyhâ hikâyesinin menşei ya da hikâye ile ilgili ilk belirtiler M.Ö. 18.yüzyıla kadar uzanmaktadır. Prof. Dr. Gönül Ayan; Ahmed Ziya, Yûsuf u Züleyhâ, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezuniyet Tezi 1930 tarihli kaynağa dayanarak hikâyenin menşei ile ilgili şu bilgiyi verir: [11]

“ Mısır hiyerogliflerinin okunmasıyla ortaya çıkan bilgilerden “iki kardeş” masalındaki küçük kardeşin bahtsız serüveninin Yûsuf'un başına gelenlerle bağdaştıranlar bulunduğu gibi, halk hikâyelerinden “Telli Top”ta kardeşlerinin hasedini mûcip olan küçük kızın bahtsızlığını Yûsuf'un bahtsızlığı ile benzer görenler ve kaynak gösterenler mevcuttur.” [12]

Mısır hiyerogliflerinde rastlanılan ve M.Ö.18.yüzyılda, 19.sülale zamanında yaşandığına inanılan iki kardeşin masalının kısaca özeti şudur:

“Bir zamanlar ana-baba bir iki kardeş varmış. Büyüğünün adı Anubis, küçüğünün ise Bata imiş. Anubis, hem evli hem de bir eve sahipmiş. Bata ise bekârmış. Anubis'in evinde kalıyormuş. Anubis'in hayvanlarını otlatır, topraklarını sürer, ekip biçtiği topraklardan Anubis'in evine en güzellerini getirir beraber yerlermiş. Anubis de ona bir baba gibi davranır, her ihtiyacını giderirmiş. Birgün Anubis, toprakları zamanında sürüp ekmek için Bata'dan öküzleri hazırlamasını istemiş. Tarlada toprağa serptikleri sırada tohum bitmiş; Anubis, hemen eve gidip tohum getirmesini söylemiş. Bata, eve gittiğinde; Anubis'in karısı, saçını tarıyormuş. Bata, tohumları alıp evden çıkarken; kadın, onunla birlikte olmayı teklif etmiş; kabul ederse ona güzel kıyafetler dikeceğini de vaat etmiş. Bata, şiddetle reddetmiş ve kimseye söylememesini kadına tembihlemiş. Tarlaya gitmiş. Akşam, kadın, hasta numarası yaparak Anubis'e, Bata'nın kendisine tecavüz etmeye kalkıştığını anlatmış. Anubis, Bata'yı öldürmek isterken; Bata, evden kaçmış. Bata, çölde avâre avâre dolaşırken; tanrı Pre-Harakhti'ye suçsuz olduğunu yalvararak anlatmış. Bir zaman böyle geçmiş. Pre-Harakhti, Khnum'a, Bata'ya ev yapmasını, onu evlendirmesini söylemiş. Çeşitli olaylardan sonra Bata, bir yöneticinin yanına sığınır ve sonunda suçsuz olduğu anlaşılır. Yöneticinin ölümünden sonra onun yerine yönetimi ele alır.” [13][11]

Ayrıca Tevrat'ın ilk kitabı "Tekvin - bab 0-50"de de geniş biçimde yer almıştır. İncil'de ise "Resûllerin İşleri, bab 7"de kısaca yer almıştır.[10]

Batı âlimlerinden Renan, Tevrat'taki hikâyeyi kabûl etmez. "Tevrat, Arapların Kitâbü'l  Egânîsine benzer. Sergüzeştlerin yaşanılan hayatla ilgisi yoktur. Yusuf u Züleyhâ, sadece en eski, belki şu ana kadar hiç eskimemiş bir romandır." der.[14]

Batı kültüründe yer alan bu hikâyede Zelihâ (Züleyhâ)'ya hiç yer verilmemiş veya sönük kalmıştır. Doğuda ise Zelihâ'ya daha fazla önem gösterilmiştir. Arap masallarında bu simâya tarihî bir veche verilip Kutayfer'in karısı olarak sembolize edilmiştir.[12]

Kurân-ı Kerim'de de on iki numaralı Yûsuf Sûresi'nde geçer. Ancak, Yûsuf u Züleyhâ mesnevilerinde gerek konunun ele alınış biçimi gerekse kahramanlarla ilgili anlatılan olayların çoğu ne Kurân'da ne Kitâb-ı Mukaddes'te geçmektedir. Özellikle Yûsuf'la alâkalı olanlar, onun bir peygamber ya da en azından “sâlih bir kul” olduğu dikkate alınmaksızın çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Şunu hatırda tutmak gerekir: Bu anlatılanların büyük bir kısmı – tefsir kitaplarında geçiyor olsalar bile- İsrâilîyat nevinden asılsız, uydurulmuş hikâyelerdir. Nitekim Kemal Polater de “Tefsirlerde yer alan rivayetlere göre vezir, bu olaydan kısa bir süre sonra ölmüş ve hükümdar bu kadını, Hz. Yusuf'la evlendirmiştir. Hz. Yusuf, onu bâkire olarak bulmuş ve gerdek gecesi Hz. Yusuf ona uzun uzadıya nasihatler etmiştir. Bu rivayetlerin içeriği Kur'an'ın ordaya koyduğu esaslara ters düşmese de, gerdek odasındaki bu detaylara nasıl ulaşıldığı hayret vericidir” [15] diyerek benzer düşünceleri dile getirmektedir.[11]

Halk hikâyelerinde ve masallarda sevgililer birbirini rüyada görerek aniden âşık olurlar. Kirmanşah Hikâyesi'nde, ġamilî Hikâyesi'nde sevgililer rüyada âşık olurlar. Hamdi'nin mesnevisinde de Züleyhâ, Yûsuf'u rüyasında görür ve onun güzelliğine vurulur. Yûsuf'u birkaç kere rüyasında gören Züleyhâ, kendisini “yedi iklim”den gelip de isteyenleri reddeder. Mısır Azîz'i isteyince, Yûsuf'tur, diye hemen kabul eder. Ancak netice Züleyhâ için hayal kırıklığıdır.[11]

Hz. Yusuf'u kuyudan çıkaran kervancılar, onu Mısır'a götürüp pazara çıkardılar. Birçok kimse ona müşteri oldu. Fiyatı çok yükseldi. Yüzünde parlayan nûr, herkesi celbediyor, görenleri hayran bırakıyordu. Herkes, onu satın almak istiyordu. Hatta bir kocakarı bile iki yumak iplikle onu satın almak istedi. O sırada Mısır Firavunu, Reyyân bin Velîd Amâlikî idi. Onun, yetkilerini havale ettiği bir mâliye vekili vardı. Ona “Azîz” denirdi. Azîz, Hz. Yusuf'u kervancılardan çok yüksek bir fiyata satın aldı. Ancak satın almak için verdiği para, Yusuf aleyhisselâm için çok az bir para idi. Allahü teâlâ Azîzin kalbine, Yusuf aleyhisselâmı n muhabbetini yerleştirdi. Eve varınca, hanımı Zelihâ'ya dedi ki:

"Bu çocuğa iyi bak, ikramda kusur etme! Köle gibi, hizmetçi gibi küçük düşürücü işlerde kullanma ve azarlama! Ona izzet ve ikrâmda bulun! Umulur ki, bize faydası olur. Yahut onu evlât ediniriz."

Hz. Yusuf'u satın alan Mısır Azîzinin, hanımı Zeliha (Farsça; Züleyhâ)'dan çocukları olmamıştı. Azîz, o yüzden Hz. Yusuf'u evlât edinmeyi düşünmüştü.

Hz. Yusuf, Mısır Azîzi'nin evinde gayet rahattı. Azîz, hanımına sıkı sıkıya tembih etmiş, ona ihtimam göstermesini söylemişti. Züleyhâ, böyle tatlı ve sevimli çocuğu ömründe hiç görmemişti. Ona gerekli ihtimamı gösteriyor, yanından ayırmıyordu. Hz. Yusuf da bir aile ortamına kavuşmuştu.

Aradan zaman geçip Hz. Yusuf büyüdükçe, Züleyhâ'da da bir hâller olmaya başlamıştı. Zaten Hz. Yusuf'un yüzünde parlayan nübüvvet nûru, herkesi hayran bırakırdı Bu hâl, Züleyhâ'nın ona âşık olmasına yol açmıştı. Hz. Yusuf için süsleniyor, onu kendisine celbetmek için hâlden hâle giriyordu. Fakat Hz: Yusuf, hiç itibâr etmiyordu.

Azîzin hanımı Züleyhâ, genç ve güzel bir kadındı. Azîz ise ınnin, yani iktidarsız, güçsüz bir kimse idi. Yusuf aleyhisselâm ise akıllara durgunluk verecek derecede güzeldi.[16]

Sevgi, Züleyhâ'nın babasını bile bir kralın yapmaması gereken adımlar atmasına sebebiyet verir. Baba, mecbur kaldığı ve daha ağır sonuçları hazmedemediği için, kızını gelip alması için Mısır azizine elçi yollar. Bu aşırı sevgi sayesinde toplumun, yönetimin düzeni altüst olmuştur. Yine bu aşırı sevgidir ki Züleyhâ'nın hiç de sevmediği, görmediği, tanımadığı biriyle nikâhlanmasına yol açmıştır. Kendisi adımı atıp evlenmek istemiş sonra da hayır sen “O” değilsin diyerek Mısır azizinin kendisine yaklaşmasına engel olup, ilerde de ona ihanet etmesine varan bir yola girişmiştir. Yakub'un gözlerini alan bu aşırı sevgi, bir kadın olan Züleyhâ'nın kötü adımlar atmasıyla daha değişik boyutlar kazanmıştır.[17]

Züleyhâ, gecesinin güzelliğini sererken Yusûf'un gözlerinin önüne, Yusûf da insandı. İstek, insanın zaafıydı. Ama:

«Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et...»

Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusûf bu duâsındaydı. Ve Yusûf, biraz da bu duâ ile, bu duâyı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi:

«Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et...»

Değil mi ki ilk bakışta Züleyhâ, Yusûf'a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri. Züleyhâ, sılaya davet, ilk bakışta. Çünkü nefis, sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,

Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikâtine inemeyeni, ilk bakışta mâverâ ile kandırıyor. Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu, vera, ilk bakışta. Züleyhâ: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta. Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşıka: Züleyhâ son bakışta. Üstelik Züleyhâ, isteyici Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusûf da onu isteyecekti”.

Yusûf'un içinde işâretin gerçekleştirici gücü, Yusûf, içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü. Yüzünü gök katlarına çevirdi de, "Rabbim", dedi, "Kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan, karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman, hâlâ koruman altında değil miyim, suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya? Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil, şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim, ki insan değil miyim? Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum. Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyhâ? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?"

"Rabbim", dedi Yusûf, "Sen, bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyhâ'yı istememeyi isteyebilmeyi nasip et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyhâ'nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”. Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et."

"Rabbim", diye, devam etti Yusûf duasına. "İstemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman'ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür."

Böyle dua edince Yusûf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde.
Masun ve masum olan Yusûf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.[18]

Anlatılır ki Züleyhâ, Yusuf Aleyhisselam'ı yanlışa zorlayacağı zaman odasındaki putun üzerini bir bezle örtmüştü. Utanmıştı da yeltendiği hareketi bu cansız, bu hayırsız taş parçasının görmesini istememişti. Nasıl görecekse!

Yusuf Aleyhisselam, Züleyhâ'nın, kendisine doğru gelmekte olduğunu görünce ateşten kaçar gibi koşup kurtulmaya çalıştı. Züleyhâ, nefsinin yalımlarıyla, Yusuf'un (as) arkasından bir çığlık kopardı:

“Kalbinde zerre kadar da mı insaf yok Yusuf, niçin kaçıyorsun benden?”

Yusuf Aleyhisselam, bir cevap yetiştirip kurtulmak ümidiyle dönüp seslendi, böylece Züleyhâ'nın vicdanını harekete geçirmeyi ummuştu:

“Sen taştan yapılma putunun üstünü, seni görmesin diye örtüyorsun da, her zaman, her yerde, her şeyi görüp gözeten, koruyup kollayan Rabb'ime karşı nasıl su-i edepte bulunayım? Beni gördüğünü bile bile nasıl yanlış yola sapayım, bir anlık heves için geleceğimi karartayım?![19]

"Yusuf..." dedi Züleyhâ;

”Sevdim seni, seni sevdiysem, bir eşikten geçtiğimdendir. Bir kentin içine düştüğümden ve bir kenti içime düşürdüğümden. Ben ki tüm savaşlarımda hem kumandan hem neferdim. Bu yüzden seni sevdim. Ve biliyor musun, seni sevdiysem, bütün ruhların yaratıldığı ve henüz ruhlara cesetlerin biçildiği o mecliste, senin yanında yer almış olduğumu hatıramda taşıyor olduğumdandır bu. Bunca kolay terk ediyorsam varlığımı senin varlığına o şimşek parıltısı anın anısını gözbebeklerimde saklıyor oluşumdandır. Bu kadar tanıdık buluyorsam kalbimi kalbine, o ezeli uğultuyu hala kulaklarımda taşıdığımdandır.”

‘'çok zordu yusuf'u görmeyen gözün Züleyhâ'yı anlaması!
çok kolaydı yusuf'u görmeyen gözün Züleyhâ'yı kınaması!”
[20]

Yusuf, Züleyhâ'nın çirkin planından puttan gelen uyarı ve kendini fark edişle sıyrılıp kaçarken kapıda Kıtfir ile karşılaşır. Yusuf hiçbir şey olmamış gibi davranır. Birlikte Züleyhâ'nın yanına varınca Züleyhâ Yusuf'u her şeyi anlatmış hissine kapılarak tamamen ters bir açıyla dönerek Yusuf'u suçlar. O da Züleyhâ'yı suçlar. Aziz ikilemde kalmıştır. O esnada şu ana kadar İsa peygamber dışında konuşan ikinci bebek namıyla zikredilen bir bebek dile gelir ve hem Yusuf'a hem Züleyhâ'ya ders verir hem de akl-ı selim ile işin çözümüne dair metodu gösterir. Yusuf ve Züleyhâ için nasihat, bebeğin “Raz-ı pinhânı etmezem sana gamz/Fehm edersen velî pes ola bu remz” sözleri gammazlık illetine işarettir. Her ikisi içinde karşılıklı suçlamalardan uzak durulması gerektiğini vurgular. Bebek, Yusuf'un, Züleyhâ'ya meylettiğinin ve bundan dolayı onun da suçlu olduğunu Yusuf'a hissettirmeye çalışır. Aynı şey Züleyhâ için de geçerlidir. Ona da Yusuf, seni gammazlamadı ama sen öyle sandın bu hatadır hissini verme gayretindedir. İşlerin çözümünün deliller ve işaretler ışığında çözülmesi yoksa iftirayla, gammazlıkla bir yere varılamayacağı düşüncesi bebek ile özdeşleşir. Onun gösterdiği delil ve işaret ise gömlektir: Gömleğin yırtılma yönü. Bebek, gömlek simgesi ile birlikte kanıt, işaret kavramlarına simge değer olur.[17]

Züleyhâ'nin Hz. Yusuf'a karşı duyduğu aşk tanımsızdır. Bütün servet ve güzelliğini onun uğrunda harcamıştır. Kocasına, ailesine tüm Mısır halkına karşı durmuştur bu aşk.. Derler ki yetmiş deve yükü mücevher ve gerdanlığını vardır hiçbir şey gözünde değildir... "Bugün Yusuf'u gördüm" diyen, ondan haber veren herkese onları zengin edecek değerde mücevher dağıtırmış..[5]

Züleyhâ, elindeki her şeyini dağıtmış ve hiçbir şeyi kalmamıştı. Yûsuf'a olan aşkından dolayı gözleri kurumuş ve bedeni çökmüştü. İhtiyar bir kadından farksızdı. Nihâyet Yûsuf'un yolu üzerinde bir harâbeye çekildi. Başından geçen hâdiseleri düşünerek hakîkati anladı ve tapmakta olduğu putun karşısına geçip:

“Yazıklar olsun sana ve sana kulluk edene! Şu ihtiyarlığıma, âmâlığıma ve fakirliğime merhamet etmedin! Bugünden itibâren seni inkâr ediyor ve Yûsuf'un Rabbine îmân ediyorum” [6]

"Rabbim, gözlerimden bu acıyı kim silecek benim? Kim yıkayacak gözlerimin içini? Kim yıkayacak acılarla dolan kalbimi. Olsun, Rabbim, her şeye razıyım. Hepsine razıyım. Yeter ki aşktan azad etme kalbimi. Yeter ki göz yaşlarımın serininde yıka içimi. Göz yaşlarımı ve aşkımı alma, onlar bende kalsın. Bedel olsun. Ödül olsun. Bağış olsun. Yoksulluğum zenginliğim olsun. Aşkım yeter, muhabbet denizinin kıyıları ne denli sınırsızmış göreyim. Aşkım yeter varlığımın anlamı neymiş, çözeyim. Yeter aşkım, yeter ki aşkımın kalbime düştüğü yere kadar yükseleyim. Aşkım yeter, tenimin kafesiyle düştüğüm kuyudan aşkımın tüyleriyle yükseleyim. Aşkım yeter,tenimin beni hapsettiği zindandan aşkımın kanatlarıyla geçip gideyim. Aşkla var olduğum yerde yine aşkla yok olayım. Rabbim,acıya razıyım ama gözyaşım bende kalsın.Razıyım yoklukta var olayım. Yitirdikçe bulayım. Öldükçe doğayım. Canım çekildikçe aradan saf aşktan ibaret kalayım. Rabbim, çıkar aradan takılıp kaldığım tenimi,kaldır aradan saf aşkla aramdaki perdeleri......" [21]

Böylece hidâyete ererek sabah-akşam Allâh'ı zikre koyuldu. Birgün Yûsuf -aleyhisselâm- atına binmiş, maiyyetiyle birlikte Züleyhâ'nın hânesinin önünden geçmekteydi. Züleyhâ hemen evinden çıktı ve Yûsuf'un yolu üzerinde yüksek sesle şöyle dedi:

“Tesbîh ederim o kudreti ki, sultanları günahları sebebiyle köle eder; köleleri de Hakk'a kullukları sâyesinde sultân eyler!..”

Allâh'ın emri ile rüzgâr bu sesi Yûsuf'un kulağına eriştirdi. Yûsuf da tanıyamadığı Züleyhâ'nın hâlini sordurdu. Züleyhâ, ancak Yûsuf'un kendisine derman olacağını söyleyerek O'nun huzûruna çıktı. Yûsuf -aleyhisselâm-'dan eski güzelliğinin ve gözlerinin kendisine verilmesi için duâ etmesini, ardından da kendisiyle evlenmesini taleb etti. Yûsuf -aleyhisselâm-, onun ilk iki arzusunu yerine getirdi ve Allâh'ın izni ile Züleyhâ'ya gözleri ve önceki güzelliği tekrar verildi. Ancak üçüncü talep husûsunda Yûsuf -aleyhisselâm- başını önüne eğdi ve murâkabeye daldı. O sırada Cebrâîl -aleyhisselâm- geldi ve Hazret-i Yûsuf'a:

“Ey Yûsuf! Rabbin Sana selâm ediyor ve kadıncağızın talebini reddetmemeni emrediyor! Onunla izdivâc eyle; zîrâ o, dünyâda ve âhirette Sen'in zevcendir!”

Bu emir üzerine Yûsuf -aleyhisselâm- Züleyhâ'yı kendisine nikâhladı. Daha sonra Yûsuf -aleyhisselâm- ellerini semâya kaldırarak şöyle duâ etti:

“Ey bana bunca nîmeti ihsân eden merhametlilerin en merhametlisi olan Allâh'ım! Sana nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun! İlâhî! Üzerimdeki nîmetini tamamlamanı, bana babam Ya'kûb'un yüzünü göstermeni, beni de ona göstermekle onun da gözlerini nûrlandırmanı ve kardeşlerimin de benimle görüşme yollarını açmanı Sen'den dilerim Rabbim! Sen duâyı kabûl edensin, Sen her şeye kâdirsin!”
  [6]

Rivayete göre, Mısır Azîz'i Züleyhâ ile hiçbir zaman birlikte olamamış, Züleyhâ'nın yerine onun sûretine giren bir peri kızı ile birlikte olmuştur. Dolayısıyla Yûsuf, her zaman bâkire kalmış Züleyhâ ile evlenmiştir.[11] Bazı rivâyetlere göre ise Züleyhâ'nın kocası vefât ettikten sonra Allah'ın irâdesi ile eski güzelliğini kazanmış ve Yusuf (a.s) ile evlenmiştir.[24] Fakat bu rivâyetin ciddi bir temeli, dayanağı yoktur. Bu rivâyet, daha çok edebî hikâye türlerine uymakta ve dayanmaktadır. Aslına bakıldığı zaman, Züleyhâ iyi bir izlenim bırakmamıştır. Kur'ân'daki âyetlerden anlaşıldığına göre, Züleyhâ, Yusuf (a.s)'ı yoldan çıkarmak için her türlü şeytanî yola baş vurmuştur. Onu, Allah yolundan, doğruluktan, haktan saptırmak için uğraşmıştır. Bunun için yalan söylediği ve çeşitli hilelere baş vurduğu âyet ile sabittir. Bir peygamberin böyle bir hanımla evlenmesi, onun izzetini zedeler. Yusuf (a.s)'ın onunla evlenmesi, şu meâldeki âyete de ters düşmektedir:

"Kötü karakterli kadınlar öyle erkeklere, kötü karakterli erkekler öyle kadınlara. Temiz karakterli kadınlar, öyle erkeklere ve temiz karakterli erkekler öyle kadınlara..." (en-Nur, 24/26).

Buna göre doğru olanı, Yusuf (a.s)'ın neticede Züleyhâ ile evlenmemiş olmasıdır.[22]

Hz. Muhammed (s.a.s)'in hadislerinde, Züleyhâ hakkında bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak bir seferinde Rasûlüllah (s.a.s) ondan "Yusuf'un arkadaşı" diye bahsetmiştir.[25] Züleyhâ, Kur'ân'ın ibret için sunduğu Yusuf (a.s)'ın kıssasında yer aldığına göre, onun hakkında bilgi veren âyetlerde hikmetler vardır. İnsanların Züleyhâ hakkındaki bu bilgilerden çeşitli dersleri almaları gerekir.[2]

Kaynaklar

[1] nedir.antoloji.com/yusuf-ile-zuleyha/
[2] Nureddin Turgay, "Züleyha", Şamil İslam Ansiklopedisi, www.sevde.de/islam_Ans/Z/54.htm
[3] et-Taberî, "Tarih", Beyrut, t.y., I, 337
[4] Kemal Polater, "Kur'an ve Kitabı Mukaddes'e Göre Yûsuf Kıssası", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VIII (2007), sayı: 3, s.19.
[5] www.ozelsite.net/enbuyukasklar/image6.asp
[6] nebilersilsilesi2.darulerkam.altinoluk.com/hazret-i-ya’kub-aleyhisselam-ve-hazret-i-yusuf-aleyhisselam-3/zuleyha-ile-evlenmesi/
[7] Ertaylan, 1948; Johns, 1981; West, 1983; West, 1979.
[8] Ettinghausen, 1999; Kugel, 1994; Yohannan, 1968.
[9] Dr. Zehra Öztürk, "On Beşinci Yüzyıl Şairlerinden Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi’nin Yusuf ve Zeliha Mesnevisinde İşlenen Değerler", www.dem.org.tr/ded/10/DED10mak4.pdf
[10] DOÇ. DR. NURULLAH ÇETİN, "YENİ TÜRK ŞAİRİNİN "YUSUF VE ZÜLEYHA HİKÂYESİ" DUYARLIĞI", dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/12/848/10732.pdf
[11] Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yılmaz, "HAMDİ'NİN YÛSUF U ZÜLEYHÂ MESNEVİSİ'NİN EPİK KARAKTERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ÜZERİNE BAZI TESPİTLER", Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4/8 Fall 2009, www.turkishstudies.net/sayilar/sayi21/123-yilmazmehmet1443(Duzeltme).pdf
[12] Prof. Dr. Gönül Ayan, "Ahmet Seyevi Etkisiyle Yazılan İki Yusuf u Züleyha", Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı:3, Konya 1997, s.31-38.
[13] William Kelly Simpson, "The Literature of Ancient Egypt", Yale University Press, 2003, s.80 vd.
[14] "Etudes D'historie Religouse", Paris, 1980.
[15] Kemal Polater, "Kur'an ve Kitabı Mukaddes'e Göre Yusuf Kıssası", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi VIII, Sayı:3, 2007, s.27.
[16] Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları, "Hz. Yusuf " maddesi, s.387-388.
[17] Uzm. Öğrt. Ahmet İÇLİ, "HAMDULLAH HAMDİ'NİN YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİNİN KAVRAM VE SEMBOL BOYUTU", EKEV AKADEMİ DERGİSİ Yıl: 13 Sayı: 39 (Bahar 2009)
[18] Nazan Bekiroğlu, "Yûsuf İle Züleyhâ", Timaş yayınları, İstanbul, 2000, s.107-109.
[19] ailem.zaman.com.tr/images/2006/12/08/ailem.pdf
[20] Nazan Bekiroğlu, a.g.e.
[21] www.fussilet.com/zuleyhanin-duasi-t23062.0.html
[22] Mevdûdî, "Tefhîmu'l-Kur'ân", İstanbul 1991, II, 448 vd
[23] www.mumsema.com/hikaye/97703-yusuf-ile-zuleyha.html
[24] Elmalılı Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'ân Dili", İstanbul 1971, IV, 2879
[25] ez-Zebîdi, "Sahihi Buhârî Muhtasarı Tecvidi Sarih Tercemesi", trc. Ahmed Naim, İstanbul 1972, II, 663.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: züleyha, 15.07.2010 11:19:49:
bu yazıyı çok beyendim



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
  19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 16807570 ziyaretçi (63061888 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.