Ziya Gökalp
 

Ziya Gökalp

Ziya Gökalp

Hayatı

Ziya Gökalp, 20. yüzyıl sosyolog, yazar ve şâiridir.[1] 23 Mart 1876'da Perşembe günü, [2] Diyarbakır'ın Çermik ilçesi'nde [1] doğdu.[3] Asıl ismi, Mehmed Ziyâ'dır.[1] Babası, vilâyet evrak müdürü Mehmed Tevfik Efendi [2][1] (1851–1890); annesi, Zeliha Hanım'dır (1856–1923) [4]

Tevfik Efendi, hür fikirli, Arapça ve Farsça'ya vakıf, Şark edebiyatının önemli eserlerini asıllarından okuyan bir zât olup oğlunu da kendisi gibi okuyan, dürüst, Doğu'nun ve Batı'nın kültürlerini tanıyan aydın bir insan olarak yetiştirmek istemiştir.[2]

İlköğrenimini 1883 yazında kayıt yaptırdığı Mercimekörtmesi [4] mahalle mektebinde okudu.[1] Hürriyetle ilgili ilk fikirlerini ise 1886 yılında girdiği Mektebi Rüştiye-i Askeriyye'de (Askeri Lise) hocası Kolağası İsmail Hakkı Bey'den edinmiştir.[5][4]

1890 yılında amcası Müderris Hacı Hasip Bey'den dersler almaya başlayan Gökalp, 1891 yılında ikinci sınıftan kayıt yaptırarak İdadi-i Mülkiye'ye başlamıştır. 1893 yılında öğretmeni Doktor Yogi'den felsefe dersleri, Maarif Müdürlüğü ve İdadi'de (orta öğretim) tarih öğretmenliği yapan Mehmet Ali Ayni'den ise tarih dersleri almıştır. Ziya Gökalp, Mehmet Ali Ayni'den gördüğü derslerde tarihin nasıl muhakeme edileceğini öğrenmiştir. Fakat İdadi'nin 7 yıla çıkartılması üzerine Gökalp, buradan ayrılmıştır. Toplumun yaşadığı sıkıntıların üzerinde bıraktığı izlerin yanı sıra, [6] ekonomik olanaksızlıklar yüzünden İstanbul'da öğrenimine devam edememesi ve ailesinin evlilik baskıları gibi nedenler Ziya Gökalp'i bunalıma sürükleyince, 1894 yılında intihar girişiminde bulunmuştur.[7] Hilmi Ziya Ülken, Gökalp'in intihar sebebi olarak, Hocası Dr. Yorgi Efendi'den aldığı felsefe eğitimi ile ailesinden aldığı dini muhafazakar eğitim arasında yaşadığı çatışmayı göstermektedir.[8][4]

İntihar olayından sonra kendini tekrar okumaya ve bilime veren Gökalp, eğitimine devam etme isteğiyle 1895 yılında kardeşi ile birlikte yeniden İstanbul'a gelmiştir. Fakat parası olmadığı için ancak ücretsiz olan Veteriner Mektebine kayıt yaptırabilmiştir. Gökalp, İstanbul'da bulunduğu bu dönemde Batı kültürünü de tanımaya yönelmiştir.[9] Okulda yasak yayınları okuması ve farklı çıkışları ile dikkati çeken Gökalp, 1899 yılında geçirdiği soruşturmanın ardından ‘yasak kitapları okuma ve zararlı derneklere üye olma' gerekçesiyle cezaevine gönderilmiştir. 12 aylık cezaevi yaşamından sonra, okuldan da uzaklaştırılarak Diyarbakır'a sürülmüştür. 1900 yılında amcasının kızı ile evlenerek Diyarbakır'a yerleşen Gökalp, küçük memuriyetlerde çalışmaya başlamıştır. Bu dönemde Gökalp, bir taraftan eşinin mal varlığı ile rahat bir hayat yaşamaya başlamış; diğer taraftan ise, el altından hürriyet çalışmalarını sürdürmeye devam etmiştir. 1903 yılından sonra Diyarbakır Ticaret Odası'nda çeşitli görevlerde bulunmuş; bu sırada, Vilayet Gazetesi Başyazarlığı görevini de yürütmüştür. 1905 yılında, halka yaptığı kötülükler dolayısıyla aşiret reisi İbrahim Paşa'ya karşı çıkarak halkı ona karşı ayaklandırmıştır.[10][4]

Ziya Gökalp, 1908'de İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır, Van ve Bitlis heyetlerinin müfettişliğine atanmıştır.[11] 1909 yılında Darülfünun'da hocalık yapmak üzere İstanbul'a gelen Gökalp; orada birkaç ay kalmış, yeterli ücret alamadığı için tekrar Diyarbakır'a dönerek, “Peyman” gazetesini çıkarmaya başlamıştır. 1909 yılının son aylarında ise İttihat ve Terakki tarafından Selanik'e gönderilmiştir.[12][4]

Ziya Gökalp, 1912'de ailesi ile birlikte bir kez daha İstanbul'a yerleşmiştir.[13] Bu dönemde, Darülfünun ve Eğitim Fakültesinde Gökalp'in eğitimle ilgili görüşleri kabul edilmiş; ders programları, okutulacak dersler ve kitaplar onun önerileri doğrultusunda kararlaştırılmıştır.[14] Bu dönemden itibaren düşüncelerini ve çalışmalarını Türkçülük etrafında şekillendiren Gökalp, aynı zamanda hayatının en yaratıcı dönemini de yaşamıştır. 1913 ve 1914 yıllarında kendisine teklif edilen Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmemiş, Edebiyat Fakültesinde İctimaiyyat Müderrisliği (Sosyoloji Hocalığı) görevine devam etmiştir. Bu göreviyle birlikte Gökalp, İstanbul Üniversitesi'nde ilk sosyoloji profesörü olmuştur.[4]

Ziya Gökalp, İstanbul'un işgâlinden sonra İngilizler tarafından Malta'ya sürüldü. Dönüşünde bâzı arkadaşları ile Ankara'ya gitti. Telif ve Tercüme Reisliğine tâyin edildi. 1923'te Diyarbakır'dan mebus seçildi. 1924'te İstanbul'da Fransız Hastânesinde öldü.[1]

Sanatı ve Edebi Kişiliği

Şahsiyetinin cepheleri mahdut olmayan her büyük adam gibi Ziya Gökalp de bir çok zıt hatta çelişik hükümlere hedef olmuştur. Bir yanda ilim ve irfanı göklere çıkarılırken, öte yanda, tamamlanmamış veteriner tahsiline de imâ edilerek, fikrî bulanıklığı, kıvamsızlığı, dogmatizmi iddia ve muaheze edilmiştir. Onun ilim adamı hüviyetini yadırgayanlara göre, Gökalp ancak bir siyaset nazariyecisi, bir ideologdur. Bununla beraber, nazariyecilik sıfatı da dedikodulu bir münakaşaya uğramış, hem lehinde hem aleyhinde kullanılmıştır. Lehinde tefsir edenler amelî siyasete karşı duyduğu çekingenliğe dayanarak, karakterinin hasbîliğini, menfaatdışı temayüllerini alkışlarlar, aleyhinde kullananlar ise bir takım sosyolojik prensipleri gündelik ihtiyaçlara, politika akıntılarına hizmet ettirdiğini dermeyan ederek, ilmî hakikat kaygısını ifsat eylediğini, kötü bir düşünüş geleneği kurduğunu söylerler. Gökalp'in sükûnu, vekarı, en acı hâdiselere şikayetsiz katlanışı bile iki türlü telâkkiye yol açmıştır. Hayranlarınca, bu durgunluk, modern hayat kadrosunda tezahür eden klasik hakîm olgunluğunun ifadesidir. Bazı tanıdıkları, Hikmet sanılan halinin, delilik arâzına muadil olduğuna hükmetmişlerdir. Bu uzlaşmazlıkları en kesin safhasına vardırmak üzere Gökalp'i memleketimizde hemen hemen ilk âlim örneği farz edenlerin yanı sıra, alman İmparatorunun telkinlerine kapılmış bir demagog sananların mevcudiyetini kaydetmeliyiz. O arada Türklüğüne, Türkçülük hareketindeki samimiliğine şüphe ile bakanlar çıkmıştır. Bunlar, Kürt alfebesi yapmak teşebbüsünde öz zihniyetini açığa vuran fena bir alâmet sezinlemişlerdir.[15]

Bazı kuramcılara göre, manevi değerler de bir yönüyle maddenin bir yansımasıdır. Gökalp, bu görüşü benimsemez. Ona göre birçok durumda maddi yapı ile ona atfedilen manevi değerler arasında doğrudan doğruya bir bağ kurulamaz. O, bu çerçevede Hacerül Esved'i ve Mukaddes Emanetleri örnek olarak göstermektedir:

“Halbuki birçok ahvalde, bir şeyin maddi hassalarıyla kendisine verilen kıymet arasında hiçbir rabıta mevcut değildir. Mesela, Hacerül Esved, İslamiyette çok mübarek taştır. Emanatı mübareke çok mübarek tanınan muazzez bergüzarlardır. Fakat, bunların mübarekliği Hacerül Esved'in yahut Emanatı Mübarekenin maddi cevherlerinden mi ileri geliyor? Şüphesiz ki hayır!”

Gökalp, sancak ya da bayrak kavramını da aynı şekilde yorumlamaktadır:

“Vatanın sancağı da çok muazzez, çok muhteremdir. Muharebede sancağın düşman eline geçmemesi için, binlerce askerin hayatlarını feda ettikleri çok kere görülmüştür. Halbuki sancak, bir sırığa takılmış renkli bir kumaştan ibarettir. Şüphesiz sancağın bu büyük kıymeti maddi tabiatından sadır olmuş değildir. İnsan da, uzviyetçe bir hayvanın aynıdır. Fakat sokakta bir hayvan laşesi görüldüğü zaman, yalnız mevkiin temizliği noktasından ehemmiyete alınır. Halbuki bir insan cenazesine tesadüf edilirse, ahlaki teessürden dolayı orada büyük bir tecemmu, büyük bir galeyan vücuda gelir. Demek ki insana verilen kıymet, uzviyetinden dolayı değildir.” [16]

Gökalp, gençlik yıllarında birbirine zıt fikirlerin çarpışmasıyla buhran içine düştü. Maddî hiçbir derdi bulunmadığı halde felsefî düşünceleri ıstıraplarının kaynağı oldu. Bir ara beynine kurşun sıkarak intihara teşebbüs etti.

1908'de Diyarbakır Gazetesi'nde yazı hayâtına başladı. 1909'da Peyman Gazetesi'ni çıkardı. Genç Kalemler mecmuâsında yayınlanan "Turan" şiiri, İttihat ve Terakkici gençler tarafından büyük bir heyecanla benimsendi.

Yazar olan babasının tesiriyle çok küçük yaşta folklor ve halk şiiriyle ilgilenmiştir. Ziyâ Gökalp, şiir, nesir, destan ve masal türünde yazmış; ilmî-fikrî makâleler, kitaplar kaleme almış kendine has bir fikir adamıydı. Bilgi ve fikirlerini çok kolay ve basit görünen yazılarla âdetâ çocuksu bir söyleyişle nazım diline aldı. Ziyâ Gökalp'ın milliyetçiliği, değişik merhaleler geçirmiş bir “Türkçülük'tür”. Daha geniş sahada ise Turancılık mefkûresini düşünmüştü. "Türkçülüğün Esasları" isimli kitabında Türk aydınlarına göre daha olgun bir “Türkçülük ve hedeflerini gösterip, milliyetçiliğin programını çizdi. Bu kitapta kendisine has ideallerini, sosyolog olarak ortaya koydu”. Türkçülüğün programını “Lisanî Türkçülük, Dînî Türkçülük, Bedîî Türkçülük, Ahlâkî Türkçülük, Hukûkî Türkçülük, İktisâdî Türkçülük, Siyâsî Türkçülük, Felsefî Türkçülük” gibi bölümlerden özetledi. Ortaya koymak istediği, önemli saydığı fikirlerin başında Türkleşmek, İslâmlaşmak ve Muasırlaşmak vardı. Fakat bu idealine tam anlamıyla bağlı kalan olmadığı gibi, kendisi de bu konuda mutedil olamadı.

Ziyâ Gökalp, aynı zamanda bir sosyologdur. Sosyolojideki sistemi sosyal mefkûrecilik sistemidir. Ancak, görüşlerinde, geniş ölçüde bir milliyetçilik hâkimdir. Sosyal konulardaki örneklerini Türk insanından, Türk târihinden seçmiştir. Hemen bütün eserlerinde kullandığı lisan, sâde konuşma dili kadar samimi bir lisandır. Nazım dili bile her nevi sanat gösterişlerinden uzak, bir sâdelik içindedir. Manzumelerini -birkaç tânesi hâriç- hep hece vezniyle yazdı. Fakat dörtlük (kıt'a) esâsına dayanan, şiirdeki millî Türk birimini kullanmayı ihmal ettiği gözden kaçmaz.

Türkiye'de çağdaş sosyoloji ilmini o kurdu. Millî edebiyat hareketlerinin yaygın bir çığır hâlini almasında onun büyük rolü oldu. “Bir Kavmin Tetkikinde Usûl” gibi ilmî çalışmaları, sosyoloji sahasında çalışanlar için rehber vazifesi gördü. Küçük Mecmua'da neşrettiği Halkiyât, Masallar gibi yazıları da Türkiye'de folklor araştırmaları için kaynak eserdir.[1]

Eserleri

Manzum masal, destan, didaktik manzume, mefkûre manzumeleri ve Yunus Emre tarzı ilâhiler çeşidinden şiirlerini üç ayrı kitapta topladı. Bunlar Kızıl Elma (1914), Yeni Hayat (1918), Altın Işık (1923), isimli şiir kitaplarıdır. Bunlardan başka Türkleşmek-İslâmlaşmak-Muasırlaşmak (1918), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Medeniyeti Târihi (1925), Malta Mektupları (1931), Kolsuz Hanım (1950), Millî Terbiye ve Maarif Meselesi (1964) isimli eserleri vardır.[1]

Kaynaklar

[1] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Ziya Gökalp" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993; General Kenan Esengin, "Kürtçülük Meselesi", Su Yayınları, İstanbul 1979, 3. Baskı, s.34.
[2] Doç. Dr. Hikmet Yıldırım Celkan, "Ziya Gökalp'in Eğitim Sosyolojisi", M.E.B. Yayınları, İstanbul 1990.
[3] Hilmi Ziya Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul, 2001, s. 304; Hikmet Tanyu, Ziya Gökalp'in Kronolojisi, Ankara, 1981, s. 1–3; Cavit Binbaşıoğlu, Türkiye'de Eğitim Bilimleri Tarihi, İstanbul, 1995, s. 121.
[4] Dr. Şahin Gürsoy - Arş. Gör. ihsan Çapcıoğlu, "Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp: Hayatı, Kişiliği ve Düşünce Yapısı Üzerine Bir İnceleme", AÜİFD 47 (2006), sayı 2, s. 89-98.
[5] Tanyu, a.g.e., s. 3-8; Mustafa Ergün, II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ankara, 1996, s. 136; Ali Nüzhet, Ziya Gökalp'in Hayatı ve Malta Mektupları, İstanbul, 1931, s. 14-17. Ali Nüzhet, Ziya Gökalp'in damadı olup ölümünden sonra O'nun birçok yazısını ve mektuplarını derleyerek yayınlamıştır.
[6] Cavit Orhan Tütengil, Ziya Gökalp Üzerine Notlar, İstanbul, 1956, s. 6.
[7] Ali Nüzhet, a.g.e., s. 21.
[8] Ülken, a.g.e., s. 304.
[9] Hasan Tuncay, Ziya Gökalp, İstanbul, 1978, s. 34.
[10] Tuncay, a.g.e., s. 45-46.
[11] Binbaşıoğlu, a.g.e., s. 121.
[12] Ali Nüzhet, a.g.e., s. 47.
[13] Tanyu, a.g.e., s. 75.
[14] Binbaşıoğlu, a.g.e., s. 121
[15] Felsefe Doçenti Necati Akder, "Ziya Gökalp Âlim ve İdealist Şahsiyeti"
[16] Yrd. Doç. Dr. Ahmet Faruk Kılıç, "Ziya Gökalp'in Türkiye Cumhuriyeti'ne Biçtiği Değer", www.degerleregitimi.org/dem_dergi/5/dem5mak12.pdf





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: musa vardı, 27.11.2010, 19:44 (UTC):
memnun oldum.çok güzel açık bir dil ile yazılmiştir. daha geniş olarakta anlatıla bilirdi.teşekür ederim. alinize sağlık.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36843267 ziyaretçi (103002544 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.