Ölüm ve Rüya Üzerine
 
çay

Ölüm ve Rüya Üzerine

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)

Kategori: Akhenaton'un Köşesi

Kimi zaman, “ölüm” kavramı üzerinde derin derin düşünürüm. Ölümün nedenselliğini ve niçinliğini düşünürüm, boyutlarını, bilinç ve ruha yansımalarını. Bazen de kendi ölümümü!

İnsan için kendi ölümü, kendine imkânsız geliyor ya da tahayyül edilmesi güç. Bu, benliğimizin savunma mekanizmalarından biri. “Ben nasıl olur da ölebilirim?” diyoruz kendimize. Çünkü bilmiyoruz. Ölüm hakkında ya da öldüğümüzde bilincimizin nasıl OFFLINE olacağı hakkında bilincimizin kendi algı ya da deneyimi yok. Devam ediyoruz aynı cümleyi tekrar etmeye: “Ben nasıl olur da ölebilirim?”

Biz ölünce ne olacak? Ölüm ve sonrası hakkında bildiğimiz çoğu şey, tevatür ve kemikleşmiş zanlara dayanıyor. Biz ölünce düşünme yetimiz ve duyusal algılarımız ne olacak? Derin bir narkoz hali mi yaşayacağız? Peki ya bilincimiz, artık neyi ne algılayacak ya da ortadan kalkacaksa nereye kaybolacak?

ölüm
Ölüm, son değil başka bir âleme yolculuktur.

Artık hiçbir sesi duyamayacak mıyız? Artık renkleri ve ışığı algılayamayacak mıyız? Nasıl düşüneceğiz? Nasıl kendimize soru soracak ve cevap verebileceğiz? Bizim için her şey zifiri bir karanlık mı olacak? Kimle konuşabileceğiz ya da kendi kendimize yahut başka bir kimseyle konuşabilecek miyiz? Düşünsel hafızamız ne olacak? Artık gün geçtikçe çürüyecek olan bedenin ya da organizmamızın işlevlerini —artık bütün bunlar yoksa— ne yerine getirecek? Sorular, sorular…

Elbette sizin de ölüm hakkında üsttekilere ekleyebileceğiniz birçok soru vardır. Hadi gelin bu konuda biraz sohbet edelim.

Şu an bu yazıyı okuduğunuz kişisel bilgisayarınızı ve cep telefonunuzu kapadığını düşünün. (Fişlerini tamamen çekmiş olmak ya da cep telefonunuzun bataryasını çıkarmak kaydıyla) Hard disk çalışmıyor. İşlemci çalışmıyor. Webcam ya da monitör çalışmıyor. İşte bu, bir bakıma sizin kişisel bilgisayarınızın ya da cep telefonunuzun “ölüm hali”!

Peki, sizce hayat ve ölüm nedir? Elbette ki daha farklı benzetmelerle anlatırdınız bu ikisini. Kiminiz ilkbahar ve kış mevsimlerine benzetirdi, kiminiz açıp solan bir çiçeğe.

Hiç düşündünüz mü: Bu ilk doğuşunuz değil! İlk defa ölmeyeceksiniz de. Yani siz, daha önce aslında birçok kez öldünüz ya da birden fazla “doğma” hali yaşadınız.

Henüz adı anılmaya layık olmayan bir “varlık” ya da bir “şey” iken (el-İnsan, ayet:1) Rabbiniz, ruhunuzu var etti ve size sordu: “Elestü birabbiküm”: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim.” Siz ve bütün ruhlar, cevap verdiniz: “Bela” (Evet, öylesin)

Bu sizin ilk doğuşunuzdu. Sonra o âlemden alınıp anne rahmine yerleştirildiniz. O âlemden alınmanız sizin ilk ölümünüz; anne rahmine yerleştirilmeniz sizin ikinci doğuşunuzdu.

Doğumumuzda, yani bu dünyaya gözlerinizi açtığınızda hem yeni bir ölüm (ikinci ölüm) hem de yeni bir doğum (üçüncü doğum) yaşadınız. Çünkü yerleştirildiğiniz anne rahmi, sizin ikinci âleminizdi ve her âleme geçiş, bir ölüm ve bir doğum demekti.

Üçüncü ölümünüz, benliğinizin bu dünyada tadacağı ölüm. Dördüncü ve son doğumunuz ise mahşerde dirilişinizle gerçekleşmiş olacak. (Bu iki evre arasında ne olacağını ve mahiyetini ise Rabbimiz bilir.)

Doğum ve ölüm, hep yan yana ilerliyor. Ölürken aynı zamanda başka bir doğuma da adım atıyorsunuz. Ağaçlar da öyle değil mi? Her kış mevsiminde yapraklarını döküp ölüyorlar. Bahar mevsimi ise ağaçların dirilişi. Bu periyodik döngü böylece devam ediyor. Kış ve bahar. Doğum ve ölüm. Kış ve bahar. Doğum ve ölüm…

Gelelim dünya hayatına…

Doğuyorsun, yaşıyorsun ve ölüyorsun. Benim “hayat”a verdiğim kısa tanım bu. Sana uzun görünmesine karşılık bütün hayatın, bilinç düzeyinde sadece bir Gün’den ibaret. Ne kadar yaşarsan yaşa; ister şu anda olsun, ister ölüm anında olsun ve isterse yeniden dirildiğinde senin için — ve senin algında—bu dünyada geçen süre, sadece tek bir gün kadar kısa.

Muminun suresi 112-114 arasındaki ayetler şöyledir:

112: Allah, “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.
113: “Bir gün veya günün bir bölümü kadar kaldık; işte, saymakla görevli olanlara sor” derler.
114: Allah buyurur: “Pek kısa bir süre kaldınız; keşke bunu (dünyada iken) bilmiş olsaydınız!”

Evet, tek bir gün! Allah-u teala’ya göre ise pek kısa bir süre. Belki sadece bir “AN”! Bu âyetler üzerinde düşünürken hep “hayat” ve “rüya” arasındaki benzerlikleri fark ederim. Örneğin “göreceli zaman”ı.

Hayat ve rüya arasında doğru orantılı bir zamansal görecelikten bahsedebiliriz. Bu dünyada geçirdiğiniz süre, bilinç düzeyinde sanki yaşanmamış ya da kısa bir zaman biriminden ibaret olduğu gibi rüyada geçirdiğimiz süre de bu görecelikten nasibini alır. Siz, rüyanızda uzun zaman dilimleri yaşadığınızı görseniz bile aslında bu zaman diliminde en fazla 20 saniye. Yani siz 20 saniye içinde uzun uzun rüyalar, geniş zamanlara yayılan maceralar yaşıyorsunuz. Tabii uykunuzun “REM” ya da nadir de olsa “N-REM” dönemlerinde.

Hayatı rüya ile ilgilendirdiğimizde doğal olarak “ölüm” de karşımıza bu rüyanın sonu, yani “uyanış” olarak ortaya çıkar. Nasıl ki sizin rüyada geçirdiğiniz sürenin sonu, sizin uyanışınızsa; bu hayatta geçirdiğiniz sürenin sonu da sizin uyanış merhalenizdir.

Rasulullah — salat ve selam onun üzerine olsun — efendimizden nakledilen bir hadis, şöyledir:

“İnsanlar, uykudadır. Ölünce uyanırlar!”

O halde ölüm, bir son değil sadece bir rüyanın sonudur. Bu dünyadaki hayat ise sadece bir “oyun” ve “eğlence”den ibarettir:

“Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi.” (Ankebut 64)

Rüya ve ölüm, kardeştirler. Düşünen ve hikmet sahibi insanlar için rüya, dirilişin ve umudun sembolüdür. Çünkü rüyada geçirdiğimiz süre, aslında bizim bir anlamda ölümümüz ve yeniden dirilişimizdir.

mevsimler
Tabiatın mevsimleri gibi senin de mevsimlerin var. Gün olur ölüm bir kış olarak gelir sana; gün olur, mahşer bir ilkbahar!

Son Söz Niyetine

Dostum, nasıl rüya görmekten korkmuyorsan, ölümden de korkma! Çünkü rüya görürken zaten ölüsün. Bilincin, tamamen kapalı. Uyandığında ise rûhun sana geri iade ediliyor:

“Allah ruhları ölümleri anında alır, henüz ölmemiş olanları da uyku halinde ölü gibi yapar. O böylece ölümlerine hükmettiklerini hayattan koparır, diğerlerini de kendisinin koyduğu bir zamana kadar bırakıverir. Şüphe yok ki bütün bunlarda, gerçekten düşünenler için öğütler ve ibretler vardır.” (Zümer 42)

Her günün ölümü, güneşin doğuşundadır; doğumu ise güneş her sabah ortalığı aydınlattığında. Her şey, dirilir. Ölü kalan hiçbir şey yok. Sen de gün gelecek ölecek ve mahşer günü tekrar diriltileceksin. Sen de ve sevdiklerin de!

Ölüm, bizim ALES ya da LGS sınavından sonra kapıdan çıktığımız andır. Yani imtihanı bitirişimizdir. Bu dünya hayatı da senin —yaşamın boyunca süren — en genel imtihanın.

Nasıl okulun son günlerinde sana “karne” veriliyorsa, “pekiyi” veriliyorsa, “takdirname” ya da “teşekkürname” veriliyorsa, ahrette de sana başka bir “karne” verilecek. Bu karnenin adı ise “amel defteri”:

“Ve (Ey Rasûlüm), sen her ümmeti toplanmış bir halde göreceksin. Her ümmet (her din sahibi) amelinin yazılı bulunduğu deftere çağrılacak. (Onlara denir ki:) Bugün o işlediğiniz amellerin cezası size verilecek.” (Casiye 28)

Amel defteri sağ taraflarından verilenler, bu sınavı geçenler, yani okulu başarıyla bitirenler. Sol tarafından verilenler ise bütünlemeye kalanlar.

“Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!" derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” (Kehf 49)

“Eğer kişi, defteri sağdan verileceklerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir.” (Vakıa 90-91)

“Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: "Mahvoldum" diye bağırır ve çılgın alevli cehenneme girer.” (İnşikak 10)

Dostum, bu öyle bir sınav ki, senin bütün sınavlarının üstünde ve onlardan kat kat daha öncelikli. KPSS’ye girersin, kazanırsan devlet memuru olursun. LGS’ye girersin, hak ettiğin liseye girmeye hak kazanırsın. YKS’ye girersin, bir üniversite kazanırsın. Ehliyet sınavına girersin, kazanırsan artık araba sürebilme hakkın olur.

Ben sana diyorum ki: Bu sınavlar, elbette önemli; fakat asıl sınavın “AS” yani Ahret Sınavı’ndır. Diğer sınavlarının getirisi, kazancı; sınırlı zamanlar ile kısıtlıyken, “Ahret Sınavı”n, sana sonsuz bir yaşamın kapılarını açacak.

Dostum, sana ne diyorum: Sonsuz bir zaman! Senin için ölümün üstesinden geldiğin, ucu bucağı olmayan bir hayat!

Düşün 100 yıl yaşadın, 200 yıl yaşadın, 500 yıl yaşadın, 5bin yıl yaşadın, 1 milyar yıl yaşadın, ölmeyeceksin ve bu sürenin sonu olmaksızın da yaşamaya devam edeceksin.

Çünkü bu hayat sadece bir “demo”! Kısıtlı ve acılarla, hastalıklarla, hayal kırıklıkları ve yalan-dolanlarla dolu.

Ama senin ahret hayatında bütün bunların hiçbirine yer YOK! Hastalanmaya, kusurlara, bedensel acılara, yoksunluğa, yoksulluğa, açlığa, susuzluğa, güçsüzlüğe, yorulmaya, hüzünlere, kederlere yer YOK!

Senin ahret hayatında ihanetlere, sırtından vurulmalara, kötü insanlara, kötü arkadaşlara, kalleşliklere, savaşlara, kavgalara yer yok!

Yepyeni bir yaratılışla yaratılacaksın. Acılardan uzak, elemlerden uzak, kederlerden uzak, hüzünlerden uzak, buhranlardan uzak, sana zulmedenlerden, zalimlik edenlerden uzak, tartışmalardan, çekememezliklerden, seni üzenlerden, seni hastalık ve acziyetle kısıtlayan tüm her şeyden uzak yeni, yepyeni bir yaratılışla yaratılacaksın!

Üç günlük dünya için sonsuz ahret hayatını heder etme! Geçici zevkler, haram sevdalar için ebedi Cennet yurdunu riske etme. Rabbinin sana —seni denemek için — verdiği sıkıntılar için şikâyet etme. Sadece bir imtihandan ibaret olan bu geçici dünyanın geçici problemlerini kendine “dert” etme. İyilikte, salih amellerde, yetimi kollamakta, fakiri gözetmekte, ilim öğrenmekte, ibadet etmekte, kul hakkına girmekten korkmakta, Kurân’ı anlamakta ve yaşamakta tembellik etme!

Sana bir müjde veriyorum! Hiçbir şey için geç olmadığını sana söyleyerek sana bir müjde veriyorum. Rabbinin affedici olduğunu, bağışlamasının ve kereminin sonsuz olduğunu söyleyerek sana bir müjde veriyorum.

Rabbine umut bağlayan kişinin bağladığı hiçbir umuttan pişman olmayacağını söyleyerek sana bir müjde veriyorum. Geceleri Rabbinin huzurunda, rükûda ve secdede ağlayan kişinin yarın mahşer gününde yüzlerinin güleceğini söyleyerek sana bir müjde veriyorum!

Benim için her şeyin sonu deme! Senin günahların, senin Rabbinin merhameti ve bağışlamasından daha büyük değil! Artık bundan sonra benden bir şey olmaz deme! Son nefesini vermeden senin için hiçbir şey bitmiş deme! Allah, geçmişte işlediğim suçlarımdan ötürü beni kabul etmez deme! Sen Rabbinden ümit kesme; çünkü Rabbin senden ümidini kesmiş değil!

WAKE UP!

UYAN! UYAN! UYAN!

Kalk ve iki rekât namaz kıl! Seni Rabbin görüşmek için bekliyor!

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton),
Mayıs 2019.

Akhenaton'un Diğer Yazıları ❯❯





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Muhammed Kaya, 27.06.2019, 13:15 (UTC):
Kaleminize bereket hocam.

Yorumu gönderen: Warcraft, 02.06.2019, 01:59 (UTC):
Hocam sağolasın açıklama için...
Birde senden bir isteğim olacak. Bu aralar görünmeyen varlıklardan sesler duyuyorum..
ilaçlarımıda alıyorum.. bu varlıklar kimdir? nedir? bilmiyorum.
şeytan yada cinler yada hayaletler yazılar hakkında bilgin varsa konu olarak paylaşırsan çok sevinirim hocam saygılarımla...

Yorumu gönderen: Akhenaton, 26.05.2019, 05:59 (UTC):
Warcraft kardeşim, evet, ruh ölmez, sadece boyut değiştirir. Ama bu boyut, başka bir beden ya da yaşam formu değil alemler boyutudur. Reenkarnasyon, reenkarnasyona inanaların gerçeği. Benim gerçeğim ise Kuran ve Allah, Müminun 99-100 ayetlerinde şunu söylüyor:

“Nihayet, onlardan birisine ölüm gelip çattığı zaman: “Rabbim, beni dünyaya geri gönder ki, terkettiğim dünyada belki de yararlı bir iş yaparım…” der. Hayır, bu onun söylediği boş ve anlamsız bir sözden ibarettir. Çünkü dünyayı terketmiş olanların ardında, yeniden diriltilecekleri güne kadar aşılması imkansız bir engel vardır.”

Selam ve dua ile.

Yorumu gönderen: Warcraft, 26.05.2019, 04:52 (UTC):
Hocam iyi anlatmışsınızda reankarnasyonda bir gerçek beden ölür ama ruh ölmez.
sadece boyut değiştirir.. Bunlar hakkında çok bilgiler var.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 51972761 ziyaretçi (131808100 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler