Dinlerde Selamlasma
 
selam, shalom, şalom

Dinlerde Selamlaşma

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: Dinler Tarihi

Bu makalenin hazırlanmasında kimi çevirilerde emeği geçen değerli dostum, kardeşim Dilara’ya teşekkür ederim.

Selamlaşma, insanlık tarihi kadar eski bir eylemdir. Tarihin ilk dönmelerinde insanlar jest ve mimikleriyle dile getirdikleri selamlaşma eylemini diğer dönemlerde gizli anlaşmalar sistemi adını verdiğimiz dil ile yapmışlardır. Selamlaşma eylemi, zaman içerisinde gelişen bir olgu olduğu için insanlık tarihinin gelişmesine paralel olarak değişme ve gelişme göstermiştir.[1]

Tarih boyunca birçok gelenekte sözlü ve fiilî selâm biçimleri süregelmiştir. Değişik din ve kültürlerde selâm için kullanılan kelimeler genellikle barış, güven, huzur, sağlık, uzun ömür dileme gibi temennileri içerir. Fiilen yani beden diliyle selâm verme şekillerinden en yaygın olanları el, yüz, dudak, alın ve omuz öpme, sarılma, sağ elle tokalaşma, başı hafifçe öne eğme, el kaldırma ve sallama, avuçları birbirine yapıştırarak göğüs hizasında kavuşturma, ayakları birleştirme, şapka çıkarma, dizleri biraz bükerek öne eğilme ve yere kapanmadır.[2]

Küreselleşme ve sekülerleşmenin etkisiyle günümüzde giderek geleneksel dinî selâmların yerini bu içerikten arındırılmış selâmlar almaktadır. Bazen de bir kültüre veya inanca ait selâm şekillerinin diğer kültürlere geçtiği görülmektedir. Her ne kadar dinî içeriği azalsa da selâm ifadelerine yerleşmiş olan ulûhiyetle ilgili bazı kelimeler varlığını sürdürmektedir. Nitekim Fransızcadaki “adieu” (Allah’a ısmarladık), İspanyolcadaki “adios” (Tanrı’yla beraber git) ve İngilizcedeki “good-bye” (God be with you-Tanrı seninle olsun) gibi dinî içerikli selâmlar günümüzde de kullanılmaktadır.[3][2]

Selamlaşmanın dini cephesi yanında, toplumsal yönü de vardır: İnsanlar arasındaki yakınlaşmayı, barışı sağlayan, birbirine saygıyı, değer vermeyi öğreten bir olgudur. Bu konuda Yusuf Has Hacib, şöyle demiştir: [4]

“Selam insanı insanların şerrinden korur; selama mukabele eden kimse, selametini teminat altına almış olur” [5]

Toplumda iletişim kurmanın ilk basamağını oluşturan selam vermek, genel olarak iki manada algılanmaktadır. Birincisi “benden size zarar gelmez” diyerek emniyet, itimat ve tanışmak anlamlarıyla yüklü olmaktır. İkincisi ise; “size başkasından da zarar gelmesin” diyerek temenni ve duada bulunmaktır. Böylelikle selam ile karşılıklı diyalogun önü açılmış olmaktadır. Selamın verilmesi ve alınması meselesi, aynı zamanda toplumsal bir statü göstergesidir. Toplumsal statü ve roller açısından birbirine denk insanlar arasında selam verilir-alınır. Bu açıdan bakıldığında aynı dine mensup olan, aynı dili konuşan, toplumda saygın yeri olan insanlar “selamlaşma” eyleminde bulunurlar.[6]

Tokalaşma ve kucaklaşma barışın ve dostluğun sembolü olan bir selâm biçimidir; Avustralya yerlileri (Aborjinler) arasında görüldüğü gibi Sâmî ve Ârî geleneklerde de yaygındır. Burunları birbirine değdirerek selâmlaşma Polinezya, Burma, Malaya ve Eskimolar tarafından uygulanır. Ayrıca Maoriler “kia ora” (sıhhatler olsun), “kia kaha” (güçlü olasın) tabirleriyle burunlarını birbirine değdirerek selâm verirler. Öperek selâm verme Sâmî ve Ârî kavimlerde olduğu gibi eski Yunanlılarda da yaygın bir uygulamadır. Ağlayarak veya ağlama taklidi yaparak selâmlaşma çeşitli ilkel kabile dinlerinde rastlanan bir davranıştır. Yere çömelme veya yüzükoyun yere kapanma eski Mısır ve Asurlular ile Sâmî toplumlarında görülen bir selâm şeklidir. Öte yandan şapka çıkarma Batı kökenli, başı öne eğme Doğu kökenli birer selâmlama biçimidir.[2]

Selamlama her millete mahsus bir kavramdır. Mesela baş sallamak, şapka çıkarmak, “bonjur/bonsuar” gibi selamlamalar da Batı dünyasının selamlamasıdır.[4]

Osmanlılarda genellikle selamlama geleneği, yolda birine rastlanıldığında, bir meclise girildiğinde el göğsün üzerine konulup “selamün aleyküm” veya “merhaba” denilir, selamı alanlar da karşılık olarak “ve aleyküm selam” veya “merhaba” derlerdi.[7][4]

Arapça bir sözcük olan “selâm” sözcüğü bir barış ortamı işaret ettiği gibi, samimiyet ve dostluğu da simgelemektedir. Türk toplumunda, selamlaşma için İslamiyet’in kabulüyle birlikte “selâmün aleyküm, esselâmü aleyküm, aleyküm selâm, Allahın selâmı üzerine olsun” gibi dini kullanımlar yaygınken sonraki dönemlerde “merhaba, selam, günaydın, n’aber, ne var ne yok ?” gibi dini olmayan kullanımların da yaygınlaştığını görmekteyiz.[1]

Dünya Dinlerinde Selamlaşma

Amerikan Yerlileri

Amerikan Yerlileri, “To-hi-du-lit” şeklinde selamlaşırlardı.[8]

Bahailik

Bahailer, “Allah O ’ Abha” (Allah, görkemlidir.) ya da “Baha’o’llah el Abha” şeklinde selamlaşır.[8] Bu söz, bazı ritüelleşmiş dualarda ve adanmışlık sırasında bir mantra ya da selamlaşma amacıyla kullanılır.[9]

Budizm

Budist gelenekte selâm ve selâmlaşma mânevî gelişimin bir yansıması olarak görülmüştür. Budist ülkelerde Buda heykellerinin ve tapınakların (pagoda) önünde yere eğilerek selâm verme Budist âyininin önemli bir parçasıdır. Taoist gelenekte sol elin parmakları sağ elin parmaklarının üstüne gelecek şekilde iki avucun birleştirilmesi, göbek hizasında tutulması ve başla birlikte vücudun hafifçe öne eğilmesiyle selâm verilir. Konfüçyanist selâmı da büyük ölçüde buna benzer.[2]

Budizm’de yaygın olan bir selamlaşma şekli de, “Tash i Dalek” (Tibet: བཀྲ་ ཤིས་ བདེ་ ལེགས, Lhasa lehçesi: “Tşáɕi Tèle”, THL: “Trashi Délek“) tir.[8] “Tash i”, uğurlu; “dalek” ise iyi anlamındadır.[10] Bu kelime, Türkçeye “İyi şanslar” olarak çevrilebilir.

Tashi delek, Losar’ın geleneksel münacatının (yakarışının) bir parçasıdır. Dalai Lama’nın ülkesini terk etmesi ve gurbette oluşturduğu Tibet diasporasıyla birlikte, sürgün yetkilileri, yabancı sponsorlar tarafından da kolaylıkla algılanacak bu terimin çok amaçlı bir selamlaşma olarak kullanılmasını ve yayılmasını sağlamıştır.

Tibetliler, yeni yıla girerken birbirlerini “tashi delek” diyerek selamlarlar. “Tashi”, Manjuri’nin isimlerini zikretmek anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, eğer birey, hayatını başkalarına yararlı olacak şekilde ve kimseye zarar vermeden yaşıyorsa, o zaman anlamlı bir hayatı olur ve bu anlamlı hayat, “tashi”yi içerir. Özet olarak “tashi delek”in anlamı, “Şimdi burada mutlu ol! Sonunda umarım mutlak iyiliği de elde edersin.” demektir.

Sürgündeki ekolün öğrencilerine “tashi delek”in bu tür kullanımlarının Pre-modern Tibet’in kökleri olduğu ve Çinli Tibetlilerin de genişçe kullandığı; ayrıca “tashi delek”in yeni yıl dilekleri için kullanımın yozlaştırılmış olduğu fikri de öğretildi.

Tur operatörleri de bu ifadenin kullanılışını şal ve dua flamalarıyla desteklediler. Bu durum her ne kadar Tibet kültürünün özgünlüğünün vurgulanması gibi algılansa da, kimileri tarafından kültürün metalaştırılması olarak da algılandı ve bu durum bazı dindar Tibetlileri oldukça rahatsız etti.

“Tashi delek”, günümüzde Butan ülkesi hakkında bilgi veren ve turizmi destekleyen bir web sitesinin de adı olmuştur.

“Tashi delek” ibaresi, Çin dilinde Zhaxi Dele (扎西德勒) olarak da kullanılmıştır. Bu ifade, aynı zamanda Butan, Nepal bölgeleri ve Sikkim’de de kullanılmaktadır.[10]

Hinduizm

Hindu selamı, “namaste” ya da “namaskar” şeklindedir.[8] Bu gelenekte iki avuç göğüs hizasında birleştirilerek baş hafifçe öne eğilir ve “namaskar” veya “namaste” denilerek selâm verilir.[3][2]

Namaste, “Namah” ve “Te” kelimelerin birleşiminden oluşur. ‘Namah’; ‘Saygıyla ve hürmetle selamlama’, ‘Te’; ‘seni’ anlamına gelir. Kelime anlamıyla ‘Namaste’; ‘Seni saygıyla ve hürmetle selamlarım.’ anlamına gelir. ‘Namaskar’ ise ‘Namah’ ve ‘Kar’ kelimelerinin bileşiminden oluşur. ‘Kri’ fiilinden türetilen ‘Kar’ sözcüğü ‘yapmak’ anlamına gelir. Kelime anlamıyla Namaskar; ‘Sizi eğilerek saygıyla selamlarım.’ anlamına gelir.[11]

Hinduizm’de Tanrı Brahman’ın insanların göğsünde ve başında bulunduğuna inanıldığından bu hareketle, “Ben senin içindeki Tanrı’ya boyun eğiyorum, seni seviyor ve saygı duyuyorum” demek istenir. Bu selâm esnasında bazen tanrıların isimleri de anılarak “Jay Şiv şankar” (Tanrı Şiva adına), “Radhe Şyam” (Tanrı Krişna adına) denilir. Hint geleneğine göre alt kasttan olan üst kasttakine selâm vermelidir, ancak üst kasttakinin bu selâmı alma zorunluluğu yoktur. Kast dışı kabul edilen paryalara ise selâm verilmez ve selâmları alınmaz. Çünkü inanışa göre onlarla selâmlaşma hayat enerjisinin yok olmasıyla sonuçlanabilir.[2]

Jainizm

Jainler, “Jai Jainēndra” (Sanskritçe: जय जिनेन्द्र, Zafer ya da onur, Tanrı’nındır) şeklinde selamlaşır.[8]

Sikhizm

Sikhler, birbirini “Vaheguru ji ka Khalsa” (Khalsa, Tanrı’ya aittir.) ya da “Vaheguru ji ki Fateh” (Zafer, Tanrı’ya) şeklinde selamlarlar.[8]

Sihler, yaygın kullanıma sahip olan “Sat Şri Akal” (Hakikat Tanrı’dır diyen mübarek olsun) veya daha dindar olanların yaptığı gibi “Vaheguru ji ka Khalsa’sri Vaheguru ji ki fateh” (Khalsa Tanrı’nındır, zafer Tanrı içindir) tabiriyle selâm verirken genellikle Şintoist ve Budist olan Japonlar eğilme veya yere kapanma selâmı verirler.[2]

Semavi Dinlerde Selamlaşma

Yahudilik

Yahudilik’te “barış ve esenlik” anlamında bir selâmlaşma ifadesi olan “şalom” bütünlük, uyum, sükûnet, bolluk ve barış durumunu anlatır. Eski Ahid’de, “Sana selâm olsun” [12], “Ey Dâvûd!... Selâm olsun sana, selâm, sana yardım edenlere de selâm olsun” [13] gibi ifadeler yer alır. Şalom dostlar arasında iyi dilek temennisi, [14] iki topluluk arasındaki barış durumu [15] ve Tanrı’dan bir hediye [16] anlamında kullanılmıştır.

Tanrı’nın yetmiş iki isminden biri kabul edilen “şalom” kelimesi, [17] Yahudiler arasında ad ve soyadı olarak da kullanılır. Süleyman isminin İbrânîce’deki karşılığı, Şılomo’dur. Bu ise “onun selâmı” ve “barış sever” anlamlarına gelir.

Dindar Yahudiler, “Şalom Alehem” (İbranice: שָׁלוֹם עֲלֵיכֶם, Barış ve selam, üzerinize olsun.) ve karşılığında da “Alehem Şalom” diyerek selâmlaşırlar. Talmud’a göre abdesthanede vb. kutsal olmayan mekânlarda selâm verilmez. Günümüzde eğitimli ve laik Yahudiler, “şalom” tabirini tercih etmezler.[2]

Bu selamlama biçimi, dünyadaki Yahudiler arasında gelenekseldir. Kudüs Talmud’unda 6 kez geçmektedir. “Şalom Alehem” şeklindeki selam, Aşkenaz Yahudileri arasında daha yaygındır. Tek bir kişiye hitap ederken bile sadece çoğul form “עֲלֵיכֶם” kullanılır. Bunun dini bir açıklaması, hem bedeni hem de ruhu selamlamaktır. Fakat İbranicede çoğulluk, bazen bir saygı işareti olarak kullanır (örneğin, Tanrı’nın adı Elohim אלוהים, kelimenin tam anlamıyla “tanrılar” demektir.) [18]

Yahudi kaynaklarına göre Şabat akşamı sinagogdan eve dönüşte kişiye biri iyi biri de kötü iki melek eşlik eder. Ev ortamı Şabat’a uygunsa, etraf derli toplu, masa kurulu ise iyi melek her hafta böyle olmasını diler ve kötü melek “Amen” demek zorunda kalır. Aksi durumda ise roller değişir. Bu melekleri selamlama amacıyla bir manzume okunur ve bu manzume de “Şalom Alehem” sözleriyle başladığı için bu isimle anılır.[19]

Hıristiyanlık

Hıristiyanlık’ta belli bir sözlü selâm şekli bulunmamakla birlikte İnciller’de, “Eve girdiğinizde ev halkını selâmlayın. Eğer bunu hak ediyorsa selâm ev halkının üzerine olsun, değilse selâmınız size dönsün” şeklinde pasajlar yer alır.[20] Ayrıca Îsâ’nın havârilerini selâmladığına dair ifadeler mevcuttur.[21] Pavlus’un Mektupları’nda, “Babamız Allah ve Rab Îsâ Mesîh’ten size inayet ve selâmet olsun” ifadesi sıkça geçer.[22] Katolik Hıristiyan geleneğinde kiliseye girildiğinde, sunağın önünden geçerken, büyük din adamlarıyla karşılaşınca veya Îsâ’nın adı anılınca baş öne doğru eğilerek selâm verilir. “Kutsal öpüşle selâm” [23] günümüzde sadece özel âyinlerde ve din adamları arasında uygulanır. Keldânîler “şlama”, Süryânîler “şlomo” diyerek tokalaşır ve birbirlerini öperler, Ermeniler ise sadece eğilerek selâm verirler.[2]

Noel sabahını Hıristiyanlar, kilisede Noel ibadeti yaparak geçirirler. Bu günde birbirleriyle “İsa Doğdu!” selamıyla selamlaşır, selama ise “Gerçekten Doğdu!” sözleriyle karşılık verirler. Bu selamla Tanrı’nın Kurtarıcı İsa’nın doğumuyla vücut bulduğuna şahitlik edilir.[24]

Paskalya bayramında ise paskalya yumurtaları, Hz. İsa’nın kanını sembolize ettiği düşünülen kırmızıya boyanır ve bu yumurtalarla selam verilir. Paskalya yumurtasını “İsa Dirildi” selamıyla birlikte ilk kez İsa’nın mezardan dirildiğini ilk öğrenen ve İsa’nın dirilişini havarilere bildiren ilk kadın olan Maria Magdalena (Mecdelli Meryem) kullanmıştır. Daha sonra Roma’ya gidip orada da Hıristiyanlığı yaydığında Roma İmparatoru Timberius’a kırmızı yumurta vermiş ve onu “İsa Dirildi” sözüyle selamlamıştır. Onun bu örneğini takip eden Hıristiyanlar da Paskalya’da aynı “İsa Dirildi!” selamı kullanır  ve bu selama cevap olarak “Gerçekten Dirildi!” sözüyle karşılık verirler.[25]

Hıristiyanlar arasında kullanılan bir selamlaşma sözü de “Maranata“dır. Anlanı, “Tez gel İsa!” demektir. Yahudi selamlaşması olan “şalom“un yerini almıştır. Hıristiyanlar, dünyada barış ve esenliğin gerçekleşemeyeceğini düşünüyorlardı. Çünkü İncil’de İsa onlara öyle söylüyordu.[26] Fakat onlar, aynı zamanda İsa’nın krallığını kurmak için tekrar döneceğine inanıyorlardı.[27] Bu yüzden İsa’yı beklerken ya da diğer Hıristiyanlarla selamlaşırken, “Maranata” sözü oldukça yaygın hale geldi.[28]

Aramik ve klasik Süryaniler, selamlaşırken “size esenlik olsun” anlamına gelen “Shlomo ’ahlaykhu” kelimesini kullanırlar.[18] Protestanlar, selamlaşırken “Esenlikler” ya da “Rab seni bereketlesin.” der.

Katolik ve Ortodoks Kiliseleri içinde, ilahi hizmetler sırasında bir piskopos veya rahip tarafından “Size esenlik olsun” (Yunanca: “Εἰρήνη πᾶσι”, Latince: “Pax vobiscum“) kelimeleri ile selam verilir. Piskopos olmayan Katolik rahipler ise selam verirken “Rab, seninle olsun” der. Karşıdaki, “Ve senin ruhunla.” diye cevap verir. Piskoposlar ve rahipler tarafından halk içinde kullanılan benzer bir selam da “Rab’bin huzuru, her zaman yanında olsun.“dur. Ortodoks Kilisesi’nde ise selamlama, hep aynıdır: “Esenlik, seninle olsun.“

Benzer şekilde, Piskoposluk Kilisesi’nin Anglikan ayinleri ve diğer Anglikan kiliselerinde “Esenlik seninle olsun.” diyerek selamlanır. Karşıdaki kişi, “Ve seninle de.” diye cevap verir. Aynı kullanım, bazı Presbiteryen ve Reformist kiliseler için de geçerlidir.[18]

İslam

Sözlükte “kusursuz olmak, kurtulmak, rahatlamak” anlamındaki selâm Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde “eman, kurtuluş, esenlik, barış” mânaları yanında “selâmlama” anlamında da geçer.[29]

Dinî terim olarak selâm; Müslümanların karşılaştıkları zaman, birbirlerine karşılıklı olarak sağlık ve esenlik dileklerini sunmaları, birinin diğerine “Selâmün aleyküm” (Arapça: السلام عليكم, Anlamı: Selâm sizin üzerinize olsun, Allah her türlü kazadan ve belâdan korusun) demesi; diğerinin ise: “Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” (Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de üzerinize olsun) diyerek birbirlerine yaptıkları duadır. Müminlerin birbirlerine yaptıkları dualar Allah katında çok değerlidir.[30]

Aynı zamanda Allah’ın isimlerinden olan selâm kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk kadar âyette geçer. Bu âyetlerin bazılarında selâm veya selâmün aleyküm şeklindeki sözlerin daha önceki bazı peygamberler zamanında da kullanıldığı, meleklerin Hz. İbrâhim’e ve Nûh’a gittiklerinde, yine meleklerin cennet ehline, cennet ehlinin birbirlerine, Allah’ın mümin kullarına, peygamberlere bu şekilde selâm verdiği, Resûl-i Ekrem’e de kendisine gelen müminlere selâmün aleyküm diye hitap etmesinin emredildiği haber verilmektedir.[29]

Kur’an’da bazan tahiyye kelimesi ve türevleriyle ifade edilen selâm, [31] karşılaşan iki kişiden birinin diğerine “selâmün aleyküm” (es-selâmü aleyküm: Selâm sizin üzerinize olsun, Allah sizi her türlü kaza ve belâdan korusun) demesi, diğerinin de buna aynı mânada olmak üzere “aleyküm selâm” (ve aleykümü’s-selâm) diye hayır duada bulunmasıdır. Selâmda yaygın biçimde bu ifadeler kullanılmakla birlikte “es-selâmü aleyküm ve rahmetüllāhi ve berekâtüh” ifadesiyle verilip “ve aleykümü’s-selâm ve rahmetüllāhi ve berekâtüh” ifadesiyle alınabilmektedir. İslâm âlimleri selâm vermenin sünnet, almanın farz olduğunu ve selâm verenin alana göre daha fazla sevap kazanacağını belirtmiştir.[29]

Müslümanlar arasında bilinen şekilde selâmlaşmanın hicretten sonraki yıllarda başladığı anlaşılmaktadır. Resûl-i Ekrem’i öldürmek maksadıyla Mekke’den Medine’ye gelen ve niyeti anlaşılıp tutuklanan Umeyr b. Vehb el-Kureşî’nin, Resûlullah’ı o dönemin âdetine göre, “Sabahınız hoş olsun” diyerek selâmlaması üzerine Allah’ın resulü şöyle demiştir: “Allah bize lütufta bulunarak seninkinden daha hayırlı olan ve cennet ehli tarafından da kullanılan ‘es-selâm’ sözüyle selâmlaşmayı öğretti”.[32][29]

Hz. Peygamber selâm vermeyi sevap kazandıran [33] ve cennete girmeye vesile olan [34] önemli amellerden biri olarak tarif etmiş Müslümanların çokça selâmlaşmasının karşılıklı sevgiyi arttıracağını, [35] hayır ve bereket getireceğini [36] ve insanı Allah’a yaklaştıracağını [37] bildirmiş, selâm vermekten kaçınmanın bir tür cimrilik olduğunu söylemiştir.[38][29]

İslâm’da iletişime vesile olan emir ve tavsiyeler arasında selamlaşmanın önemli bir yeri vardır. Birbirleriyle karşılaştıkları zaman Müslümanların selamlaşmaları, onlardan alışkanlık haline getirmeleri istenen davranışlardandır. Selamlaşmanın da aralarında yer aldığı ahlâk ve âdâba ilişkin emirler dinin temel kaynaklarında önemli bir yer işgal eder. Kur’an’da, “selam verme”, önemli muaşeret ve nezâket kuralları arasında sayılır.[39]

İslâm dini terbiye ve nezaketin kurallarını belirlemiş, terbiye ve adab-ı muaşereti insanlığa öğretmiştir. İslâm’ın kural haline getirdiği erdemli davranışlardan birisi de selâmlaşmadır. Selâmlaşmak yani, güler yüzle karşıladığımız insanlara sağlık ve esenlik dileğimizi, “Allah sizi her türlü kaza ve beladan korusun” diyerek ifade etmek, onların da daha güzel bir karşılıkla mukabelede bulunmaları İslâm dininin gereklerinden, din kardeşliğinin icaplarından birisidir. Mü’minler birbirlerinin kardeşleri oldukları için, karşılaştıklarında –söze başlamadan önce- selamlaşmaları ve böylece tanışıklık sağlamaları dinî açıdan hem bir hak hem de bir görevdir. Selam müminin mü’min üzerindeki hakkı olmasının yanında, bir mü’minin kişiliğinin temel özelliklerinden birisidir. Zira Müslümanlar karşılaştıklarında ya da ayrılırlarken selamlaşırlar.[39]

Toplumsal birlik ve beraberlik açısından selamın özellikle Müslümanlar arasında yayılmasını isteyen İslam topluluklarında, selam veren; “Es-selamu aleykum (Allah’ın selamı sizin üzerinize olsun)” der, selamı alan ise; “ve aleykum’s-selam ve rahmetullah (Allah’ın selamı ve rahmeti sizin de üzerinize olsun)” diyerek ilaveli duada bulunur. İslam’da selam, bir ibadet olarak görülmüş ve Müslümanlık belirtisi sayılmıştır.

İnsânî iletişimin ve iyi ilişkilerin bir göstergesi olan selam, muhatabının yüzüne bakarak, karşısındakinin duyabileceği yükseklikte bir ses tonuyla, gerekmedikçe işaret etmeden söyleyerek, yani hem duyma hem de görme duyusunu birlikte kullanarak bir eylem başlatmaktır. İslam’da selam, Allah’ın isimlerinden olduğu için, edepli bir şekilde söylenmelidir, aksi takdirde selamlaşma yerine geçmez. Buna göre selamlaşmada usul, aşağıdaki kurallara göre yapılır:

  1. Selam bir hitap şeklidir ve selama anında cevap verilmelidir,
  2. Başka bir yere giren kişi selam verir,
  3. Topluluktan ayrılan kişi selam verir.

İslam toplumunda selamlaşma:

  1. Küçük olan büyüğüne, sayıca az olan grup çok olan gruba, yürüyen oturana, at üzerinde olan yaya olan kişiye selam verir,
  2. Kadınlara ve çocuklara selam verilir,
  3. Alınan selamdan daha güzeli ile selam vermek gerekir,
  4. Gayri-Müslimlere de selam verilir,
  5. Ağzıyla selam verip kalbiyle de olumlu mesajlar vermeyen kişi selam vermiş sayılmaz.

Selam vermemek ve selamı almamak, toplum tarafından kınama ile karşılanacak kötü bir davranıştır, hoş görülmez. Bununla birlikte selam verilmeyecek özel durumlar da bulunmaktadır:

  • Allah’ın güzel isimlerinden birisi olduğu için, temiz olmayan yerlerde selam verilmez,
  • Hamama girerken selam verilmez,
  • Günahla meşgul olan kimselere selam verilmez,
  • Kur’an okuyan, hadis rivayet eden ve ilim müzâkeresinde bulunan, vaaz eden kimselere, hayırlı bir işin kesilmesine sebep olacağı için, selam verilmez,
  • Ezan okuyan, kâmet getiren, namaz kılan kimselere selam verilmez,
  • Yabancı bir kadına, dedikodu yaratacak bir durum oluşturacaksa, selam verilmez.[6]

Selamlaşma İle İlgili Hadis-i Şerifler

Ebû Hüreyre’den rivayete göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; İman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.” [40]

İmrân b. Husayn’den rivayete göre, bir adam Rasûlullah (sav)’e geldi ve “Esselamü Aleyküm” (Allah’ın selamı üzerine olsun) , dedi. Peygamber (sav) de “On” buyurdu. Bir başka adam daha geldi “Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi.” (Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun) dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) “Yirmi” dedi. Bir başka adam daha geldi ve “Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh” (Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun) dedi. Rasûlullah (sav) de “Otuz” buyurdu. Yani değişik şekillerde selam verenler, değişik miktarlarda sevap kazandılar.[41]

Ebû Umâme’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! ‘Denildi iki adam karşılaşıyorlar bunlardan hangisi önce selam verecektir?’ Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “O iki adamdan Allah’a en yakın olanı.” [42]

Câbir b. Abdullah’den rivâyete göre, Rasûlullah (sav) şöyle demiştir: “Selam konuşmadan öncedir.” “Bir kimseyi selam vermeden önce yemeğe davet etmeyin.” [43]

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Binitli yürüyene, yürüyen oturana, az olan guruba selam verir.” İbn’ül Müsenna kendi rivayetinde şunu da ilave etmektedir: “Küçükler büyüklere selam verir.” [44]

“Müslüman’ın Müslüman üzerindeki altı haktan biri de selam vermektir.” [45]

“Bir yere girerken oradakilere selam vermek borç olduğu gibi, çıkarken de selam vermek borçtur.” [46]

“Bir kimse ayrılırken, selam verirse, onların hayırlı işlerine ortak olur.” [47]

“İnsanların en âcizi dua etmeyen, en cimrisi de selam vermeyendir.” [48]

“Selamı yayar, açları doyurur, sıla-i rahimde bulunur, gece herkes uyurken namaz kılarsanız, selametle Cennete girersiniz.” [43]

“Genelde, iki kişiden, Allah indinde derecesi yüksek olan önce selam verir.” [43]

“Yemin ederim ki, imanı olmayan Cennete girmez. Birbirinizi sevmedikçe, imana kavuşamazsınız. Birbirinizi sevmek için çok selamlaşınız!” [43]

“Mümin kardeşine selam vermek, yanına gelince ona yer göstermek ve hoşlandığı isimle hitap etmek, aradaki sevgiyi pekiştirir.” [48]

“Tatlı dilli olmak, selamlaşmak ve yemek yedirmek, Cennete götürür.” [49]

“Tanıdığından başkasına selam vermemek Kıyamet alametidir.” [48]

Akhenaton’un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Okt. Dr. Mehmet Alptekin - Doktora Öğrencisi Tuba Kaplan, “Bamsı Beyrek Destanında Selamlaşma”, Teke Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 6/4 2017, s.2522.
[2] Prof. Dr. Kadir Albayrak, “Diğer Dinlerde Selamlaşma”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 36, s.343-344.
[3] G. A. James, “Salutations”, Encyclopedia of Religion (ed. L. Jones), Detroit 2005, cilt: XII, s.8060.
[4] “Osmanlı Araştırmaları XXVIII”, İstanbul 2006, s.79.
[5] Yusuf Has Hacib, “Kutadgu Bilig”, s. 365.
[6] Yrd. Doç. Nursel Uyanıker, “Selamlaşma Bağlamında Üsküdar/Selami Ali Efendi Menkıbesinin Göstergebilim Açısından İncelenmesi”, DOI: 10.22559/folklor.267, folklor/edebiyat, cilt:24, sayı:94, 2018/2, s.75-76.
[7] Mehmet Zeki Pakalın, “Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü”, İstanbul 1983, C. III, s.151.
[8] “Greetings from World Religions”, iaco.org/wp-content/uploads/2011/02/Greetings-from-World-Religions.doc (çev. Akhenaton).
[9] https://au.answers.yahoo.com/question/index?qid=20060708235306AAAZm4F
[10] https://en.wikipedia.org/wiki/Tashi_delek (çev. Dilara)
[11] https://takadhimi.com/namaskar-nedir/
[12] Hâkimler, 19:20.
[13] I. Târihler, 12:18.
[14] Ezra, 5:7.
[15] I. Krallar, 5:12
[16] İşaya, 54:10.
[17] Hâkimler, 6:24.
[18] https://en.wikipedia.org/wiki/Shalom_aleichem (çev. Akhenaton).
[19] “Tora ve Aftara”, 5. Kitap, Devarim, s. 508.
[20] Matta, 10:12-13.
[21] Luka, 24:36; Yuhanna, 20:19-21, 26.
[22] Romalılar’a Mektup, 1:7; I. Korintoslular’a Mektup, 1:3; Galatyalılar’a Mektup, 1:4.
[23] Romalılar’a Mektup, 16:16; Korintoslular’a I. Mektup, 16:20.
[24] Doç. Mr. Petko Zlateski, “Dinlerde Ahlak”, Makedonya Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı, ISBN 978-608-226-013-6, s.56.
[25] Doç. Mr. Petko Zlateski, a.g.e., s.64.
[26] Matta 10:34; Luka 12:51.
[27] Luka 21:28; Vahiy 22:12.
[28] https://www.gotquestions.org/maranatha.html (çev. Akhenaton).
[29] Mehmet Efendioğlu, “Selam” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 36; s.342-343.
[30] Tahir Tural (Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı), “Sosyal İlişkiler Açısından Selamlaşma” (makale).
[31] en-Nisâ 4/86.
[32] İbn Hişâm, “es-Sîre”, cilt: 2, s.661-662.
[33] Buhârî, “Îmân”, 20.
[34] Tirmizî, “Ķıyâme”, 42.
[35] Müslim, “Îmân”, 93; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 142.
[36] Tirmizî, “İstiǿźân”, 10.
[37] Ebû Dâvûd, “Edeb”, 133.
[38] İbn Hibbân, X, 349-350.
[39] Doç. Dr. Abdurrahman Kasapoğlu, “İslâm’da Selâm ve Selâmlaşma Olgusu”, Hikmet Yurdu (Düşünce – Yorum Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi), Yıl: 3, C:3, S: 6, Temmuz-Aralık 2010, ss. 49 - 87.
[40] Müslim, İman: 17; Ebû Dâvûd, Edeb: 27.
[41] Dârimî, İstizan, 27.
[42] Ebû Dâvûd, Edeb: 122.
[43] Tirmizî.
[44] Buhârî, İstizan: 17; Müslim, Selam: 27.
[45] Müslim.
[46] Beyhaki.
[47] Rüzeyn.
[48] Taberani.
[49] Hakim.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50798982 ziyaretçi (128759734 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler