Dul Kadinin Cocugu
 
Hiram Abiff

Dul Kadının Çocuğu

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: Gizli Cemiyetler

Dul kadın, Masonluğun kurucusu farzedilen ve Kudüs’te Süleyman Mabedini inşa eden Üstat Hiram Abiff’in annesidir. Bu yüzden Masonların her biri, kendini “Dul Kadın’ın Çocuğu” olarak adlandırır.[1] Masonlar, Hiram Usta’ya ise “babamız” demektedir.[2]

Bu tanımlama, Eski Ahit’te Hiram Usta’dan, Tireli dul bir kadının oğlu olarak söz edilmesiyle ilişkilendirilir. Sibylline Kitaplarından bir alıntı şöyledir:

Ey Latin ülkesinin her yanıyla kirlenmiş, Maenad’ın yılanlarla coştuğu kenti Kıyılarına bir dul kadını oturtacaksın Ve Tiber nehri sana ağıtlar yakacak.

Tanrıça, bütün eski kültürlerdeki görünümüyle, Anne olmasının yanı sıra, dul kadındır; çünkü bütün mitlerde eşi, yardımcısı ya da büyük aşkı olarak ortaya çıkan figür, sonunda ölümle tanışır ya da döngüsel bir ölüm-diriliş-yeniden ölüm sürecini yaşar. Kybele, çok sevdiği Attis’i; İsis, kardeşi ve kocası Osiris’i; İnanna Dumuzi’yi ve İştar da Tammuz’u yitirdiği için dul kadın olarak karşımıza çıkar. Tanrıça’yı Anne olarak gören bütün bu paralel kültlerin mensupları da, kendilerini dul kadının oğulları olarak nitelerlerdi; tıpkı yedi yüz yıl kadar önce Fraternis aracılığıyla Ana Tanrıça kültünü miras alan Masonlar gibi! [3]

Büyük Şark Dergisindeki bir alıntı ise şöyledir:

“Aziz K.·. im; görüyorsunuz, bütün dertlerimize açık olarak temas etmekten çekinmiyorum. İctimai sahadaki çalışmalarımızı teksif mecburiyetindeyiz. Sigorta sandığımız, daha kuvvetlendirilmeli. Dul kadının çocuklarının gözyaşları, daha müşfik bir surette silinmelidir.” [4]

“Dul kadının oğlu kimdir?” sorusu kolayca cevaplanabilir bir soru olarak görülse de, mitler, apokrif metinler ve diğer tarihsel belgelere göz atıldığında bu soruyu bu kadar kolay bir şekilde cevaplayamayacağımız anlaşılmaktadır.[5]

Bu deyim üzerine birçok araştırma yapılmıştır. Ortak fikir, Hiram’ın dul bir kadının çocuğu oluşu üzerine toplanmaktadır.[1]

M. Özgen Ayfer’in Mason Sözlüğü’nde dünya Masonlarının birbirlerini ‘dul kadının çocukları’ olarak niteledikleri belirtilerek, şöyle denilmektedir:

“Hiram Abiff bir dul kadının oğlu olarak tanındığından, dünyadaki tüm Masonlar da birbirlerinin kardeşi sayıldıklarından, hepsine simgesel olarak dul kadının çocuğu denilmesi, Masonlukta bir geleneksel uygulama olagelmiştir.” [6]

FarMasonlar Hiram’ın dul bir kadının oğlu olmasını akıl almaz bir biçimde abarttılar; şifreli konuşmalarında, yazışmalarında Hiram’ın annesinin dul olmasını bıktıran bir biçimde kullandılar; bu zavallı kadıncağızın dulluğundan hareket ederek öylesine efsaneler, masallar ve gizemler ürettiler ki bu konu üzerinde sağlıklı bir araştırma yapma olanağını ortadan kaldırdılar. Bu efsanelerin en ünlüsü Eski Mısır Osiris kültü ile ilgili kurulanıdır.

Tevrat’ta bir dul kadının oğlu diye tanıtılan Hiram’ın annesinin bu durumundan ne zırvalar çıkarılabileceğinin en güzel örneklerinden birini Türk farMasonları verdiler. Türk farMasonları bu kurguları hiçbir zaman tek başlarına yapmadılar; yapamazlardı da; çünkü onları 1920’lerden sonra İngiliz farMasonları yönlendirdi, hem de her konuda. Mimar Sinan Dergisinde bu konuda şu ilginç, akıl almaz ve bilimdışı şeyler yazıldı: [7]

“Sık sık makalelere ve konferanslara konu olan Osiris-İsis menkıbesi, Mısır mitolojisinin Masonluğa en yakın olan mitidir. İsis mabedinin rahipleri arasına katılabilmek için geçirilen imtihan, Masonluktaki tekrisin ta kendisidir. Bir kere daha tekrarı gereksiz ve sıkıcı olacaktır. Orada Işık (nur) en önemli unsurlardan biridir: Şarkın karanlıklarını (zulmet) gömülmek için öğleden itibaren alçalmaya başlayan sabah güneşi, Tanrı Osiris’in görevini her gün yeniden üstlenir; tıpkı öldürülen babasının yerine daha parlak şekilde geçen Horus gibi. Nihayet evlâdı olduğumuz ’dul kadın’ Osilis’in dul eşi İsis’ten başkası değildir.” [8]

“Dulun Oğlu” olarak adlandırılan başkaları da vardır. Görünüşe göre bu, birden fazla ismin seçilebileceği bir başlıktır. Başlığın kullanımı, aslında bir kan bağı ve özellikle Ruth’a değinen Grail lore tradisyonlarına kadar uzanır.

Moabite kabilesinin bir kadını olan Ruth, Boaz’la evliydi ve Eski Ahit’in bir kahramanıydı. Aynı zamanda Kral Davut’un Büyük Büyükannesi idi. Ruth hamile kaldı ve Boaz ile evlendi. Ruth 40 yaşından biraz daha yaşlıydı. Tevrat, Boaz’ın ertesi gün öldüğünü söylüyor. Bu bir düğün gecesi olmalıydı. Bu noktadan itibaren, tüm Ruth’un soyundan gelenler, “Dulun Oğulları” olarak anıldılar.

Hıristiyanlığın kutsal kitabında Hz. İsa’nın soyu da Ruth’a dayanmaktadır ve bu, onu da bir “dulun oğlu” yapmaktadır. Ruth’tan Hz. İsa’ya kadar 45 nesil vardır. Bu, Masonlar için ilginç bir problem oluşturmaktadır. Kutsal Kitap’ta sözü edilen soyun hiçbir yerinde Hiram Abiff’e atıfta bulunulmaz.[5]

HTWSSTKS HTWSSTKS, hiram, solomon, süleyman

Üstteki kapak taşı ve mezar taşındaki harfler, saat 12’den itibaren saat yönünde okunduğunda HTWSSTKS harfleri ortaya çıkar. Mason olmayan birçoğumuz, saat 6 yönünden başlayarak okuduklarında ise daha farklı bir kombinasyon elde ederiz: S T K S H T W S.

Bir Mason adayı, üzerinde bir daire içinde H. T. W. S. S. T. K. S. harfleri işlenmiş bir kilit taşı taşır. İşte Üstad, adayın dikkatini kilit taşına çeker. Kendisine kilit taşı üzerindeki harfleri işaret ederek şu şekilde okur:

HIRAM, TYRIAN, WIDOW’S SON,
SENDETH TO KING SOLOMON.”

“Widow’s Son”, dul kadının oğlu demektir.

Masonların her resmi şûra toplantısı sonunda içine para koydukları yardım kesesine ise “dul kesesi” denilir.[6]

Hiram abif, widows son

Dul Kadının Çocuğuna Yardım

“Dul kadının çocuğuna yardım” cümlesi, kökeni Hiram Abiff efsanesine dayanan Masonik bir şifredir. Masonlar, yardım arayan bir biraderleri için, “dul kadının çocuğuna yardım” çağrısını kullanırlar. Bu çağrıya her Mason uymak zorundadır.[9]

Bu kelimeler yüzyıllar önce. Öldürülen bir arkadaşının ardından yas tutan Kral Süleyman tarafından da seslendirilmiştir. İddialara göre aynı soru bugün Masonlar tarafından da bir tür şifreli yardım çağrısı olarak hâlâ kullanılmaktadır.[10]

İlhami Soysal’ın “Dünyada ve Türkiye’de Masonlar” adlı eserine göre; ‘Dul kadının çocuğuna yardım’ konusu şöyledir:

“Usta ya da üstad Mason, bir kalabalıkta zor durumda kalmışsa, yardıma gereksinimi varsa ve orada başka bir Mason birader olduğunu umuyorsa, iki elini avuç içleri karşı karşıya gelecek biçimde havaya doğru kaldırır ki, bu bir imdat çağrısıdır. Bunu gören bir başka Mason birader, iki eli kanda da olsa ne yapar eder, ustanın yardımına koşar ya da koşmaya çalışır. Ortalık karanlık da bu yardım çağrısı görülemiyorsa o zaman işin içine ses ve göz girer. Üstadi toplulukta var olduklarını saydığı öteki biraderlere seslenir: ‘Dul kadının oğluna yardım yok mu?’ Bir ustanın bu çağrıyı yaptığı yerde başka biraderler varsa ustanın zorluğu ne olursa olsun giderler. Kural budur, böyle bir çağrıya aldırmazlık edilemez.” [11]

İşadamı Üzeyir Garih’in 50 yıllık ortağı ve dostu İshak Alaton, bir gazeteciyle yaptığı röportajda iki önemli noktayı ortaya koyuyordu. Alaton’un ilk söylediği ‘Üzeyir Garih’in Mason olduğuydu.’ İkincisi ise Garih’in öldürüldüğü gün ‘dul bir kadının çocuklarına yardım için yanında 10.000 dolar bulunduğuydu.’ Alaton’un yaptığı ‘dul kadına yardım’ açıklamasıyla yine Alaton’un açıkladığı ‘Garih Masondu. Hem de üst derece Masondu’ ifadesi ilginç bir birliktelik oluşturuyordu.

Çünkü, Masonlar üzerine yazılan kitaplara göre, Masonlar tehlike anında sıkça ‘dul kadının çocuğuna yardım edin’ sözlerini kullanıyor. Kitapta dul kadının evlatları şöyle anlatılıyor:
“Masonlar, kutsal mabetlerinin baş ustası olan Hiram’ı en büyük birader ve kardeş gibi görüp benimsediklerinden, kendilerini onun dul annesine sığınmış kişiler olarak hissederler. Dünya ve Türkiye localarına mensup Masonlar, Hiram’ın dul annesini kendi anneleri gibi gördükleri için bu inançlarından vazgeçmeleri düşünülemez.” [6]

Masonlukta “tehlike” anlamına geldiği bildirilen “dul kadına yardım”, sözü, “beyaz enerji” dâvâsında da geçmiştir. (..) İki işadamından rüşvet almakla suçlanan Eski TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi, Haziran ayındaki duruşmada, “Bu parayı bir çalışanımızın dul kalan eşine yardım için aldım.” demiş, Karadeniz Enerji’nin sahibi Doğan Karadeniz de bu ifadeyi “Bu parayı genel müdüre gönüllü verdim, bir dul kadına ev alacağını söylemişti.” ifadesiyle desteklemiştir. Dâvânın diğer sanıklarından Mustafa Gecek de rüşvet verme suçunu reddederken, “Selvi’ye 10.000 dolar verdim. Ancak bu dul bir kadına yardım amacıyla istenmişti, parayı kendisine havale ettim.” demiştir.[31]

hiram usta
Hiram Usta Heykeli.
dul kadın heykeli
Dul Kadın Heykeli.

Dul Kadın Heykeli

Üstteki resimde İstanbul Karaköy’deki Ziraat Bankası terasında Hiram Usta heykeli ve yanına dikilmiş DUL KADIN’ı (Ester Ana’yı) temsil eden ikinci heykel görünmektedir.

Yapının güneydoğu cephesinde bulunan teras beton korkuluklarının her iki kenarında batıda kadın, doğuda ise erkek olmak üzere iki adet insan heykeli yer almaktadır. Heykellerin her ikisi de, sağ ve soldan yere tek dizleri üstüne çömelmiş ikişer adet erkek çocuk heykeli ile sarılmış durumdadır. Tek kollarıyla arkadan heykelleri saran uzun saçlı erkek çocuk heykelleri ayrıca omuzlarında yine büyük heykellerle kendilerini arkadan çepeçevre saran, çeşitli yaprak ve çiçeklerden oluşan bir çeşit askı çelenk taşımaktadırlar.

Çocukların arasında dimdik ayakta durarak bir kompozisyon oluşturan heykellerden kadın olanının üzerinde, uzun bir elbise bulunmaktadır. Kısa ve düzenli saçları bulunan kadın heykelinin sağ elinde, üzerine iki halka geçirilmiş bulunan yuvarlak kesitli kısa bir çubuk görülmektedir. Her iki elini de göğüs seviyesine kadar kaldırmış olan heykelin sol eli bir cisim tutuyormuş gibi gözüküyorsa da bu el boştur ya da zamanla tuttuğu cisim kırılmıştır. Yüz ve vücutları tamamen güneydoğu yönüne çevrili olan heykellerden kadının bakışları doğrudan karşıya yönlendirilmiş olmasına rağmen, erkek olanının bakışları yere doğru olacak şekilde başı hafifçe öne doğru eğilmiş durumdadır.

Önü ip kuşakla bağlı uzun düz bir elbise taşıyan az saçlı, uzun gür sakallı erkek heykeli de, her iki elini göğüs seviyesine kadar kaldırmış ve sağ elinde bir çekiç sol elinde ise bir keski tutmaktadır. M. Cezar bu heykelleri, “birisi kadın, diğeri erkek heykeli olan bu heykeller, sanayi ve ticareti temsil etmektedir” ifadeleriyle yorumlamıştır. Fakat Cezar’ın bu tanımlamasını hangi temellere dayandırdığını açıklamaması, hatta heykellerden hangisinin sanayi hangisinin de ticareti temsil ettiğini belirtmemesi, heykellerin kimliğini aydınlığa kavuşturamamıştır.

Bazı kaynaklar bu heykellerin Mason localarının kutsal kadın ve erkek kişisi, “dul kadın” ile oğlu “Hiram Usta” olduğunu ileri sürmektedirler. Aynı kaynaklar yine, “dul kadının çocukları, Masonları ifade eder” sözleri ile, tüm Mason locaları üyelerinin kutsal dul kadını sembolik anneleri olarak kabul ettiklerini ve bu iki kutsal kişi etrafında birleştiklerini ortaya koymaktadırlar.[12][31]

Hiram Abiff
1900’lü yıllarda İngiltere’nin Chester kentinde inşa edilen Aziz John Kilisesi’nde bulunan Mimar Hiram Abiff freski.

Hiram Abiff

İncil’in, Yahudiler için olan Eski Ahit bölümünde üç Hiram’dan söz edilir. Bunlardan biri Tyr Kralı, ikincisi bronz ustası, üçüncüsü de bir duvarcı ustasıdır. Masonlar için kutlu sayılan Hiram Abiff, son iki kişinin kimliğinin birleştirilmesiyle kurgulanmış sanal bir kimliktir. Masonların Hiram Abiff adını vererek kendilerinin “Büyük Üstadı” olarak andıkları bu kişi, öyküye göre, korkunç bir cinayete kurban gitmiştir. Bu iddiayı doğrulayan hiçbir belge yoktur. Fakat Masonlar, bunun gerçek olduğuna inanırlar.[13]

Masonların mitolojik kahramanı olan Hiram Abiff’in. Süleyman Tapınağı’nın mimarı olduğuna inanılır. Fenikeli olduğu kabul edilmektedir.

Hiram adı İncil’de, Chiram, Churam ve Cheriam olarak geçer. Abiff ise babası ölmüş erkek çocuk demektir. “Abi” şeklinde yazıldığı takdirde “baba” anlamına da gelir. Masonlar ise Hıram Abiff’e “Dul Kadının Oğlu“ derler.[13]

Hiram Abiff, Masonluğun üçüncü derecesinde tüm adaylara sunulan bir alegorinin ana karakteridir. Hiram, Hz. Süleyman Mabedi’nin baş mimarı olarak sunuldu ve bu mabedde kendisini “ustalık derecesi”nin gizli sırlarını öğrenmek isteyen üç “Kalfa” tarafından öldürüldü. Alegorinin temaları, sadakatin ve ölümün kesinliğinin önemini vurguluyordu.[14]

3. derece olan Üstatlığa yükseliş töreni, ruhun ölümsüzlüğüne olan inanca ayrılmıştır. Bu törende sembol olarak, Süleyman Mabedi’ni inşa eden büyük mimar Hiram kullanılır. Hiram, aslen bir Yahudi değildir. Yani dinin dogmatik yönünden uzaktır. Ancak, yüce bir varlığa da inanmakta ve onun adına mabet inşa etmektedir. Hiram’ın Üstatlık sırlarını vermemek uğruna ölümü tercih etmesi, ketumiyet yeminin ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Bu derecedeki törende adayın sembolik olarak ölümü ve yeniden doğuşu canlandırılır ve bireysel çalışmaların insan ömrü ile sınırlı olduğuna, tüm insanların ortak çabası olan düşüncelerin ise ölümsüzlüğüne dikkat çekilir. Masonluğa göre, doğumdan ölüme uzanan yolculuğun amacı “Tekâmül” olmalıdır. Tekâmül yolunda bilimin akıl ve hikmete destek olduğu, bu nedenle de Masonluğun daima akılcılık ve bilimsellikten yana olduğu da vurgulanır.[15]

Robert Lomas ve Christopher Knight’e göre Hiram Abiff’in prototipi, Mısır kralı Seqenenre Tao II idi, ki onlar neredeyse aynı şekilde öldüler.[16] Bu fikir, çoğu Mason araştırmacı tarafından reddedildi.

Afgan alimlerinden İdris Şah, “The Sufis” (Sufiler) adlı eserinde Dhul-Nun al-Misri (Zünnûn-ı Mısrî) nin Masonik Usta Mason ritüelinde Hiram Abiff karakterinin kökeni olabileceğini öne sürer. İdris Şah’a göre, Mescid-i Aksa Camii ve Kudüs’teki Kubbetü’s-Sahra’yı inşa eden Sufi mezhebi El-Banna (“İnşacılar”) aracılığıyla oldu. Bu kardeşlik, Gotik üslubun yaratılmasında Doğu mimarisinden ağır bir şekilde ödünç alınan bazı eski Masonik loncaları etkilemiş olabileceğini belirtmektedir.[17]

Fransız Masonik tarihçi Paul Naudon, 12. yüzyılın sonlarında kaleme aldığı “The Four Sons of Aymon” adlı eserinde Hiram’ın ölümü ve Renaud de Montauban’ın öldürülmesi arasındaki benzerliğin altını çizmiştir. Renaud, tıpkı Saint Reinold prototipi gibi, Köln Katedrali’nde bir Mason olarak çalışırken kafasına bir çekiç darbesiyle öldürüldü ve cesedi, mucizevi bir şekilde yeniden keşfedilmeden önce katilleri tarafından gizlendi.[18][14]

1771 yılında yayınlanan Hür Masonlar Cep Sözlüğü’nde Hiram için şunlar yazılıdır:

“Yeryüzünde yaşamış en zeki, en yetenekli, en becerikli işçi. Yetenekleri yalnızca inşaatla sınırlı değildir; altın, gümüş, tunç ve demir işlemeciliği, kumaş, oymacılık, süsleme sanatları ve heykelde bir benzeri görülmemiştir. Tapınağın ve ilavelerinin bütün o harika mimarisi ve süslemesi, onun planları ve emirleri doğrultusunda başlamış, devam ettirilmiş ve bitirilmiştir. Süleyman, onu kendi yokluğunda Deputy Grand-Master ve kendi var iken Senior Grand-Warden, işin şefi ve Davut’un Sur ve Sidon’dan çağırdıkları ve Hiram’ın göndereceği bütün sanatçıların ustası olarak atamıştır.” (Modern Mason yazarlar bu son cümlenin doğruluğu konusunda görüş ayrılığı içindedir.) [19]

Frank C. Higgins, “Ancient FreeMasonry” adlı eserinde Quirigua, Guetemala’daki dev bir taş heykelin Mason önlüğünün resmini verir. Önlüğün ortasındaki sembol, tıpkı İngilizlerin geniş oku gibi düzenlenmiş üç çividir. İsa’yı çarmıha germek için üç çivinin kullanılması, Hiram Abiff’i üç katilin öldürmesi, Meksika Yerlilerinin Osiris’i olan Prens Coh’u üç yaranın öldürmesi gerçekten dikkat çekicidir.[20]

Çağdaş Mason araştırmacılar, öldürülen Hiram’ın öyküsünün, Eski Mısır’daki Osiris ritlerinden kaynaklandığını genellikle kabul ederler. Osiris’in ölümü ve yeniden doğuşu, insanın ruhsal ölümünü ve gizemleri öğrenerek dirilmesini simgelemektedir. Zümrüt tablet yazıtları vasıtasıyla, Hiram, aynı zamanda Hermes ile de özdeşleştirilebilir. [21]

Hiram Abiff
Hiram Abiff'in kalfalarca öldürülüşü

Hiram Abiff Efsanesi

Efsane’ye göre Hz. Davut, Kudüs’te “Beyt-i Makdis”i inşa etmek ister. Fakat o, bu inşaatın, o güne kadar bilinen geometrik prensiplerle yapılması arzusundadır. Memleketin her yanından 40.000 amele toplatılır. Bunlara “Mason”, yani “duvarcı” ismi verilmiştir. Bu işçilerden 3.000 tanesi usta olarak ayrılır ve diğerlerine nezaretle görevlendirilir.

İnşaatın başlaması sırasında Hz. Davut ölür ve inşaatı kendisi gibi bir peygamber olan oğlu Hz. Süleyman devam ettirir. Sonradan “Süleyman Mabedi” diye de anılan bu yapıda çalışan ustalardan biri de Adon Hiram Abiff’tir.[22]

Mabedin mimarı Hiram, Sûr’dan getirilmişti. Dul bir kadının oğluydu. Babası, Sûr şehrindendi. Tunç işçisiydi ve oğlu Hiram’ı da kendisi gibi yetiştirmişti. Fakat Hiram, babasını geçmekte gecikmemişti.[23]

İnşaatın yapımında çalışacak olan işçilere ise “duvarcı” anlamına gelen “Mason“ ismi verilmişti.[24]

Anlatıldığına göre Hiram; maiyetindeki işçileri çırak, kalfa ve usta diye üçe ayırmış ve hepsine mimarlık bilgilerinin bir kısmını öğretmişti. Çıraklar usta ve kalfaların, kalfalar da ustaların bildiği sırları bilmezlerdi.

Çıraklar ücretlerini B, kalfalar J sütunundan, ustalar ise orta hücreden alırlardı. İnşaatın sona ermesine doğru usta olmayı bekleyen üç kalfa gerekli ehliyeti gösteremedikleri için usta yapılmamışlardı. Fakat bunlar mutlaka usta olmak istiyorlardı. Bunun için ustalık sırlarını zorla öğrenmeye karar verdiler.[22]

Mason geleneğine göre, tapınak tamamlanmaya yakınken daha yüksek ücretler elde etmek için başka ülkelerde üstat olarak kabul edildikleri tehdidiyle Hiram’ı, kendilerini terfi ettirmeye zorlamak için kumpas kuran on beş kalfa vardı. Bu adamların on ikisi entrikadan vazgeçse de Jubela, Jubelo ve Jubelum devam etmeye kararlıydı. Hiram’ın her gün geceleri dua etmek için tapınağın en kutsal yerine girme alışkanlığını bildiklerinden, tapınağın üç girişine (batı, doğu ve güney) yerleşip beklediler.[25]

Hiram, bir öğle üzeri mabedi gezmek ve inşaatı kontrol etmek üzere geldiği zaman pusuda bekleyen üç kalfadan birincisi Hiram’ın yolunu Güney Kapısı’nda kesti ve ustalık sırlarını kendisinden sordu. Hiram, “bu sırların ancak çalışma ile elde edilebileceğini” söyledi. Bu cevap üzerine kalfa bir cetvel ile Hiram’ın sol omuzuna vurdu. Tehlikeyi gören Hiram Mabed’in Batı Kapısı’ndan dışarı çıkmak istedi.

İkinci kalfa da oradaydı ve o da Hiram’a ustalık sırlarını sordu. Hiram onun isteğini de reddetti. Bunun üzerine ikinci kalfa Hiram’ın sağ omuzuna gönye ile vurdu. Hiram bu defa Doğu Kapısı’na yürüdü. Orada da üçüncü kalfa kendisini bekliyordu. Hiram onun da isteğini reddedince, kalfa elindeki çekiçle Hiram’ın başına vurarak onu öldürdü. Bu üç
katil, Hiram’ı, önce Mabed’in önündeki bir yere gömdüler. Gece olunca da cesedi dağa götürdüler. Orada gömüp mezarının üzerine Akasya dalları diktiler.[22]

Ertesi gün, Hz. Süleyman, Hiram’ın yokluğunu fark etti ve araştırmaya başladı. Plandan geri çekilen on iki kalfa, komployla ilgili bilgi vermek ve Jubela, Jubelo ve Jubelum’u suçlamak için Süleyman’ı görmeye gittiklerinde, kralın karşısına masumiyetlerinin göstergesi olarak beyaz önlük ve beyaz eldiven giyerek çıktılar. Hz. Süleyman, alanın her tarafına araştırma ekipleri gönderdi.[26]

Hiram’ın ölümü bütün çalışmaları durdurdu. Her tarafı matem kapladı. Hz. Süleyman da Hiram’ın ölmeden önce ustalık sırlarını tehdit altında açıklamış olmasından endişelenmişti. Zaten Hiram’ın cesedi bulunmadıkça öldürüldüğüne de inanmak mümkün değildi. Bunun için Hz. Süleyman, Hiram’ın cesedinin aranmasını ve ceset bulununca söylenecek ilk kelimelerin ustalığın yeni kelimesi, mukaddes sözü olmasını emretti.[22]

Aramalar esnasında yeni dikilmiş olan akasya dalları işçileri şüphelendirdiğinden Hiram’ın burada gömülü öldüğü zannedilerek “MAÇ BENAH ve MOABON“ diye bağırıldı. Bu sözler ustalığın Mukaddes kelimeleri oldu.[24]

Hz. Süleyman, Hiram’ın katillerinin bulunmasını emretmişti. Bunun için bütün Masonlar (duvar işçileri) seferber oldular. Bunlardan Joapert isimlisi bir mağaraya girip oradaki pınardan susuzluğunu giderirken, Hiram’ın, oraya saklanmış olan katili Abiram onu gördü. Joapert’in üzerine hançerle saldırdı. O da kendini korumak için Abiram’ı öldürdü. Öldürürken de “Nekah” diye bağırdı. Katilin diri olarak yakalanmasını isteyen Hz. Süleyman, bu işe çok kızdı. Fakat, Joapert’in kendini müdafaa için onu öldürdüğünü öğrenince müsterih oldu.[22]

Sonunda Hz. Süleyman ve onu takip eden diğer duvar ustaları, Hiram Abiff’in gömülü olduğu mezarı buldular. Hiramın gizli sözcüğü için bir arama yapıldı. Fakt sadece “G“ harfi bulunabildi. Hz. Süleyman, kayıp sözcüğü bulmak için bir ağaca çıktı ve şöyle dedi:

“Tanrım, Tanrım, dul kadının oğluna yardım edecek yok mu?“ [27]

Daha sonra Hiram’ın diğer katilleri de yakalandı ve Hz. Süleyman, onları cezalandırdı. Bunlardan sonra Mabed çalışmaları yeniden başladı. Süleyman, yeni bir “Büyük Mimar Üstat” tayin etti. Ondan sonra, kaybolan kelimenin bulunması için çalışıldı. Nihayet bir mabed harabesinde “Mikap bir taş” üzerinde kaybolan kelime bulundu. Bu kelime, “Kainatın Ulu Yaratıcısı”nın ismi idi. Yani JEHOVA, İbranice Allah! [22]

Eğer bir Mason kendi kendine halledemeyeceği bir problem ile karşılaşırsa “Dul kadının çocukları, bana itimat edin” diye parola verir. Böyle yardım istemelerinin sebebi yine Hiram efsanesine dayanır.[24]

Masonların klasik yardım şekilleri de bu Efsane’den alınmıştır demiştik. Zor durumda kalan Mason, “Dul kadının çocukları, bana imdat edin” der. Masonlar’a göre bunun sebebi şudur. “Muhterem üstadımız Hiram ölünce Masonlar onun anasına riayet ettiler ve Hiram kendilerini kardeş telakki ettiği için, onlar da Hiram’ın anasını saydılar”. [22]

Hiram ile ilgili bu efsanede ustaların Hiram’ın omuzlarına ve basına vurdukları aletler Masonlar için son derece önemli sembollerdir. Masonik törenlerde hem bu sembolleri kullanırlar hem de Hiram üç darbede öldürüldüğünden dolayı vermek istedikleri mesajı uç sembolik hareket ile verirler. Üç çekiç darbesiyle törene başlamak, üç adım atarak yürümek gibi. Bugün Birleşmiş Milletler toplantıları, Ülkelerin Meclislerinde yapılan toplantılar, Mahkemelerin duruşmaları mutlaka üç çekiç darbesi ile açılır.[24]

Liberal Masonluk’ta hikâye biraz daha farklı anlatılır; Yüksek Masonlar, çok sayıda (Hiram değil) tapınağın inşaatında çalışıyorlardı ve üç zorba kendilerine daha yüksek ücret verecek şifreler ile işaretler arıyorlardı. Sonuç bu hikâyede de aynıdır ancak farklı olarak cesedi Yüksek Masonlar bulurlar ve sırlar kaybolmaz. Süleyman’ın emirleri ise Hiram’ın mezarı üzerine yazılıdır ve Tapınağın altına gömülmüştür ve mezarın değiştirilmesindeki aynı saygı bu hikâyede de gösterilir. Sırlar diğer geleneklerde “kayıp” olarak gösterilirken, burada yeni Yüksek Masonlara ritüelin bir parçası olarak verilmiştir. Bu anlatımda Hiram genellikle Adoniram olarak değiştirilmiştir.[28][29]

Hiram efsanesi ile ilgili tek ve en eski dinsel kaynak, Tevrat’ın 1. Krallar ve 2. Tarihler kitabıdır. Kuran’da ise şu ayetler dikkate değerdir: [30]

قَالَ الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُ قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ

Kendinde Kitap’tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: “Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm.” Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: “Rabbimin lütfundandır bu. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında, şükreden, kendisi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî’dir, cömerttir.”(Neml 40)

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Ahmet Şenkut, “Çırak - Kalfa - Usta”, Hür ve Kabul Edilmiş Masoınlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi, İzmir 2015, s.106.
[2] “Kurtlar Sofrası”, Ağustos 2002, s.14.
[3] Burak Eldem, “Fraternis: Kayıp Kitaplar, Gizli Kardeşlik”, İnkilap Kitabevi, s.642.
[4] Büyük Şark, No: 17, yıl:1934.
[5] 32° Mason olan Robert H. Johnson, “The Widow’s Son”, www.midnightfreemasons.org/2014/04/the-widows-son.html (çev. Akhenaton)
[6] www.milliyet.com.tr/2001/09/07/guncel/gun02.html
[7] Tuncar Tuğcu, “Masonların Saklı Tarihi”, Gökçe Kitabevi, Ankara, ISBN: 975-8601-34-2, s.53.
[8] Reşit Ata, “Bir Fantezi: Mitolojiden Masonluğa”, Mimar Sinan, 1980, sayı: 38, s. 59
[9] “İktibaslar 2”, s.241-242, www.tesbitler.com/wp-content/uploads/2015/01/Ä°ktibaslar-2-.pdf.
[10] Dan Brown, “Kayıp Sembol”, Altın Kitaplar, İstanbul 2009, s.207.
[11] İlhami Soysal, “Dünyada ve Türkiye’de Masonlar”, Der Yayınları, İstanbul 1988.
[12] A. T. ERGİN, T.C. Ziraat Bankası Karaköy Hizmet Binası Restorasyon Projesi, (İ.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1994, s. 147.
[13] Aytunç Altındal, “Türkiye’de ve Dünyada Casuslar”, Destek Yayınları, ISBN: 9786053113966, s. 51.
[14] https://en.wikipedia.org/wiki/Hiram_Abiff (çev. Akhenaton)
[15] Halil Çil, “Kaplumbağa Terbiyecisi’nin Sırrı”, s.90.
[16] Lomas, Robert ve Chris Knight, “The Hiram Key”, Arrow Books LTD, 1997.
[17] Şah, İdris. The Sufis. Anchor. P. 187. ISBN 0-385-07966-4.
[18] Paul Naudon, The Secret History of FreeMasonry, Bear, 2005, footnote, s.59.
[19] Manly P. Hall, “Tüm Çağların Gizli Öğretileri”, Mitra Yayınevi, İstanbul 2008, ISBN 978-9944-0857- 1 -7, s.226.
[20] Manly P. Hall, a.g.e., s.604.
[21] Thamos (GEOMETRI), “Ezoterika”, s.53.
[22] Prof. Dr. Ahmet Güç, “Satanizm: Şeytana Tapınmanın Yeni Adı”, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2004, s.94-96.
[23] Kadircan Kaflı, “Süleyman Mabedi”, 1952.
[24] Aslı Türkden, “Yaşayan Armageddon“.
[25] H. Paul Jeffers, “Masonluk”, Epsilon Yayınevi, İstanbul 2013, ISBN : 9789944826242, s.12.
[26] H. Paul Jeffers, a.g.e., s.13.
[27] The Legend of Hiram Abiff, https://www.christian-restoration.com/fMasonry/hiram.htm
[30] https://Masonlar.org/Masonlar_forum/index.php?topic=1665.0
[28] Rituels French language collection of ritual, 18th-early 19th century, retrieved.
[29] https://tr.wikipedia.org/wiki/Hiram_Abif
[30] https://www.timeturk.com/tr/2008/12/27/Masonlarin-dul-kadin-sifresi.html
[31] Yrd. Doç. Dr. Ali Murat Aktemur, “ART NOUVEAU ÜSLUBUNUN ÖNEMLİ BİR TEMSİLCİSİ: ZİRAAT BANKASI İSTANBUL - KARAKÖY ŞUBESİ HİZMET BİNASI“





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: metin, 17.07.2018, 13:50 (UTC):
iki elini avuçları içi,ne bakacak şekilde havaya kaldırmak süleymancıları yaptığı dua şekli değilmi



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50821388 ziyaretçi (128820925 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler