Eski Ahit'te Zemzem'in Izleri
 
zemzem, zamzam

Eski Ahit’te Zemzem’in İzleri

Murat Hakan Yıldırım

İmam Hatip Lisesi Meslek Dersleri Uzman Öğretmeni

Kategori: Kabe’nin Gizemi

Özet

Bütün muteber İslam kaynaklarında Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail zamanından kaldığı ifade edilen zemzem kuyusu, ilahi kudretin bir mucizesi olarak ortaya çıkmış bir su kaynağıdır.

Zemzem suyu ve bu suyun bulunduğu kuyuya ait bilgilere, Eski Ahit’in Tekvin Kitabı’nın bazı bölümlerinde rastlayabiliyoruz (Tekvin 16/14; 21/13–19;24/14). Bu konu Kurân’da yer almaz. Ancak Tekvin kitabının anlatımlarında yer alan su kaynağının bulunuşu ile ilgili bilgilerle Hz. Peygamber (sav)’in konuyla ilgili bir hadisindeki anlatımları arasında büyük benzerlikler vardır. Her iki anlatım arasındaki ortak olmayan yegâne yön, olayın geçtiği mekânlar arasındaki farklılıklardır.

Abstract

Zamzam well is a sacred water fountain that it have been explaning remaining from times of prophet Abraham and his son prophet Isma’el (Ish’mael).The well have been appeared as a miracle of Allah the Almight at all the esteemed İslamic arts.

We can see in the Genesis Book of the Old Testament (Genesis 16/14; 21/13–19;24/14) the informations about zamzam water and the well that have been the water within. This subject is not in the Qoran. But they are similarities very much the informations that have been taking part in the expressions of Genesis Book about the discovering the sacret water fountain and expressions in a hadith of Prophet Muhammed (may the blessings and peace of Allah be upon him) that about the subject. Only aspect was not been common between the each two expressions are differances about places have been living the event.

zemzem, history
19. yüzyıla ait bir Zemzem Kuyusu çizimi.

Zemzem’in Anlamı

Yeryüzünde 2, 5 m.’den üstelik de her hangi bir su kaynağıyla beslenmeksizin çıkan bir sudur zemzem. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre de hem birçok hastalığa karşı koruyucu, hem de tedavisinde destekleyici bir özelliğe sahiptir.

Bütün muteber İslam kaynaklarında Hz. İsmail zamanından kaldığı ifade edilen zemzem kuyusu, ilahi kudretin bir mucizesi olarak ortaya çıkmış bir su kaynağıdır. Bu mucize, bu gün dahi yaşanmaktadır. Öyle ki, Yüce Rabbimizin verdiği bereket, ortaya çıkışından günümüze kadar milyonlarca insan tarafından kullanıldığı halde ne kuruyor, ne de tükeniyor. Küresel ısınmayla birlikte ortaya çıkan su kaynaklarının yavaş yavaş tükenmeye yüz tuttuğu ve hatta bu nedene dayandırılan bir dünya savaşının çıkabileceğine yönelik tartışmalar yapılmakta. Böylesi bir dönemde, üstelikte serapa bir çöl coğrafyasında 3761 yıldır bu kutlu su kaynağının halen bol bol su vermeye devam etmesi bir mucize değildir de nedir?

Arapça’da zemzem alçak sesle konuşmak demektir. Ayrıca atların çıkardığı alçak sese zemzem denir. Herhangi bir şeyi muhafaza etmek için de bu kelime kullanılır.[1] Süryanicede zem kelimesi gitme, dur anlamındadır. Bu kelimenin Kıpti dilinden Arapçaya geçtiği ve dur, akma şeklinde karşılıkları olduğu ifade edilmektedir.[2] Hz. Hacer, Tevrat’ta ve İslam kaynaklarında anlatıldığı kadarıyla Mısır’ın yerli halkı olarak bilinen Kıpti bir hanımdır.[3] İleride anlatılacağı üzere Hz. Hacer, bu su kaynağının sürekli akmakta olduğunu görünce “zem zem” demiş, suyun akışı da kesilmiştir. Muhtemelen Hz. Hacer, kendi lisanı olan Kıpti dilini kullanmış olmalıdır. Zemzem, hafif ve yavaş şarkı söylemek anlamına geldiği gibi çok bol ve çok anlamlarını da karşılamaktadır.[4] Bolluğundan dolayı bu su kaynağının zemzem adını almış olması da muhtemeldir.

Hagar, Hacer, İsmail, Ishmael
François Joseph Navez’in (Belçika 1787–1869) “Hagar and Ishmael in the Desert” (Hacer ve İsmail Çölde) adlı tablosu.

Anlatımlar Benziyor

Aslında zemzem suyu ve bu suyun bulunduğu kuyuya ait ilk bilgilere, Tevrat’ın bazı bölümlerinde rastlayabiliyoruz.[5] Bu ifadeler pek açık anlatımlar olmamakla birlikte ileride referans olarak göstereceğimiz İslam kaynaklarındaki bilgilerle hemen hemen paralellik göstermektedir.[6] Buna göre Hz. İbrahim, karısı Hz. Hacer ve doğumundan hemen sonra Hz. İsmail’i Negev’in (Necef) batısında, susuz bir yere götürür.[7] Burası alabildiğine ıssız bir çöldür. Yanlarında sadece bir tulum su ve biraz da erzak vardır. Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bırakır. Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağlar. Allah, Hz. İsmail’in sesini duyar ve Hz. Hacer’e meleği ile seslenerek endişe etmemesini söyler. Hz. İsmail’in neslini büyük bir ulus yapacağını müjdeler. Hz. Hacer kendine geldiğinde de bir kuyu görür, tulumunu bu kuyunun suyuyla doldurur ve oğlu İsmail’e içirir.[8] Bu yüzden Kadeş’le Beret arasındaki o kuyuya “Tanrı’yı görüp sağ kalanın kuyusu” anlamına gelen “Beer-Lahai (y)-Roi” adı verilir.[9]

Bu adın bir tercüme hatasından dolayı bu isimle anıldığı Hıristiyan kaynaklarında ifade edilir. Dikkat edilecek olursa kuyunun adı “... Sağ kalanın kuyusu” şeklinde adeta Hz. Hacer’e izafe edilmektedir. Ancak kuyunun gerçek isminin yine Tevrat’ın Tekvin (Yaratılış) bölümünde yer alan “Beni gören hayat sahibinin kuyusu” olduğu vurgulanmaktadır.[10] Böylelikle bu ifadenin, İbranca transliterasyonunda yer alan bir hatayı da düzelttiği belirtilir.[11] Doğrusu bu tarz bir tercüme daha doğru ve mantıklı gelmektedir. Çünkü yukarıda aktardığımız ifadelerden hareketle bu kuyu, rahatlıkla Hz. Hacer’e verilen bir nimet olarak anlaşılmaktadır. Bunu bahşeden de Allah olduğuna göre, kuyuyu Allah’a izafe eden bu anlam daha yerinde olacaktır. Bu değerlendirmemizi destekleyen en önemli delil de “Beni gören” ifadesinin Yahudilik’te Allah’ın isimlerinden biri olduğudur.[12] İbranice’de El-Roi (אל רא׳) olarak ifadelendirilen bu ismin anlamı “Gören Tanrı” şeklindedir.[13] Bu ismin Tevrat’taki ilk kullanımı da Hz. Hacer tarafından, Allah’ın meleğinin sesini duyup, kuyuyu gördüğü yerde ortaya çıkar.[14]

Şu halde Tevrat’ın yukarıda sunduğumuz anlatımlarında geçen kuyu, İslam kültüründe ayrı bir önemi bulunan zemzem suyunun bulunduğu kuyu olabilir mi? Kurân’da bu olayla ilgili ayrıntılı bir bilgiye rastlayamıyoruz. Şurası da var ki, Hz. İbrahim eşi Hz. Hacer’i getirdiği Mekke şehrinde, Allah’ın adına yaptıkları mukaddes evin yakınında yerleşmişler ve çocuklarını burada yetiştirmişlerdi. İbrahim (a.s) oğlu İsmail ile Hz. Hacer’i burada bırakır ve Şam’a döner.[15] Ayrılışı sırasında Hz. İbrahim, Kedâ Tepesi’ne çıkıp şu duayı eder:

رَّبَّنَا إِنِّي أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ الصَّلاَةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِّنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُم مِّنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ ﴿٣٧﴾ رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِي وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَى عَلَى اللّهِ مِن شَيْءٍ فَي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء ﴿٣٨﴾ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاء ﴿٣٩﴾ رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء

“Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem’inin (Kâbe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler. Rabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz. Kocamışken, bana İsmail ve İshak’ı veren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir. Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur.” [16]

Dikkat edilecek olursa, Hz. İbrahim’in duasında geçtiği üzere, bu bölge ziraat yapılmayan, boş bir toprak parçasıdır. Bunun üzerine Hz. İbrahim (as): “Ya Rab! Bu ziraata elverişsiz vadiyi emniyetli bir belde kıl…” şeklindeki duasıyla [17] Yüce Allah’tan bu coğrafyanın ziraata uygun bir hale getirmesini diler.

Hz. İbrahim (as)’ın ayrılmasının ardından Hz. Hacer ve oğlunun burada yaşadıkları ile ilgili bilgiler peygamberimiz (sav)’in ifadelerinde canlandırılmaktadır. İlginçtir ki, Hz. Peygamber (sav)’in olayla ilgili anlatımları ile yazımızın başında sunduğumuz Tevrat anlatımları arasındaki benzerlikler gözden kaçmaz.

hacer, ismail, zemzem

Buharî’de İbni Abbâs (ra)’dan rivayet edildiğine göre:

<< İbrahim (as), Hâcer’i ve emzirmekte olduğu oğlu İsmail’i Kabe’nin yakınına Mescit’in yüksek bir yerindeki zemzem kuyusunun yukarısında büyük bir ağacın yanına bıraktı. O tarihte Mekke’de hiçbir kimse yoktu, hatta içecek su dahi yoktu. Yanlarına azık dolu meşin bir dağarcık ve içi su dolu bir kırba bıraktı. Sonra İbrahim, gitmek üzere döndü. İsmail’in annesi de onu takip etti ve ona: “Ey İbrahim! Bizi bu vadide bırakıp da nereye gidiyorsun? Burası öyle bir yer ki ne bir insan ne bir şey var.” dedi. Hâcer bu sözlerini tekrar ettiyse de İbrahim ona dönüp bakmadı. Nihayet Hâcer ona:” -Bizi burada bırakmayı Allah mı sana emretti?” diye sordu. İbrahim: “-Evet, Allah emretti!” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hâcer: “-Öyle ise O bizi korur, bırakmaz!” dedi. Sonra geriye döndü. İbrahim de ayrılıp gitti. Ta Mekke’nin üstündeki Seniyye mevkiinde görülmeyecek bir yere varınca yüzünü Kâbe’ye döndürdü. Sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti: “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır.“

Hacer, çocuğuna süt emzirmeye kendisi de kırbadaki suyu içmeye başladı. Su bitinceye kadar bu şekilde yaşadılar. Daha sonra kendisi de, oğlu da susadı. Oğluna baktığında onu dudaklarını emdiğini ve açlıktan kıvrandığını gördü. Çocuğunun elemli yüzünü görmemek için onun yanından ayrıldı. Safa tepesinin en yakın dağ olduğunu görünce, üzerine çıkarak yüzünü vadiye doğru çevirdi. Bir insan görebilir miyim diye bakınıyordu. Fakat kimse yoktu. Geriye döndü. Vadiye gelince entarisinin eteğini kaldırdı. Sonra yorgun yorgun yürüdü, vadiyi geçinceye kadar koşmaya başladı. Merve’ye ulaştı. Merve tepesine çıktı. Yine belki birini görürüm umuduyla etrafına bakındı. Fakat yine kimseyi göremedi. Bu gidip gelmeler yedi kez sürdü. Sonunda Hacer Merve’ye çıktığında bir ses duydu. Nefesini tutarak kulak verdi ve yine o sesi duydu. Bir baktı ki zemzemin yanında bir melek duruyordu. Melek topuğu ile yere vurdu ve yerden su fışkırdı. Akan suların boşa gitmemesi için havuz şeklinde suyun etrafını toprakla çeviriyor, bir yandan da kırbasını dolduruyordu. Hacer su içiyor ve çocuğunu emziriyordu. Su avuç avuç alındıkça daha da artıyordu. Melek ona;” Zayi olmaktan korkma. Çünkü burada Allah’ın evi vardır. Bu çocuk ile babası o evi (Beyt’i) yeniden bina edeceklerdir. Allah ehlini zayi etmez” dedi. >> [18]

Tevrat’taki anlatımlarla Hz. Peygamber (s.a. V.)’in konuyla ilgili hadisinde, zemzem kuyusunun bulunuşunun ardından yaşanan olaylar arasında da yine birtakım benzerlikler görmek mümkündür. Tevrat anlatımlarında “Beer Laha-i Roi” kuyusunun bulunuşunun ardından, Hz. İsmail’in burada büyüdüğü ve evlendiği yer alır.[19] Yukarıda sunduğumuz hadisin devamında da Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur:

“… Sonra Hacer ve Hz. İsmail’in yanından Cürhüm kabilesine mensup bir kabile geçti. Su arayan bir kuş kümesi olduğunu görünce, kendi kendilerine, kuşların ancak su bulunan yerlere konduklarını ve buralarda bir yerde su bulunabileceğini düşündüler. Böylece adamlarını gönderdiler ve suyu gördüler. Adamlar kervana haber verdi. Onlar da suya kavuşmak için geldiklerinde, suyun yanında Hacer’i gördüler. Ona; … “- Bizi suyunda ortak eyle, biz de seni hayvanlarımızın sütünde ortak ederiz” dediler. Hacer de bu teklifi kabul etti. Hz. İsmail (a.s) ergenlik çağına vardığında onu, kendilerinden bir kız ile evlendirdiler” .[20]

Hz. İsmail’in Curhum kabilesinden olan hanımından çocukları oldu, onlar da orada yetişip büyüdüler ve Arap kabilelerinin ataları oldular.[21] Hz. İbrahim’in eşini ve oğlu İsmail’i Mekke vadisinde yerleştirmesi ile ilgili haberler, Araplar arasında ya da Kureyşliler’in bağlı olduğu Amâniler arasında biliniyor ve nesilden nesle aktarılıyordu. Muhtemelen onlar da bu bilgileri Yahudilerden almış olmalılar. Tevrat’ın bazı bölümlerinde İsmail’in soyundan gelen Arap kabilelerine işaret edilirken birçok kere İsmaililer’den bahsedilmesi bu durumu doğrulamaktadır.[22] Kaynakların ifade ettiğine göre Hz. İsmail (as)’in tahminen M.Ö. 1754 yılında doğduğu belirtilmektedir.[23] Doğumundan kısa bir süre sonra annesi ile birlikte Mekke’ye geldiklerine göre zemzem kuyusunun ortaya çıkışının da bu tarihte gerçekleşmiş olması gerekir. Çünkü gerek Tevrat’ın anlatımlarında ve gerekse Hz. Peygamber (sav)’in konuyla ilgili hadisinden anladığımız kadarıyla, Hz. İsmail (a.s) daha henüz annesi Hz. Hacer‘den süt emmekte olduğu bir sırada zemzem kuyusunun Allah tarafından kendilerine bir nimet olarak verildiği anlaşılmaktadır.

Fakat sonradan Cürhüm kabilesinin Allah’a isyanı dolayısıyla, Yüce Allah Huzâa kabilesini onlara musallat etti. Huzâalılar, Cürhüm kabilesini oradan çıkardı. Kâbe ve Mekke’nin idaresi Cürhüm kabilesinden Huzâa kabilesine geçti. Allah’ın emir ve yasakları orada yaşanmaz oldu; Halk, ilâhî emirleri dinlemedi. O sıralarda Zemzem suyu iyice azaldı. Sonraları yeri bile bilinmez bir hale geldi. Zemzem’in yeri insanlar tarafından, Hz. Peygamber (sav)’in dedesi Abdulmuttalib zamanına kadar neredeyse unutulmuş durumdaydı.[24]

Yine çeşitli rivayetlere göre Yüce Allah, Abdulmuttalib’e rüyasında Zemzem kuyusunu, şimdiki bulunduğu yerde kazmasını işaret etti. Abdulmuttalib de bu rüya üzerine kuyuyu kazıp Zemzem suyunu çıkarınca, hem Mekke halkı, hem de gelen hacılar ondan su içtiler. Zemzem suyu, Mescid-i Haram’da bulunduğu, diğer sular üzerine üstün olduğu ve Hz. İsmail (a.s)’in kuyusu olduğu için, Mekke’deki diğer sulardan daha temiz idi.[25]

well of the oath

Mekân Farklı Gibi

İslam kaynaklarında yeri ve öneminden çokça söz edilen zemzem kuyusu, Mekke’de Kâbe’nin 20 metre kadar doğusunda bulunmaktadır.[26]

Yukarıda sıraladığımız bu benzerliklere rağmen, Tevrat anlatımlarında olayın anlatıldığı cümlelerde bildirilen yer isimleriyle ilgili bilgiler, bu benzerliklere gölge düşürür görülmektedir. Bunları da şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Konunun sunulduğu Tevrat anlatımlarına göre Hz. İbrahim, eşi Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’i ıssız bir yerde bıraktıktan sonra Hz. Hacer, bir süre Beer-Şeva (ya da Şeba) çölünde dolaşır.[27] Beer-Şeva, Filistin’in orta kısmından Sina yarımadasına doğru uzanan Negev (Necef) olarak da bilinen bir bölgede ıssız bir alanın adıdır. Lut gölünün batısında yer
alır. Bugün burada bu isimle anılan bir kasaba yer almaktadır. Buradaki yerleşimin de muhtemelen Hz. İbrahim’le birlikte başladığı ifade edilmektedir.[28]

harita 1

2. Tevrat’ta kuyunun yeri Kadeş ile Beret arasında tarif edilir.[29] Kadeş, Beer-Şeba’nın güneyinde yer alan bir vaha içindeki yerleşim yeridir. Mısırlılarla Hititliler arasında tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmanın yapıldığı yer olarak bilinen buranın, Eski Ahitte “Kenan ili”olarak anılan bölgede bulunduğu bilinmektedir.[30]

harita, map
Harita, www.keyway.ca/htm2004/20040830.htm’den alınmıştır

3- Yine Tevrat’a göre kuyunun bulunuşunun ardından Hz. Hacer ve oğlu İsmail, Paran Çölü‘nde kalırlar.[31] Burası da Sina Yarımadası’nın kuzeyinde binlerce yıldır kullanılan ve Mısır’ı Filistin topraklarına bağlayan yolun üzerindedir.[32] Tevrat’ta İsrailoğullarının Mısır’dan çıkışları sırasında kullandıkları yol üzerinde olduğu ifade edilmektedir.[33]

Yahudi kaynaklarında İsmail ve İshak (ahm. S.) ile ilgili bilgiler verilirken Arapların kökeni Hz. İsmail’e dayandırılmakta, ancak ana vatanlarının Filistin yöresi olduğu ifade edilmektedir.[34] Bu şekildeki değerlendirmeler, İslam tarihi ve tabakat bilginleri tarafından İslami tarih kaynaklarında verilen bilgilerle ters düştüğü ifade edilmekte ve aklen de mümkün görülmediği vurgulanmaktadır.[35] Aslında Hz. İsmail’in neslinden gelen Araplara Arab-ı Müsta’rebe ya da Arab-ı Hâlisa (ﺍﻠﺧﺎﻟﺼﺔ ﺍﻠﺤﺠﺎﺯﻴﺔ اﻟﻌﺮﺑﻴﺔ) adı verilir.[36] Aslen İbrani olan Hz. İsamil (a.s)’in tahminen 137 yıl yaşadığı, M.Ö. 1717 vefat ettiği ve yine Mekke’de Kâbe yakınlarına defnedildiği ifade edilmektedir.[37] Anayurtları Yemen olan Curhum kabilesiyle [38] karşılaşmasının ardından onlardan Arapçayı öğrenmiş ve bu kabilenin reisi olan Mudad b. Amr‘ın kızıyla evlenerek çocuk sahibi olmuştur. İşte bu da İbranilerle Arapların birleşmesinden ortaya çıkan yeni bir nesli oluşturmuştur.[39] Bu oluşumun mekânı da Mekke olarak gösterilir.[40]

Ancak…

Her ne kadar, olayın geçtiği yer ve mekân isimleriyle ilgili bir çelişki varsa da, Mezmurlar olarak da bilinen Zebur’da hayli dikkat çekici bir ifade yer alır: “Baka Vadisi’nden geçerken, Pınar başına çevirirler orayı, İlk yağmurlar orayı berekete boğar”. [41] Burada geçen Baka ismi, aslında Mekke ismiyle anlam olarak aynı olan ve Mekke şehrinin diğer bir adı olan Bekke’nin [42] bir tercüme hatası sonucunda ortaya çıkan bir kullanımı olduğu ifade edilmektedir.[43] Bilindiği üzere bu isim Kurân’da da geçmekte ve hatta insanlar için kurulan ilk mabedin yeri olarak gösterilen yerin adı da Bekke (بِبَكَّةَ) olarak verilmektedir.[44]

Yine Zebur’daki bu cümlenin son anlatımlarında geçen ifadeleri, Hz. Peygamber (sav)’in konuyla ilgili hadisinde yer alan zemzem kuyusunun ortaya çıkışıyla ilgili anlatımları hatırlatmaktadır. Ayrıca yukarıda andığımız Zebur anlatımından önce geçen bir cümlede “Kuşlar bile bir yuva; Kırlangıç, yavrularını koyacak bir yer buldu. Senin sunaklarının yanında, Ey Her Şeye Egemen RAB, Kralım ve Tanrım!” [45] ifadesi de adeta yine konuyla ilgili Peygamberimizin (sav) hadisinde geçen Curhum kabilesinin Hz. Hacer ve Hz. İsmail’in bulunduğu ıssız yerde su bulunduğuna delalet eden kuş kümelerinin uçuşunu gördüklerine dair anlatımı anımsatmaktadır. Çünkü kuşların görülmesi, burada bir yaşam belirtisinin kanıtıdır. Yine dikkat çekici bir ifade olarak “…Senin sunaklarının yanında…” cümlesinden de, burada ibadet yapılan mukaddes bir mekânın olduğu görülmektedir. Hatta bu ifadelerin yer aldığı bölümün ilk cümlesi “Ey her şeye egemen Rab, Ne kadar severim konutunu!” şeklinde sunulmaktadır.[46]

Burada Tanrı’ya atfen geçen konutunu kelimesi de açık açıkça konuyla ilgili değerlendirmemizi güçlendirmektedir. Ünlü coğrafya bilgini Batlamyus, M.Ö. 2. yüzyılda yazdığı eserinde Mekke ya da Beke ile ilgili bilinen en eski coğrafi bilgiyi sunar. Buranın ismini Macoraba (Makoraba ya da Makroba) olarak verip, [47] enlem ve boylamlarıyla birlikte buraların haritasını gösterir. Macoraba isminin de bu bölgeye yakın halkların dillerinde kutsal yer, sunak ve ibadet mahalli gibi anlamları içerdiği bildirilir. Bu da belirtilen yerin bir dini merkez olduğunu kanıtlamaktadır.[48] Hatta M.Ö. 20. yüzyıldan çok daha öncelerinde de ibadet maksadıyla çok uzak ülkelerin halklarının buraya geldikleri bildirilmektedir.[49] Bu bilgiler, Mekke isminden önce kullanılan Bekke isminin, bu Zebur cümlesinde Baka olarak sunulduğunu ve burada bir hayat kaynağı olarak “Pınar başına çevirirler orayı “ifadesiyle de zemzem kuyusunun bulunuşu ile ilgili hadiste geçen anlatımlarla paralellik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Yahudi Kutsal Kitabı’nın Tekvin bölümünün ilgili satırlarında ve Hz. Peygamber (sav)’in anlatımlarında olayın sunuluşunun hem metin yönüyle hem de olayla ilgili şahısların isim ve kimlikleri yönüyle büyük benzerlikler görüldüğü gözden kaçmamaktadır.

Batılı kutsal kitap araştırmacılarının ortak değerlendirmelerinden birinin de Yahudi Kutsal Kitabı’nda geçen bilgilerin büyük çoğunluğunun tahmine dayalı olduğudur. Buna göre tarihi verilerle, özellikle başta Tevrat’ın Tekvin bölümü olmak üzere Yahudi Kutsal Kitabı’nda verilen bilgiler arasında çelişkiler görülmektedir.[50] Bunun bir başka kanıtı da 18 Aralık 1995 tarihli sayısında Times International dergisinin “Kutsal Kitap Gerçek mi Yoksa Hikâye mi?”kapak konulu haberinde yer alıyor. Buradaki yazıda Eski Ahit’in yani Yahudi Kutsal Kitabı’nda sunulan tarihi olayların ve bunlara ait mekânların tutarlılığının tartışıldığı görülmektedir. Olaya bu açıdan bakıldığında, sonuç olarak Yahudi Kutsal Kitabı’nda zemzem suyuna işaret eden unsurlar arasındaki ortak olmayan yegâne yönün, olayın sunuluşuyla ilgili mekânlar arasındaki farklılık olduğunu söyleyebiliriz.

Murat Hakan Yıldırım'ın Diğer Makaleleri ❯

Dipnotlar

[1] İbn Manzûr, Cemaleddin Muhammed b. Mükerrem, Lisanu’l-Arab, Beyrut 1956, Cilt XII, s.237 vd.
[2] el-Karahisari, Mustafa b. Şemsüddin, Ahtari Kebir, İstanbul H.1310, Cilt I, s. 389.
[3] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin (Yaratılış) 20.1.3; Köksal, Mustafa Asım, Peygamberler Tarihi, Diyanet Vakfı
Yay. Ankara 2004, Cilt I, s.169; Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), “Hacer” maddesi, Cilt XIV, s.432
[4] Yeğin, Abdullah, Osmanlıca-Türkçe Yeni Lügat (İslami, İlmi, Edebi, Felsefi), İstanbul 1983, s.787
[5] Hamidullah, Prof. Dr. Muhammed, İslam Peygamberi, Çeviren: M. Said Mutlu- Salih Tuğ, İstanbul 1966,
Cilt I, s.28
[6] DİA, “İsmail” maddesi, Cilt XXIII, s.78
[7] Harper’s Bible Dictionary, “Names of God in the Old Testtament” maddesi, Editör: John Paul Achtemer, Sn Francisco 1971, s.686
[8] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 21/13–19.
[9] Tekvin 24/14
[10] Tekvin 16/14
[11] Encyclopedia Judeica (EJ), “God, Names of” maddesi Keter Publishing, Jerusselam 1972–78, Cilt VII, s.677
[12] EJ “God, Names of” maddesi, Cilt VII, s.678
[13] Anderson, B.W., ”God,Names of” maddesi The Interpreter’s Dictionary of The Bible, Editör:George A. Buttrick, New York 1963, Cilt IV, s.412
[14] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 16/13
[15] El-Ezraki, Ebu’l-Velid, Ka’be ve Mekke Tarihi, Çeviren: Yunus Vehbi Yavuz, İstanbul 1974, s.45
[16] Kurân-ı Kerîm, İbrahim, 14/37–40
[17] Bkz. Yazır, M. Hamdi, Hak Dini Kurân Dili, İstanbul 1976, Cilt I, s.494
[18] Ez-Zebidi, Zeynu’d-Din Ahmed, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Çeviren: Ahmed Naim-Kamil Miras, Ankara 1976,Cilt VI, s.15
[19] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 21/20- 21
[20] Ez-Zebidi, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Cilt VI, s.15- 16
[21] Mehrân, Dr. Muhammed Beyyumi, Dirâsât fi Târih’ıl-Arab’il-Kadıym, İmam Muhammed bin Suûd İslâm
Üniversitesi Yayınları, Riyad, 1977, s.16
[22] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 25/13–18; Behar, Nisim, İbrani Tarihi, İstanbul 1979, s.16; Ayrıca bkz. İzzet
Derveze, Et-Tefsiru’l-Hadis, Ekin Yayınları, tarihsiz Cilt IV, s.106–110
[23] Mehrân, Dirâsât fi Târih’ıl-Arab’il-Kadıym, s.398
[24] es-Suheylî, Abdurrahman b. Abdullah, er-Ravdu’l-Unf, Mısır 1967, Cilt II, s.7
[25] es-Suheylî, a.g.e., Cilt II, s. 95
[26] Algül, Doç. Dr. Hüseyin, İslam Tarihi, İstanbul 1986, Cilt I, s.88
[27] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 21/14
[28] Illustrated Encyclopedia Of The Bible (IEB), Editör: John Drane, The Lion Publishing, Oxford 2001, s.291
[29] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 16/14
[30] IEB, s.296; Tanyu, Pro, Dr. Hikmet, Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, İstanbul 1979; Cilt I, s. 18–19
[31] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 21/21
[32] IEB, s.298
[33] Kitab-ı Mukaddes, Çıkış.21/ 34; Sayılar10/ 12; 12/ 16; 13/ 1–16
[34] Mehrân, a.g.e., s.80
[35] a. G. e., s.78
[36] El-Âlusi, Ebu’l-Fazl Şihabu’d-Din es-Seyyid Mahmud, Ruh’ul-Meani fi Tefsir’ul’Kurân’il-Azıym, Kahire, tarihsiz, Cilt XII, s.172–173
[37] Mehrân, a.g.e., s.398; es’Sabuni, Muhammed Ali, en’Nübüvvet ve’l-Enbiya, Şam 1989, s.322; el-Hindi, Ali el-Muttekî, Kenzu’l-Ummâl, Cilt XI, s.490
[38] DİA, “Mekke” maddesi, Ankara 2003, Cilt XXVIII, s.556
[39] Algül, Doç. Dr. Hüseyin, İslam Tarihi, Cilt I, s.63–64
[40] Mehrân, a.g.e., s.392
[41] Kitab-ı Mukaddes, Mezmurlar (Zebur) 84/6
[42] Beke ismi aslında şehirleşme öncesi Mekke’nin ilk mahallesi ya da yerleşim öncesi kurulan ilk köyü olarak da ifade edilmektedir. Bkz. Mehrân, a.g.e., s.392; Ayrıca Mekke ve Beke isimlerinin karşılaştırması için bkz. Algül, a.g.e., Cilt I, s.86–87
[43] DİA, “Mekke” maddesi, Cilt XXVIII, s.555
[44] Kurân-ı Kerîm, Âl-i İmran, 3/ 96
[45] Mezmurlar 84/3
[46] Mezmurlar 84/1
[47] Algül, a.g.e., Cilt I, 87
[48] DİA, “Mekke” maddesi Cilt XXVIII, s.555–556
[49] Mehrân, a.g.e., s.395
[50] Dictionary of Bible “God” maddesi, Edit: James Hastings, Edinburgh 1963, s. 335.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50674697 ziyaretçi (128464106 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler