Evanjelizm ve Türkiye Üzerindeki Hedefleri
 
evangelism, evangelizm

Evanjelizm ve Türkiye Üzerindeki Hedefleri

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet

Etimoloji

“Evanjelik” kelimesinin kökeni, “iyi haber” anlamına gelen Yunanca ‘euangelion’ kelimesinden gelmektedir.[1] Yunanca Yeni Ahit’te sıklıkla “euangelizein”, “euangelizesthai” ve “euangelion” şeklinde geçer.[2]

“Evanjelist” (Evangelist) kelimesi, İncil yazarı, yani dört İncil’den her birin yazarı veya reforme kilisesinin gezici vaizi anlamındadır.Evangelical, İncillerde bilinen Mesih’in hayatı ve öğretisi üzerine temellenen Protestanlık hareketini yani Muhafazakar Protestanlığı ifade etmiştir.[3][4]

“Euangelion” kelimesi, İngilizceye ‘İncil’ anlamında; “euangelizein” ve “euangelizesthai” kelimeleri ise ‘İncil’i vazetmek’ anlamlarında tercüme edilir. 1920’lerden 1960’lara kadar yaygın şekilde kullanılan terim, 1970’lerden beri ekümenik ve Evanjelik Protestan çevrelerle Katolik çevrelerde yaygın olarak kullanılır. Bu bağlamda Evanjelizm kavram olarak, İncil öğretilerini yayma faaliyetleri veya bu faaliyetler üzerine teolojik düşünceler anlamlarına gelirken; Evanjelizasyon ise, İncil’i yayma süreci veya İncil’i yayma alanını daha da genişletme anlamlarına gelmektedir. Dünyanın Evanjelizasyonu henüz tamamlanmadığı için de bu çabalar bir süreç olarak değerlendirilir.[2]

Hıristiyan mesajının/öğretisinin ya da iyi haberinin bütün insanlara iletilmesi anlamına gelmekte olan bu terim, özellikle misyonerlik teriminin Hıristiyan olmayan kültürler ve bağlıları arasında oluşturduğu olumsuz imajı değiştirmek amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.[5]

Evanjelizm, İsa’nın insanlara ‘kurtuluşu’ müjdelemesine işaret etmektedir. Fakat bu dini öğretinin ortaya çıkması Protestan Reformuna dayanmaktadır. Özellikle Martin Luther, John Calvin ve John Knox, Roma Katolik Kilisesi’nin gelenek, uygulama ve otoritesine karşı çıkarak, Hıristiyan inancının yenilenmesi için Protestanlığı başlatmışlardır.[6]

Reform hareketi esnasında Martin Luther kelimeyi, kendi kurduğu Evanjelik Kilise hareketi için uyarlamıştır. Bugün hala Almanya’da Lutheryen Kiliseler için Evanjelik Kilise terimi tercih edilmektedir. İngilizce konuşulan dünyada, Kuzey Atlantik Anglo-Sakson dini geleneğini, 18. ve 19. yüzyılda değiştiren ve farklılaştıran dini hareketler ve mezhepleri ifade eder. Bugün için Evanjelizm, Amerika’daki Hıristiyan toplumunun tutucu kanadını temsil etmektedir.[7][8]

David B. Barrett, 1987 yılında yazdığı “Evangelizel Historical Survey of the Concept” adlı yazısında, “Evanjelize” kelimesinin Hıristiyan dünyasında hala anlaşılamadığını söylemektedir. O’nun bulgularına göre kavramın Hıristiyan dünyasında 300’den fazla tanımı yapılmış, 700 farklı eş anlamlısı ve yakın anlamlısı kullanılmıştır. Buna rağmen, kavramı farklı farklı tanımlayan her kişi veya grup, karşı tarafın tanımını eksik veya yanlış bularak birbirini suçlamıştır.[2]

Evanjelizm kavramı, özellikle Protestan misyonerlik faaliyetlerinde anahtar bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bugün birçok evangelik kilise, kurduğu misyoner teşkilatlarıyla dünyanın dört bir tarafında Hıristiyanlık propagandasını yürütmektedir.[5]

evangelizm
William Booth halka vaaz verirken.

Tarihi Arkaplan

Evanjelizm başlangıçta Martin Luther ve Protestanlık yanlılarını tanımlamak için kullanılmıştır. Fakat günümüzde özellikle 17. yüzyılda Protestan Reform Teolojisi ve yorumlarını benimseyen İngiliz Püritenlerinin, bu inanç yapısını Kuzey Amerika’nın doğu sahil kesiminde yaygınlaştırması sonucu 18. yüzyılın başları ve ortaları boyunca Amerika’da 13 kolonide ve İngiliz adalarında yaşanan ve Büyük Uyanış (Great Awakening) olarak adlandırılan dinsel uyanış hareketlerine dayandırılmaktadır.[2]

17. yüzyılda ortaya çıkan bazı Protestan kiliseler, tarihi Hıristiyan öğretilere bağlılıklarını göstermek için ‘evanjelik’ kelimesini kullanmaya başlamışlardır. Fakat, kelimenin yaygın olarak kullanılmaya başlaması 1730 ve 1740’larda mezhebin İngiltere’de, Galler’de, İskoçya’da ve Britanya’nın Kuzey Amerika’daki kolonilerinde ‘büyük uyanışla’ yeniden canlanmasıyla mümkün olmuştur. Bu süreçte, Evanjelikler Reformist Puritan öğretilerin de insanları güç ve zenginliğin cazibesinden koruyamadığını iddia ederek, toplumu gerçek iman ve dindarlığa çağırmışlardır.[6]

Savaş sonrası Amerikan toplumundaki değişim kentleşme, endüstrileşme, yeni entelektüel ve teolojik akımlar ile kuşatılmaya başlamış ve bu dönemde o günkü liberal Evanjelikliğin Amerikan toplumunda etkisini azaltmıştır. Bu dönemde Protestanlık dışı Hıristiyanlardan müteşekkil göçler, Amerikan Protestanlığının mezhep içerisinde kısmen daha muhafazakar bir forma dönüşmesine yol açmıştır. Evanjelizmin kendisine yeni bir yol haritası yani tutuculuğu seçmeye başladığı dönem de aynı zamana denk gelmektedir. Bugün için de Evanjelizm, Amerika’daki Hıristiyan toplumunun tutucu kanadını ortaya koymaktadır.[8]

Evanjelizm’in Amerika’ya Gelişi

İngiltere’de Anglikan bir papaz olan John Nelson Darby’nin 1870’lerden itibaren ABD’ye yaptığı seferlerden sonra evanjelik düşünce, ülkede hız kazanmıştır.[9] Darby, kurmuş olduğu Plymouth Kardeşliği Hareketi ile ülkeyi şehir-şehir, kasaba- kasaba gezerek verdiği etkileyici vaazlarla mürit toplamayı başarmıştır. Darby’nin takipçileri kendilerini dispensalist olarak da tanımlarlar. Dispensalizm inancına göre Tanrı, dünya hayatını yedi bölüme ayırmıştır.[10] Son bölüm ise tahmin edilebileceği gibi kıyamet ve Mesih’in geri dönüşüdür.[11]

Sayılan maddelerden ilkine bakıldığında, Siyonizm’in ilk siyasi hareketi olarak Theodor Herzl’in öncülüğünde 1897’de Basel’de toplanan 1. Siyonist Kongre gösterilebilir.[12] Sultan 2. Abdülhamit’le de görüşüp Yahudilere Filistin topraklarını satmasını istediği iddia edilen Herzl, esasında Yahudi devleti konusunda siyonist bir yaklaşımdan çok milliyetçi bir tavır sergilemektedir. İlk kez işte bu kongrede, Yahudilere bir toprak verilmesi fikri ortaya atılmıştır.

Başlangıçta Tevrat’ta da geçen Babil ya da diğer adıyla Irak düşünülmüşse de İngiltere’nin muhalefetiyle karşılaşmıştır. Sonraları Uganda ve Kıbrıs gibi bazı yerler önerilmiş olsa da siyonistler, kitaplarında geçen Kudüs’ü talep etmişlerdir.[11]

Gerçi İngiltere’de de evanjelik inançları nedeniyle Yahudileri destekleyen kimseler olmuştur. Shaftesbury Kontu Lord Anthony Ashley Cooper –ki kendisi ateşli bir dispensalisttir- dönemin dışişleri bakanı Lord Palmerton’un aklını Yahudilere bir devlet kurulması hususunda çelmeyi başarmıştır. Ne var ki daha önceden de yaşadıkları bazı olumsuz tecrübelerden dolayı İngiliz Yahudiler, Avrupalıların kendilerinden kurtulmaya çalıştıklarını düşünmüşlerdir.[13]

Aynı yıllarda Amerika’da Darby’nin müritlerinden biri olan ve dönemin çok satan kitabı “İsa Geliyor” u yazan William Eugene Blackstone, Başkan Benjamin Harrison’a mektup yazmış ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması konusunda desteğini istemiştir. Blackstone, J. P. Morgan ve John D. Rockefeller gibi 413 etkin isimden konuyla ilgili destek imzası toplamıştır.[14]

Herzl’in ölümünden sonra Siyonist Kongrenin başına 1895 yılında Chaim Weitzman geçmiştir. Weitzman ise muhafazakâr parti lideri Lord Arthur James Balfour’a ulaşmayı başarmış ve onun Siyonizm’e destek vermesini sağlamıştır. Bu çok da zor olmamıştır, lakin Balfour da çocukluğunda dispensalist öğretilerle yetişmiştir.[15]

Lord Balfour, büyük bir mutlulukla çıkarttırdığı kararı dönemin Siyonist Kongre başkanı Lord Rothschild’e de göndermiştir. 11 yıl sonra Balfour’un dışişleri bakanıyken yayınladığı Balfour deklarasyonu, Siyonizm için milat olmuştur.[11]

Lord Balfour, büyük bir mutlulukla çıkarttırdığı kararı dönemin Siyonist Kongre başkanı Lord Rothschild’e de göndermiştir.[16] Bu deklarasyondan sonra Avrupa’dan Filistin’e göçler başlamış ve bu olay Amerikan basınında takdirle karşılanmıştır. 11 Haziran 1922 tarihli New York Times, göçmenleri New England ve Jamestown gibi Amerikan şehirlerini kuran ilk Amerikalı yerleşimcilere benzetmiştir. Gazete, Yahudilerin de bu topraklara refah ve medeniyet getireceğini yazmıştır.[17]

Deklarasyon, Lloyd George’un başbakanlığı döneminde imzalanmıştır. Lloyd George bununla ilgili olarak deklarasyonu hem milli çıkar düşüncesi hem de Siyonizm sempatizanlığından ötürü yaptığını açıklamıştır.

Çocukluğunun Baptist bir ortamda geçtiğini Pazar okullarının kendisinde Yahudi davasına karşı doğal bir sempati yarattığını itiraf etmiştir. Hatta daha da ileri giderek kendi tarihinden daha fazla İbrani tarihini bildiğini ifade etmiş, sadece birkaç İngiltere kralı sayabilecekken İsrail krallarının tamamını sayabileceğini iddia etmiştir. Diğer yandan Lloyd George’un “kısmen milli menfaatler” itirafından yola çıkarak aslında İngiltere’nin Siyonizm’e tüm desteğinin, Amerikalı Yahudilerin sempatisini kazanarak ABD’yi 1. Dünya Savaşına kendi saflarında dâhil etmek olduğu iddiası da göz ardı edilmemelidir.27 Nitekim o yıllarda Siyonizm, tüm Yahudiler arasında yaygın bir düşünce de değildir. Hatta İsrail’in ilk başbakanı olan David Ben Gurion, Britanya’ya karşı savaşmak üzere Osmanlı Devleti adına bir bölük kurma telaşındadır.

Öyle anlaşılıyor ki İngilizler hem ABD’yi kendi yanlarına çekmeyi başarmışlar, hem de Yahudilere şirin gözükerek başlarına bela olabilecek bir Osmanlı bölüğünün daha hiç kurulmadan dağılmasını sağlamışlardır.[11]

evanjelizm

Öğreti

Evanjelizm, temel olarak ayır edici dört düşünceye dayanmaktadır:

  1. Kutsal Kitabın, din ve ahlak için tek otorite olduğuna inanç;
  2. İnsanın kurtuluşun tek kaynağının İsa’nın haç üzerinde ölümü olduğuna inanç;
  3. Yeniden doğuşa inanç;
  4. Tanrı’ya hizmet etmenin ve Evanjelik inancı yaymanın gerçek dinin vazgeçilmez bir unsuru olduğuna inanç.[6]

Evanjelistler; tek amaçlarının İsa’yı dünyaya duyurmak olduğunu ve kimseyi zorla Hıristiyan yapmak gibi bir niyetlerinin olmadığını söylerler. Kendilerinin ne Katolik ne Protestan ne de Ortodoks olduklarını, köklerinin Hıristiyanlığın ilk günlerine kadar uzandığını iddia ederler. Evanjelistler, kendilerini “Mesih İnanlıları” olarak tanıtırlar.[18]

Evanjelizmin muhatabı yalnızca Hıristiyanlık dışı diğer din mensupları değil, dine karşı ilgisiz kalan Hıristiyan halklar da dâhil tüm insanlar olarak görülür. Dolayısıyla Evanjelizm, misyonerlikten farklı olarak hem Hıristiyanlara hem de Hıristiyan olmayanlara yönelik İncil mesajının sunulması amacına yöneliktir.[5]

Evanjelistler, şu anda dünyayı Tanrı’nın değil Şeytan’ın idare ettiğine inanmakta ve bunu savunmaktadırlar. Onlara göre Evanjelist Hıristiyanlığın dışındaki bütün inançların temelinde şeytani bir yapı vardır. Bu şer eksenleri ile Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarına ters düşmediği sürece anlaşma yapılabilir, ancak Amerikan çıkarlarına ters düştükleri zaman ifşa edilmeleri ve üzerlerine gidilmesi söz konusudur. Dünyanın geneline yöneltilen her türlü ayrımcılığı ve saldırganlığı meşrulaştıran sıkça başvurulan bu yöntem hiç kuşkusuz işe yaramaktadır. Yüzyıllar öncesinde Papa yani Tanrı adına savaşan Haçlılar misali, ABD de (güya) özgürlük ve iyilik adına savaşmaktadır: [19]

“..Sevgili vatanımız ile; tüm çocukları için hala canlı olan Amerikan rüyası, daha mükemmel bir birlik için verdiğimiz Amerikan sözü ve tüm dünyayı aydınlatan Amerika’nın parlak özgürlük meşalesi eşliğinde yeni bir yüzyıla...” [20]

Amerika Birleşik Devletleri’nin Anayasası ve buna bağlı olarak sosyal yaşam normlarında kutsal On Emir’in etkinliği tartışma götürmeyecek kadar açıktır. Zaten Amerikan halkının Anayasalarını İncil kadar kutsal görmeleri bundan kaynaklanmaktadır. Sonuçta Hıristiyan olmayan ya da inanmayanların, ki bunlar çoğu zaman aynı kapıya çıkar, da kitabıdır o. Evanjelizm Amerikan milliyetçiliği tarafından, Amerikan milliyetçiliği de hiç şüphesiz Evanjelizm tarafından beslenmektedir.[19]

Evanjelistlerin en belirgin özelliği, Hz. İsa’nın ikinci gelişiyle ilgili inançlarıdır. Onlara göre; İsa Mesih, ihtişamlı bir şekilde yeryüzüne döneceğini önceden bildirmiştir ve İsa Mesih’in dünyaya dönebilmesi için yerine getirilmesi gerekli bazı şartlar vardır. Bu şartlar; Yahudilerin Filistin’e geri dönmesi; İsrail devletinin kurulması; Yahudiler de dâhil dünyanın tüm uluslarına İncil’in vaaz edilmesi; Yedi yıl sürecek olan felaket dönemi; Kiliseye iman edenlerin göğe yükseltilmesidir. Tüm bu şartlar gerçekleştikten sonra İsa Mesih yeryüzüne dönecek, Armagedon savaşını yapacak ve İsa Mesih’in krallığı gerçekleşecek. Bunlar gerçekleştikten sonra ise Şeytan ve İsa Mesih’e iman etmeyenlerin yargılanması dönemi başlayacaktır. Bu yargılamada bir kimsenin adının yaşam kitabında yazılı olup olmaması belirleyici faktör olacaktır. Yeni gök ve yeni yeryüzünde İsa Mesih ve ona inananlar yaşayacaktır. Artık ölüm olmadığı gibi ne yas ne ağlama ne de ıstırap olacaktır.[6]

evanjelizm

Dispensationalizm (Muafiyetçilik)

“Dispensation”kelimesi İngilizcede su anlamlara gelmektedir:

  1. Dağıtma, bölme, idare, tertip.
  2. Muafiyet, af, hariç tutma, dışında bırakma, istisna.

Hıristiyanlıkta ise terim olarak ’bir dinin etkili olduğu dönem ve kilise tarafından çok özel olarak verilen izin manalarına gelmektedir. Dispensationalizm, İncil’i ve dünya tarihini yedi bölüme ayıran bir doktrindir. Kitab-ı Mukaddes’te dönüm noktası olan yedi aşama, belirledikleri için kendilerine “dispensationalist” demektedir. Aynı zamanda bu Hıristiyan gruplar, kendilerini Armagedon Savaşı öncesinde, o zamandaki felaket ve acılardan ayrı tuttukları, kendilerinin muaf tutulduklarına inandıkları için onlara Türkçede “muafiyetçi” denilmesi uygundur.

Dispensationalizm, Semaya Yükselmek, modern fundamentalizmde popüler bir anlayış olarak doğmuştur. 200 yıldan daha az bir geçmişe sahiptir. 1800 yıllık Hıristiyanlık tarihi boyunca, Hz. İsa’nın takipçileri O’nun bir gün tekrar döneceği inancını benimsemişlerdir.

Dispensationalizm düşüncesine göre; Hz. İsa’nın dönüşünden önce dünyada felaketler depremler, seller, savaşlar olacaktır. Kötü güçler dünyayı istila edecek ve özellikle İsrail ve Hıristiyanlar bu dönemi görecektir. Bu sıkıntılı dönem, “Türbülasyon” ismi ile adlandırılmıştır. Ancak Muafiyetçiler, kendilerini bu sıkıntıdan ayrı tutmuşlar ve sıkıntı öncesi Hz. İsa’nın kendilerini semaya yükselteceğine inanmışlardır. Bu inanış, Evanjelistlerce “dispensationalizm” olarak adlandırılmıştır.

Bu inanısın babası, İngiltere Kilisesi eski papazı John Darby’dir. Darby, dispensationalizm inancının önderi ve misyoneri’ haline gelmiştir. John Darby, Avrupa’yı etraflı bir şekilde gezdikten sonra Amerika’ya misyoner seyahatlerine başlamıştı. Darby, 1875 ile 1920 arasında Kuzey Amerika’daki evanjelik ve fundamentalist hareketlere sekil veren Yeni Kitab-ı Mukaddes ve “Kehanet Kongresi” (New Bible and Prophecy Conference) hareketinin liderleriyle tanışmış ve onları etkilemiştir.

John Darby’nin. Filadelfialı Presbiteriyen James Brookes, Chicagolu Dewight L. Moody, erken dönem evanjelist yazar William E. Biackstone ve Scofield Referans İncil’ini yayınlayan Cyrus Scofield gibi evanjelik liderlerle doğrudan bağlantıları bulunmaktaydı ve bunlar üzerinde hatırı sayılır etkisi vardı.1800’lerin ortalarına ve John Darby ile Cyrus Scofieid’in vaazlarına kadar, Katolik ya da Protestan kimselerin, ahirzaman ızdırabından kurtulma gibi bir hayali yoktu. Jerry Falwell, Pat Robenson, Jacb Van mpe gibi Evanjelistlerin önde gelen dini önderleri diger dispensationalistler; uzun bir zorluk döneminin bir saatine. hatta bir saniyesine bile katlanmamanın özlemini çeken kimselere cazip gelmektedir. Evanjelistler’in en önemli inancı, bu ıstıraptan muaf olmalarıydı.[8]

Gary Burge, dispensalizmi şu şekilde özetlemektedir:

Anlaşma: Tanrı’nın İsrail ile sonsuz ve kayıtsız şartsız bir anlaşması vardır. Buna göre İbrahim’e verilen topraklar geri alınmayacaktır. Bu yüzden tüm arsızlığına rağmen bu ayrıcalıklar onlardan geri alınmadı.

Kilise: Tanrı’nın planı hep İsrail’i kurtarmaya yönelik olmuştur. Ama ne zaman İsrail İsa’ya karşı çıksa, kilise yedek plan olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Mesih’in dönüşünde kilise ortadan kalkacak ve İsrail yeniden Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olacak. Şimdi, yakında sona erecek olan ‘Gentile’ (Yahudi olmayanlar) çağında yaşıyoruz. Bu demektir ki iki anlaşma var; biri Musa ile diğeri İsa ile. Ama bu yeni anlaşma eskisini geçersiz kılıyor.

Modern İsrail’i korumak: İsrail için “Seni koruyanı koruyacağım ve seni lanetleyeni lanetleyeceğim” diyen Yaratılış 12:3’ü harfi harfine anlamalıyız. Bu yüzden Hıristiyanların İsrail’i korumak ve Kudüs’ün selametini sağlamak için dini bir sorumlulukları vardır. Eğer İsrail’i politik olarak desteklemekte başarısız olunursa, ilahi azaba maruz kalınacaktır.

Kehanet: İncil’deki olaylar aslında o dönemi değil günümüzü tasvir etmektedir. Bu yüzden, mesela Daniel 7 pasajına baktığımızda, gerçek bir yorum becerimiz varsa gözlerimizin önünde modern tarihin sayfalarının açıldığını göreceğiz.

Modern İsrail ve Eskatologya: İşte modern İsrail bu geri sayım kehanetindeki katalizördür. Eğer bunlar son günlerse, medeniyetlerin dağılmasını, kötülüğün artmasını, uluslararası barışın ve eşitliğin bozulmasını, Deccal’ın gelmesini ve İsrail’e olan imanımızın sınanmasını beklemeliyiz.” [21]

Fundamentalist-Evanjelikler ve özellikle dispensasyonal tarihselciliği savunanlar, Orta Doğu’da meydana gelen olayları Kutsal Kitap kehanetlerinin gerçekleşmesi yönünde yorumlayan düşünceleri sebebiyle İsrail devletine karşı bir sempati duymaktadırlar. Öteden beri Amerika’nın İsrail’e önemli miktarda maddi destek sağladığı da bilinmektedir. Fakat Amerika’nın İsrail’e her yıl yaptığı maddi yardımların kesin miktarı, Amerikan kongre üyeleri tarafından açıklanmamakla birlikte resmi rakamlara göre 1949-1995 arası 46 yıllık süre zarfında Amerika, küçük bir devlet olan İsrail’e; Afrika, Karayip ve Latin Amerika ülkelerine yapılan yardım miktarına karşılık gelen 62.5 milyar dolar dış yardım sağlamıştır. Bir başka ifadeyle söylersek diğer ülkelere kişi başına yapılan yardım 40 dolara karşılık gelirken, İsrail’e yapılan yardımlar ise kişi başına 10.775 doları bulmaktadır.

Darbyistlerin kendilerini “Hıristiyan siyonistler” olarak adlandırmalarının temel nedeni de Kitab-ı Mukaddes’i ele alış tarzlarından kaynaklanmaktadır. Nasıl ki Yahudiler Filistin topraklarında İsrail’in kurulmasını savunuyorlarsa, Darbyistler de aynı şeyi onlardan daha ateşli savunmaktadırlar. Çünkü dispensalizm inancına göre Mesih’in dünyaya yeniden gelmesi için bazı şartlar vardır. Bunlar;

  1. Yahudilerin Filistin’e geri dönmeleri.
  2. Yahudi devletinin kurulması.

14 Mayıs 1948’de İsrail devletinin ilanı, muafiyetçi hareket için ilk kehanetlerinin yerine gelmesi anlamına geliyordu. Dünyanın dört bir tarafına dağılmış amaçsız Yahudilerin İncil’de tarif edilen atalarının yurduna dönmeleri ile yeni bir dönem başlıyordu. Haziran 1967’de altı günlük savaştan sonra Yahudilerin Kudüs’ün hepsini ve tarihi Tapınak Dağı’nı ele geçirmesi, muafiyetçiler için İsrail devleti ile ilgili kehanetlerin bir kez daha doğrulanması anlamına geliyordu. Onlara göre artık Yahudi olmayanların egemenliği son bulmuştu ve Kudüs, tamamıyla Yahudi egemenliği altına girmişti. Doğal olarak kıyamet için muafiyetçi teolojinin kehanetleri doğru yolda ilerliyordu.

  1. Dünyanın, İsrailoğulları dahil, tüm uluslarına İncil’in vaaz edilmesi.

Bu kehanet doğrultusunda Misyonerlik faaliyetleri hız kazanmıştır.

  1. Rapture (Vecd): Kilise’ye iman edenlerin Cennet’e yükseltilmesi.
  2. Türbülasyon (Felaket dönemi): Yedi yıl sürecek olan felaket dönemi.
  3. Armagedon savaşı: İsrail’deki Megiddo ovasında yapılacak savaş.
  4. Deccal ve ordusunun yenilmesi ve Mesih’in krallığını kurması.[8][11]

Evanjelik Hıristiyanlar, bu kehanetler ışığında kıyametin bugünkü neslin üzerine kopacağına inanmaktadırlar. Kıyamet sahnesinin hazırlanması için bir hadisenin yerine gelmesi gerekiyor. Örneğin Yahudilerin Filistin’e dönüp İsrail devletini kurmaları, Kudüs’ü başkent yapmaları, Mescid-i Aksa’nın yerine Süleyman Mabedi’nin inşa edilmesi, develerin kurban edilmesi gibi. Tüm bunların İncil tarafından öngörüldüğüne, bu çerçevede İsrail devletinin yaptıklarının Tanrı’nın iradesine uygun olduğuna inanıyorlar.

Yine Evanjelik öğretisine göre kıyamet sahnesinin hazırlanması konusunda İsrail’e yardım etmek ve kıyametin çabuklaştırılması için ne gerekiyorsa yapmak gerekmektedir. Yahudilerin yanı sıra İsrail’in en güçlü Amerikan destekçileri, Evanjelik Hıristiyanlardır ki bunların çoğu Tanrı’nın Yahudilere tarihi Filistin üzerinde ilahi bir hakimiyet hakkı tanıdığına kuvvetle inanmaktadırlar.

Simdi son kehanet kalmıştır.O da Mescid-i Aksa’nın yerine Süleyman Mabedi’nin inşa edilmesi ve develerin burada kurban edilmesidir. Yahudiler, er geç Mescid-i Aksa’nın yıkılacağına inanmakta ve bunun için planlar yapmaktadır. Daha da ilginç olan, aralarında Mescid-i Aksa’nın maketler halinde sökülerek Mekke’ye götürülmesi gerektiğini iddia edenler de vardır.[8]

evanjelizm
Hıristiyan Siyonist Kongresi.

Hıristiyan Siyonizmi

Siyonizm, tüm dünya Yahudilerinin esasında Filistin’de devlet sahibi olması gerektiğini iddia eden ve bu konuda siyasi mücadele veren harekettir. Hıristiyan Siyonistler de aynen bu düşüncede olan Hıristiyanlardır. Onların bu düşüncede olmasının nedeni ise evanjelik inançlarından kaynaklanmaktadır. Bu da Mesih’in gelmesi için kıyametin kopması gerektiği inancından kaynaklanmaktadır. Kıyametin kopmasıysa yukarıda bahsedilen Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması şartına bağlıdır. Hıristiyan Siyonistler, bazen bu düşünceyi Siyonistlerden daha ateşli savunmaktadırlar.[11]

Evanjelistlere göre; ABD, Hıristiyanlığı temsil etmektedir. Ayrıca teolojik açıdan her Hıristiyan, İsrail’i desteklemelidir. Eğer Hıristiyanlığı temsil eden bu güç İsrail’i koruyamaz ise Tanrı nezdinde itibarını kaybedecektir. Bu yüzden ABD’nin İsrail’e vermiş olduğu destek somut ayrıntılar göz önüne alındığında ABD’nin emperyalist çıkarlarıyla açıklanamaz. ABD yönetiminin Ortadoğu politikalarını izah edebilmek için, ABD’deki örgütlü Yahudi topluluğunun ve Evangelist grupların sahip olduğu gücü mutlaka hesaba katmak gerekir.[22]

Yahudi halkı ve Yahudi devleti İsrail ile ilişkiler, Amerikan Evanjelistlerinin dış politika alanında ilgilendikleri konuların başında gelmektedir. İsrail politikalarına sürekli ve güçlü destek vermeleriyle diğer Hıristiyan Protestanlardan farklı bir duruş sergilemektedirler. 1948 yılında İsrail devleti kurulduğunda Protestan kiliseleri yeni kurulan devlete karşı olumlu yaklaşsa da 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından İsrail’e eleştirel yaklaşmaya başlamışlar ve Filistinlilere destek vermişlerdir. Evanjelikler bunun tam tersi bir yaklaşım göstererek İsrail ordusunun Kudüs’ü almasını kendileri için de bir dönüm noktası olarak değerlendirmişlerdir ve İsrail devletine olan desteklerini yarım yüzyıldır sürdürmüşlerdir. Çalışmanın bu bölümü, Evanjeliklerin İsrail’e olan özel ilgilerinin ardında yatan normatif değerleri ortaya koyarak ABD’nin İsrail politikalarının daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır.[6]

Siyonist Kongre’den sonra, yine aynı yerde 2. Siyonist Kongre toplanmıştır. Bu sefer dikkat çekici olan katılanların hemen hepsinin Hıristiyan olmasıdır. Zaten adı da bu yüzden 1. Hıristiyan Siyonist Kongresi olarak geçer. Kongre sonunda alınan kararlardan biri de İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria bölgesini resmen ilhak etmesidir.

Hıristiyan Siyonistler, İsrail’in gevşek davrandığını ellerini biraz daha çabuk tutmaları gerektiğini ima etmektedir. Bu düşünceyi biraz abartılı bulan Yahudi bir katılımcı, bunun İsrailliler tarafından dahi tepki toplayacağını dile getirince, Uluslararası Hıristiyan Elçiliği temsilcisi Van der Hoeven, “İsraillilerin ne düşündüğü umurumuzda değil. Biz Tanrı’nın ne söylediğine bakarız ve Tanrı o toprakların Yahudilere ait olduğunu söylüyor.” diye çıkışır.

Başka bir açıdan bakıldığında Hıristiyanların ve Yahudilerin yakınlaşmasının 2. Dünya Savaşından sonra başladığını söylenebilir. İngiltere’nin aktif rol aldığı İsrail’in kuruluşu sürecinde görüldüğü üzere, Amerika Birleşik Devletleri, bu süreçte çok da etkin olmamıştır. Fakat 2. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’yı düşman benimseyen ABD, Almanya’nın düşman bellediği Yahudileri de dostu görmeye başlamıştır. ABD’de yaşayan Yahudi diasporası da bu dönemde daha kenetlenmiş ve Amerikan gücünü Almanya’daki Yahudi halkı lehine kullanmak için siyasi olarak örgütlenmiştir.

Dispensationalizm maddesinde saydığımız 7 şarttan ilki bu şekilde gerçekleşirken, 2. şart olan Kudüs’ün başkent ilan edilmesiyse 1967’de gerçekleşmiş ve Evanjelistler, bunu mucizevî bir olay olarak değerlendirmişlerdir. Çünkü bu, yeni kehanetin habercisidir ve bunlar sırasıyla tamamlandığında Hz. İsa dönecektir.[11]

Evanjelistlerin Amerika’daki Nüfusu

Evanjelizm mezhebinin etki alanının her geçen gün Amerika’da daha da genişlediği görülmektedir. Rakamlarla göstermek gerekirse, İç Savaş dönemi (1861–1865) Amerika’sında evanjelik kilise mensubu sayısı sadece dört milyonken, bugün bu rakamın Jerry Falwell tarafından 70 milyon olduğu iddia edilmektedir.[23] Gallup’un resmi sitesindeki verilere göreyse 2005 anketine göre Amerikan halkının B’si kendini Evanjelist olarak tanımlamaktadır.[11][23]

Evanjelizm ve Siyaset

Din, Amerikan siyasi hayatına yalnızca Evanjelik ve fundamentalist cemaatlerin etkileriyle girmemiş bilakis Amerika’nın politik geçmişi din ile her zaman iç içe olmuştur. Gerçekte batı uluslarının birçoğu da kiliseler tarafından kurulmuş ve din bu ulusların ayrılmaz birer parçası olmuştur. Bu bağlamda koloni dönemi Amerikan siyasi tarihine baktığımızda, genel olarak Katolik ve Protestanlar arasında geçen siyasi bir çekişmenin baş gösterdiğini görürüz. Bu dönemde iki kesim arasındaki çekişmeler zaman zaman Demokratların safında, zaman zaman da Cumhuriyetçilerin safında yer alma uğruna gerçekleşen olaylara şahitlik etmiştir.[2]

Amerikalı beyaz nüfusun önemli bir bölümü Evanjelik olduğu için Amerikan politikalarında, özellikle başkanlık seçimlerinde adayların bu grubun desteğini alması önemlidir.[6]

Evanjelikler 1970’lere kadar önemli ölçüde Demokratlara destek vermişler ancak bu tarihten sonra desteklerini Cumhuriyetçilerden yana kullanmaya başlamışlardır Fakat bu tarihlerde toplumda suç oranları ve ahlaki yozlaşmaların artması, İncil’i Tanrı’nın doğrudan ve yanılmaz buyruğu olarak gören büyük muhafazakâr Hıristiyan yapılanmaları tedirgin ediyordu. Bu bağlamda muhafazakâr Protestanlık içerisinde ortaya çıkan The New Christian Right oluşumu, etkili toplumsal yapısı nedeniyle kısa zamanda yayıldı.

Hareket içerisinde Virginia’da Jerry Falwell, Pat Robertson ve Texas Fort Worth’te James Robinson gibi ünlü televizyon Evanjelistleri, ahlak ve siyaset konularındaki görüşlerini etkili bir şekilde yayınlamaya başladılar. Bu kişiler, çok sayıda izleyiciyi kendilerine çekmeyi başarmakta zorlanmadılar. Bununla birlikte Baptist vaiz Jerry Falwell tarafından Haziran 1979 yılında örgütlenen ve 1980 yılında ulusal çapta 400.000 üyesi olduğunu ve 48 eyalette politik kurullarda yer aldıklarını açıklayan Evanjelik Moral Majority grubu da, dinsel bir cemaat olarak siyasi arenada etkili olmaya başladı.

Pat Robertson ise, 1990’larda Cumhuriyetçi Parti içinde etkin bir güç haline gelen Hıristiyan Koalisyonu adında bir örgüt kurmuştu. Ardından Memphis, Tennesse’de E. E. McAteer Religious Roundtable adıyla bir örgüt kurdu. Moral Majority, Christian Voice ve The National Federation for Decency gibi Hıristiyan sağ örgütler de, geniş seçim bölgelerinde ötenazi, kürtaj, homoseksüellik, pornografi, cinsellik eğitimi gibi konular etrafında birlikte hareket ettikleri propaganda faaliyetleri yürüttüler.[2]

Evanjelizmin ABD yönetiminde, Demokrat Başkan Jimmy Carter döneminde kendini hissettirmeye başladığı görülmektedir: [24]

“…Önümde İncillerden biri ilk Başkanımızın 1789’da yemin töreninde kullandığı diğeri de birkaç yıl önce annemim verdiği İncil…” [25]

Ardından muhafazakarların dünyanın önemli noktalarında idareyi ele aldıkları 80’lerde Beyaz Saray’daki Ronald Reagan zamanında artan Evanjelizmin etkisi günümüzde zirveye çıkmıştır.[19]

“...Bana bugün dua etmek için binlerce toplantı düzenlendiği haberi geldi ve bunun için müteşekkirim. Biz Tanrı’nın kutsadığı bir milletiz ve ben inanıyorum ki; Tanrı bizim özgür olmamızı istedi. Benim düşünceme göre gelecek yıllarda da yemin törenlerinin dua günü ilan edilmesi çok uygun olur...” [26]

Amerikan siyasi arenasındaki etkinlikleriyle ön plana çıkan bu dinsel örgütlenmeler, çeşitli dönemlerdeki başkanlık seçimlerinde de nüfuzlarını kullanarak seçmenleri etkileme yönünde çalışmalardan geri kalmamışlardır. Örneğin Jerry Falwell ve Pat Robertson gibi vaizlerin önderlik ettiği, Carter’a karşı Ronald Reagan lehindeki kampanyalar, 1980’de Evanjeliklerin Amerikan siyasetindeki varlıklarını hissettiren somut örneklerdi. Moral Majority ve diğer Hıristiyan sağ örgütlenmeler 1980 Kasım seçimlerinde etkili olduklarını ve hatta Cumhuriyetçi parti programının şekillenmesinde önemli role sahip olduklarını düşünüyorlardı.

Reagan ve Baba Bush’un seçilmelerinde önemli rol oynayan Yeni Hıristiyan Sağı’nın bu çabaları karşılıksız kalmamış ve bu iki başkan döneminde kendi yapılanmalarının etkinlikleri konusunda zorluklarla karşılaşmamışlardır. Zaten Reagan’ın siyaset anlayışında İncil’in literal yorumlarının etkisi inkâr edilemez bir gerçek olmuştu.

Falwell ve Robertson 1988 yılında da Cumhuriyetçi başkanı aday göstermek için yapılan kampanyalara katıldılar. Yine Bill Clinton’un başarılı sayılan iki dönem Amerika başkanlığının ardından, 2000 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde, demokratların adayı Al Gore’un başkan olması beklenirken, tartışmalı bir seçim neticesinde Evanjeliklerin destek verdiği ve kendisi de bir Evanjelik olan George W. Bush başkan seçilmesi de Evanjeliklerin Amerikan siyasetindeki etkisini gözler önüne sermişti.

Aslında Amerikan başkanlarının birçoğu yeniden doğuşçu (born again) Hıristiyan olduklarını gizlememişlerdir. Başta Jimmy Carter olmak üzere Ronald Reagan ve son başkan George W. Bush’un yeniden doğuşçu/Evanjelik olduğunu dünyada duymayan yok gibidir.

Bu bağlamda oğul Bush’un başkan olmasının hemen ardından 11 Eylül 2001 yılında Amerika’nın yaşadığı terör saldırıları, başkan Bush’un söylemlerine dini inancının etkileri şeklinde yansımıştı. Saldırılardan sonra Bush, “şer ekseni”, “haçlı savaşı” ve “ya bizden yana/bizimle olursunuz ya da bize karşı” gibi söylemlerle dünyaya yeni düşmanını ilan ederken tamamen dinsel argümanlarla konuşuyordu. Aynı zamanda Bush, kendisini Tanrısal bir görevi yerine getiren mehdi olarak gördüğünü ima eden açıklamalarda bulunmaktan geri kalmamıştır.[2]

Yuhanna’ya ait olduğu iddia edilen “Vahiy” kitabında bahsi geçen “Yedi Mühür” metaforu, konumuz bağlamında oldukça ilginçtir. Bu kehanete göre Tanrı’nın Krallığı gerçekleşene değin insanlık yedi safha geçirmek zorundadır. Betimlenen bu safhaların her birinde büyük katliamların, salgın hastalıkların, depremlerin ve bunlar gibi küresel felaketlerin gerçekleşmesi gerektiğinden bahsediliyor oluşu, dünyamızın ne derece ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. ABD hükümetinin onlarca yıldır örtülü bir şekilde takındığı Türkiye karşıtı tutumun, Hıristiyanlarca “Kanlı Ay Tutulması” olarak anılan “Kızıl Ay Tutulması”ndan sonra bu derece ayyuka çıkmış olması da ilgili tezi güçlendirmektedir. Yuhanna kitabının “Altıncı Mührün” açıldığı bölümünde şöyle bir ifade geçmektedir:

“Ay baştan aşağı kan rengine döndü.”

Kehanetlerde bu gibi alametlerden sonra ne olacağı ise şöyle tasvir edilir:

“Dünya kralları, büyükleri, komutanları, zenginleri, güçlüleri, özgürü kölesi herkes mağaralara, dağlardaki kayaların arasına gizlendiler. Dağlara, kayalara, “Üzerimize düşün!” dediler, “Tahtta oturanın yüzünden ve Kuzu’nun gazabından saklayın bizi! Çünkü onların gazabının büyük günü geldi. Buna kim dayanabilir.”

Bu noktada Trump hükümetinden kimi isimlerin, tam da “Kanlı Ay Tutulması”ndan sonra Türkiye’ye yaptırım tehditleri savurmaya başlaması oldukça dikkat çekicidir.

Muhayyel Tanrı Krallığının kurulması için Yuhanna kehanetlerinde geçen diğer bir gereklilik de, Galip Gelene sabahyıldızının (Venüs’ün) verilmesidir. NASA’nın uzay faaliyetlerini incelediğimizde Venüs hakkındaki araştırmaların bolluğunu fark ederiz. Öyle ki, NASA uzmanları Mars’tan önce Venüs’e insan göndereceklerini ve bu alandaki çalışmaların ilerleyerek devam edeceğini sürekli dile getirmektedirler. Anlaşılan o ki, ABD hükümeti, Venüs’e insan göndermenin zorunluluğuna inanmış durumdadır. Çünkü, Tanrı Krallığının ancak bu gibi şartların yerine getirilmesinden sonra tesis edilebileceğine inanmaktadırlar.

Şu anda ABD’yi yöneten hükümet başkanının ismi de sözde Tanrı Krallığının hayata geçirilmesini salık veren kehanetlerle uyumlu görünmektedir. Bilindiği gibi “Trump” kelimesi “borazan sesi” anlamına gelmektedir. Yuhanna’nın kehanetlerinde de ilginç bir şekilde “Yedi Borazan Sesinden” bahsedilmektedir. Muhtemelen bu kehanetlerden yola çıkan Evangelist-Siyonist yapılanma Trump’u, Yedi Meleğin Borazanların sesi olarak kurgulamakta ve Trump’un iktidarda kaldığı her sene, Mesih krallığının kurulması için gerekli görülen icraatların gerçekleştirileceğine inanmaktadır.

Borazan sesi metaforuyla betimlenen kehanetlerin birinde karşımıza çıkan dehşetli ifadeler ise, Türkiye’nin güney komşularını ve güneydeki sınırlarını (Fırat nehri boyunca) tehdit eden şiddet içerikli gelişmelerin gerçek fâilini de ele vermektedir. Aşağıdaki ifadeleri Türkiye’nin bölgedeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarını da hatırlayarak okursanız, devletimizin insanlığı nasıl bir felaketten kurtardığını da açıkça görürsünüz:

“Altıncı melek borazanını çaldı. Tanrı’nın önündeki altın sunağın dört boynuzundan gelen bir ses işittim. Ses, elinde borazan olan altıncı meleğe, “Büyük Fırat Irmağı’nın yanında bağlı duran dört meleği çöz” dedi. Tam o saat, o gün, o ay, o yıl için hazır tutulan dört melek, insanların üçte birini öldürmek üzere çözüldü. Atlı ordularının sayısı iki yüz milyondu, sayılarını duydum.”

Yuhanna’nın bahsi geçen kehanetlerinin bir kısmı İslam âlimleri tarafından da ciddiye alınmıştır. Ancak bu ifadeler günümüz Evanjelistlerinin anladığı şekilde yorumlanmamıştır. Bu ihbarların çoğu Peygamberimizin (SAV) peygamberliğinden haber veren ve bu peygamberliği ispat eden deliller olarak görülmüştür. Örneğin; İslam âlimlerine göre “Galip Gelen” metaforuyla işaret edilen kişi Hz. Muhammed’dir. Kısacası, o günlerde de Müslümanlar, kimi Hıristiyanların Tanrı’nın Krallığı benzeri ütopyalar peşinde koşmalarını engellemeye çalışmışlardır.

Kurân-ı Kerim’de cennet ve cehennemi dünyada kurgulayan anlayışlar yerine metafizik boyutlu bir Cennet-Cehennem inanışını yerleştirmiştir. Üstelik bu inanış, Müslümanların sekülerleşmesinin önündeki en büyük engel olmuştur. Çünkü Müslümanlar ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan dünyevi bir krallık hayaliyle değil, ebedi bir Cennet ve Cemalullah aşkıyla doludurlar. Dünyevi hükümranlıklar Müslüman için hedef değil, ebedi saadet için sadece birer araç olmaktadır.

Tanrı’nın Krallığı’nın kurulması için kıyametin şartlarının gerçekleştirilmesi gerektiği inanışı, dünyamızın ve insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Emin olun ki, böyle bir kıyamet saplantısı öncelikle Yahudi ve Hıristiyanların huzurlu yaşamlarını tehdit edecektir. Fakat dünyamızın bir kurtuluş umudu halen var. İnsanlık, ancak Kuran’ın âdil yol göstericiliği ile kurtulabilir. Muhayyel bir “Tanrı’nın Krallığı” düşünü gerçekleştirmek adına Tanrı’larını kıyamete zorlayanları; hakikat, izan ve adalet yoluna çağırmaksa, Türkiye’nin görevidir.[27]

Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak

Kitab-ı Mukaddes’i esas alan Evanjelistler, kitapta bahsedilen kehanetlerin gerçekleşmesi için kendilerini sorumlu bilirler. Mesih’in dönmesini istiyorlarsa, Tanrı’nın buna zorlanması gerekmektedir. Onlara göre şartları olgunlaştırmak insanların elindedir. Şartlar olgunlaştığındaysa Tanrı zaten üzerine düşeni yapacaktır.

Amerikalı Evanjelistler, üzerine düşeni yapmakta, bunun için de siyaset ve medya kanalını etkin bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu da Evanjelizm hareketinin yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü Evanjelizmin diğer mezheplerden asıl farkı da durağan olmamasıdır. Diğer mezhepler ‘öz bilince ulaşma, iyi bir kul olma’ gibi dini gayretler içindeyken; Evanjelistler, bunların yanında bu hasletleri diğer insanlara da yayma gibi aktif bir tutum içindedirler. Bu da, inancın misyoner kimliğini göstermektedir. “Saved” terimiyle dile getirilen “kurtarılma” ya da “convert” terimiyle dile getirilen “döndürmek” (inanç olarak) ifadeleri sıkça kullanılmaktadır. Daha çok insana ulaşmak, daha çok para ve daha çok oy demektir ve bu yüzden çok önemlidir.[11]

vaat edilmiş topraklar, arzı mevud, promised lands

Filistin Meselesi ve Evanjelistler

Coğrafi açıdan bakıldığında, Filistin, hem Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın doğduğu ve yayıldığı yer olduğu için Evanjelikler için kutsaldır. Bu bölge Tanrı’nın seçilmiş halkını koruduğu, kolladığı, kılavuzluk edip yargıladığı topraklardır. İsa’nın da doğumun, ölümün ve yeniden dirilişine konu olan kutsal yerlerdir. Bu nedenle Evanjelizme göre Ortadoğu, özellikle Filistin toprakları diğer coğrafyalara göre ayrıcalıklı yere sahiptir. Teolojik açıdan ise Evanjelikler İncil’e atıfta bulunarak İsraillilere olan sürekli desteklerini rasyonalize etmeye çalışmaktadırlar. Öncelikle Kutsal Kitap’ta İsrail ulusuyla ilgili anlatı ve öğretileri dikkate almaktadırlar. Bu anlatılara göre, insanlığın kurtuluşu ve bağışlanması için Tanrı, planını gerçekleştirmeye hizmet etmesi için İsrail ulusunu aracı olarak seçmiştir. Bunun için Tanrı, Hz. İbrahim ve nesline Mısır’daki Nil nehrinden Irak’taki Fırat nehrine kadar uzanan topraklarda bir Kenan ülkesi kurma vaat edilmiştir. Hıristiyan Siyonistlere göre bu vaade modern Arapların atası olarak kabul edilen Hz. İbrahim’in ilk oğlu Hz. İsmail dahil değildir. Bununla birlikte Kutsal Kitap, Tanrı’nın kurtuluş vaadinin yalnızca İsrailoğulları için değil, onları gözetenler için de olduğunu öğütlemektedir.

İncil’e göre, İsa Peygamber’in yeniden dünyaya gelişinde İsraillilerin rolü tartışmasız geçerliliğini korumaktadır. Yahudi halkı bu dünyanın sonu geldiğinde Armagedon çatışmasında şer güçlerine karşı anahtar rol oynayacaktır. Kötülüğe karşı bu savaş, Yahudiler kutsal topraklara döndüğünde Kuzey İsrail ovalarında gerçekleşecektir ve ancak kötülük ortadan kaldırıldığında İsa yeniden dirilecektir. Bu anlatıya göre, İsa’nın dönüşünün önkoşulu Yahudi devletinin inşası ve devamına, İsrailoğullarının güvenliği ve refahına bağlıdır.

Bu nedenle İsrail devleti, Hıristiyanlar için, özellikle Hıristiyan Siyonistler ve Evanjelikler için ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Din, Amerikan kimliğinin temel oluşturucu öğelerinden olduğu için ABD dış politikasında İsrail’in özel bir yeri olmuştur.

1. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı kontrolünden çıkıp 1917’de İngiliz manda yönetimi altına giren Filistin’de bir İsrail devletinin kurulmasını öngören Balfour Deklarasyonu Amerikan Siyonistlerinin de etkisiyle 1919’da Kongre’de onaylanmıştır. Kısacası, devletin kuruluşundan itibaren İsrail ve ABD arasındaki özel ilişkide din, önde gelen belirleyici bir unsur olmuştur.

Amerikan Başkanı Henry Truman, İsrail devletinin kurulmasına destek vermiş ve sonraki yönetimler de yeni kurulan Yahudi devletiyle yakın siyasi ilişkilerin sürdürülmesine onay vermişlerdir. Truman, Yahudi halkının ve kutsal toprakların Tanrı’nın gözünde ayrı bir yere sahip olduğunu düşünmekteydi37. Truman’a göre İkinci Dünya Savaşı boyunca maruz kaldıkları Holokost dahil, iki bin yıl boyunca topraklarından uzakta büyük ızdıraplar çeken Yahudilerin anavatanlarına kavuşma isteğine hassasiyetle yaklaşılmalıydı. Dolayısıyla, Truman, binlerce Yahudi mültecinin Filistin topraklarına yerleşimi için 135 milyar dolarlık yardım sağlamıştır. Devletin kurulmasından sadece üç yıl sonra nüfus ikiye katlanmıştır. O dönemki Amerikan çıkarlarıyla çatışmasına rağmen Washington’un İsrail’e bu yaklaşımı Truman’ın dindarlığıyla açıklanmaktadır.

Başlangıçta ABD, İsrail’e askeri yardımı veto etse de Truman’ın ardından gelen Dwight D. Eisenhower ve John F. Kennedy yönetimleri dönemlerindeki 1958 Lübnan ve Ürdün krizleri, Irak devrimi, Mısır-Irak rekabeti, Arap milliyetçiliği ve anti-koloniyalizmin yükselişi, Sovyet yayılmacılığı gibi Ortadoğu’daki gelişmeler İsrail’in önemini arttırmaya başlamıştır. Özellikle 1967’deki Altı-gün Savaşı sonrasında Washington’ın İsrail’e bakışı değişmiştir. Başkan Nixon’a göre Sovyetleri Ortadoğu’da durdurabilecek tek güç, İsrail’dir. 1970’lerde bu bakış açısı Washington’a iyice yerleşmiş, İsrail lobisi etkisini göstermeye başlamış, Başkan Gerald Ford ve Jimmy Carter dönemlerinde İsrail’e destek artmıştır. Bunda Jimmy Carter’in Evanjelik kimliği ve dünya görüşü etkili olmuştur. ABD, İsrail’i Soğuk Savaş dönemi çevreleme stratejisine dahil etmiş, büyük oranda askeri yardım sağlamıştır.

Obama’nın 2009’da ilk yurtdışı ziyaretlerini Türkiye ve Mısır’a yapması ve İsrail’le ilişkilere öncelik vermemesi dikkat çekmiştir. Obama’nın Filistin sorununa yaklaşımı İsrail’deki ‘iki devletli’ çözüme mesafeli duran Netanyahu yönetimiyle yakın ilişkiler geliştirilmesine engel olmuştur. Obama’ya göre İsrail, iki devletli çözüm öneren BM kararlarına uymalı ve yayılmacı politika izlememelidir. Bu açıdan, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşimleri ABD için sorunludur. Tüm bunlara rağmen Obama yönetimi de İsrail’i BM Güvenlik Konseyi’nde sürekli desteklemiş, İsrail aleyhinde kararlar alınmasını veto etmiştir.

2017 yılbaşından beri süren Cumhuriyetçi parti adayı Donald Trump’un başkanlığıyla ABD-İsrail ilişkilerinin yeniden ısındığı bir dönem başlamıştır. Trump, seçilmesinden kısa süre sonra Şubat 2017’de Netanyahu’yla bir basın toplantısı gerçekleştirmiştir. Beyaz Saray, İsrail yönetiminin söylemlerini destekleyerek İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşimlerinin barış sürecine zarar vermeyeceğini açıklamıştır.51 Trump’un başa gelir gelmez yedi Müslüman ülke vatandaşlarının ABD’ye girişini yasaklama önerisi de dünyada büyük tartışmaya neden olmuştur. Dolayısıyla, Evanjeliklerin büyük desteğini ve onayını alan Trump’un seçimiyle İsrail, bölgesinde tekrardan manevra alanını genişletmeye başlamıştır.[6]

vaat edilmiş topraklar, Türkiye
Türkiye'nin bazı kısımlarını da içine alan vaat edilmiş topraklar haritası.

Türkiye Üzerindeki Hedefleri

Amerika Birleşik Devletlerinde son zamanlarda etkisini artıran Evanjelizm mezhebi, Türkiye’yi de Mesih planı çerçevesinde tehdit etmektedir. İlk ortaya çıktığında özellikle Orta ve Güney Amerika’da çiftçi kesiminden büyük destek gören mezhep, zamanla Amerikan Başkanlarının dış politikasını belirleyecek seviyeye gelmiştir. Bu politika, kayıtsız şartsız İsrail’in desteklenmesini ve bölgenin Eski Ahit’in tasvir ettiği şekilde yeniden yapılandırılmasını öngörmektedir. İşte bu noktada Türkiye, Evanjelizm planı ve dolayısıyla ABD ve İsrail ile karşı karşıya gelmektedir. Çünkü Evanjelizm’in kıyamet senaryosunda Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmediği anlaşılmaktadır.[11]

“O gün Rab İbrahim’e ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat nehrine kadar diyarı senin zürriyetine verdim.” [28]

İşte Eski Ahit’te geçen bu ayet, Evanjelistler ve Siyonistler için ele geçirilmesi gereken toprakları göstermektedir. Evanjelistler için bu sınırlar arasındaki toprakları almak dispensalizmin şartlarından biriyken, Siyonistler için inançları gereği vaat edilmiş toprakları göstermektedir.

Nil ve Fırat arasındaki bu topraklar Irak, Suriye, Mısır, Sudan ve Türkiye’yi kısmen; Ürdün, Lübnan ve Kuveyt’in ise tamamını içermektedir. Bahsi geçen bölgelerin her zaman diken üstünde duran istikrarsız bölgeler olması dikkat çekicidir. Çünkü bu ülkeler, Amerika’nın Evanjelist, İsrail’in ise Siyonist ülküsü çerçevesinde sürekli manipüle edilmektedir. Bu ülkelerden Ürdün ve Lübnan hiçbir zaman istikrarı yakalayamamış ülkelerken, Sudan ise kendi iç sorunlarıyla başı dertte olan bir ülkedir. Irak, uzun dönem kargaşa içinde kaldıktan sonra şimdi Amerika ve İsrail’in istediği kadar istikrara kavuşmuştur.

Türkiye’yi ilgilendiren kısmı, iddia edilen haritaya göre Adana, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman’ı kapsamakta, bazı kaynaklarda ise Güneydoğu Anadolu’nun tamamı olarak gösterilmektedir. Türkiye için de bu bölgelerin istikrarsız olması dikkat çekicidir.[11]

Evanjelistlere göre bu toprakların ele geçirilmesi İsa’nın dönmesini sağlayacak şartlardan biridir. Fakat bu planın Türkiye nedeniyle sekteye uğrayacağı belki de akim kalacağı anlaşılmaktadır. Bu korku, yaşanan Çuval Olayı ile iyice ayyuka çıkmıştır. 4 Nisan 2011 tarihli Taraf gazetesinde yayınlanan yeni Wikileaks belgelerinde, Kuzey Irak’ın ABD için önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Wikileaks tarafından açıklanan bu yazışmalara göre, Çuval Olayı olarak tarihe geçen 2003 Temmuzu’nda yaşanan Türkiye-ABD geriliminin ardında, bu iki ülke arasındaki menfaat çatışması vardır. Türkiye Irak’ın kuzeyinde bir Kürt yapılanmasına şiddetle karşı çıkarken, ABD ise birinci öncelik olarak bunu gerçekleştirme çabasındadır. Türk Özel Kuvvetlerine mensup 18 askerin Çuval Olayı ile etkisiz hale getirilmesi, Türkiye’de büyük bir şokla karşılanırken ABD tarafından bir başarı olarak görülmüştür. Olayla ilgili olarak Irak’ta bulunan hava indirme Tümen’inden Albay William Mayville, “Kerkük bugün kurtarıldı” demiştir.[28]

Evanjelistler, ahlaki konularda gösterdikleri hassasiyetten daha fazlasını Nil ve Fırat konusunda göstermektedirler. Nitekim Jerry Falwell bir konuşmasında, İsrail’den Nil ve Fırat arasındaki bütün toprakları işgal etmesini rica etmiştir. Falwell’in bu konuşması takipçileri tarafından da kabul görmüştür. Bir diğer ünlü Evanjelist Pat Robertson da aynı sınırları Yahudilerin toprakları olarak göstermektedir. O da bu haritayı Fırat boyunca Suriye’yi sınırları içine alan ve oradan da Mısır’daki Nil’e kadar uzanan toprakları göstermektedir.[29]

Grace Halsell, Kehanet ve Politika adlı kitabında Nil ve Fırat arasında uzanan tüm vaat edilmiş toprakların Yahudilerin eline geçmesi için her gün dua eden üst düzey Amerikalı hükümet görevlilerinden bahseder. Tüm bu kaynaklar, İsrail’in sınırlarının komşularından sakınılmasından öte İsrail’e yeni topraklar kazandırılması gayreti olduğunu göstermektedir.[11]

İsrail ve Evanjelistler arasında ne tür pazarlıklar yapıldığını bizzat gözleriyle gören gazeteci Serdar Turgut, başından geçen olayı gazetesinde de yazmıştır. 20 yıl kadar önce Washington’da geçen olayda, yazar, gazetesinin temsilcisi olarak Pentagon’a bir istihbarat yetkilisiyle görüşmeye gider. Görüşeceği kişi o dönem Türkiye masasındaki diğer görevliler gibi Yahudi’dir. Bu kişiler ABD kadar İsrail çıkarlarını da gözettiklerini açıkça ifade etmektedirler. Aradığı kişinin odasında olmadığını, bir grup misafiriyle görüştüğünü öğrenince onların odasına gitmeye karar verir. Odaya girdiğindeyse şaşırtıcı bir manzarayla karşılaşır. İstihbaratçı masaya bir harita açmış, sınırlarının bir bölümü Türkiye’nin güneydoğusuna da taşan, Kuzey Irak’ta yeni bir ülkeyi anlatmaktadır. Misafirleriyse, Barzani’nin Washington temsilcisi, Talabani’nin temsilcisi Behram Salih ve PKK Washington temsilcisidir.[30]

Andrew Brunson, papaz, pastor
Andrew Brunson

Papaz Brunson Meselesi

Son dönemlerde, ABD hükümetinin Türkiye’ye yönelik tehditkâr bir tutum takındığını hepimiz müşahede ediyoruz. Bu tehditlerin gerekçesi olarak gösterilen gelişme, papaz Brunson’un tutuklanması ve akabinde ev hapsine alınmasıydı. Ancak bize göre durumun izahı bu kadar basit değil. Görünenden daha patoteolojik bir alt yapısı olan küresel bir saldırıyla karşı karşıyayız muhtemelen. Küresel Siyonizm’in de desteğini alan ABD merkezli kimi Evangelist cemaatler, sistemli ve planlı bir şekilde Tanrı’yı kıyamete zorlama cüretini gösteriyorlar. Bunu yaparken İncil’in emirlerine uymuş olduklarına inanıyorlar. Bilhassa Yuhanna’nın “Esinleme” ya da “Vahiy” olarak anılan kitabındaki kehanetleri hayata sokmayı bir varoluş gayesi olarak görüyorlar. Bütün Evanjelistlerin böyle bir arayış içinde olduğunu iddia etmek saçma olur. Ancak Evanjelistlerin içindeki kimi politikleşmiş Neo-Con grupların kıyameti getirmek için oldukça istekli oldukları da bir gerçek. Bu yapılar genel bir ifadeyle Evangelist-Siyonist yapılar olarak adlandırılabilir.

Belki size biraz şaşırtıcı gelecek ama İncil’de geçen kıyamet kehanetlerinin ana hedefinin Türkiye olduğunu da bilmemizde yarar var. Yuhanna’ya ait olduğu iddia edilen kehanetler, tamamı Anadolu’da bulunan “Yedi Kilise”ye yönelik ciddi ikazlar ve tehditlerle başlar. Bu kiliseler (Hıristiyan cemaatler); İzmir, Laodikya (Eskihisar), Filedelfiya (Alaşehir), Tiyatira (Akhisar), Bergama, Sart (Salihli), Efes (Selçuk) kiliseleri olarak Yuhanna’nın kehanetlerinde zikredilir. Evangelist-Siyonist anlayış, İncil’de bahsi geçen bu Kilise yapılanmalarını yeniden kurmak ve böylece Tanrı’nın Krallığının gelişini hızlandırmak istemektedir. Kimi ABD merkezli sözde dini örgütlerin İzmir’i kendilerine merkez yapmalarının sırrı da böylece anlaşılmaktadır. Efes’in hemen yakınlarındaki Şirince’ye yönelik yoğun ilgi de bu noktada dikkate şayandır. Devletimiz ciddi bir saha araştırması yaptığında görülecektir ki, İncil’deki Yedi Kilise’nin bulunduğu bütün bölgelerde Evangelist-Siyonist yapılar “ev kiliseleri” şeklinde yapılanmış durumdadır.

Bu arada güvenlik güçlerimiz Brunson’a ve diğer Hıristiyanlara yönelik herhangi bir provokasyona da asla izin vermeyecektir. İlgili şahıs ciddi bir şekilde korunmalıdır. Medyamız bu süreçte duyarlı olmalı ve herhangi bir kilise, şahıs adresi vb. vererek bu gibi yapıları hedef göstermemelidir. Ayrıca Türkiye, binlerce yıldır olduğu gibi bugün de ülkesindeki Hıristiyanların ve Yahudilerin özgürlüklerine saygılıdır. Bu özellik bizim övünç kaynağımızdır. Yahudiler, Katolikler, Ortodokslar, Protestanlar, Evangelistler ve diğer dini gruplar ülkemizdeki dini faaliyetlerini özgürce gerçekleştirmektedir. Milletçe herhangi bir provokasyona mahal vermeden farklı din mensuplarının dini özgürlüklerinin garantisi olmaya devam etmeliyiz. Yine Türkiye, hiçbir dış baskıya boyun eğmemelidir ve eğmeyecektir elbette ama ABD ile ipleri –en azından şimdilik- tamamen kopartmayacaktır. Türkiye haklılığını tüm dünyaya göstere göstere gerçek adalet yolunda yürümeye devam edecektir.

Peki, bu Evangelist yapılar Anadolu’da ne arıyor? ABD’nin Evangelist-Siyonist destekli hükümeti Türkiye’ye yönelik bu tehditkâr tutumuyla ne yapmaya çalışıyor? Cevap çok açık! “Vahiy” bölümünün hemen başında dile getirilen şu emri yerine getirmeye çalışıyorlar: “…burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu!” Üstelik Anadolu, daha önce de bahsettiğimiz gibi Yuhanna’nın “Vahiy” kitabının asıl muhatabıdır. Bu teolojik temeli görmezden gelen hiçbir politik yorum, hiçbir ekonomik analiz, hiçbir bilimsel izah ABD yönetiminin Türkiye’ye yönelik bu abartılı, bu irrasyonalist ve irrealist tutumunu izah edemeyecektir. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak kabul edilmesi de, İsrail’de hayata sokulan “Yahudi Ulus Devlet” yasası da ABD’li Evangelistlerin Yuhanna’nın kıyamet kehanetlerini merkeze alan ezoterik yürüyüşleriyle yakından alakalıdır. Türkiye, ABD merkezli Evangelist-Siyonist cemaatlerin “kıyamet oyununu” neredeyse bozmak üzere olduğu için sevilmemektedir.[27]

Armageddon, savaş, war, evangelism

Ve Armagedon Savaşı

Evanjelist düşüncenin esaslarından biri Armagedon inanışıdır, her Amerikalının içinde dışarı çıkmayı bekleyen bir İsa vardır ve fırsatını bulduğu an soluğu yanınızda alacaktır.[19]

Evanjelistler, Yahudilerin Deccal ordusu ile savaşıp üçte ikisinin yok olacağına inanırlar. Ve kendileri bu savaş Armegadon’dan önce gökyüzüne çıkacaklarına inanırlar. Bu savaşın olması olması Mesih’in, ikinci gelişi için;Yahudilerin Yeniden kurulmuş İsrail’de yasamaları gerekmektedir.Bu sebeple İsrail’e her türlü desteği yaparlar.[8]

Evanjelist TV Vaizi, Jack Van Impe’ye göre de felaket esnasında bir nükleer savaşın olacağını Kitab-ı Mukaddes gayet açık bir şekilde haber vermektedir. Ona göre bu savaşta İnsanlığın 1/3’ü ateş, duman ve kükürtten dolayı yok olacak. Onların gözü önünde bir ateş oburu çıkacak. İsrail’e karşı yürüyen kuzey ordusu ve bütün memleketler Tanrı’nın kıskançlık ateşiyle yok olacak. Eski ve Yeni Ahit bir nükleer soykırım olacağı görüşünde birleşmektedir.

Yine Evangelist olan Dallas İlahiyat Fakültesi Başkanı Dr. John Walvood, verdiği bir röportajda; “Tanrı bütün kullarını bir görmez” demiştir. Bir milyarlık Müslüman âleminin durumu ne olacak, sorusu üzerine konuşmasına şu şekilde devam etmiştir: ” Tanrı’nın Yahudiler ve Hıristiyanlar için planları vardır, diğerleri Hıristiyan olmadıkça böyle bir şey söz konusu değildir. Tanrı’nın Hıristiyanlar için cennetle, Yahudiler için ise yeryüzüyle ilgili bir planı vardır.” [1]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Stephen Spector, “Evangelicals and Israel : the story of American Christian Zionism”, Oxford University Press, 2009, s.36.
[2] Şener Faruk Bedir, “Reformasyon’dan Günümüze Evanjelik Hıristiyanlık”, Birey ve Toplum, Güz 2013, cilt: 3, sayı: 6, s.73, 75, 92-94.
[3] Mehmet Aydın, “Soru ve Cevaplar”, “Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri”, İSAV Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, 17-18 Nisan 2004, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2004, s.77.
[4] Gürkan Kenan Ateş, “Türk Toplumunda Sosyo-kültürel Çözülme ve Misyonerlik” (yüksek lisans tezi), Selçuk Üniversitesi, Din Sosyolojisi Bilim Dalı, Konya 2006, s.33.
[5] Yrd. Doç. Dr. Muammer Ak, “Misyonerlik ve Karadeniz’deki Faaliyetleri”, Karadeniz Araştırmaları, Kış 2015, sayı: 44, s.22.
[6] Yrd. Doç. Dr. Filiz Çoban-Oran, “Amerikan Kimliği ve Dış Politikasında Evanjelizmin İzleri”, İTOBİAD (İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi), cilt: 6.
[7] Geniş Bilgi için Bkz. http://www.wheaton.edu/isae/defining_evanjelizm.html
[8] Mehmet Akben, “Hz. İsa’nın Nüzulü Meselesi: Din ve Politik Yaklaşımlar” (master tezi), Gazi Üniversitesi, Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı, Ankara 2007.
[9] İsmail Vural, “Evanjelizm”, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2005, s. 10.
[10] Clifford A. Kiracofe, “Christian Zionism: A Foreign Policy Challenge”, U.S. Senate Committee on Foreign Relations, Washington, 21.11.2003.
[11] Yasin Yaylar, “Evanjelizm ve Türkiye Planı” (yüksek lisans tezi), Ahi Evran Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırşehir 2011.
[12] Nuh Gönültaş, “Bush ve Evanjelizmin Mesih Planı”, Q-Matris, İstanbul, 2003, s. 41.
[13] John Hubers, “Christian Zionism: A Historical Analysis And Critique”, Erişim: http://images.rca.org/docs/synod/ChristianZionism.pdf (18 Şubat 2010).
[14] Paul Charles Merkley, “The Politics of Christian Zionism”, 1898–1948, Frank Cass, London, 1998, s. 68.
[15] Don Wagner, “Anxious for Armegeddon”, Herald Press, Scottdale, 1995, s. 93
[16] Donald M. Lewis, “The Origins of Christian Zionism: Lord Shaftsbury and Evangelical Support for a Jewish Homeland”, Cambridge University Press, UK, 2009, s. 2.
[17] Lawrence Davidson, “America’s Palestine”, University Press of Florida, Florida, 2001, s. 46.
[18] Yrd. Doç. Dr. Muammer Ak, a.g.e., s.30-31.
[19] Hilal Süreyya Yılmaz, “Amerikan Sinemasında Egemen Mutlu Son İdeolojisi” (yüksek lisans tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi, Sinema ve TV Ana Sanat Bilim Dalı, İzmir 2011, s.20, 41-43.
[20] Bill Clinton Başkanlık Yemin Töreni Konuşması, 1997. www.Bartleby.com
[21] Gary Burge, “Christian Zionism, Evangelicals and Israel”, Erişim: http://www.hcef.org/hcef/index.cfm/ID/159 (15 Ekim 2010).
[22] Ensar Çetin, “Hıristiyan Fundamentalizmi ve Ortadoğu’da Tanrıyı Kıyamete Zorlama Stratejisi”, Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 5 (1): 001-016.
[23] Mary Jayne McKay, “Zion’s Christian Soldiers”, Erişim: http://www.cbsnews.com/stories/2002/10/03/60minutes/main524268.shtml (22 Kasım 2010).
[24] Ramazan K. Kurt, “Hollywood ve Kabala’nın 13.Havarisi Evanjelizm”, Bir Harf Yayınları, İstanbul 2006, s.5.
[25] Jimmy Carter Başkanlık Yemin Töreni Konuşması, 1977. www.Bartleby.com
[26] Ronald Reagan Başkanlık Yemin Töreni Konuşması, 1981. www.Bartleby.com
[27] http://www.medyaanalitik.com/uploads/781219798_evangelist-siyonist-anlayisin-kiyamet-plani.pdf
[28] “Türkler Kerkük Valisini Vuracaktı”, 04.04.2011 tarihli Taraf Gazetesi.
[29] Pat Robertson’un resmi sitesindeki vaazlarından, Erişim: http://www.patrobertson.com/teaching/TeachingonIsraelTerritory.asp (14 Kasım 2010).
[30] Serdar Turgut, “İsrail-PKK işbirliği (Komployu gördüm)”, Habertürk, 02.06.2010.
[31] Albert L. Winseman, “U.S. Evangelicals: How Many Walk The Walk?”, Erişim: http://www.gallup.com/poll/16519/US-Evangelicals-How-Many-Walk-Walk.aspx (14 Kasım 2010)





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ali kemal, 11.08.2018, 15:49 (UTC):
bir buçuk saat okudum yoruldum :) eline aklına sağlık
bu takıntıları aslında onların sonu deccal kendileriymiş gibime geldi



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50687731 ziyaretçi (128495555 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler