Günah ve İmkan Üzerine
 
çay

Günah ve İmkan Üzerine

Akhenaton

Kategori: Akhenaton’un Köşesi

Dostum, öncelikle bloguma tekrar hoşgeldin. Uzun zamandır görüşememiştik. Kahve içer misin? Ya da bir çay? Seninle dertleşmek, sohbet etmek istiyorum; beni dinler misin?

Şu an sabahın 7’si. Gece 3’ten beri Paltalk’taydım... Eski dostlardan birkaçını gördüm... Odaları gezdim, bol bol çay içtim. Şekersiz içiyorum çayı biliyorsun. Malum, şeker var...

Bir haftadır blogumda yazıların altına yorum yapamıyorsun biliyorum. Umarım sorun yakın zamanda düzelir. Eğer hayatında sıkıntılar varsa, umarım onlar da.

Nasılsın görüşmeyeli? Ailen, sevdiklerin nasıl? Umarım hepsi iyidirler... Selam söyle gördüğünde...

Doğum günüm yaklaşıyor... 14 Şubat’ta doğdum biliyorsun... Bana vereceğin en güzel hediye, bu kardeşine dua et...

Paltalk’taki sohbetimden bahsetmiştim. Bir Salih abimiz var ki, konuştuğunda sana Rabbini hatırlatanlardan. Yumuşacık ses tonu ve nezih üslubuyla Resulullah’ı örnek alanlardan. Paltalk’ta sohbet etmeyi seviyorum. Benden farklı düşünenleri dinlemeyi seviyorum. Sohbet ederken çay içmeyi seviyorum...

Benim bir dostum var: es-Sabur! Sohbetini en çok özlediğim insanlardan biri. Biri mikrofonda çay içerken çok kızar. Ben de mikrofonu bıraktığımda içerim çayımı.

Onunla sadece tefsir ve kelam konularında değil her şeyden bahsederiz. Felsefeden, sanattan, sinemadan, kuantum fiziğinden, yeni çıkan oyunlardan, bilgisayarlardan, bilimden, teknolojiden, psikolojiden... Ama her şeyden... Umarım arada sırada bloguma göz atıyordur da kendisini daha fazla özletmeden sohbet etmeye gelir... En azından iletişim formundan mesaj atar... Adeti değildir, ama olsun...

Paltalk, dediğim gibi her fikirden, düşünceden ve dinden insanlarla dolu. Sohbet edebileceğin türden insan ya da oda çok az... Küfürlü odalar gırla...

Paltalk’ta alimden geçilmiyor. Herkes kendini alim ilan etmiş, bir diğerini yerden yere vuruyor. İnsanlar, daha ilk tanıştığı insanları yargılamada ya da tekfir etmede çok aceleci. Zaten acelecilik insanın tabiati değil mi? Diyor ya Allah: “İnsan acelecidir!”

İnsanlar, sadece dinlere ayrılmamış. Aynı dinden olan insanlar bile dini çok farklı yorumluyor. Herkesin Kuran’ı anlayışları farklı, argümanları farklı, metodolijisi farklı. Farklı sesleri dinlemek, ilgimi çekiyor. Farklı düşünceleri, farklı düşünenleri! Her neyse... Bir çay daha alır mısın? Ben pek güzel konuşamam. Sohbetim iyi değildir. Ama bak, şuraya yazıyorum: çok güzel çay demlerim... Şeyyy... Daha doğrusuuu dem-ler-dim...

Ne diyordum? İşte yine böyle bir sohbet dinliyordum. Konu, açık-saçık giyimli bir kadına hangi erkeğin dönüp bakmayacağıydı. Toplumumuz öyle bir hale gelmişti ki, dini de bozulan bu duruma hemen adapte etmeyi becermiştik. Yusuf bakmadı dedim. Heyyy, orda dur, o peygamberdi, peygamberlerin ismet sıfatı var, onlar günah işleyemez, Allah onları korur diye atıldı odanın sanal alimlerinden biri.

Her neyse... Sohbetimizden olumlu bir sonuç çıktığını söyleyemem. Birkaç dakika sonra iyi sohbetler dileyip çıktım odadan. Dostum, insanlar gerçekten çok tuhaf...

Ayırt edilmesi en zor cahil kim biliyor musun? Kendi düşüncelerinden başka her düşünceyi toptan reddedenler. Onlara sen de çok rastlamışsındır. 3-5 kitap devirip o kitapların ağzıyla konuşur, o kitaptakileri kendi düşünceleri gibi insanlara sunarlar. Ve asla tehlikeli bölgeye, yani düşünme-idrak etme-sorgulama bölgesine adım atamazlar.

Yani neydi? Bir kadın, açık mı giyinmiş az? Biz erkeklerin onlara bakması doğaldı. Böyle bir kadına bakmayacak erkek yoktu. Böyle bir erkeğin ya cinsel bir sorunu, bir hastalığı vardı ya da geydi. Ama denklemlerinde eksik olan birşey vardı: HARAM!

Bir mümin, Amerika’da da yaşasa, Almanya’da da yaşasa, Türkiye'de de yaşasa, şeriat uyguladığını iddia eden bir ülkede de yaşasa, mümin mümindir. O, değişmez. Düşünceleri, toplumun bozulan algısı gibi deforme olmaz. Çünkü o, Rabbinin kendisini görmediği tek bir anın bile olmadığının ve yarın Rabbine hesap vereceğinin şuurundadır. Gözlerin ve diğer uzuvların yarın amellerimize şahitlik edeceğinin şuurundadır. Kuran’daki kıssaların amacının bir masal değil, bizler için bir örneklik teşkil etmesi için anlatıldığının, içinde alınması gereken birçok dersin olduğunun şuurundadır.

Peki Kuran’da alınması gereken birçok ders var da, biz kendimize Kuran’ı anlamayı görev ediniyor muyuz? Bunu bir sor kendine! Mesela senin için Kuran’ın anlamı ne?

Kuran sayesinde onu okuyarak sevap kazanıyoruz. Kuran sayesinde ölülere yasin okuyabiliyoruz. Kuran sayesinde evlerimizin duvarlarını aksesuar olarak süsleyebiliyor, Kuran sayesinde bir sureyi bilmem kaç defa okuyup Alaaddin’in lambası gibi dileklerimizi diliyor, Kuran sayesinde TV’lerde güzel sesle Kuran okuma yarışları düzenleyebiliyor, Kuran sayesinde evlerimizi cinlerden öcülerden koruyabiliyor, Kuran sayesinde politikada bir yerlere gelip insanların güvenlerini kazanıp bir makama erişiyor, Kuran sayesinde TV’lere çıkıp meşhur oluyor, Kuran sayesinde hatim indirip bunu mezarlıklarda satıp köşeyi dönüyor, Kuran sayesinde Kuran kurslarında iş buluyor, Kuran sayesinde düğünlerde aşır okuyup para için yan cebimizi işaret ediyor, başka da ne hünerler ne hünerler gösteriyoruz.

Dostum, söyle bana, bana vereceğin cevap ne? Senin düşüncelerin ne? Niçin inmiş Kuran? Senin milli marşını yazan, ayrıca “İnmemiştir Kuran bunu hakkıyla bilin!” diyen bir adam! Sen Kuran’dan ne anlıyorsun? Onlarca ayetinde “Anlayasınız diye” sözünü üstüne basa basa söyleyen bu Kitab’ın Sahibi’ne yarın “Sözlerimi ne kadar anladın?” diye sana sorduğunda vereceğin cevap ne?

Bana “Defalarca Kuran’ı hatmettim.” diyen arkadaşlarıma sorduğum soru sadece hep iki kelimelikti: NE ANLADIN? Kuran’ı anlamaya ve yaşamaya çalışan Müslümanları “Kuran Müslümanı”, “Mealci” diye etiketleyen din tüccarları mı korkutuyor gözümüzü yoksa bu yeni ve rahatlaştırılmış, kısırlaştırılmış din algısının darmadağın olacağından duyduğumuz korkularımız mı?

Sana söyleyeyeyim! Müslümanlar, Bedir Savaşı’nı ellerinde tesbihler bir köşeye çekilerek kazanmadı. Sana söyleyeyim! Resulullah ve Ashab-ı Kiram, caminin en ılık köşesinden bir yer kapıp dünyadan kopuk ruhban bir Müslümanlık yaşamadı. Sana söyleyeyim! Uhud Dağı’nda senin Önderinin mübarek dişleri bir hiç uğruna kırılmadı. Sana söyleyeyim! Resulullah ve Ashabı, Kuran’ı sevap kazanayım, ölülere bağışlayayım diye okumadı! Sana söyleyeyim! Ashab-ı Kiram’ın elleriyle tankları durdurduğunu iddia eden şeyhleri, gavsları hiç olmadı. Sana söyleyeyim. Hz. Yusuf, Keloğlan ya da Rapunzel gibi masallarda yaşamadı! Sana söyleyeyim! Allah’ın Resulü, bilmem ne duasını okuduğunda piyango çıkıp zengin olmadı. Sana söyleyeyim! Senin Peygamberin, çamurdan bir evden başka bir yerde yaşamadı.

Sana söyleyeyim.......

Dostum, o kadar çok sayarım ki sana birçok şeyleri... Başını ağrıtmaktan korkuyorum... Tabii bir de çok uzun diye bu mektubu okumamandan.

Şunu söylemek istiyorum sadece... Onlar, ilk önce insandı. Senin gibi... Benim gibi... Yusuf, iffetini bir peygamber olduğu ya da adı bir kıssada geçsin diye korumadı! Allah’tan korktuğu için korudu! Allah, iffetli olmayı emrettiği, inananlara gözlerinizi haramdan korumayı emrettiği için korudu!

Ya sen? Diyor musun diğerleri gibi, ama zaman? Ama o peygamber? Ama ismet sıfatı? Ama çevrem? Ama internet? Ama nefsim? Ama şefaat?

Teknoloji, günah işleme fırsatını yanıbaşına getirdi diye günah işlemeyi seçmek zorunda değilsin. Bu devirde ekmek aslanın ağzında diye ailene haram lokma yedirmeyi seçmek zorunda değilsin. Reklamlar, konfora ve lüks yaşama özendiriyor diye üzülmek, böyle bir yaşamı arzulamak Allah korkusundan uzak yaşayan yaşayışlarına imrenmek zorunda değilsin. Çevrendeki bütün Müslümanlar böyle yapıyor diye onların hatalarını sen de tekrar etmek zorunda değilsin.

Hastanede morgta çalışıyorsun diye sen de ölmüş olmak zorunda değilsin. Yanıbaşında kilise var diye hıristiyan olmuş olmak zorunda değilsin. Evinin iki sokak ötesinde meyhane var diye ayyaş olmak zorunda değilsin. Kimsenin görmediğin bir yerde bir başkasının malı karşında diye harama el uzatmak zorunda değilsin. İşte karşında dekolte bir bayan var diye de harama bakmak zorunda değilsin. Çünkü Allah, sana seçim hakkı vermiştir ve çünkü farklı hayat tarzlarının bir arada bulunduğu karma bir toplumda yaşıyorsun.

Başkalarının hayat tarzlarına, özgürlüklerine karışmak, bizim özgürlüğümüz değildir. Daha doğrusu bu, emri maruf, nehyi anil münker; iyiliği emredip kötülükten sakındırma değildir.

Kendi nefsine hükmetmemen, günah işleme imkanının yanıbaşında olmasını mazur göstermez. Oruçlusun diye başkalarının da oruç tutmasını bekleme ve onlara hakaret etme hakkın yok! Şehvetini dizginleyemiyorsun diye başka hayat tarzlarına saldırma hakkın yok! Seninle aynı dini düşünceleri paylaşmıyor diye bir başkasını tekfir etme hakkın yok!

Dostum, Allah seni özgür yarattı! Ama senin dışındakileri de. Kendini “Ben bunu yapamam!” diye küçümseme! Çünkü Allah, yeryüzünde seni bir halife olarak yarattı. Sana seçim hakkı da verdi. Etrafındakilere HAYIR diyebilme yeteneği verdi. Nefsine yenik düşmemen için ruhuna nefsine karşı koyacak o gücü verdi.

Dostum, din, haramların olmadığı bir dünyada değil; haramı işlemekte sana serbestlik ve haram işleme fırsatlarıyla çevrelenmiş olduğumuz bir dünyada yaşayan insanlara gönderilmiştir. Domuz diye bir hayvan olmasaydı, haram kılınmasının bir mantığı olmazdı. İnsanlar içkiyi icat etmeserdi, çevremizde içki içme imkanı insana verilmeseydi, haram kılınmasının bir anlamı olmazdı.

O halde haramdan uzak durmak emri, bize haram imkanı olan bir dünyada verilmiştir. Gözlerinizi haramdan uzak tutun emri, farklı hayat tarzlarının bir arada yaşadığı bir toplumda yaşayan günümüz toplumu için de geçerlidir.

İnternet, bugün günah işleme fırsatını yanıbaşına getirdi. Her şey, sana klavyenin bir tuşu kadar yakın. En adi sitelere de girersin, en büyük günahları da işlersin. Seni tutan yok. Kolunu bağlayan, gözlerini bağlayan. Çünkü odanda günah işleme fırsatıyla senin aranda hiç kimse yok! Yalnızsın, kimse görmüyor!

Peki dostum ya Allah? Seni Allah da mı görmüyor? Omzunda duran ve amellerini yazan o melekleri atlattın mı? İnsanların arasında günah işlemekten utanıyorsun. Peki ya Allah’tan? Amellerini yazan o meleklerden? Peki ya kendinden???

İmanın, Allah’a kulluğun ispatı, haram olan şeylerin bulunmadığı bir çevrede haramdan uzak bir yaşantı sürmek ya da haramdan uzak kalmak değildir. İman, Hz. Yusuf gibi Allah’ın isteklerini nefsinin arzusuna tercih etmek, iffetini muhafaza etmektir. İman, Resulullah gibi sağ elime ayı, sol elime de güneşi verseniz vallahi ben yolumdan dönmem diyebilecek kadar bu İslam davasına ve Allah’a sadık olduğunuzu ispat etmektir.

“Toplum sana uymuyorsa sen topluma uy” demek, Müslüman’ın yolu değildir. Hacı hoca olduklarını söyleyen insanlar bile faiz yiyorsa ben de yiyebilirim demek Müslüman’ın sözü değildir. Namaz kılıp oruç tutup da kul hakkı yemek, Müslüman’ın mazereti değildir. Dindar görünüp de bu dindarlıktan çıkar sağlamak, Müslüman’ın sıfatı değildir. Komşusu açken kendi tok yatmak, kendisinden başka hiç kimseyi düşünmemek, Müslüman’ın ahlak’ı değildir.

Her gün çevresindeki insanların kalbini kırmak, Müslüman’ın huyu değildir.  Allah’ın diğer emirlerini yerine getirmeyip sadece dini ibadetleri yerine getirirsem cennete giderim sanmak, Müslüman’ın şuuru değildir. Söz verip de sözünde durmamak, Müslüman’ın alameti değildir. Ailesinde adaleti gözetmemek, bir evladını daha çok kayırmak ve imkanlar sunmak Müslüman’ın adaleti değildir.

Dostum, İslam, gücünün yettiğince Kuran’ı anlamaya ve yaşamaya çalışmaktır. Çünkü Kuran, bizim okuyunca sevaplar kazanacağımız sevap makinemiz değil; yolumuzdur, yaşam ve hidayet rehberimizdir, Resulullah’ın en büyük sünnetidir.

Çünkü Kuran’da Resulullah’ın hayatı yoktur. Ama Resulullah’ın hayatında Kuran vardır! Kuran, ölülerin değil biz yaşayanların önderidir! Kuran, şu sureyi kaç kez okursan şu dileğin gerçekleşir efsanesi değil, biz Müslümanların nefesidir. İnsan nefes almadan yaşabilir mi?

Günümüz toplumuna bakıp “kim yapmıyor ki” diye kendi günahlarımıza mazeret arıyoruz! Evimize faiz kazancı ya da haram lokma götürüp içimizde haykıran sesi kısılmış imanımıza mazeret arıyoruz! Yetimi ve yoksulu görmezden gelip hissizleşen vicdanlarımıza mazeret arıyoruz. Haramdan sakınmadığımız gözlerimize mazeret arıyoruz.

Kuran’daki kıssaları okuyup “Ama onlar peygamberdi.” diyoruz. Asr-ı Saadet’i okuyup “Ama onlar sahabelerdi.” diyoruz. Ama dostum, unuttuğumuz bir şeyler var... Onlar, ilk önce insandı... Senin gibi nefis sahibi olan, günah işleme fırsatı olan, iki gözü ve iki kulağı olan, imtihanları geçim kaygıları ya da zaafları ve unutkanlıkları olan.

Sana bir şey anlatayım mı? Resulullah birgün dedi ki ashabına:

“Ah keşke bana doğru, havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de, içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam. Cennete girmeden önce, onlara (Kevser) havuzumdan içirsem.”

Sahabeler, çok üzüldüler... Dediler ki: “Anam-babam sana feda olsun ya Resulullah... Bizler de senin kardeşlerin değil miyiz?”

Resulullah, o zaman gülümsedi ve şöyle dedi:

“Sizler, benim ashabım ve arkadaşlarımsınız. Benim kardeşlerim de beni görmedikleri hâlde bana inananlardır. Mutlaka ben Rabbimden sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim.”

İşte sen de Resulullah’ın görmeyi, sana kavuşmayı çok istediği kardeşlerinden birisin! Hiç heyecanlanmaz mısın kardeşininin Resulullah olduğunu duyduğunda? Birgün onunla komşu olacağını duyduğunda? O tüm güllerin Efendisi’nin gül yüzünü ahrette göreceğini duyduğunda? Artık günah işlemek ister misin? Artık gözlerini harama dikmek, başkaları seni görmüyor diye Allah’ın da seni görmediğini zannetmeye devam etmek? Artık faiz yemek ister misin? Artık yalan söylemek, yetimlere, muhtaçlara sırtını dönmek?

Hani bir şiir vardır ya, “Birgün Resulullah evinize gelse!” diye... Sen de istemez misin Cennet’te köşkünde onu ağırlamak, misafir etmek? Sen de istemez misin onun sohbetlerini duymak, yumuşacık sesini işitmek, o mübarek tebessümleriyle aklın başından gitsin istemez misin?

Dostum, o zaman yapma... Dehrin yalancılığına aldanma... Zaman sana uymuyorsa sen zamana uyma! İnsanlar seni görmüyorsa Allah’ın gördüğünü unutma. Çevren edepsizlerle dolu diye edebini sakın bozma. Nefsin seni dinlemiyorsa, onunla barışma! Yusuf gibi iffetli kalmıyorsan, Züleyha’lara suç bulma. Siyah saçların, güzel gözlerin hep böyle kalacaklar sanma... Birgün ölüm seni bulduğunda, şunu asla unutma: İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN!

Allah’ın selamı üzerine olsun...

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton),
19 Ocak 2018.

Akhenaton'un Diğer Yazıları ❯❯





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Saygılar, 06.02.2018, 11:57 (UTC):
Çok sağolun bu kadar samimi ve içten sohbetlerinizi paylaştığınız için

Yorumu gönderen: BirDost, 21.01.2018, 05:01 (UTC):
Ağzına yüreğine sağlık ne güzel anlatmışsın dostum..
çok etkilendim sağolasın.. bu sözcüklerini daima düşüneceğim
Allaha emanetsin...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 48835367 ziyaretçi (123648590 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler