Kiyamet ve Kiyamet Senaryosu 2
 
Kıyamet

Kıyamet ve Kıyamet Senaryosu

Abdurrahman Yördem

2. Bölüm

Birinci bölümde Kıyamet’in; bugünkü bilim ve Kurân-ı Kerîm âyetlerinden esinlenerek Karadelik’le (Tarık) bu Evren’in diğer bir evrene (Ahiret Evreni) nasıl dönüşeceği ile ilgili bir senaryo oluşturmuştum.

Bu yazımda Kıyamet’in safhalarının; Kurân-ı Kerîm âyetlerinde geçişini bu senaryo dahilinde yazmaya çalışacağım. Tekrar ediyorum: Kıyamet’in nasıl olacağı, Allah’ın (cc) ilmi içinde olduğundan ve sonsuz şekilde Kıyamet’i yaratacağından; hazırlanan senaryo, bu sonsuz sayıdan bir tanesidir.

Kıyamet, uzay, yok oluş

Yaklaşan Kıyamet’in Safhaları

اللَّهُ الَّذِي أَنزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْمِيزَانَ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ

“Gerçeğe ilişkin Kitap’ı ve adalet ölçüsünü indiren o Allah’tır. Nereden bileceksin, belki de Kıyamet Saati çok yakındır.” (Şura 17)

فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ

“Hayır, yıldızların yer (mevki) lerine yemin ederim.” (Vakıa 75)

Vakıa 75. âyette yıldızlardan değil, yıldızların yerlerine yemin edilmektedir. Senaryomuzda belirtilen Tarık’ın (kıyamet Karadeliğinin) yıldızları çok önceden içine almış olduğunu ve yıldızlardan gelen ışığın ardında yıldızın bulunmadığı sadece yerinin kaldığını açıklar gibidir.

Yine Enbiya suresi 40. âyette Rabbimiz; kıyametin çok ani olarak geleceğini ve insanlar ancak kıyameti o an fark edebileceklerini, yani daha önce gözlemleyemieyeceklerini bu yüzden hiçbir önlem alamayacaklarını ve büyük bir şaşkınlık yaşayacaklarını anlatır.

Bu âyet, senaryomuzda belirtilen karadeliğin; evrenin diğer kısmını bir anda içine almasını destekleyen âyetlerdendir.

بَلْ تَأْتِيهِم بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

“Bilakis kendilerine o (kıyamet) öyle ani gelir ki, onları şaşırtır. Artık, ne reddedebilirler onu, ne de kendilerine mühlet verilir.” (Enbiya 40)

Kıyamet Anı

Kıyamet anında dünyadaki bir gözlemcinin görecekleri ile ilgili bir similasyon/animasyon yapılsa ve kıyamet senaryomuzda görecekleri olayları anlatırsa:

Işıksız bir ortamda, bulutsuz olan gökyüzünde yıldızların görüntüleri, bir tarafta Ay’ın dolunay hâlinin pırıl pırıl görüntüsü Samanyolu’nun kalabalık yıldız topluluğunu seyreden gözlemcinin; her zaman herhangi bir değişiklik olmadan izlediği bu görüntüler aniden bozularak Samanyolu’nun kalabalık yıldızlar bölgesinin birdenbire kızıllığa büründüğünü, büyük patlamaların olması ile kızıllığın önce dağılması ve arkadan bir noktaya doğru hızla ilerlediği bu sırada arka arkaya bu olayların devem ettiği, kızıllığın gökyüzünü kaplamaya başladığı, çevrede bulunan yıldızların ışıklarının birdenbire bir noktaya doğru yöneldiği ışıkların bu yönlenmesi ile sanki bir noktaya düşüyormuş gibi bir görüntü oluşturduğu görülür. Bknz. "...yıldızların döküldüğü." (İnfitar 2)

Bu ara Evren’in kalan kısmının Karadeliğe birdenbire girdap halinde girerken, dışarı çıkan enerjinin verdiği korkunç ses de tüm teknolojik aletlerle ve çıplak kulakla duyulur. Bknz. "Sur’a üflenir........" (Zümer 68)

Uzay Gülü
"Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman" (Rahman 37)

Kıyamet anında Kıyamet Karadeliği, evrenin yarısını yutmuş; kalan yarısını da hızla yutmaya başlamış, Samanyolu Galaksisi’nin Karadeliğe yönelmesi Galaksi’deki dengeyi bozmuş, bir noktaya doğru hızla çekilen yıldızlar birbiri ile çarpışmaya başlamış, çarpışmanın sonucunda dağılan ateş karadeliğin çekimi ile tekrar bir noktaya yönelmiş, bürülerek o noktaya doğru çekilmeye başlamış, gözlemcinin önünde gök; adeta yarılmış, gül halini almış bir görüntü oluşturmuştur. Bknz. "Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman" (Rahman 37)

Diğer yıldızlar, daha önce karadelik tarafından yutulmuş olduğundan bize ulaşan ışıkları; Karadelik tarafından çekilince ışığın izinde ve arkasında görünmesi gereken yıldız kaybolmuş, sadece ışığı bir noktaya doğru yönelmiş, gözlemciye düşüyor görüntüsünü vermiştir. Bknz. “İnmekte olan yıldıza andolsun ki…” (Necm 1), “Hayır, yıldızları yer (mevki) lerine yemin ederim.” (Vakıa 75), “Yıldızlar silinip süpürüldüğünde.” (Mürselat 8, Tekvir 2)

Gözlemci, hayretle ve kısa zamanda bunları seyrederken; birden gökyüzü aydınlanmaya başlamış, biraz önce batıdan batmış olan Güneş; tekrar batıdan ufkun üstüne çıkarak yeniden doğmaya başlamış, gece gündüze dönüşmüş, daha sonra Güneş hızla yükselerek, bir anda gökyüzünün derinliklerine doğru, alevlerin arasına doğru gidiyor görüntüsü vermeye başlamış, (Bknz. Tekvir 1 ve Güneş'in batıdan doğması hakkında hadis-i şerif) arkadan Ay’da da alışılmadık bir durum gözlemlenmeye başlanmış, Ay parçalanmış, o da Güneş’in ardından hızla gökyüzünün alacasına doğru gidiyor görüntüsü vermiştir. Bknz. "...Güneş’le Ay biraraya getirildiği zaman." (Kamer 1, Kıyamet 8-9)

Kıyamet Karadeliği, gözlemciye göre önce Samanyolu Galaksisi’ni içine çekmiş, bu ara yıldızlardan kalan ışığı çekmiş, önce Güneşi ardından Ay’ı kendisine doğru çekmeye başlamış, son olarak gözlemcinin bulunduğu dünyayı kendisine çekerek; ölümle, zamanı bitirmiş, Evren ölmüş, gözlemci kalmamış. Daha sonrası kıyamet...

Gözlemcinin gökyüzünde seyrettiği bu manzara, Kıyamet senaryomuzda bu şekildedir. Şimdi gözlemci, yerde neler gözlemledi bu manzaraya bakarsak? Bu tip olaylara hassas olan hayvanlar, şaşkınlıkla toplanmaya başlar. Günlük telaşlarını unutmuş, av ve avcı hayvanlar, bir arada kaçacak bir yer arayarak kurtulmaya çalışırlar. İnsanlar, şaşkın şaşkın etrafa koşuşturmakta, Bknz. "İnsanların, her yana dağılmış pervaneler gibi olacakları gün." (Karia 4) Dünya’nın dengesi bozulduğundan depremler başlamış, çevrede dağlar, tepeler parçalanmaya ufalanmaya ve bir toz halinde gökyüzüne, Karadeliğin çekimine doğru yol alır. Bknz. (Müzemmil 14, Tur 9-10.)

Bunlar, son görüntülerdir. Ölüm gelmiş, artık gözlemleyecek kişi kalmamıştır.

kıyamet

Evren’in son anlarını, Karadeliğe yakın bir bölgeden gözlemlememiz mümkün olsaydı seyredeceğimiz durum ise; Evren’in son anlarındaki kalan kısmın Karadeliğe dürülerek her yönden hızlı girişini görürdük. (Bknz. Zümer 67.) Bu arada Karadeliğe giren Evren’in enerjisinin dışarıya çıkması da o nispette artarak hızlanmış ve Evren’in boşalttığı hacme doğru çıkarken evreni de adeta yarmış ve İnşikak 1. âyet gerçekleşmiştir. Nitekim İnşikak 1. âyet ve tefsirini incelediğimizde senaryomuzun oluşumu ile birebir örtüşmektedir;

Tefsir: “GÖK YARILDIĞI VAKİT” âyetinin tefsiri, göğün inşikakı, bu alemin değişmesi için yukarı tarafından gelen ilâhî emrin inmek ve gerçekleşmek üzere gökte ortaya çıkışıdır. Bunun başlangıcı çatlama, sonu da;

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاء كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا

“O gün biz göğü kitapların sayfasını dürer gibi düreceğiz.” (Enbiya 21/104)

Ayetinde belirtildiği gibi dürülmedir. Sonra da

بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ

“İlk yaratılışa başladığımız gibi yine onu iade edeceğiz.” (Enbiya 21/104)

buyurulduğu gibi iadedir. Bu şekilde yarılma, bir taraftan Dünya göğünün yıkımı, öte yandan Ahiret semasının kuruluşudur.

Senaryomuzda belirtilen göğün dürülerek Karadeliğe geçmesi, o an göğün Karadelik’ten çıkan enerji ile yarılması, Karadeliğin diğer tarafından öz malzemenin yeni bir bing bang ile dışarıya çıkarak yeni bir evrenin yaratılması ile yukarıdaki tefsirin benzerliği çok açıktır.

Yine İnşikak 1. âyetin tefsiri incelendiğinde senaryomuzu destekleyen ilginç bir açıklamayla karşılaşırız:

Hz. Ali’den gelen bir rivayette bu yarılmanın “MECERRE”den olacağı söylenmiştir. Bazı eserlerde, “Mecerre, göğün kapısıdır.” diye rivayet edilmiştir. Gökbilimciler der ki: “Mecerre, duyu organlarıyla görülemeyen birçok yıldızlardır.”

Tefsirde yapılan bu açıklamadaki her iki durumda senaryomuzu destekler mahiyettedir. Duyu organlarıyla görülemeyen veya direk olarak gözlenemeyen, ancak çevresini etkilemesi ile anlaşılan yıldız, Karadelik’tir. Yine senaryomuzda belirtildiği gibi Tarık (Karadelik), bu Evren’in diğer tarafa geçmesini sağlayan kapı niteliğindedir.

الْقَارِعَةُ مَا الْقَارِعَةُ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ

“Karia. Nedir o karia? Karia'nın ne olduğunu sen bilir misin? O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olurlar. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.” (Karia 1-5)

Tefsirde; bu âyetler açıklanırken özetle, Kıyamet Günü’nde yaşanacak büyük korkudan bahsedilmektedir. Yukarıda gözlemcinin gördüklerini belirtmiştik. Ufak bir olaydan etkilenen insanoğlunun, ölüme bu kadar yakın olduğu ve gözlemlediği bu olaylar karşısında seyirci kalmayacağı, kurtuluş için çareler aradığı, ancak hiçbir kaçışın olmadığını görerek korkuya kapılması kaçınılmazdır.

يَوْمَ تَرْجُفُ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثِيبًا مَّهِيلًا

“O gün (Kıyamet Günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çöküntü ile giden kum yığınına döner.” (Mümezzil 14)

فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ وَانشَقَّتِ السَّمَاء فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ

“13. Artık Sur’a tek bir üfürüşle üfürüleceği
14. Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman;
15. İşte o gün, Vakıa (gerçek olan Kıyamet) artık vuku bulmuştur.
16. Gök yarılıp çatlamıştır. Artık o gün, ‘sarkmış zaafa uğarmıştır’.” (Hakka 13-16)

فَإِذَا انشَقَّتِ السَّمَاء فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ

37. “Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül haline geldiği zaman (haliniz ne olur).” (Rahman 37.)

إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ

1. “Güneş, dürüldüğü zaman
2. Yıldızlar bulanıp söndüğü zaman
3. Dağlar yürütüldüğü zaman
4. Gebe develer salıverildiği zaman
5. Yaban hayatı yaşıyan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman
6. Denizler kaynatıldığı zaman.” (Tekvir 1-6)

فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ

8. “Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman
9. gök yarıldığı zaman
10. Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman.” (Mürselat 8-10)

إِذَا السَّمَاء انفَطَرَتْ وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انتَثَرَتْ

1. “Gök yarıldığı zaman
2. Yıldızlar saçıldığı zaman.” (İnfitar 1-2)

Yukarıda zikredilen âyetler; Kıyamet anında olacakları belirtmekte, ayrıca gözlemcimizin gördüklerini de desteklemektedir.

Kıyamet, karadelik

Kıyamet Karadeliğinde (Tarık)

Tüm Evren, Karadeliğin içinde ilk yaratılışındaki; Evren’i oluşturan öz malzemeye dönüşmüş, bu Evren’deki atomaltı, atom ve diğer yapıtaşları bozuma uğrayarak aslına dönmüş, yani insanlar, yıldızlar, yerdeki tüm canlı ve cansız varlıklar, gökte bulunanlar bir araya gelmiş, yeni yaratılışı; Tarığın (Kıyamet Karadeliği’nin) içinde beklemektedir.

Kehf suresi 99 âyet ve Şura 29. âyetler, bütün Evren’in bir araya geldiğini belirterek senaryomuzu desteklemektedir.

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا

“O gün (Kıyamet Günü’nde bakarsın ki) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır halde bırakmışızdır. Sur’a üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.” (Kehf 99)

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَابَّةٍ وَهُوَ عَلَى جَمْعِهِمْ إِذَا يَشَاء قَدِيرٌ

“Gökleri ve yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması da O’nun âyetlerindendir. O, dilediği zaman da onları bir araya getirmeye kâdirdir.” (Şura 29)

Yeniden Diriliş

Necm 57 ve 58 âyetlerde; Karadeliğin diğer taraftan açılarak yeniden yaratılışı anlatır:

أَزِفَتْ الْآزِفَةُ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ

57. “Yaklaşmakta olan (kıyamet iyice) yaklaştı
58. Onu Allah’tan başka açacak kimse yoktur.” (Necm 57-58)

İlgili âyetler incelendiğinde yeniden yaratılışın, yok olan Evren’in aynı malzemesi ile olacağı açıkça bildirilmiştir. (Bknz. İbrahim suresi 48. âyet, İnşikak 19. âyet, Rum 11. âyet)

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّوَرِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

“O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O’nun ‘ol’ dediği gün (her şey) oluverir, O’nun sözü haktır. Sur’a üfürüldüğü gün, mülk O’nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.” (En’am 73)

اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar iade eder. Sonra da yalnız Ona döndürüleceksiniz.” (Rum 11)

لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ

“Ki siz boyuttan boyuta / hâlden hâle mutlaka geçeceksiniz.” (İnşikak 19)

يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

“O gün yer, başka bir yere, gökler başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve Kahhar (herşeyin üzerinde yegane hakim) olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” (İbrahim 48)

Tefsir: 47-48 "başka yer". Bu terkib, iki anlama gelebilir. Birisi, yeryüzünün yerden başka şeye, yani yer mahiyetinden başkasına demek olur. Birisi de bu yeryüzünün, başka bir yere çevrilmesi demek olur. Ve bu her iki anlam ile yorum yapılmıştır. Çünkü bazı rivâyetlerde yeryüzü ateş olacak, gökler cennet olacak denilmiş; bazı rivâyetlerde de yeryüzü gümüş külçesi gibi bembeyaz, üzerinde kan dökülmemiş, günah işlenmemiş başka bir yer olacak denilmiştir.

Sehl b. Sa’d’dan rivayet edildiğine göre; Ben dinledim, Peygamber (s.a.v) buyuruyordu ki: “Kıyamet gününde insanlar, tertemiz bir daire gibi beyaz ve parlak bir yer üzerinde haşrolunacaklar.”

Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir ki: “ ‘O gün yeryüzü, başka bir yere çevrilir.’ âyeti hakkında Hz. Peygamber’e sordum: ‘Ey Allah’ın elçisi! O gün insanlar nerede olacak?’ dedim. Buyurdu ki: ‘Öyle bir şey sordun ki ümmetimden hiçbiri sormamıştı. O vakit insanlar, Cehennem köprüsü üzerinde, diğer bir rivâyette Sırat (köprüsü) üzerinde olacaklar.’ demiştir.”

"Yeryüzü", belirli olarak zikredilmiş ve tekrarlanmış olduğuna ve bu şekilde ikincisinin, birincinin aynısı olması esas olduğuna göre de ikinci anlam açıkça anlaşılır. Bununla birlikte zamir ile buyurulmayıp da açık isim ile buyurulması, birinci anlama da ihtimal vermektedir. Sonra her iki durumda da değiştirmenin de iki anlama gelme ihtimali vardır: Birisi tamamen yok ettikten sonra yeni yaratma, yani kendisini değiştirmek; diğeri de maddesinin kalıcı olması ile değiştirilmesi yani vasfını başka şeye çevirmek demek olur.

Kelâm bilginlerinden bazıları, birinci anlamı tercih etmişler. Çünkü değiştirmek, yeryüzünün kendisine isnad edilmiş olduğu gibi,

كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ

“O'ndan başka her şey yok olacaktır.” (Kasas, 28/88)

âyeti de açıkça bunu gerektirir. Yukardaki hadise uygun olarak İbni Mesud:

“Yer, üzerinde kan dökülmemiş, günah işlenmemiş, süzülmüş beyaz gümüş gibi bir yer ile değiştirilecek.”

demiş olduğundan bunun bizzat kendisinin değişmesi olduğu da söylenmiştir. Bazı kelâm bilginleri de ikinci anlamı tercih etmişlerdir. Çünkü değiştirmenin çevirmek mânâsına kullanılması da meşhur olduğu gibi, ölümden sonraki dirilme hakkındaki “kuyruk sokumundaki en küçük kemik” hadisinde maddenin kalıcılığına bir işaret var gibidir. İbnü Abbâs’tan rivayet edilmiştir ki:

“Yeryüzü, yine bu yeryüzüdür. Şu kadar var ki sıfatı değişecek, birçok örneklerden biri dağları yürüyecek, denizleri yarılacak, dümdüz olacak, eğrilik-büğrülük görülmeyecek.” demiştir.

Deneye dayanan bilimler ve bunlardan biri olan kimya ilmi kurallarına göre, maddenin kalıcılığı şekli ile yeryüzünün başka bir şeye çevirilmesinin mümkün olduğunu düşünmek kolay ise de, maddenin yok edilmesi yolu ile değiştirilmesinin mümkün olduğunu düşünmek zordur. Onun için maddenin başlangıcı olmayacak kadar eski olması ve kalıcı olmasını ileri süren filozoflar, bunu imkansız saydıklarından, yalnız maddenin başka bir şeye dönüşmesi görüşünü ileri sürmüşlerdir.

Bununla birlikte son zamanlarda maddenin yalnız kuvvete dönüşmesinin mümkün olduğunu gösteren bazı deneylere rastlandığından maddenin kalıcı olması kanunu “kuvvetin kalıcılığı” kanununa, bu da “sebebin kalıcılığı” kanununa çevirilmiştir. İlletin kalıcılığının ise şüphe yok ki Allah’ın ebedî kalıcı olmasıyla ilişkisi vardır.

Özetle maddenin yok olması, akla göre de imkansız değildir. Bundan dolayı maddenin değişmesine inanmakla geniş açıklamasını Allah’ın bilgisine havale etmek daha uygundur. Bununla birlikte bu hususta maddenin yok edilmesi şart olmadığından maddeyi başka bir şeye dönüştürmeye inanmak da yeterli olabilir.

Bir de İbnü Atiyye tefsirinde şunu da rivâyet etmiştir ki: “Yeryüzü de değiştirilecek ve fakat her grubun durumuna göre; kimine ekmek, kimine gümüş, kimine ateş v.s. olacaktır.”

Yukarıda tefsirde yer ve göğün değişmesi konusunda yerin ve göğün yok olması, ardından yeni âlemin yeniden yaratılması, bir şekilde madde yok olduktan sonra nasıl yaratılacağı konusu zorlanmakta, ancak senaryomuzda belirttiğimiz gibi maddenin, Karadelik (Tarık) içinde kütlesiz ilk yaratılıştaki gibi öz malzemeye dönüşmesi ve tekrar enerji verilmesi ile Karadeliğin (Tarık) yeni bir “Big Bang” ile açılması ve Ahiret Evreni’nin aynı malzeme ile yeniden ve yeni bilim kanunları ile (Allah’ın kanunları) yaratılması mümkün olmaktadır.

وَأَشْرَقَتِ الْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا

“...Yer, Rabbinin nûru ile parlamıştır.” (Zümer 69)

Zümer 69 âyetinin tefsiri: Kalkıştan sonra din günü ve fasıl günü denilen safhayı açıklamak üzere buyuruluyor ki: “VE YER PARLATILMIŞTIR.” Bu parlayacak olan yer, kabızdan sonra İbrahim 48. âyette belirtilen “O gün yer, başka yere çevrilir.” ifadesi üzere, değişecek mahşer yeridir.

İbn-i Abbas, demiştir ki: “Burada nûr, Güneş ve Ay’ın nûru değil başka bir nûrdur ki, bu nûru Allah yaratacak, onunla yeri aydınlatacaktır.”

Senaryomuzda belirtilen Evren’in öz malzemesinin yeniden oluşturularak Güneş misali bir aydınlatma aracının yaratılacağı bu âyette anlatılmaktadır.

Son olarak; Rabbimizin bize diriliş ile ilgili bildirdikleriyle yazıma son veriyorum.

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

51. “Sur’a üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gelmektedirler
52. Şöyle derler " vay başımıza gelenler kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı. Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler."
53. Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın hepsi birdene toplanıp huzurmuza çıkarılmışlardır.” (Yasin 51-53)

يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ

“O gün insanlar Hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür.” (Kaf 42)

وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ وَإِذَا السَّمَاء كُشِطَتْ وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ

“7. Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman
8-9. Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman
10. Amel defterleri açıldığı zaman
11. Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman
12. Cehennem alevlendirildiği zaman
13. Cennet yaklaştırıldığı zaman” (Tekvir 7-13)

Son söz, ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH’IN;

أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ

“16. Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır.
17. Yoksa gökte olanın üzerinize ‘taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar’ göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz.” (Mülk 16-17)

ABDURRAHMAN YÖRDEM,
KASIM 2017

❮ 1. Bölüm2. Bölüm ❯Abdurrahman Yördem'in Diğer Yazıları






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 49920430 ziyaretçi (126762378 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler