Kuran-ı Kerim'de Hz. Musa'nın Hayatı
 

Kuran-ı Kerîm'de Hz. Musa'nın Hayatı

Abdurrahman Yördem

Hz. Musa’nın Çocukluğu

Kurân-ı Kerîm’de; peygamberlerin hayatlarından çokça bahsedilir. Bu konu ile ilgili ayetleri de bir dizi yazı ile yazmaya çalışacağım. Öncelikle Kurân’da birçok surede hayatından kesitler verilen Hz Musa’dan başlayacağım.

Hz. Musa, Mısır’da doğduğu zamanda, ülkenin yönetimi Firavunlar tarafından yapılıyordu. Firavunlar, kendilerini ülkenin sahibi görüyorlar, hatta tanrı olduklarını iddia ediyorlardı. Hz. Musa’nın kavmi, ülkede köle olarak bulunuyor, Firavun adına ziraat ve hayvancılık yapıyor, inşaat ile diğer hizmetlerde çalışıyorlardı. Bunun karşılığı olarak Firavun; onların barınma, yiyecek ihtiyaçlarını karşılıyordu. Kavmin nüfusu artınca Firavun’un emri ile bazı seneler, doğan erkek çocukları öldürülüyordu.

İşte böyle bir senede doğan Hz. Musa’nın annesine Rabbimiz tarafından onu nehre bırakılması bildirilmiş, bunun üzerine annesi Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmış, bir taraftan da kız kardeşini takip için görevlendirmiş, bu sırada sarayda nehir kıyısında bulunan Firavun ve karısı sandığı görerek içindeki çocuğu almışlar, Firavun çocuğu öldürmek istemiş, ancak karısı evlat edinmelerini, onlara uğur getirebileceğini söyleyerek Firavun’u ikna etmiş. Çocuk; süt vermeye çalışan süt annelerinin sütünü emmeyince kardeşi koşarak gelip iyi bir süt annesi olduğunu söyleyerek, annesini saraya getirmiş ve böylelikle Firavun bilmeden annesi ile Hz. Musa’yı Rabbimizin izniyle bir araya getirmiş. Rabbimiz, bu olayı Kassas suresinin ilk ayetlerinde bize bildirir:

1. Tâ-Sîn-Mîm.
2. Bunlar apaçık Kitab’ın âyetleridir.
3. İman eden bir kavm için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.
4. Şüphe yok ki, Firavun, yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.
5. Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.
6. Yeryüzünde onları kudret sahibi kılalım ve onların eliyle Firavun’a, Hâmân’a ve ordularına, çekine geldikleri şeyleri gösterelim.
7. Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil’e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız.” diye ilham ettik.
8. Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Hâmân ve onların askerleri hata yapıyorlardı.
9. Firavun’un karısı, şöyle dedi: Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz. Oysa ki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.
10. Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.
11. Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et.” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.
12. Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?”dedi.
13. Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.[1]

Birini Öldürmesi

Hz. Musa, bir taraftan Firavun ailesi ile bir taraftan kendi ailesi ile birlikte günlerini geçirirken ilim ve hikmet sahibi bir insan olarak yetişiyordu. Birgün istemediği bir olaya karışarak bir kişinin ölümüne sebep oldu. Bunun üzerine şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Bu olay, Kassas suresinde bize bildirilir:

14. Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
15. Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır.” dedi.
16. Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
17. ”Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım.” dedi.
18. Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona: “Belli ki sen azgın bir kimsesin.” dedi.
19. Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun.” dedi.
20. Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim.” dedi.
21. Mûsâ, korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı ve “Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar.” dedi.[2]

Hz. Musa Medyen’de

Hz. Musa, şehirden ayrılarak Medyen’e doğru yol aldı. Yolda suyun başında bulunan iki kıza yardımcı oldu. Bunun üzerine babaları, Hz. Musa’yı belli bir süre çalışma karşılığında kızlarından biri ile evlendirdi ve Hz. Musa, sekiz ya da on yıl Medyen’de yaşadı. Bu yıllar, kendisine henüz peygamberlik görevi verilmemişti. Rabbimiz, Kassas suresinde bunları bize bildirir:

23. Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, “(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?” dedi. Onlar, “Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır.” dediler.
24. Bunun üzerine Mûsâ, onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım.” dedi.
25. Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor.” dedi. Mûsâ, onun (Şuayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şuayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun.” dedi.
26. Kızlardan biri, “Babacığım, onu ücretle tut. Herhâlde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır.” dedi.
27. Şuayb, “Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın.” dedi.
28. Mûsâ, şöyle dedi: “Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husûmet yok. Allah, söylediklerimize vekildir.” [3]

Hz. Musa Tuva Vadisi’nde

Hz. Musa, belli süre Medyen’de kaldıktan sonra ailesi ile birlikte yola çıkarlar. Tuva vadisine vardıklarında bir ateş görür, Tur’un yanına geldiğinde Rabbimiz ona seslenir, onunla konuşur, ona ve kardeşi Harun’a peygamberlik görevini verir. Bu konu, Kurân-ı Kerîm ayetleriyle bize bildirilir:

29. Mûsâ, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm.” dedi.
30. Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”
31. “Değneğini (yere) at. (Mûsâ, değneğini attı). Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) “Ey Mûsâ! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın.”
32. “Elini koynuna sok. (Alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek (toparlan). İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına (göstermen için) Rabbin tarafından (sana verilen) iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler.”
33. Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Şüphesiz ben onlardan birisini öldürdüm. Onların da beni öldürmelerinden korkuyorum.”
34. “Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
35. Allah, “Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size bir iktidar vereceğiz de âyetlerimiz sayesinde size (kötü bir amaçla) ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar, galip gelecek olanlardır.” dedi. [4]

9. Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı?
10. Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum.” demişti.
11. Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!”
12. “Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın.”
13. “Ben, seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.”
14. “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”
15. “Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim.”
16. “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!”
17. “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”
18. Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.”
19. Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.
20. Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!
21. Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”
22-23. “Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.”
24. “Firavun’a git, çünkü o azmıştır.”
25. Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.”
26. “İşimi bana kolaylaştır.”
27-28. “Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.”
29. “Bana ailemden birini yardımcı yap;”
30. “Kardeşim Hârûn’u.”
31. “Onunla gücümü artır.”
32. “Onu işime ortak et;”
33. “Seni çok tespih edelim diye,”
34. “Seni çok zikredelim diye.”
35. “Çünkü sen, bizi hakkıyla görmektesin.”
36. Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”
37. “Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.”
38. “Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:”
39. “… ‘Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın.’ Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.”
40. “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve ‘Size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?’ diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!”
41. “Ben seni kendim için seçtim.”
42. “Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.”
43. “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.”
44. “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.”
45. Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.”
46. Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.”
47. “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun’…”
48. “… ‘Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.’…” [5]

52. Ona Tur’un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.
53. Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun’u bir peygamber olarak armağan ettik.[6]

Firavunla Buluşma

Hz. Musa, Firavun’a gider, daha önce beraber büyüdüklerinden saraya girmekte zorlanmaz. Firavun, önce onu alaya alır. Hz. Musa, geliş nedenini söyleyerek onu Allah’ın (cc) dinine davet eder ve İsrailoğullarının serbest bırakmasını söyler. Bunun üzerine Firavun kızar, ancak merak ederek söylediklerini kanıtlamasını ister, Hz. Musa’nın asası ve elindeki parlaklık, onu korkutur. Bunun üzerine yandaşlarının tavsiyesi ile sihirbazlarla yarışmasını Hz. Musa’ya teklif eder. Bu diyalog, Kurân ayetleri ile bize bildirilir:

49. Firavun: “Rabbiniz de kimmiş, ey Musa?” dedi.
50. O da: “Bizim Rabbimiz, her şeye hılkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir.” dedi.
51. Firavun: “Öyle ise, önceki milletlerin hali ne olacak?” dedi.
52. Musa: “Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin yanında bir kitapta bulunur. Rabbim, ne yanılır ne de unutur.” dedi.
53. O, yeri size beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir. Onunla biz çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.
54. Yeyiniz; hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah'ın kudretine) işaretler vardır.
55. Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.
56. Andolsun biz ona (Firavun'a) bütün (bu) delillerimizi gösterdik; yine de yalanladı ve diretti.
57. Dedi ki: “Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa?”
58. “Öyle ise, muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda, ne senin, ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla.”
59. Musa: “Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk vaktinde insanların toplanma zamanı olsun.” dedi.[7]

104. Musa dedi ki : “Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
105. “Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!”
106. (Firavun) dedi ki: “Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım.”
107. Bunun üzerine Musa, asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!
108. Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.
109. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Bu çok bilgili bir sihirbazdır.”
110. “O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?”
111. Dediler ki: “Onu da kardeşini de beklet; şehirlere toplayıcılar (memurlar) yolla.”
112. “Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.” [8]

18. (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: “Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
19. “Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!”
20. Musa: “Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım.”
21. “Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.”
22. “O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.”
23. Firavun şöyle dedi: “Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?”
24. Musa cevap verdi: “Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.”
25. (Firavun) etrafında bulunanlara: “İşitiyor musunuz?” dedi.
26. Musa dedi ki: “O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.”
27. Firavun: “Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir.” dedi.
28. Musa, devamla şunu söyledi: “Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.”
29. Firavun: “Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim!” dedi.
30. Musa: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” dedi.
31. Firavun: “Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu!” diye karşılık verdi.
32. Bunun üzerine Musa, asasını atıverdi; bir de ne görsünler, asa apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
33. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: “Bu”, dedi, “doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!”
35. “Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?”
36. Dediler ki: “Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;”
37. “Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.” [9]

Sihirbazlarla Yarış

Firavun, yanındakilere danıştı ve ülkedeki sihirbazları toplamaya karar verdiler. Hz. Musa’yı yeneceklerine emin oldular. Öyle ki Firavun, toplantının yerini ve zamanını Hz. Musa’ya bıraktı. Hz. Musa, bu fırsatı değerlendirerek bayram günü halkın arasında toplantının yapılmasını isteyerek, Firavun’u sarayından çıkararak, tüm halkın arasında onu zor duruma sokmayı sağladı. Sihirbazlar geldi ve ayetler, bu olayı açıklıkla bize bildiriyor:

57. (Firavun) Dedi ki: “Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa?”
58. “Öyle ise, muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda, ne senin, ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla.”
59. Musa: “Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk vaktinde insanların toplanma zamanı olsun.” dedi.
60. Bunun üzerine Firavun, dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi.
61. Musa, onlara: “Yazık size!” dedi. “Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur.”
62. Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.
63. Şöyle dediler: “Bu ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdırlar sadece.”
64. “Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki bugün, üstün gelen kazanmıştır.”
65. Dediler ki: “Ey Musa! Ya sen at ya da önce atan biz olalım.”
66. “Hayır, siz atın.” dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor.
67. Musa, birden içinde bir korku duydu.
68. “Korkma!” dedik, “üstün gelecek olan kesinlikle sensin.”
69. “Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.” [10]

113. Sihirbazlar, Firavun’a geldi ve: “Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükâfat var mı?” dediler.
114. (Firavun): “Evet hem de siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız.” dedi.
115. (Sihirbazlar), “Ey Musa sen mi (önce) atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım?” dediler.
116. “Siz atın” dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler.
117. Biz de Musa’ya, “Asanı at!” diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.
119. İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.[11]

38. Böylece sihirbazlar, belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
39. Halka: “Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın)” denildi.
40. (Firavun’un adamları:) “Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız.” dediler.
41. Sihirbazlar geldiklerinde Firavun’a: “Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi?” dediler.
42. Firavun, cevap verdi: “Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.”
43. Musa, onlara: “Ne atacaksanız atın!” dedi.
44. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: “Firavun’un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz.” dediler.
45. Sonra Musa asasını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor! [12]

Sihirbazların İman Etmesi

Sihirbazlar, sihirlerinin bozulmasının sihirle olamayacağını, bunun için başka bir gücün olduğunu bildiklerinden; hemen iman ettiler. Firavun, halkın arasında mağlubiyetten dolayı halkın gözünde küçüldüğünden ne yapacağını bilemez şekilde şaşkın halde iken, bir de sihirbazların iman etmesi onu adeta çıldırttı. Hz. Musa’ya herhangi birşey yapamadığından sihirbazları cezalandırarak kendini rahatlatma yoluna gitti. Ayetler, bu durumu bize şöyle bildiriyor:

119. İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.
120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
121. “Âlemlerin Rabbine iman ettik.” dediler.
122. “Musa’nın ve Harun’un Rabb’ine.” dediler.
123. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz!”
124. “Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım!”
125. Onlar da : “Biz zaten Rabbimize döneceğiz”. dediler.
126. “Sen sadece Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, müslüman olarak canımızı al” dediler.[13]

45. Sonra Musa, asasını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
46. (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
47. “Alemlerin Rabbine, iman ettik.” dediler.
48. “Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik”.
49. Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!”
50. “Zararı yok.” dediler, “(nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.”
51. “Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.” [14]

Firavunun İnadı

Firavun ve yandaşları, sihirbazların olayından sonra yine inatlarından vazgeçmediler. Halka eziyet etmeye başladılar. Bunun üzerine Rabbimizin emri ile başlarına bazı felaketler geldi. Yine de inatlarından vazgeçmediler. Rabbimiz, Kuran ayetleri ile bu durumu bize bildirir:

127. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Musa’yı ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakacaksınız?” (Firavun): “Biz onların oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz.” dedi.
128. Musa, kavmine dedi ki: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. Sonuç (Allah’tan korkup günahtan) sakınanlarındır.”
129. Onlar da, “Sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence edildi.” dediler. (Musa), “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar.” dedi.
130. Andolsun ki, biz de Firavun’a uyanları ders alsınlar diye yıllarca kuraklık ve mahsül kıtlığı ile cezalandırdık.
131. Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, “Bu bizim hakkımızdır.” derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki, onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır; fakat onların çoğu bunu bilmezler.
132. Ve dediler ki: “Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.”
133. Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkar bir kavim oldular.
134. Azap üzerlerine çökünce, “Ey Musa! sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et; eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak İsrailoğullarını seninle göndereceğiz.” dediler.
135. Biz, ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırınca hemen sözlerinden dönüverdiler.[15]

Hz. Musa ve Kavminin Şehri Terk Etmeleri

Rabbimizin çeşitli mucizelerini gördükleri halde Firavun ve çevresindekiler iman etmediler. İnatları arttı. Hz. Musa’nın kavmine işkenceler yaptılar. Bunun üzerine Rabbimiz vahyederek şehirden çıkmalarını emretti:

52. Musa’ya: “Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz.” diye vahyettik.
53. Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
54. “Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır.”
55. “(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir.”
56. “Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız.” (diyor ve dedirtiyordu).
57. Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
58. Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.
59. Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
60. Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.
61. İki topluluk birbirini görünce, Musa’nın adamları: “İşte yakalandık!” dediler.
62. Musa: “Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.” [16]

77. Andolsun ki biz Musa’ya: “Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç.” diye vahyetmiştik. [17]

Denizin Yarılması

Hz. Musa ve kavmi denizin önüne geldiğinde, kavmi korktu. Ancak Hz. Musa, Rabbin emri ile asasını denize vurdu. Deniz, yarıldı ve yol açıldı. Hz. Musa ve kavmi, karşıya geçtiler. Firavun ve ordusu, yola girdiler. Ancak su birleşti ve boğuldular. Firavun, öleceğini anlayınca Müslüman olmak istedi. Bu olayı Rabbimiz ayetlerle bize bildirir:

63. Bunun üzerine Musa’ya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı, her bölük koca bir dağ gibi oldu.
64. Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
65. Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
66. Sonra ötekilerini suda boğduk.
67. Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
68. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.[18]

90. Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde) boğulma haline gelince, (Firavun:) “Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı’dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım!” dedi.
91. Şimdi mi (iman ettin)! Halbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.
92. (Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan birçoğu, hakikaten ayetlerimizden gafildirler.[19]

Denizi Geçtikten Sonra

İsrailoğulları, denizi geçtiler, mucizeyi gördüler; ancak yine de eski alışkanlıklarından vazgeçemediler. Hala tapınılacak bir heykel arayışındaydılar ve cesaretle Hz. Musa’dan tapınacakları bir heykel yapmasını söyleyebiliyorlardı:

138. İsrailoğullarını denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine: “Ey Musa! Onların tanrıları olduğu gibi, sen de bizim için bir tanrı yap!” dediler. Musa: “Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz.” dedi.
139. Şüphesiz bunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır, yapmakta oldukları da batıldır.
140. Musa dedi ki: “Allah sizi âlemlere üstün kılmışken ben size Allah’tan başka bir tanrı mı arayayım?” [20]

Çölde Susuz Kalınca

Çölde yola koyuldular. Ancak suları azaldı. Kavmi, Hz. Musa’dan su bulmasını istedi. Hz. Musa, Rabbine yalvardı ve vahiy geldi:

60. Musa, (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: “Değneğinle taşa vur!” demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) “Allah’ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin.” dedik.[21]

Bıldırcın Eti ve Kudret Helvası

İnsanoğlu, istediği birşeyi kolay elde ettiği zaman, daha da ister. Hz. Musa’nın kavmi de susuzluğu giderilince bu sefer Hz. Musa’dan yiyecek isterler. Rabbimizin emri ile bu istek de karşılanır. Ayetler bize bunu bildirir:

160. Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde oniki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa’ya, “Asanı taşa vur!” diye vahyettik. Derhal ondan oniki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri belledi. Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. (Onlara dedik ki) “Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yeyin.” Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) bize değil kendilerine zulmediyorlardı.[22]

57. Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve “Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz.” (dedik). Hakikatta onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı.[23]

Nankör Kavim

İsrailoğulları, o kadar mucize gördü, zamanının seçilmiş kavmi oldu. Ancak nankörlüklerinden vazgeçmediler. Rabbimizin emri ile melekler tarafından verilenlerle adeta alay edercesine tavırlar yapmaya başladılar. Hz. Musa’yı da zor duruma düşürdüler:

61. Hani siz (verilen nimetlere karşılık): “Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın.” dediniz. Musa ise: “Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var.” dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah’ın ayetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.[24]

58. (İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yeyin, kapısından eğilerek girin, (girerken) “Hıtta!” (Ya Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik.
59. Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. (Tevbe ettik, mânasına gelen Hıtta kelimesini alaya alarak buğday mânasında olan Hınta’ya çevirdiler.) Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.[25]

161. Onlara denildi ki : Şu şehirde (Kudüs’te) yerleşin, ondan (nimetlerinden) dilediğiniz gibi yeyin, “bağışlanmak istiyoruz” deyin ve kapıdan eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da artıracağız.
162. Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik.[26]

Hz. Musa Rabbi İle

Hz. Musa, kavmi ile yola giderken bir yerde Rabbi ile görüşmek için kavminden ayrıldı. Kavminden 40 gece ayrı kaldı. Kavminin başına Hz. Harun’u bıraktı. Rabbimiz Hz. Musa’ya seslendi ve bazı ayetler yazılan levhaları görevli meleklerle gönderdi. Bu olay, Kuran ayetleri ile bize bildiriliyor:

142. (Bana ibadet etmesi için) Musa’ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilave ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: “Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.”
143. Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tur’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi, o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.”
144. (Allah) “Ey Musa!” dedi, “Ben, risaletlerimle (sana verdiğim görevlerle) ve sözlerimle seni insanların başına seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”
145. Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): “Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.”
146. Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse, hemen ona saparlar. Bu durum, onların ayetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir.
147. Halbuki ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır.[27]

İsrailoğularının Buzağıyı (Tanrı) Edinmeleri

Hz. Musa, Rabbinden vahyi alarak kavmine dönünce ne görsün; kavminin bir kısmı buzağı heykeli yapmış buna tapınıyorlar. Kardeşini tartaklar. Hz. Harun, kavminin ikiye ayrılarak birbiri ile dövüşmemeleri için yapılanlara ses çıkarmadığını söyler. Kuran-ı Kerîm ayetleri, bu olayı bize bildirir:

51. Musa’ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz.
52. O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik.
53. Doğru yolu bulasınız diye Musa’ya Kitab’ı ve hak ile batılı ayıran hükümleri verdik.
54. Musa kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız Yaratıcınızın katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O’dur.” [28]

148. (Tur’a giden) Musa’nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular.
149. Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!”
150. Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun’un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): “Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!” dedi.
151. (Musa da) “Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!” dedi.
152. Buzağıyı (tanrı) edinenler var ya, işte onlara mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
153. Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere gelince, şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir.
154. Musa’nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet (haberi) vardı.[29]

83. “Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevkeden nedir, ey Musa!”
84. Musa: “İşte, dedi, onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın diye sana acele ile geldim Rabbim.”
85. Allah buyurdu: “Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Samiri onları yoldan çıkardı.”
86. Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndü. “Ey kavmim!” dedi. “Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi, yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının inmesini mi istediniz ki, bana olan vadinizden döndünüz?”
87. Dediler ki: Biz sana olan vadimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır’lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Samiri de atmıştı.
88. Bu adam, onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. Bunun üzerine: İşte, dediler, bu, sizin de, Musa’nın da tanrısıdır. Fakat onu unuttu.
89. O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?
90. Hakikaten Harun, onlara daha önce: “Ey kavmim!” demişti, “Siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli olan Allah’tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz.”
91. Onlar: “Biz”, dediler, “Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!”
92. (Musa, döndüğünde) Dedi: “Ey Harun! bunların dalalete düştüklerini gördüğün vakit seni engelleğen ne oldu?”
93. “(Neden) benim yolumu takip etmedin? Emrime asi mi oldun?”
94. (Harun:) “Ey annemin oğlu!” dedi, “Saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: ‘İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!’ demenden korktum.”
95. Musa: “Ya senin zorun nedir, ey Samiri?” dedi.
96. O da: “Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi.” dedi.
97. Musa: “Defol!” dedi, “Artık hayatın boyunca sen: ‘Bana dokunmayın!’ diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var. Tapmakta olduğun tanrına da bak!” Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız!
98. Sizin ilahınız, yalnızca, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.[30]

İsrailoğullarının Sığır (Bakara) İle Sınavları

İsrailoğullarının buzağıya tapınmalarının ardından Rabbimiz, onları sınamak için Hz. Musa’ya vahiy ile onlara sığır kesmelerini emretti. Şaşırdılar. Mısırlıların kutsal saydığı bu hayvana karşı onlarda da saygı uyandırmış bu yüzden itiraz ettiler. İtirazlarını mazeretler üreterek gösterdiler. Sonunda ne oldu? Ayetler bize bunu bildiriyor:

67. Musa, kavmine: “Allah bir sığır kesmenizi emrediyor.” demişti de: “Bizimle alay mı ediyorsun?” demişlerdi. O da: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” demişti.
68. “Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın” dediler. Musa: “Allah diyor ki: ‘O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek.’ Size emredileni hemen yapın.” dedi.
69. Bu defa: “Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın” dediler. “O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir” dedi.
70. “(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz” dediler.
71. (Musa) dedi ki: “Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir”. “İşte şimdi gerçeği anlattın” dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.[31]

İsrailoğullarının Allah’ı (cc) Görmek İstemeleri

İsrailoğullarının gördükleri o kadar mucize karşısında azgınlıkları ve nankörlükleri azalmadı. Daha da şımardılar. Allah’ı (cc) görmek istediler. Hz. Musa, bunların cahilliklerinden ne yapacağını bilmiyordu. Allah’tan vahiy geldi. Yetmiş kişiyi seçerek Tur’a geldiler. Ayetler bu olayı bize bildiriyor:

55. Bir zamanlar: “Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız.” demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı.
56. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.[32]

155. Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! (Hz. Musa'nın, kavmini temsilen seçip Allah'ın huzuruna getirdiği kimseler, Allah ile kendi arasındaki konuşmayı işitince, onunla yetinmediler ve: “Ey Musa, Allah'ı açıkca görmedikçe sana asla inanmayacağız.” dediler. Bunun üzerine orada şiddetli bir deprem oldu ve bayılıp düştüler. Hz. Musa, Allah'a yalvardı da bu afet kaldırıldı.)
156. “Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük.” Allah buyurdu ki: “Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” [33]

153. Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar Musa'dan, bunun daha büyüğünü istemişler de, “Bize Allah'ı apaçık göster” demişlerdi. Zulümleri sebebiyle hemen onları yıldırım çarptı. Bilahare kendilerine açık deliller geldikten sonra buzağıyı (tanrı) edindiler. Biz bunu da affettik. Ve Musa'ya apaçık delil (ve yetki) verdik.[34]

İsrailoğullarının Tur’da Söz Vermeleri

Hz. Musa ile Tur’a giden gurup; Rabbimize söz verdiler, ancak daha sonra çok kısa zamanda bu sözü unuttular. Cumartesi yasağına uymadılar:

163. Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.
164. İçlerinden bir topluluk: “Allah'ın helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: “Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).”
165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.
166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.[35]

63. Sizden sağlam bir söz almış, “Tur’un altında, size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, korunursunuz.” (demiştik de);
64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.
65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: “Aşağılık maymunlar olun!” dediklerimizi elbette bilmektesiniz.
66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), olayı bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakiler için de bir öğüt vesilesi kıldık.[36]

92. Andolsun Musa size apaçık mucizeler getirmişti. Sonra onun ardından, zalimler olarak buzağıyı (tanrı) edindiniz.
93. Hatırlayın ki, Tur’un altında sizden söz almış: “Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın.” demiştik. Onlar: “İşittik ve isyan ettik.” dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: “Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” [37]

154. Söz vermeleri (ni takviye) için Tur'u başlarına diktik de onlara, “Baş eğerek kapıdan girin” dedik, “Cumartesi günü sınırı aşmayın” dedik. Kendilerinden sağlam söz aldık.
155. Sözlerinden dönmeleri, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıflanmıştır” demeleri sebebiyle (onları lanetledik, türlü belalar verdik. Onların kalpleri kılıflı değildir;) tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstesna artık iman etmezler.[38]

İsrailoğulları! Seçilmiş Millet

Hz. Musa’nın hayatındaki olaylarda kavmini (israiloğullarını) her ne kadar nankör, sözünde durmayan, dini hafife alan bir karakterde görmemize rağmen Allah tarafından zamanın seçilmiş kavmiydiler. Kuran-ı Kerîm’de ismi verilen peygamberlerin bir çoğu, İsrailoğulları kavminden ya da atalarındandı. Hz. Yakup (İsrail), babası Hz. İshak, dedesi Hz. İbrahim, amcası Hz. İsmail, 12 oğlu, bunların arasında Hz. Yusuf, daha sonra Hz. Musa, Hz Harun, Hz Eyyub, Hz Davut, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa hepsi bu millettendi. Bu yüzden seçilmiş bir milletti.

Kuran-ı Kerîm’de İsrailoğullarının verilen özeldeki karakter yapısının aslında tüm insanlığın ortak karakter yapısı olduğunu Rabbimiz bize bildirmekteydi. Peygamberlerini öldürmeleri bize tuhaf gelir. Ancak İslam tarihinde de buna benzer olaylar; sahabe döneminde Hz. Ayşe ile Hz. Ali’yi karşı karşıya getirmiş, İslam Medeniyetinin temellerinden olan Emevi Devleti; Hz. Peygamberin (sav) torunlarını katletmiştir.

Rabbimiz, Kuran-ı Kerîm’de bizlere; insan olarak bizde bulunan bu karakter yapısı ile (nefsimiz) mücadeleyi emretmiş, Allah’ın istediği insan tipini tarif ederek, buna nasıl ulaşacağımızı ayetlerle bize bildirmiştir:

84. Biz O’na İshak ve (İshak’ın oğlu) Yakub’u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh’u ve O’nun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükafatlandırırız.[39]

9. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.[40]

138. Bu (Kurân), bütün insanlığa bir açıklamadır; takva sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.[41]

52. İşte bu (Kurân), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.[42]

90. Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.[43]

İsrailoğullarının Vatansız Kalmaları

Hz. Musa’nın kavmi, yine peygamberlerini dinlemediler. Vatansız kaldılar.

20. Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.”
21. “Ey kavmim ! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.”
22. Onlar şu cevabı verdiler: “Ya Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.”
23. Korkanların içinden Allah’ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: “Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin.”
24. “Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız” dediler.
25. Musa: “Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır” dedi.
26. Allah, “Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme” dedi.[44]

Hz. Musa’nın Sabırla İmtihanı

Kuran-ı Kerîm, Kehf suresinin bir bölümünde Hz. Musa’nın; Rabbimiz katından rahmet ve ilim verilen bir kul ile seyahat ettiği, olaylar karşısında sabırsız olduğu bize bildirilir. Karşılaştığı kişi tefsirlerde çoğunlukla Hızır olarak belirtilmiş. Ancak kişiliği hakkında kesin bilgiler olmayan ve bazı menkıbelerle açıklanmaya çalışılan bu kişinin; zamanda yolculuk yapabilecek bir insan olabileceği anlatılır. Bizim kanaatımız, olaylara baktığımızda; güçlü, korkutucu ve bir insanı rahatça öldürdüğü halde cezalandırılmayan, ayrıca Rabbimiz katından ilimle donatılmış olması; Rabbimiz tarafından görevli insan formunda melek olma ihtimali daha yüksektir. (En iyisini Allah cc bilir)

60. Bir vakit Musa, genç adamına demişti ki: “Durup dinlenmeyeceğim; ta iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.”
61. Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.
62. (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: “Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi.” dedi.
63. (Genç adam:) “Gördün mü!” dedi, “Kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.”
64. Musa: “İşte aradığımız o idi.” dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.
65. Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
66. Musa, ona: “Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
67. Dedi ki: “Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.”
68. “(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?”
69. Musa: “İnşaallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.”
70. (O kul:) “Eğer bana tabi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma!” dedi.
71. Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: “Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın!” dedi.
72. (Hızır:) “Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
73. Musa: “Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma.” dedi.
74. Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: “Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!”
75. (Hızır:) “Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
76. Musa: “Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.”
77. Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: “Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın.” dedi.
78. (Hızır) şöyle dedi: “İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”
79. “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı.”
80. “Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.”
81. (Devam etti:) “Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.”
82. “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.” [45]

Dipnotlar

[1] Kasas 1-13.
[2] Kasas 14-21.
[3] Kassas 23-28.
[4] Kassas 29-35.
[5] Ta-ha 9-48.
[6] Meryem 52-53.
[7] Ta-ha 49-59.
[8] Araf 104-112.
[9] Şuara 18-37.
[10] Ta-ha 57-69.
[11] Araf 113-119.
[12] Şuara 38-45.
[13] Araf 119-126.
[14] Şuara 45-51.
[15] Araf 127-135.
[16] Şuara 52-62.
[17] Ta-Ha 77.
[18] Şuara 63-68.
[19] Yunus 90-92.
[20] Araf 138-140.
[21] Bakara 60.
[22] Araf 160.
[23] Bakara 57.
[24] Bakara 61.
[25] Bakara 58-59.
[26] Araf 161-162.
[27] Araf 142-147.
[28] Bakara 51-54.
[29] Araf 148-154.
[30] Ta-ha 83-98.
[31] Bakara 67-71.
[32] Bakara 55-56.
[33] Araf 155-156.
[34] Nisa 153.
[35] Araf 163-166.
[36] Bakara 63-66.
[37] Bakara 92-93.
[38] Nisa 154-155.
[39] En’am 84.
[40] Şems 9.
[41] Al-i İmran 138.
[42] İbrahim 52.
[43] Nahl 90.
[44] Maide 20-26.
[45] Kehf 60-82.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46134780 ziyaretçi (118649496 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler