Merovenjler (Merovingian - Marovenj Hanedani)
 
Merojenc Hanedanı, Merovingian Dynastyi harita, map

Merovenjler (Merovingian, Marovenj Hânedânı)

Hazırlayan: Akhenaton

Merovenj hânedânı, 5. ve 8. yüzyıllar arasında bugünkü Fransa ve Almanya arasında bulunan bölgede hüküm sürmüş Frank hânedânıdır.[1]

Siyon Tapınağı Tarikatı'nın hakkını savunduğunu söylediği Merovenj Hânedânı, 1300 yıl öncesine aittir. Bunda bu kadar önemli ne olabilir, derseniz cevap kolaydır: Masonlar, tâ Templar Şövalyeleri'nden beri kendilerine, gerçekleştirmesi imkânsız, ama mensuplarını bir ülkü etrafında toplamaya yeterli bir amaç aramışlar ve tarihten yararlanarak Merovenj Hânedânı'nı bulmuşlardır. Çünkü Avrupalılar için bu hânedân, bizim için Selçuklular neyse odur. Yani önemli bir hânedândır.[2]

Merovingian, MerovenjHânedânlığın, Magdalalı Meryem'in soyundan geldiği iddia edilir. Hânedân'ın ilk kralının ismi, Merovech (Fransızcası Mérovée)'tir ve bu nedenle onun soyundan gelenler kendilerini "Merovingianlar" olarak adlandırmışlardır. Fransa ülkesinin kurucuları oldukları söylenir. Soyları, Magdalalı Meryem'e dayandırılır. Magdalalı Meryem'in İsa'nın çocuğuyla Kudüs'ten kaçıp Fransa'ya gittiği ve Fransa'da Merovingian Hânedânı'nı kurdukları iddia edilmektedir.[1]

"Da Vinci Şifresi" ve Dan Brown'u, söz konusu tezleri kendilerinden çaldığı iddiasıyla mahkemeye veren "Kutsal Kan - Kutsal Kase" Kitabının yazarlarınca işlenmiş tezler bütünlüğüne göre, Hz. İsa, Ortodoks Hıristiyan öğretisinin kabul ettiği şekliyle çarmıhta ölmemiş, ölmemekle kalmayıp karnında çocuğunu taşıyan Magdalalı Meryem ile Arcadia'dan da geçmek suretiyle Fransa'ya gelmiştir. Burada da bir şekilde Merovenj Soyu ile birleşmiştir. Söz konusu tezler doğruysa, Hz. İsa'nın günümüze dek uzanan bir sülalesi vardır. Sion Tarikatı da bu anlamda söz konusu sülalenin üyelerinin koruyuculuğunu üstlenir. Tapınak Şövalyeleri ise, Sion Tarikatı tarafından kurulmuştur ve daha çok askeri düzlemde faaliyet göstermek gibi bir amaç taşımaktadır.[3]

Mecdelli (Magdalalı) Meryem ile Hz. İsa arasındaki Merovenj hanedanı ile ilgili sözüm ona gizli kan bağı, aslında onların Pleiades kozmik orijinlerine atıfta bulunuyor olabilir. Örneğin, benzer pek çok kadim uygarlıklar gibi Mezo-Amerika'nın Mayaları, uygarlıklarının tohum yatağı ve ışığın kodlarını çocuğuna veren kozmik yıldız ana olduğu için "Pleiadesi cranary" (Doğrusu, "granary" olabilir. Anlamı, "yüksek nitelikte tohum üreten bölge'dir.) diye adlandırmaktaydılar. Merovenjler, Troya'nın Kralı Priam'ın oğlu Prens Paris'ten sonra Paris'i kurdular ve kente onun adını verdiler. İlyada'daki Elektra (Pleiades takım yıldızındaki 7 kız kardeşten biri) Troya soyunu kuran Dardanosun anasıydı, David Icke görüşüne göre, Merovenj soyu ile kanbağı Troyaya dek dayanmaktadır—bir başka Pleiades bağlantısı.[4]

Merovingianlar, arasında doğrudan Hz. İsa'nın kanını taşıdıklarını iddia edenleri olduğu gibi, soylarını Hz. Davut'a kadar dayandıranları var. Taşıdıkları kanın "kutsal" olduğuna ve nesiller boyunca korunarak aktarıldığına inanıyorlar. Bu isim üzerinde insanı hayrete düşürecek kadar spekülasyon yapılmış. Merovingian soyunun kayıp ülke Atlantis'ten geldiği iddiasından, Antik Yunan'ın yarı tanrılarına kadar uzandığı iddiasına kadar birçok spekülasyon bulunuyor. Bunların biraz daha ilerisinde bizi daha da tanıdık "spekülasyonlar" bekliyor.[5]

NeptunMerovenj ismini veren hükümdarın tarihi kişiliğine efsaneler gölge düşürmektedir. Meovee (merovech ya da meroveus), tabiatüstü bir kişilik olarak tasvir edilir. Hükümdarın ismi ve mûcizevî köken ve karakterlerine işaret etmektedir. Bu isim, Fransızca ve Latince'de "anne" ve "deniz" manalarına gelmektedir. Frank tarihçilerinin rivâyetlerine göre Merovenj, "iki babalı" olarak doğmuştur. Biri kral Clodio, diğeri ise "Neptün" adlı bir deniz yaratığıdır.[1]

Eski Hıristiyanlar arasında Hz. İsa'nın simgesi, "balık'tır ve doğduğu çağ, astrolojik olarak dünyanın "balık burcu'na girdiği dönemdir. O zamanlar, hânedânın böyle bir iddiası var mıydı bilinmez. Ancak 11. yüzyılda Haçlı Seferleri'ni organize eden soylular, Merovenj soyundan geliyorlardı ve Haçlı Savaşları'ndan sonra Avrupa'da Merovenjlerin Hz. İsa'nın torunları oldukları ile ilgili efsaneler, gezgin ozanlar olan Turbadurlar tarafından yayılmaya başlanmıştır. Bu gezgin çalgıcılara "minstrel" de denirdi ve bu kelime, "rahip" anlamına gelmekteydi. "Balık tanrı" soyundan gelme efsanesi, yakın zamanda bazı araştırmacılar tarafından Hz. İsa soyundan gelme iddiasının sembolizmi olarak da yorumlanmıştır.[6]

Merovenjlerin çift kan taşıması, insanüstü güçlerin bir bağışı olarak kabul edilmiştir. Bundan dolayı bunlar sık sık "mucize yaratan krallar" olarak tanınmışlardır. Rivâyete göre omuz arasında ya da kalbinin üzerinde ilâhî kutsal kan taşıdıklarına işaret eden bir benek vardı ki, bu daha sonra Tapınak Şövalyeleri'nin arması olarak ortaya çıkacaktır. Bunlar, aynı zamanda "uzun saçlı krallar" olarak da adlandırılmışlardır.[1]

Merovenj krallarının "büyücü" olduklarına ve güçlerini tıpkı Samson gibi hiç kesmedikleri uzun saçlarından aldıklarına inanılırmış. Öyle ki onları esir alan düşmanları, önce saçlarını kestirirlerdi. Gerçi o çağlarda Germen savaşçıları arasında saç uzatmak yaygın bir uygulamaydı.[6]

O dönem Hz. İsâ'ya ait "kutsal kâse" efsanelerinin de yaygınlaştığı, aslında bizim "Avrupa'nın karanlık çağı" diye bildiğimiz yıllardı. Ama iddiâya göre, Merovenjler, o kadar geri değildi. Kilise, öğrenmeyi engelliyordu. Ama bunlar, her nasılsa oldukça iyi eğitimliydiler. İngiltere'de Galler Savaşı diye bilinen devir; Stuartlar, Tudorlar, Orange ve Hannover Sülâleleri gelip geçmiş, ama Franklar'ın başında hep Merovenjler kalmıştı.[2]

Merovenj hânedanı, hep sihir, büyü gibi olağanüstü şeylerle birlikte anılırdı. Kralları, hep gizli ilimlere vâkıf kişilerdi. Bir dokunmayla hastaları iyi ederler, telepati ve geleceği görme gibi yetenekler taşırlardı. Sembolleri, genellikle altından yapılan bir "arı'ydı.[2]

"Arı", Merovenjler tarafından kutsal sayılırdı. Napoléon Bonaparte, üniformasının üzerine mutlaka "arı" biçiminde bir takı iliştirirdi. 1653 yılında, Fransa'nın kuzeyindeki Ardennes bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar sırasında 1. Clovis'in daha önce rastlanmamış olan mezarı keşfedildi. Açıldığında, içinde eskiden her kralın mezarında bulunması olağan kalıtlar ile karşılaşıldı; silâhlar, mücevherler, krala özgü giyim ve kuşamın artıkları gibi. Ancak burada birtakım garip şeyler de vardı. Altından yapılmış birer at ve boğa kafası ve bir kristal küre gibi. En ilginci ise bu "arı" biçimindeki üç yüz kadar küçük altın parçasıydı.[7]

Fransız okült araştırmacısı Gerard de Sede, "La race fabuleuse" adlı kitabında (Tapınakçılar tarikatının kurucusu olan) "Priorei de Sion" (Siyon Tapınağı) tarikatının kurucularının kökenlerinin Merovenj krallarına kadar dayandığını iddia etmektedir. Sede'nin sözünü etmediği –Vatikan'ın şüpheli gördüğü- 2. bir grup, Merovenj soyundan gelenleri 1000 yıl boyunca öldürmüşlerdi. En son öldürdükleri, Merovenj kralı 2. Dagobert'ti. (23 Aralık 689'da öldürülmüştür.) Bu ilginç efsane sonunda, Sede, Merovenjler'in ve "Priorei de Sion" tarikatının sırrını çözdüğünü iddia etmişti. Buna göre, İsviçre, Merovenj Hânedânı, eski İsrail kabilelerinden Benjamin ile Sirius'lu dünyadışı varlıkların karışımından doğan insanüstü yaratıklardı. İsviçreli gazeteci Mattieu Paoli'ye göre, İsviçre'deki "Priorei de Sion" propagandası, Alpina Büyük Locası –ki bütün büyük İsviçre bankalarını kontrol ediyordu- tarafından yapılıyordu. İddialara göre, "Pirorei de Sion", İsrail'e ait kutsal bir hazine saklıyordu. Bu, maddi değil, manevi bir hazineydi ve uygun bir zamanda İsrail'e geri verilecekti.[8][9]

Masonlar, kendilerini Barbar Germen ve Frank kavimlerinin utancından ve karanlık çağın karasından sıyırmak için; Arkadyalılar'a, Truvalılar'a ve farkında olmadan Türklere bağladıkları Merovenj Hânedânı'na kadar götürmek zorunda kalmışlardır.[2]

MerovenjMerovenjlerin günümüzün anlayışı çerçevesinde "kral" olduklarını söylemek yetmez. Onlara bir bakıma "rahip krallar" demek daha doğrudur. Bu nitelendirme ise sadece Merovenjlere özgü değildir. Tarih boyunca çeşitli ülkelerde benzerleri görülmüştür. Hatta bu kralların ruhanî işlevlerinin, dünyevî görevlerine oranla öncelikli olduğuna inanılmıştır. Bu krallar, isteksizce boyun eğilmesi gerekmeyen ve hiç de doğru olmayan, üstün bireysel nitelikleri nedeniyle sevilen ve saygı duyulan tinsel liderler olarak görülmüştür. Nitekim Merovenj hanedanından gelen bir kişinin "kral" sayılması için, bir taç giyme töreni yapılıp herhangi bir din adamı tarafından kutsanarak tahta çıkması gerekmezdi. Onlar kendiliklerinden kral sayılırdı. Bu bir doğal ve kutsal haktı. Merovenjlerden gelme kral, halkının egemen gücüydü ama hiç kimse ondan devlet işleriyle doğrudan ilgilenmesini, halkı yönetmesini beklemezdi. Kralın asal işlevi herhangi bir iş yapmak değil, "var olmak" sayılırdı. Çünkü o varsa halkı da var olurdu.

Her Merovenj kralının bir tür inisyasyondan geçirilmiş olduğu da anlaşılmıştır. Bu, çok sonraki tarihlerde bulunmuş mezarlarında yapılan araştırmalar sırasında ortaya çıkmıştır. Bu hanedandan mezarı bulunmuş olan her kralın kafatasında doğuştan değil, sonradan açılmış bir delik olduğu görülmüştür. Tıpkı Tibet'teki Budist rahiplerin kafalarına açılan delik gibi.

Merovenjler ile bağlantılı soy ağaçlarına ilişkin araştırmaların temeli olan birçok eski bilgiyi içeren kitaplar, onun imparatorluğu döneminde toplatılıp Paris'teki Arsenal Kütüphanesi'ne yerleştirilmişti. İmparatoriçe Josephine'nin babasının soy ağacı incelendiğinde, bunun Merovenjlere kadar uzandığı görülür. Bunu Napoléon da biliyordu ama heyhat! Onun soyu Merovenjlere dayanmıyordu. Dayansaydı, belki tarihin akışı değişirdi hatta onun egemenlik dönemine gelinceye kadar çoktan bambaşka bir biçim almış olurdu.[7]

Merovenj idaresindeki Franklar, zalim; fakat Viking, Vizigot, Vandal ve Hunlar gibi savaşçı değillerdi. Asıl uğraşları, çiftçilik ve ticaretti. Özellikle Akdeniz'de deniz ticaretine önem vermişlerdi. Bu dönemin el yapımı işleri, oldukça ileri derecedeydi. Merovenj Krallığı'nın zenginliği kaliteli altın sikkelerinden de anlaşılmaktadır. Sikkelerin çoğunda, daha sonra Kudüs'teki Haçlı Frank Krallığı'nın kullandığına benzer şekilde, kollarının uzunluğu birbirine eşit bir haç bulunmaktadır.[1]

Merovenj hânedânı mensubu krallar arasında "poligami" yaygındı ve meşhur Charlemagne'nin iki karısı ve çok sayıda odalığı bulunuyordu. Hesse Dükü Philippe ve Prusyalı Friedrich Wilhelm, bizzat Martin Luther'in uygunluğuyle ikişer kadın almışlardır. Hatta rivâyet olunur ki Luther, İngiltere kralı VIII. Henry'e önceki karısını boşamadan ikincisini alabileceği yönünde görüş bildirmişti. Otuz yıl savaşlarından sonra imzalanan Westfalya anlaşmasını takiben (1648 ), azalan nüfusun çoğaltılması maksadıyla Frankonya Parlamentosu poligamiyi teşvik eden kararlar almıştır.[10]

Merovenj kralı, saygı gösterilen bir şahsiyet, rahip kraldır ve görevi, basit işlerle uğraşmak değildir. Kısaca kral, ülke yönetemezdi. Bu açıdan, kralın statüsü, şimdiki İngiliz kraliyet ailesine benzemektedir. Hükümet ve yönetim işleri, "saray reisi ünvanında" bir şansölye rütbesindeki kraliyetten olmayan bir memura bırakılmıştı. Merovenj rejimini yapısı tümüyle modern anayasalı monarşilerinkine benzer birçok kurum içermekteydi.[1]

illuminati

Tarihçe

Morovenj Hânedânı'nı kuran Skambrianlar, 5. yüzyıl başlarındaki Hun işgâli sonrasında Ren'i geçerek bugünkü Belçika ve Kuzey Fransa'da Ardennes'e yerleştiler. Oradan da Galya bölgesine yayıldılar. Putperest olmalarına rağmen Romalılarla yüzyıllarca sıkı ilişki içerisinde oldular. Roma âdetlerini takip ettiler. Roma ordusunda yüksek görevlere geldikleri gibi Roma konsülüne bile seçildiler. Roma İmparatorluğu çöktüğünde yönetim örgütünün kontrolünü sağladılar ve Merovenj rejimi eski Roma imparatorluğu devlet modeline tam uygun bir şekilde sürdü.

MeroveeSkambrianların reisi olarak Merovee adını taşıyan biri, Roma'nın idaresi altında 417 yılında savaştı. ve 438 yılında öldü. Bu sarı saçlı Frank kralının aynı adı taşıyan oğlunun da 448 yılında Frank kralı ilan edildiği anlaşılmaktadır. Bu, muhtemelen Frank topluluklarını birleştiren ilk resmi kral olabilir. İşte Frank krallığı, bu Merovee'nin ailesinden çıkmıştır. Merovenj, Frank krallığında sanıldığı gibi ham barbar kültürü yoktur. "Seküler" eğitimi ile Bizans'ın yüksek kültürüyle karşılaştırılacak düzeydeydi. Merovenjlerin idaresindeki "seküler" eğitim, 5 asır sonra ikiye ayrılan hânedânlığınkinden daha yaygındı. Bu eğitim sistemine yöneticiler de dahildi. 6. yüzyılda idare de buluna Kral Childeric, Paris'te Roma stilinde gösterişli bir amfitiyatro inşa etmiş olduğu gibi dini otoritelerle tartışabilmiş ve şiir sanatına olan ilgisiyle de ün kazanmıştır.

Merovenj hükümdârlarının en ünlüsü 481-511 yılları arasında idareyi elinde bulunduran Merovee'nin büyük oğlu Clovis'ti. Clovis'in ismi, tüm Fransız çocukların aşina olduğu bir isimdir. Franklar, Clovis ismi verilerek Roma Hıristiyanlığına kabul edilirlerdi. 5. yüzyılda varlığı daima tehdit edilmiş, kararsız ve güvenilmez bir konumda olan Roma Kilisesi, bu isim dolayısıyla Batı Avrupa'da tartışmasız 1000 yıl sürecek üstünlüğünü sağlayacaktır. 384-399 yılları arasında Roma rahibi, kendisini papa olarak ilan etmesine rağmen; statü olarak bugünkü rahiplerden farklı değildi.

5. yüzyılda bu soy, Frank kraliyet soyuyla birleşerek yeniden ortaya çıkmıştır. M.S. 496'da kilisenin bu hânedânlıkla bir anlaşma yaptığı ve sonsuza kadar Merovenj soyuna sadık kalacağını belirttiği bilinmektedir; bu muhtemelen soyun gerçek kimliği bilindiği için olmuştur.[1]

Clovis5. yüzyılın ortalarından itibaren, Galya'da "İle-de-France" adlı küçük bir devlet oluşmuştu. "İle-de-France", Roma imparatorluğunun Galya'daki son kalıntısıydı. Bu ufak devletin etrafında Franklar, bu devlete bağımlı olarak yaşıyorlardı. 470 yılları civarında, Franklar arasında, Tournai kralı Childeric, İle-de-France'nin Romalı şeflerini saf dışı ederek, onların yerine geçti. Oğlu Clovis, Romalı büyük toprak sahibi senatoryaller ile mücadelesine devam etti ve sonunda hepsini yenerek, hazinelerini, eline geçirdi (M.S. 486). Clovis, çeşitli Frank kabilelerinin beylerini de ortadan kaldırarak, kendi hükmü altında bir birlik kurdu. Bu Marovenj devleti ya da Frank devletinin Marovenj Hânedânıydı.[11]

Fransa'da göreceli bir merkezi otoriteyi ilk kuranlar, Franklar'dır. 5. yüzyılda o dönemdeki adı Galya olan Fransa'yı işgâl eden ve bu ülkeye isimlerini veren Frankların Merovenj Hânedânı'ndan Clovis zamanında kurdukları krallık, 7. yüzyılda Saray Nazırlarının kontrolüne girmiş ve sonuçta Karolenj Hânedânı, tahtı devralmıştır. Bu hânedânın kurduğu Şarlman İmparatorluğu, 843 yılında Verdun anlaşmasıyla bölüşülünce; Dindar Louis'in oğullarından Charles'in payına düşen topraklar, bugünkü Fransa'yı oluşturmuştur. Fransa'ya akınlar yapan Normanların Normandiya'ya yerleşmesi ise 10. yüzyılda gerçekleşmiştir.[12]

Roma İmparatorluğu, Hıristiyanlığı devlet dini yapar yapmaz 325'teki İznik Konsülü'nde yapılan oylamayla Hz. İsa'yı Mitras gibi tanrı olarak ilan etmiştir. Aslında Roma, Hıristiyan olmadan önce de Hıristiyanları dizginlemek amacıyla senato oylamasıyla Hz. İsa'yı bir kez tanrılardan biri olarak seçmişti. (Bugün Katolik azizlerin Vatikan meclisleri tarafından seçimle belirlenmesi de bu işlemin devamı niteliğindedir.) Buna rağmen Hz. İsa'nın tanrı olmadığı tezinde ısrarcı olan "Ariusçuluk" gibi bir Hıristiyan akımı, Özellikle germenler arasında çok yaygındı. Papa ise ancak Latin dünyasına hükmedebiliyordu.[6]

Arius, Hıristiyanlıkta bir mezhep kurucusudur. 270. yılında doğdu, 336'da öldürüldü. Teslis'e (Trinity) inanmadığı için, 312'de öldürülen Antakya piskoposu Lucian'ın talebesi olan Arius, Libyalıdır. Gerçek Hıristiyanlık'tan ayrılan kiliseye karşı gelmesi ile ünlüdür. Hz. İsa'nın hak olan dini, kısa zaman sonra Yahudiler tarafından sinsice değiştirilmiş; Pavlus adındaki bir Yahudi, Hz. İsa'ya inanır görünüp gökten inen İncil'i yok etmişti. Dört havari, yeniden İnciller yazdılarsa da, bunlara da Pavlus'un yalanları karıştı. Uydurma İnciller, zamanla çoğaldı. Bizans İmparatoru Konstantin, önceleri putperestken, sonradan Hıristiyan oldu ve bütün İncillerin birleştirilmesini emretti. Konstantin, İncil'e önceki dini olan putperestlikten de bazı şeyleri sokturmuştu. Arius, bu yeni İncil'in yanlış olduğunu, Allah'ın bir olup, Hz. İsa'nın O'nun oğlu değil; kulu olduğunu söyledi. İznik'te 325'te toplanan papazlar, Arius'u aforoz ettiler, Arius, Mısır'a kaçtı. Arius'a bağlı olanlar, yok edilmeye başlandı. Konstantin, pişman olup Arius'u İstanbul'a davet ettiyse de gelirken öldürüldü.[13]

ClovisClovis, 5. yüzyılın sonuna doğru, (işte bu Arius'un öğretilerini, yani Hz. İsa'nın Tanrı'nın oğlu ya da Tanrı'nın kendisi değil; Allah'ın kulu ve resûlü olduğu öğretisi üzerine kurulu tevhidî Hıristiyanlığı benimseyen) Vizigotları Tours kentinden kovdu. Burada Aziz Martin'in mucizeleri Clovis'e anlatıldı, Clovis de bu mucizelere hayran kalıp, Hıristiyanlığı Katolik olarak kabul etti. Clovis, tüm Batı'nın tek Katolik devlet başkanıydı. Batı'nın piskoposları, onu hemen etrafı Hıristiyanlaştırma konusunda göreve çağırdılar. O da, hemen Arius'çu Vizigotların üzerine yürüdü. M.S. 507 yılında, Vouille'de Vizigotları yendi, kral Alaric'i öldürdü, Vizigotların Pireneler'in ötesine sürdü. Doğu Roma imparatoru Anastasius, Clovis'i konsül ilan edip, konsüllük alametlerini ona yolladı. Doğu Roma, Batıyı hala kendi parçası sayıyordu.[14]

Clovis, Hıristiyanlığı Katolik olarak kabul etti. Clovis, tüm Batı'nın tek Katolik devlet başkanıydı. Batı'nın piskoposları, hemen ona Hıristiyanlaştırma konusunda göreve çağırdılar. O da, hemen Arius'çularla mücadeleye başladı. Doğu Roma imparatoru Anastasius, Clovis'i konsül ilan etti. Marovenj kralları silahla ele geçirdikleri tüm Galya'nın sahibiydiler. Romalı ya da Germen olduğuna bakmaksızın, özgür tüm erkekleri, askerlik görevi ve adli duruşmalarda bulunmak yükümlülüğüne tabii tuttular.[11]

511 yılından başlayarak, Clovis'in kurduğu devlet dörde bölündü ve her parçasını Clovis'in oğullarından biri aldı. Bunlar, "Marovenj" krallarıydı. Marovenj kralları, kendilerini göçebe toplumun kabile şeflerinden farklı görmüyorlardı. Her şeyden önce birer savaş şefiydiler. Halklarını savaşta yönetmekle ve adli sistemi çalıştırarak iç huzuru sağlamakla yükümlüydüler. Silahla ele geçirdikleri tüm Galya'nın sahibiydiler. Romalı ya da Germen olduğuna bakmaksızın, özgür tüm erkekleri, askerlik görevi yapmak ve adli duruşmalarda bulunmak yükümlülüğüne tabii tuttular.[14]

Merovenj kralları, bu devleti kendi güçleri ile fethederek kurmuşlardı. Yakıp, yıkmalar, yağmalar olmamıştı. Kamu topraklarına ve belki bazı Galyalı-Romalı aristokratların topraklarına el koymuşlardı. Galya'da oturan Romalılar, Hıristiyan bir devletin içinde, göçebelerle bir araya gelmişlerdi. Roma gelenekleri ile göçebelerin getirdikleri örfler birbirine karışıyordu ve bu karışımdan, özgün bir kültür oluşuyordu. Oluşumu ve yapısı itibarı ile Galya'da olup bitenler, Doğu Roma etkisinden tamamen uzaktı. Hatta Doğu Roma'dan apayrı bir yön çiziyordu.

Merovenj kralları, daha önce gördüğümüz diğer göçebe krallar gibi Roma eserini sürdürmeyi bir görev olarak görmüyorlardı. Krallıklarına, sadece sahibinin yararlanacağı bir işletme gibi bakıyorlardı. Hazine topraklarını kahyalarını yollayarak yönetiyor, gelen paralarla da saraylarının yaşamını sağlıyorlardı. Roma döneminde, topraktan adam başına alınan vergi çok karmaşıktı. Göçebeler için, doğrudan alınan vergi kavramı zaten örflerine uymuyordu. Merovenj kralları, topraktan alınan adam başına vergi üzerinde pek durmadılar. Buna karşılık, gidiş-gelişlerden, mal nakliyesinden ve pazarlarda mal sergilemekten vergi aldılar ya da mevcut vergileri çoğalttılar. Bu vergilerin tahsilatı çok kolaydı. Diğer yandan, topraktan alınan vergi önemsenmeyince, buna bağlı idari mekanizmalar da çözülüp, yok oldular.

Merovenj kralları, toprakları kahyalar kanalı ile kendi çiftlikleri gibi yönetince ve adam başına toprak vergisini almayınca, idari mekanizmalar yıkılmış, krallar yönetim etkinliğini kaybetmişti. Merovenj kralları, yönetebilmek için güvendikleri, dostları olan kişileri arıyorlardı. Göçebe Frank toplumunun yapısı gereği, böyle bir zümre, onların içinden çıkamıyordu. Zaten, genişleyen topraklar nedeniyle, Frank toplumu içindeki toplumu krallara bağlayan geleneksel bağ zayıflamıştı. Bu zaman zarfında, Galya-Romalı senatoryal büyük aileler, çocuklarını Frank şeflerinin çocukları ile evlendirerek, yeni bir seçkin topluluk oluşturmuşlardı. Bu yeni nesillerin, menfaatleri ve görüş açıları krallarınki ile uyuşuyordu. Krallar, aradıkları dostları buradan buldular. Kralların güvendikleri kişiler, sözlü yapılan bir bağlılık yemininden sonra, Kralın sadık hizmetkarları oluyorlardı. Krallar, bu sadık bendelerine, altın ve toprak dağıttılar. Onları, kontlar olarak, bölgesel yönetim yetkileri ile teçhiz ettiler. Kontların kendi askeri ve idari gücü vardı. Gelirlerini vergi ve uygulanan cezalardan alıyorlardı. Kazandıkları paraların bir kısmını kendilerine ayırdıktan sonra, geri kalanını saraya yolluyorlardı.

M.S. 639 yılından sonra tahta çıkan Merovenj kralların gücü kalmadı. Güç, aristokrasinin eline geçti. Neustria, Austrasia ve Burgonya'da kral soyundan gelenler, krallığı kendileri yönetebilmek için örgütlendiler. Saray nazırlarını bunlar görevlendirir oldular. Saray nazırları, gelirleri bir merkezde toplayarak ve nasıl harcanacağına karar vererek, sarayın tüm iktisadi yaşamını denetler hale geldiler. Böylece, bütün siyasi güç, büyük toprak senyörlerinden oluşan, küçük bir zümrenin eline geçti. Onlar, kolonların, kölelerin ve az serveti olan Frankların efendileriydiler.[11]

Merovenj kralları, giderek törensel bir kimlik kazandılar ve dünyevi işlerindeki etkinlikleri kral naiplerine geçti. Bu arada Avrupa'da tek otorite olmak isteyen Katolik Kilisesi'nin de karıştığı bir komployla bu soydan gelen krallar, bir dizi siyasi suikasta kurban gittiler. Fransa krallığı da, kral naipleri soyu olan Karolenjlere geçti. İtalya, Fransa ve Almanya'yı fetheden Karolenj imparatoru Büyük Karl (Şarlman) 8. yüzyıldaki taç giyme töreninde papa tarafından kutsal yağla mesh edildi ve ilk Germanik Roma imparatoru ilan olundu ("Roma Germen İmparatorluğu" kavramı buna dayanır).[6]

2. Dagobert, Merovenj hanedanından gelme Frank krallarının sonuncusu sayılabilir. Gerçi ondan sonra bir de 3. Childeric vardır. Ama onun ne denli "kral" olup olmadığı tartışılır. Çünkü yaşamının çoğunu tutsaklıkta geçirmiştir. Hemen ardında Frank Krallığının egemen hanedanı değişmiş, Karolenj hanedanı dönemi başlamıştır.[15]

Dagobert'in ailesi katledilmeye başlandıktan sonra kurtulanlar 682'de Languedoc'a gelip yerleşmiş ve izlerini kaybettirebilmek için "Plantard" adını almışlardı. Bu aileden olan 3. Childeric'in ölümünden itibaren bu hanedan hakkında haber alınamadı. Buna sebep olan etkilerinden biri de, Dagobert adının 17. yüzyıla kadar kullanımının yasaklanmasıdır.

742'de Güney Fransa'da bağımsız bir krallık kurduktan ve bu krallığın Charlamenge tarafından yasallığa dönüştürülmesinin ardından Merovenj soyundan gelen komutan Quillem de Gallone başarısı sayesinde Gallone'in kız kardeşi ile Charlamenge'nin oğlu evlendiler.
Böylece iktidar Karolenj ile Merovenjler akraba oldular.

Avrupa Krallığı ideallerine mevcut iktidar ile hısım olarak varmayı planyalan Merovenjler, böylece krallık üzerinde akrabalık bağını kurarak hak iddia edebilecekti.
Diğer taraftan 10. yüzyılda Britanny Dükü İngiltere'ye sığınarak Planton adını aldı. Böylece Plantardlar ile birlikte birde Planton ailesi de Merovenj soyunu sürdürmüş oluyordu.[16]

10. yüzyılda Britanny dükü Planton, İngiltere'ye sığındı. Bu soydan olan VI. Bera, "mimar" lâkabıyla tanınırdı ki dönemi "farmasonluk'un başlangıcı addedilir. 1099'da Kudüs'ü zapt eden Godfroi, Dagobert soyunun devamı olan Grail ailesindendi. Dedesi Hugues de Plantard idi. Kısacası Godfroi ve Hugues de payen, Avrupa'da yüzyıllardır ele geçiremedikleri idâreyi Avrupa dışında, kutsal topraklarda temin etmek istemişlerdi. 1090 yılında yapılan toplantının amacı buydu. Verilen görev, Merovenj Hânedânı'nın tekrar güç ve iktidâr sahibi olmasıydı. Bu iktidar, Kudüs'te başlayacak, oradan Avrupa'ya atlayacak, Fransa ve Almanya'da ortaya çıkacak, sonra tüm Avrupa'ya yayılarak bütün kıta tek elde birleştirilecekti. Bu amaca ulaşmak için gerekli maddî gücü, Templar Tarikatı'na üye yapılanların mallarını ve mülklerini bağışlamasıyla elde etmişlerdi. Gün geçtikçe çoğalıyor, güçleniyorlardı. Aslında mensuplarının çoğu, bu gizli amaçtan haberdâr değildi. Tıpkı bugünkü masonların, mason babalarının esas amaçlarını bilmediği gibi!... Ama hepsi de "templar şövalyesi" olmanın avantajı, prestiji ile gözleri kamaşmış halde verilen emirleri sorgusuz-sualsiz yerine getiriyorlardı.[17]

11. yüzyıl sonunda Papa Urban'ın "Müslümanların ellerindeki kutsal toprakların kurtarılması" çağrısı üzerine harekete geçen soylulardan biri de Godfrey de Bouillon'du. Kendisi, Merovenjlerin ata toprakları olan Aşağı Lorraine bölgesinin hakimiydi ve anne tarafından Merovenj soyundan geldiği iddia edilmektedir. Aslında Karolenj soyu da Merovenj hanımları almıştı ve Godfrey, bu soydan da geliyordu. Annesi İda, oğullarını haçlı seferine katılmaları için finansal olarak desteklemişti. İda, aynı zamanda Benedikten tarikatının ve bu tarikatın bir yan kolu olan Sistersian tarikatının en büyük destekçilerindendi. Kendisi, Meryem Ana'ya adanmış tapınaklar yaptırmıştır.

Godfrey, elindeki toprakların bir bölümünü satarak ve bir bölümünü teminat gösterip borçlanarak büyük bir ordu kurdu. Haçlı seferine katılan diğer soylular ve ordularıyla birlikte Anadolu üzerinden kutsal topraklara yürüdü. Kudüs alındıktan sonra Kudüs kralı olarak taç giydi. Bütün dinlerin kutsal saydığı Kudüs'ün kralı olmak, bütün dünya krallığının ilk adımıydı.[6]

Godfrey de Bouillon'un soyu, Merovenjlerden gelmeyse bundan ne çıkar? Orta Avrupa'da soyu Merovenjlere dayanan daha birçok aile yok muydu? Elbette vardı. Önemli olan Merovenjlerin soyunun daha gerilere gidildiğinde nereye ulaştığıdır. Önemli olan, bunun bir "sır" olarak nitelenmesi ve içlerinden birine bu sırı verilerek gereğini yapmasının sağlanmasıdır. O "biri", Godfrey'den başkası da olabilirdi. Bu bağlamda Godfrey'e âdeta bir piyango çıkmıştır. Belki de bir başkası bu masala inanmazdı. Bu bağlamda Godfrey, kişilik yapısı elverişli olduğu için rahatça doldurulmuştur. Onun yerine bir başkası seçilmiş olsaydı, belki de sahnesinde Birinci Haçlı Seferi oynanan bu tiyatronun perde arkasındaki bu entrika gerçekleştirilemezdi.

Dolayısıyla Godfrey'in Merovenj hanedanından gelme oluşunun anlaşılması, Kudüs üzerine düzenlenen bir haçlı seferine niçin katıldığını, hele oraya giderken bir daha hiç dönmemeye kararlı oluşunun gerekçesini açıklamaz. Kaldı ki, Merovenjler'in 6. yüzyılda Hıristiyanlığı kabul etmeden önce çok tanrılı, paganist bir inanç sistemini izledikleri bilinir. Üstelik Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra da gerçekten "iyi ve doğru bir Hıristiyan" olup olmadıkları sorgulanabilir. Nitekim Katolik Kilisesi'nin 2. Dagobert döneminde bir entrika çevirerek ortadan kaldırışı, ardından Merovenjlerin yerine Karolenjleri getirişi gelişigüzel bir eylem değildir.[15]

Nihayet 1099 yılında, Kudüs Krallığı kuruldu ve işgal hareketi Antakya-Urfa yönünde genişledi. Yaklaşık yirmi yıl sonra, başlarında Hugues de Payens olmak üzere, dokuz Fransız şövalyesi Kral Baldwin'in huzuruna çıkarak, sahil şeridinden Kudüs'e kadar uzanan bölgede hacıları korumaya gönüllü olduklarını ilettiler. Kral, bu teklifi memnuniyetle karşıladı. Böylece, Tapınakçıların hızlı yükselişi de başlamış oldu.[18]

Tapınakçılar, Haçlıların Kudüs'ü ele geçirmelerinden ve bir Latin Krallığı kurmalarından yaklaşık 20 yıl sonra tarih sahnesine çıktılar. 1118 yılında kurulan ve herkesçe tanınan adı "Tapınakçılar" ya da "Tapınak şövalyeleri" (İngilizce'de Templars ya da Knights Templar) olan bu tarikatın tam ismi, "İsa'nın ve Süleyman Tapınağı'nın Yoksul Şövalyeleri" idi. (Pauperes Commilitones Christi Templique Salomonis) Kurucuları ise toplam 9 şövalyeden oluşuyordu: Hugues de Payens, Godfrey de St. Omar, Godfrey Rossal, Gundemar, Godfrey Bisol, Payen de Montdidier, Archibald des St. Aman, Andrew de Montbard ve Provins Kontu. Ortaçağ Avrupası'nın en güçlü, en etkili ve hakkında en çok konuşulan örgütlerinden biri olacak bu tarikatın kuruluşu Kudüs'te sessiz sedasız gerçekleşti. (Bu tarikat hakkındaki bilgilerin önemli bölümü, 12. yüzyılda yaflayan tarihçi Guillaume de Tyre kanalıyla günümüze ulaşmıştır.) [19]

Dokuz şövalyenin kendilerine yakıştırdıkları "İsa'nın Yoksul Şövalyeleri" ünvanındaki yoksul sıfatı, paraya doymayan bu askerlerin amaçlarıyla ne denli çelişiyorsa, insanların gözlerini boyamada da o denli inandırıcı bir kılıf oluşturuyordu. Aldatmaca, sadece isimle sınırlı değildi: Dünya hayatını ve maddi zevkleri terk etmiş rahip-asker görüntüsü çizmeyi de ihmal etmemişlerdi. Nitekim, ileriki bölümlerde ayrıntılı olarak göreceğimiz gibi, şövalyeler, kısa bir süre sonra, dine uygun olmayan hatta din düşmanı, maddiyatçı bir tarikata dönüşmekte gecikmeyeceklerdi.

Kral Baldwin, şövalyelere çeşitli imtiyazlar tanımakla kalmamış, bir zamanlar Süleyman Tapınağı'nın yer aldığı (Mescid-i Aksa'yı da kapsayan) bölgeyi kendilerine tahsis etmişti. Baldwin'in de kuşkusuz kendine göre planları vardı: Bölgede Müslümanların etkisi arttıkça Krallık riske giriyordu; savaş tecrübesi olan şövalyelerin varlığı, onların belirli noktalarda koruma görevi üstlenmeleri Kralın lehineydi. Ancak, bölgedeki Tapınakçıların sayısı yok denecek kadar azdı. Bu yüzden, Kral Baldwin ve Tapınakçıların ilk büyük üstadı Hugues de Payens, bu sayıyı artıracak planları devreye soktular. Sonuçta, Kilise'nin desteğini kazanmak Tapınakçılara istedikleri imkanı sağladı.[18]

Tapınak Şövalyeleri'nin öncelikli görevi, "kutsal kan taşıyıcılarını" (Merovingianları) korumak ve kutsal kanın nesiller boyunca aktarılmasını sağlamak olmuş. Buna karşılık, yer altına çekilmiş olsalar da hem siyasî hem ticarî mânâda birbirlerini koruyup kollayan efendi Merovingianlar da onları beslemiş.[5]

1127 yılında iki Tapınakçı, kraldan aldıkları mektupla birlikte Aziz Bernard'a başvurdular. (Aziz Bernard, o dönemde, Kilise içinde en etkili isimlerden biriydi ve yaşadığı dönemde, Hıristiyanlığın en önemli şahsiyeti olarak görülmekteydi. Aziz Bernard bütün Hıristiyan dünyasının önde gelen tarikatlarından olan Sistersiyan tarikatına bağlıdır; ayrıca Katolik Kilisesi içinde bu tarikata mensup olanlar önemli mevkilere sahiptirler. Fransa'dan Kudüs'e giden Tapınakçılar, Sistersiyan tarikatının Fransa'daki temsilcileri tarafından büyük destek gördükleri için Aziz Bernard, bütün kapıları açabilecek insan olarak belirlenmiştir.) Mektupta Baldwin, Tapınakçıları abartılı bir şekilde övüyor, Kutsal Toprakların bu fakir ama sözde inançlı askerler tarafından korunmasının önemini anlatıyor ve taleplerini belirtiyordu. Buna göre tarikat, Kilise ve daha önemlisi, doğrudan Papa tarafından tanınmalı, yardım ve destek esirgenmemeliydi. Beklenen destek kısa sürede geldi ve Hugues de Payens, Tapınakçı biraderleriyle beraber, Papa Honorius tarafından özel bir ilgi ve ayrıcalıkla kabul edildi.[18]

Sistersiyan tarikatı, haçlı seferlerinden çok kısa bir süre önce Fransa'da kurulmuş; ama inanılmaz bir hızla kısa zamanda Avrupa'ya yayılmıştı. Bu tarikat, çok katı, yoksulluk ve çalışmaya dayanan bir hayat tarzı benimsemişti. Bu yüzden her işlerini kendileri yapmak zorunda kalan Sistersian keşişleri, su değirmenleriyle çalışan demirci körükleri gibi aletler tasarlayarak Avrupa'nın teknolojik gelişmesini ilk temellerini atmışlardır.

Kudüs, haçlılara geçtikten sonra; kutsal toprakların korunması için kurulacak olan Tapınak Şövalyeleri'nin de yaşam tarzı başlangıçta bu yoksulluk ideolojisine dayanacaktı. Tapınak Şövalyeleri'nin ilk dini önderleri, Sistersian Tarikatı'ndan Aziz Bernard'dı. Aziz Bernard, dualarını tanrıya değil Meryem Ana'ya yapıyor ve onu şefaatçi olarak kabul ettiğini söylüyordu.

Meryem Ana kültü 6. yüzyılda Doğu roma'da ortaya çıkmıştı. İmparatoriçe Teodora, Hıristiyanlıktan pek haz etmiyordu. Yaptırdığı kiliseleri de Meryem Ana'ya adadı ve Meryem adına gizli bir "ana tanrıça kültü'nü yarattı. Unutulmamalı ki bu yüzyıl, ayaklanan putperestlerin "Ayasofya Kilisesi'ni yaktıkları bir yüzyıldı. Teodora, bir hayat kadını gibi genel evlere gidip fahişelik yapıyordu. Fahişelik, Ortadoğu'da ana tanrıça İştar ve Anadolu'da -tanrı Attis'in karısı olan- Kybele inançlarının kutsal mesleğiydi. Ana tanrıça rahibeleri, tapınaklarda fahişelik yaparak tapınağa para getirirlerdi. Kybele ve İştar kültleri, Eski Roma'da da yaygındı.

İştar inancı, eski İsrail zamanında Yahudiler arasında da geniş kabul görmekteydi. Hatta Ester adı, İştar'dan gelir. Yunanistan'da Artemis, Roma'da Diana, yerli ana tanrıça figürleriydi. Ne var ki Meryem Ana kültü, Batı Avrupa'da, Doğu Roma'da gördüğünden daha yüksek kabul gördü. "Meryem" ismi ise, Hz. İsa'nın hem annesinin, hem de karısı olduğu ve Merovenj soyunun dayandığı iddia edilen Mecdeli Meryem'in adıydı.

Bu noktada Mısır'da hüküm süren İsmaîlî Şii Fâtimî halifeliği hânedânının ve Merovenjlerin iddiaları arasındaki benzerliğe dikkat çekmek gerekiyor. Merovenjler, Hz. İsa'nın; Fâtımîler ise Hz. Muhammed'in soyundan geldikleri iddiasındaydılar. Fâtımî adı, Hz. Muhammed'in kızı, Hz. Ali'nin hanımı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in anneleri Fâtımâ'nın adından gelir.

Merovenjler, ezoterik Hıristiyan inancı olan Gnostisizm'in; Fâtımîler ise, ezoterik İslam inancı olan Bâtınîliğin etkisindeydiler. Merovenjler, Katolik Kilisesi ve Karolenjler tarafından; Fâtımîler ise Emeviler ve Sünnî İslam tarafından doğuştan gelen yönetme haklarının ellerinden alındığını iddia ediyorlardı. Fâtımiler, önce Mısır'ı, sonra kutsal toprakları işgal etmişlerdi. Kutsal topraklar, Türkler tarafından Fâtımîlerden alındıktan sonra, Merovenj soyundan geldikleri iddia edilen krallar, buraları işgâl ettiler.[6]

1717'de dört büyük locanın birleşmesi ile tekrar su yüzüne çıkmaya başlayan Sion Tapınağı, 1723 yılında oluşturulan Anderson yasaları ile tamamen reorganize oldu. Fakat bu hareket, onları deşifre etti.1738'de Papa 12. Clement, onları lânetledi ve Katolikliğin düşmanı ilan etti. Çünkü bu yapılanma, Clovis'e yapılan ihanet ve 1307 yılında Filip'e verilen destek nedeniyle kilise ile düşman olmuştu. Yüzyıllardır kilise baskısı altında gizlice yaşamak zorunda bırakılmış ve zulüm görmüşlerdi. Bu asırlardır yaşananlar, Tapınak ile Kilise'yi bir daha asla barış yapılamayacak şekilde uzaklaştırmıştı.

Yıllar sonra 1761'de İskoç yapılanması (Mason Yapılanması), aldığı kararla Etlenne Morin'e masonluğun ABD'de yayılması için görev verdi. Böylece geçmişte Kudüs'te maceraya atılanlar o günlerde de Amerika'da hayallerini aradılar.[20]

Merovingian, MatrixLarry ve Andy Wachowski kardeşlerin yazıp-yönettiği ünlü Matrix filminde, Kâhin, Neo'ya kırmızı renkli bir şeker ikram eder. Birçok tartışma grubunda bu şekerin tıpkı Neo'yu birinci filmde Matrix'ten çıkarmaya yarayan "kırmızı hap" gibi bir fonksiyonu olduğu iddia ediliyor. Neo bu sefer şekeri alsa da yemiyor. Bu sahnede Kahin'in de Seraph gibi bir program olduğunu öğreniyoruz. Öte yandan Kahin, Neo'ya iki isim veriyor: Anahtarcı ve Merovingian. Anahtarcı, kod kaynağına ulaşan kapıları açmak için lazım gelen anahtarları yapmaktadır. Merovingian, anahtarcıyı kaçırmıştır ve hapis tutmaktadır. Kahine göre, Merovingian'ın istediği şey, çok kuvvetli insanların peşinde oldukları şeyden ibarettir: daha fazla "güç".

Kahin, Merovingian'dan bahsederken onun çok güçlü olduğunu, "en eskilerinden biri" olduğunu ve tek isteğinin, her büyük güç sahibi gibi daha fazla güç olduğunu söylüyor. Merovingian'ın en yakın iki muhafızını gözlerimizin önüne getirelim: İkizler. Bu karakterlerin de Tapınak Şövalyelerini sembolize ettiklerini ileri sürmek hiç garip kaçmayacaktır sanırım. Tapınak Şövalyeleri'nin bir mühründe at üzerinde iki şövalye (muharip rahipler) resmedilmişti.[5]

Bugünlerde ise apaçık bir gerçek karşımıza çıkıyor ki o da Merovenj hayali ile AB projesinin birbirine ne kadar benzediği gerçeğidir. Yapılanlar ve yapılacak olanlar, bu iki benzer hayâlin aynı kaynağa ait olduğunu kanıtlar mı bilinmez. Fakat gerek Büyük Avrupa Krallığı, gerekse Haçlı Seferleri kelimeleri, lûgatlerden silinmiş değil. Her defasında tekrar tekrar bahisleri geçmekte ve bu da akılları bir hayli kurcalıyor. İşte Avrupa'nın kanlı ve bir o kadar da garip hikayesi. [20]

Yine bugün, dünyanın en büyük Siyonist örgütü Illuminati'nin çekirdek "Bölüm 323"teki 13 kişi olmak üzere biri başkan diğeri seçkin yöneticileridir. Üyelerden biri, "Avrupa'nın gizli kralı" denilen Roma İmparatorlarının soyundan gelen Avusturya İmparatoriçesi'nin oğlu 94 yaşındaki Otto von Habsburg'du. Habsburg ailesi, tamamen Hıristiyanlık tersine düşen, Hz. İsa'nın karısı ve oğlu ile birlikte çarmıha gerilmekten kurtularak Fransa'ya kaçtığı ve burada Merovenj hanedanlığı ile karışarak soylarını devam ettirdiğini savunuyor ve soylarının bir kolunun bu hanedanlığa, dolayısıyla Hz. İsa'ya dayandığını iddia ediyorlardı. Bu sebeple Kudüs Kralı olmaya aday olduğunu açıklamıştı.

Pierre Plantard de Saint-Calir, soyunun Merovenj Hanedanlığı'na dayandığını iddia eden bir diğer üyeydi ve Hz. İsa'nın ailesini ve soyunu korumak amacıyla kurulan "Sion Tarikatı'nın lideriydi. Plantard, binlerce yıldır Merovenj Hanedanlığı'na ait olan Fransa'daki uçsuz bucaksız toprakların, sayısız kilise ve şatonun sahibiydi.[21]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Merovenj_Hânedânı
[2] Musa Hiram, "33. Dereceden Masonluk Sırları: Kimdir Bu Merovenjler", www.angelfire.com/de3/dumrul/mas1i.html
[4] Olga Morales, "33 Derece Yüce Sayı", 2003, Çev. Nejdet Kıral.
[5] www.gnoxis.com/matrix-4550.html
[6] www.trmilitary.com/forum/viewtopic.php?f=5&t=4482&start=75
[7] www.asgardarastirma.org/forum/merovenjlerin-soyu-3-t-1096.html
[8] Otto Rudolf Braun, "Hinter den Kulissen de III. Reiches", Raymond Martin Verlag, 1987
[9] www.delinetciler.net/forum/doga-ustu-olaylar/28573-sirius-suleyman-tapinagi-ve-ufolar.html
[10] Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Kürsüsü), "İslâm Hukûku ve Önceki Şeriatler", "Eski Hukukumuzda Önceki İlahî Hukuk Sistemlerinin Yeri (Şerâyi-i Sâlife)", s.64, www.ekrembugraekinci.com/pdfs/serayi.pdf
[11] Evin Esmen Kısakürek & Arda Kısakürek, "Bizimkiler - Müslüman İmparatorluğu", Anadolu Merkezli Dünya tarihi Serisi, 7. Kitap, s.144-145, www.dunya-tarihi.com/images/kitaplar/7. kitap resimsiz.y.pdf
[12] Ahmet Koraltay Nitas, "Fransa Yönetim Sistemi", www.arem.gov.tr/proje/yonetim/Dunyada_Kamu_yon/fransa.pdf
[13] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Aryüs" maddesi, İhlas gazetecilik, İstanbul 1993.
[14] Arda Kısakürek, "Bizimkiler - Müslümanlık", Anadolu Merkezli Dünya tarihi Serisi, 6. Kitap, s.6, www.dunya-tarihi.com/images/kitaplar/6. kitap resimsiz.y.pdf
[15] www.masonlar.org/masonlar_forum/index.php?action=printpage; topic=7935.0
[16] www.izafet.com/turkiye-nin-sorunlari/570717-isanin-fakir-sovalyelerinin-buyuk-sirri-3-dagobertin-hikayesi.html
[17] Musa Hiram, "33. Dereceden Masonluk Sırları: Fransa Kralı Güzel Filip'i Asır Ürküten Neydi?", www.angelfire.com/de3/dumrul/mas5pa.html
[18] www.facebook.com/topic.php?uid=192103666855&topic=11351
[19] Harun Yahya, "Tapınak Şövalyeleri", Araştırma Yayıncılık, Mart 2009, s.22-23.
[20] gorunmeyenkoy.blogcu.com/templar-sovalyeleri-nden-ab-ye-tarihi-Merovenj-hayali/8802645
[21] www.facebook.com/topic.php?uid=26080087433&topic=5036






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50511967 ziyaretçi (128094196 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler