Mirac 1
 
miraç

Miraç

Abdurrahman Yördem

1. Bölüm

Kategori: İslami Yazılar

Peygamber efendimiz, Hz. Muhammed (SAV) ‘in göklere yolculuğu: Miraç. Üç safhada yapılan bu yolculuğun ilkinde Mekke - Mescid-i Aksa (Kudüs), ikinci safhasında Kudüs’ten yükselerek göklerde yapılan ve evrenin sınırına kadar yapılan yolculuk, son safhasında da bulunduğumuz evrenin dışında yapılan yolculuk. Ulemanın fetvasına göre bu yolculuklardan ilk safhası olan Mescid-i Aksa’ya yolculuğa inanmak; ayetle sabit olduğundan farzdır. (İsra suresi 1. ayet) Göklere yapılan yolculuk hakkında başka başka birkaç daldan hadis rivayetleri ve sahabenin anlatımı, bu yolculuğun gerçekleştiği hakkında herhangi bir şüphe bırakmamaktadır.

Peygamber efendimizin (SAV) bu yolculuğu bedenen mi yoksa ruhen mi yaptığı konusunda ayrı görüşler olmuştur. İki yüzyıl öncesine kadar insanın bir araçla havada uçmasının imkânsız olduğu düşünüldüğünden yolculuğun ruhen yapıldığı konusu daha fazla taraftar bulmuştur.

Kitapların çok az olduğu ve okuma yazmanın çok az insan tarafından bilindiği dönemlerde olayların anlatıcılar tarafından süslenerek dinleyicilere anlatıldığı, dinleyicilerin de anladıklarını diğer kuşaklara anlattığını düşünürsek; günümüze gelen bilgilerin 21. yüzyıla göre yeniden gözden geçirilmesinin ve Hz. Muhammed (SAV)’in anlattıklarını bu bilgilerin içinden ayıklamak ve yeniden yorumlamak gereğini düşündüm.

Günümüze gelen eserlerden bu konuyu en çok detaylandıran, bu konuya yaklaşık 90 sayfa ayıran “Kara Davut” adlı eseri incelemeye karar verdim. “Kara Davut” adlı eser; 16. yüzyılda yaşamış esere ismini vermiş Kara Davut İzmiti tarfından yazılmış. Yüz yıl önce yaşamış Ebu Abdillah’ın “Delail-i Hayrat” adlı Pegamber efendimize yazılan salâvatlar ve isimleri ile ilgili eserin bir şerhidir. Peygamber efendimiz (SAV)’in isimlerinden “SAHİB’ÜL MİRAC” ismini şerh ederken miraç konusu detaylı olarak anlatılmıştır.

Bu bilgilerden sonra eserin incelenmesi ile “Miraç” konusu hakkında bilgilerden alıntılar alarak, yüzyılımıza göre ve bugünkü bilim ışığında yorumlamaya çalışalım:

O gece Receb-i Şerifin yirmi yedinci pazartesi gecesi idi. Ümmihani’nin evine geldi. Ümmihani Ebu Talib’in kızı Hz. Ali’nin kız kardeşi idi. bu ev Safa ile Merve arası bir yerde idi. anlatıldığı gibi, gamlı ve hüzünlü olarak; Ümmihani’nin evinde yatsıdan sonra, uyur uyanık bir halde yattı.[1]

Sahabenin dili ile, Resulullah (SAV) efendimizin şöyle buyurduğu anlatıldı: Ümmihaninin evinde idim. Orada uykuya dalmıştım. Gözlerim uyuyordu ama kalbim uyanıktı. Bu sırada Cebrail’in sesi kulağıma geldi. Uykudan kalktım, oturdum. Gördüm ki Cebrail karşımda duruyor. Bana şöyle dedi: yüce Hak sena selameti; seni davet etti. Allah-ü Teala istedi ki; sana türlü keremlerle ikram eyleye.[2]

Kalktım. Abdest almak istediğim zaman; abdestim için Kevser nehrinden su gelmesi emri verildi. Ben abdeste hazırlanırken Rıdvan; Kevser suyu dolu yakuttan iki ibrik getirdi. Bir de yeşil zümrütten leğen getirdi. Bu leğen, dört köşe idi. Her köşesine bir cevher konmuştu. O cevherlerin nuru şemaya güneş gibi aydınlık veriyordu. Bundan sonra yıkandım. Sırtıma nurdan bir hülle giydirdiler. Başıma da nurdan bir kavuk koydular.[3]

Bundan sonra Cebrail arkama nurdan bir bürde (pelerin gibi), koydu. Belime de kızıl yakuttan bir kemer kuşattı. Daha sonra Beyt-i Haram’a götürdü.[4]

Zemzem kuyusundan abdest aldım. Beyt-i Mükerreme’yi yedi kere tavaf ettim. Makam-ı İbrahim’de iki rekât namaz kıldım. Hatim’e geldim dinlenmek için bir miktar oturdum. Bu oturduğum yerde Cebrail göğsümü yardı. İçi hikmet ve marifet dolu testi getirdi. Mikail üç leğen zemzem suyu getirdi. Bağırsaklarımı ve göğsümü yıkadılar. Bundan sonra kalbimi yarıp içindeki siyah pıhtı kanı attı ve şöyle dedi:

Bu kan, heybetli bir şey görünce korkmaya sebeptir. Onu çıkardım. Siz bu gece semalarda, sidre, kürsi ve arş’ta çok acaip işler ve ulu melekler göreceksiniz. Bu kandan sizi temize çıkardım ki onlardan her birini gereği gibi temas edip dilediğiniz gibi konuşmaktan korkmayasınız.

O testi içinde bulunan hikmeti ve marifeti doldurup kalbimi yerine koydular. Sığadıkları zaman göğsüm bitişti. Yarası kalmadı.[5]

YORUM: Hz Muhammed’in (SAV) miracının /göklere yolculuğunun hazırlıkları ile ilgili yukarıda anlatılan detaylar; kanımca bugünün insanı tarafından daha iyi anlaşılacağı gibi yolculuğunu bedenen yapmış olduğuna şüphe bırakmayacak kadar açık kanıtlardır. Çünkü bildiğimiz gibi bir insanın uzay yolculuğu esnasında bedeninin korunması için özel kıyafetler olması gerekmektedir. Ayrıca en basitinden oksijen ihtiyacı karşılanması, kan basıncının korunması gerekmektedir. Yukarıdaki anlatılanlar incelendiğinde; Peygamber efendimizin bedeninin korunması için daha ileri bir teknik kullanılmış, vücudunda operasyon yapılmış. Ve özel bazı kıyafetler verilmişti.

Olayları bugünün bilgileri ile anlatırsak; Cebrail ve yanında iki insan formu melek Peygamberimizi uyuduğu evden alarak Mekke’nin dışına çıkarmış ve burada vücudunda kalp operasyonu yapmışlar ve özel kıyafetler giydirilerek yolculuğa hazırlamışlar.

Her ne kadar önce giydirildiği arkadan operasyon yapıldığı şeklinde anlatıldığı görülse de burada anlatıcıların veya yazarın dikkatli olmadığı düşünülebilir.

Detaylar, bize bazı şeyler anlatmakta. Abdest eşyalarının özel ve gece karanlığını aydınlatan ışıklarla donatıldığı 1400 yıl öncesi ancak yukarıdaki gibi anlatılabilir. Yine giysilerin de özel oldukları parlak giysiler olduğu (nurdan) ve kemerin de kızıl yakuta benzetilmesinin özel bir madeni kemer olduğunu anlayabiliriz.

Özellikle kalp operasyonunun detayları o günün insanı tarafından belki anlaşılamayabilir. Ancak anlatılan bu olay günümüz uzay bilginlerine verilen bir ipucudur. Uzaya gideceklerin kalplerine konacak özel bir cevher (ileride belki keşfedilebilir) hem kandaki oksijen ihtiyacını karşılayacak hem de bedeni ve kalbi; değişik basınçlardan, atmosferlerden koruyacaktır. Vücuda gerekli enerjiyi de sağlayacaktır.

Kalp ameliyatı esnasında Peygamber efendimizin uyanık olması, olayları görerek anlatması, vücuttaki yaranın kapatılması da yine gelecekte yapılacak ileri seviyedeki operasyonların habercisidir.

Devam edelim…

Bundan sonra Cebrail, elimden tuttu. Beni Mekke’nin dışında bir yere götürdü. Gördüm ki; Mikail, İsrafil ve Azrail de oradalar. Her birinin yanında yetmiş bin melek saf tutmuş duruyor. Beni gördükleri zaman, tam manası ile tazim ve saygı duruşuna geçtiler. Ben de onlara selam verdim. Selamım üzerine Yüce Hakk’ın sonsuz nimeti ile müjdelediler.

Bundan sonra, Cebrail bana şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü size Cennet’ten Burak getirdim. Binin Mele-i ala teşrifinizi bekler.” [6]

Bakınca Burak’ı gördüm. Güneş gibi aydınlığı vardı. Yıldırım hızı ile yürüyordu. Ayağını yerden kaldırdığı zaman gözün iliştiği yere basıyordu. Ayrıca Burak’ın yanında iki kanadı vardıve dilediği zaman onlar vasıtası ile havada uçuyordu. [7]

Âlimler, Burak’ı şöyle anlattılar: cüssesi katırdan küçük, merkepten büyük. Anlaşılır biçimde fasih Arapça konuşur. Yüce Hak, onun her azasını bir başka cevherden yaratmıştır. Tırnakları mercandan, ayakları altındandı........ [8]

Binmek istediğim zaman Burak serkeşlik etti. [9]

Cebrail, sağ üzengi tarafımda yetmiş bin melekle; Mikail, sol üzengi tarafımda yetmiş bin melekle durdu. O meleklerden her birinin elinde nurdan şamdan vardı.[10]

Bu arada yazarın ve geçmişte âlimlerin yazdıkları yorumlar, methiyeler, bazı hikâyeler de bu anlatılanlar arasında geçmektedir. Daha sonra; Mescid-i Aksa’ya kadar yapılan yolculuk esnasında Peygamber efendimize melekler tarafından yapılan eğitim de uzun uzadıya bazı bilgiler katılarak yazar tarafından belirtilmiştir. Nitekim tüm anlatılanlardan sonra yazar: Ve… Resulullah (S.A.V.) efendimiz, Mescid-i Aksa’ya varıncaya kadar nice nice acaip işler gördü. Ancak, meşhur olanlar, bu kadardır. Dolayısı ile bu kadarla yetiniyoruz. [11]

diyor.

burak, miraç
İslam minyatür sanatında Burak.

YORUM: Peygamber Efendimiz (SAV); yapılan operasyondan sonra Mekke’nin dışında bekleyen bineği “Burak”ı anlatıyor. Burak’ın yanına geldiğinde insan formu melekler/elçiler den üç kişi onu karşılıyor. İhtimalle daha sonra anlatıcılar bunlara bildikleri isimleri veriyor. Çünkü meleklerin belirli görevleri vardır. İnsan gibi her türlü görevi üstlenmeleri söz konusu değildir. Burak hakkında ilginç bilgiler veriyor. Dışında ve içinde sayısız ışık görüyor.

Bunları nur taşıyan melekler olarak tarif ediyor. Ayrıca Burak’ın güneş gibi parladığını bize anlatarak bineğin hem madeni ve hem de ışıklarla donatıldığını bize anlatıyor. Nitekim geçmişteki yorumcular, bu aracın çeşitli kıymetli madenlerden oluşabileceğini düşünmüştür. İlginç bir ayrıntı; araca bindiği zaman kalkış esnasındaki titreşimli hareketi Peygamber (SAV) efendimiz, ‘serkeşlik etti’ şeklinde tanımlıyor.

Daha önce “TUR” adlı yazımda belirtmiştim. Büyük ve özel bir uzay aracı olan Tur’un bünyesinde bulunan küçük uzay araçlarının ulaşımı ve konması daha kolay olduğundan Dünya’da yapılan hava yolculuğunda Burak tipi uçan araçlar kullanılıyordu.

Aracın havada uçtuğunu, çok hızlı olduğunu bizzat Peygamber efendimiz (SAV) anlatıyor.
Yazarın ifadesi ile Peygamber efendimiz’e gösterilen acayipliklere gelince; yaklaşık yarım saatlik bir yolda; İnsan formu meleklerin araçta bulunan bir düzenekle oluşturdukları Hologramlarla bazı görüntüler oluşturup eğitim yapmalarının geçmiş yüzyıllarda acayip görülmesi doğaldır.

Devam edelim…

Resulullah (SAV) efendimiz şöyle devam buyurdu: “Bundan sonra Beyt-i Makdis’e gittik. Gördüm ki semadan melekler nazil olmuşlar. Onlar beni karşıladılar. Ve izzet sahibi Rabbimden bana türlü türlü ikram ve nice nice nimetlerin müjdesini verdiler.” [12]

Melekleri geçip Mescid-i Aksa’nın kapısına geldim. Burak’tan indim. Cebrail, Burak’ı oradaki bir halkaya bağladı. Nebiler ve Resuller, bineklerini o halkaya bağlarlardı. [13]

Daha sonra Peygamber Efendimiz (SAV) ile diğer peygamberlerin burada namaz kıldıklarını yazar tarafından uzun bir şekilde anlatılır.

Sonrasını Resulullah (SAV) efendimiz şöyle anlattı: “Cebrail beni kanadı üzerine aldı. Sağımdan ve solumdan melekler beni sardı. O merdivenden semaya doğru çıktık.”

Bu hususta gelen rivayet şöyledir: Resulullah Efendimiz (SAV,) miraç için orada bulunan bir taşa bastı. O taş, Resulullah efendimizin (SAV) mübarek ayağı altında pamuk gibi yumuşadı. Halen Resulullah efendimizin (SAV) ayak izi, o taşın üzerinde mevcuttur.

Resulullah (SAV) efendimiz, mübarek ayağını o taşın üzerinden kaldırmak istediği zaman Allah’ın izni ile o taş, Resulullah (SAV) efendimizi yukarı kaldırdı. Bu sırada merdiven basamağı eğildi. Taşla beraber oldu. Resulullah (SAV) efendimiz ayağını taştan alıp merdivene bastı ve dur ey taş! Buyurdu. Bastığı basamak Resulullah (SAV) efendimizi alıp yerine yükseldi. Sonra öbür basamak eğilip geldi. Yerine yükseldi.[14] Bu şekilde bir kaç defa yükselerek Resulullah (SAV) efendimiz semaya yükseldi.

Bir başka rivayette şöyle anlatıldı; Resulullah (SAV) efendimiz, o taştan Burak’a bindi. Burak’la semalara yükseldi.[15]

YORUM: Anlatanlar; Peygamber (SAV) efendimiz’in Beyt-i Makdis’e ve oradan Mescid-i Aksa’ya geldiğini anlatıyor. Öncelikle bu mekânla ilgili tarihi bilgileri hatırlayalım.

Hz. Dâvûd, Allah (cc) nun emriyle Beyt-i Makdis’in inşaatını başlatmış; fakat ömrü kifayet etmemişti. Bunun üzerine Süleymân (A.S.), cinleri topladı. Onlarla beraber Beyt-i Makdis’in inşasını devam ettirdi. Etrafına da on iki mahallesi olan bir şehir kurdurdu.

İçinde mukaddes emanetlerin ve Tevrat levhalarının bulunduğu Tabut da bu mescitte bulunmaktaydı.

mescidi aksa
1860 yıllarında Mescid-i Aksa.

Beyt-i Makdis, Hz. Süleyman’ın vefâtından sonra muhtelif zamanlarda birkaç kez tahrip olmuştur. Nitekim M.Ö. 586’lı yıllarda Buhtünnasr (Nabuketnazzar) Kudüs e girdi ve şehri yaktı. Mescid-i Aksâ’nın mücevherlerini alıp Bâbil’e götürdü. Beyt-i Makdis, uzun yıllar harabe hâlinde kaldı. Persler, Bâbillileri yenip Yahudilerin tekrar eski topraklarına dönmelerine ve mabedi yeniden yapmalarına izin verince M.Ö. 515’te mâbed ikinci defa yapıldı. Ancak M.S. 70 senesinde Romalılar mabedi yakıp yıktılar.

Mâbedin yeri uzun süre boş kaldı. Ancak bu mübarek mekân, yine de bir mabet olarak biliniyor ve kalıntıları korunuyordu. Miladi 637 yılında Hz. Ömer’inın buraya bir mescit yaptırdığı rivayet edilir. 69’da Emevî halifesi Abdülmelik, Peygamber Efendimiz in Miraç’ta ayağını bastığı yere Kubbetü’s-Sahrâ yı, yanına da Mescid-i Aksâ yı yaptırmış, inşaat, oğlu I. Velid zamanında tamamlanmıştır. Mescid-i Aksâ, günümüze gelene kadar pek çok tamirat ve tadilat geçirmiştir.

Peygamber (SAV) efendimiz’in gittiği Mescid-i Aksa, bugünkü mescit değildi. Çünkü bu günkü mescit Emevviler tarafından yapılmıştı. Gittiği mescit Süleyman AS peygamberin yaptığı daha sonra yıkılmış ve kalıntıları kalmış mescit (Mescid-i Aksa) idi. Beyt-i Makdis bu bölgenin adı idi. İsmi üzerinde “Mukkaddes Ev” diye tanımlanan bu bölge, Hz. Musa’dan Hz. İsa’ya kadar gelen peygamberlerin Vahy’i merkezi idi. Bu nedenle bu adı almıştı. Ayrıca TUR, dünyada bu çevrede bir yere iniyordu. Nitekim Peygamber (SAV) efendimizin gökyolculuğu bu araçla olacaktı.

Nitekim Peygamber (SAV) efendimizin yukarıda anlattıklarına dikkat edersek. Peygamber (SAV) efendimizi daha başka insan formu meleklerin karşıladığını, Burak’ın bir yere bağlandığı ya da daha büyük olan araca kenetlendiği, Burak gibi başka araçlarında bu araca kenetlenmiş olduğunu anlatabiliriz.

Peygamberlerle namaz konusunda âlimler de birlik olamamışlar. Yatsı namazının henüz farz olmadığı, cemaatle ne namazı kılındığı, diğer peygamberlerin ruhaniyeti ile nasıl bir namaz olduğu ihtilaf edilmiş.

Daha sonra, Peygamber efendimizin burada bulunan yüksek bir taşa çıktığı, buradan bugün kullandığımız yürüyen merdivene benzeyen bir merdivenle aracın yüksekte bulunan kapısına ulaştığını anlayabiliriz. Yani burada bir araca (TUR) bindiğini söyleyebiliriz.

O zaman namaz konusu da açıklanabilir hale gelir. Çünkü Hz. Musa devrinde Hz. Musa ile birlikte bazı İsrailoğulları bu araca alınmıştı. Araca binmelerinden önce secde etmeleri emredilmişti.(Nisa suresi 154. ayet) Allah’ın emirlerini yeryüzüne iletmek ve emirlerin bazılarını uygularken bu aracın kullanılması Rabbimiz tarafından kutsanmış olacak ki bu araca binmeden önce tazim edilmesi gerekiyordu. İhtimalle Peygamber (SAV) efendimiz de araca binmeden önce secde etmiş veya namaz kılmıştı. (En iyisini Allah cc bilir)

Peygamber (SAV) efendimizin MİRAC yolculuğunun ilk safhası olan Mekke-Kudüs arasındaki yolculuğu bu yazımda tamamlamış oldum. Bundan sonra ki yazımda evrenimizin sınırına kadar yapılan göklerdeki yolculuğunu yazmaya çalışacağım. Daha sonra evrenimizin dışına yapmış olduğu ruhani yolculuğunu da 3. yazımda yazmaya çalışacağım.

Abdurrahman Yördem,
Mart 2019.

«123»

Kaynaklar

[1] Kara Davut izmiti, “Delail-i Hayrat Şerhi”, sadeleştiren: Abdulkadir Akçiçek, Çelik Yayınevi, 2014 sayfa 258
[2] a.g.e., s 260.
[3] a.g.e., s 260.
[4] a.g.e., s 260.
[5] a.g.e., s 260-261.
[6] a.g.e., s 261.
[7] a.g.e., s 261.
[8] a.g.e., s 261.
[9] a.g.e., s 261.
[10] a.g.e., s 262.
[11] a.g.e., s 273.
[12] a.g.e., s 273.
[13] a.g.e., s 273.
[14] a.g.e., s 279.
[15] a.g.e., s 280.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 51936911 ziyaretçi (131699627 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler