Osmanli Allah'tan Mi?
 
pusula, atlas

Osmanlı Allah’tan Mı?

Burhan Doğan

Kategori: Tarih

Osmanlı Devleti, 13. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin varlığını sürdüren Türk devleti. Anadolu’da kurulmuş, sınırları tarihi boyunca çok değişmekle birlikte en geniş döneminde bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ye Akdeniz’in doğusundaki adaları, Macaristan ve Rusya’nın bazı kesimlerini, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’ı, Cezayir’e kadar tüm Kuzey Afrika’yı ve Arabistan’ın bir bölümünü kapsamıştır.

1299-1922 yılları arasında hüküm sürmüş Büyük Osmanlı İmparatorluğu, Dünya üzerinde en uzun süreli İmparatorluklardan biridir.

Selçuklu sultanı 3. Aleaddin Keykubat’ın kaçması sonucu otorite boşluğundan dolayı Osman Bey, bağımsızlığını ilan etmiştir.

Osman Bey, Ertuğrul’un üç oğlundan en küçüğüydü. Savaşçı bir kişiliğe sahip olan Osman Bey, babası ölünce aşiretin başına geçmişti.

Biz, bu beyliğin kurulmadan önceki bir tarihine de bakalım; Osman Bey’in babasının babası, yani dedesi kimmiş onu bir görelim;

Süleyman Şah’ın dört oğlundan biri de Ertuğrul’dur. İki kardeşten Dündar ve Ertuğrul, emrindeki ailelerle batıya ilerlerken iki ordunun savaşına rastladı. Bu iki ordudan güçsüz olarak gördüklerine yardım etmeye karar verdiler. Bu karar, onların ileriki yaşamlarını oldukça etkiledi; çünkü güçsüz olup onların yardımıyla savaşı kazanan taraf, Moğollara karşı Anadolu Selçuklu ordusu oldu. Ertuğrul, Selçuklu sultanı 3. Aleaddin Keykubat ile tanıştı. Domaniç ve Söğüt, mekânları oldu.

Ertuğrul Gazi’nin üç oğlundan biri, Osman Bey’dir. Osman Bey, 1258 yılında doğdu. Bizans tekfurlarına karşı seferlerde bulundu ve bir savaşçı olarak nam saldı.

Osman Bey’in dedesinin Süleyman Şah olduğunu görmekteyiz. Bunları şunun için yazıyorum; Tarihin derinliklerine inmeden ezbere kulaktan duymalarla konuşmamak gerekir. Demek oluyor ki bu beylikten öncesi de varmış. Hep bir amaç uğruna savaş verilmiştir, yine de verilmektedir.

Benim kafamı kurcalayan bazı olaylar var; Bunları araştırıyorum, şimdi esas bunlara değineceğim.

Evet, Osmanlı Beyliği kuruldu, zamanla büyüdü, hem de çok büyüdü. Anadolu’nun bağrından Kuzey Afrika’ya, Kafkaslardan batıda Macaristan, Yugoslavya ve Romanya’ya kadar çok büyük Bir İmparatorluk haline geldi. Neredeyse Dünya’ya hükmedecek pozisyona gelmişlerdi. Ne oldu da dengeler değişti. Koca Osmanlı İmparatorluğu kısa süre de çöktü.

Tabii bunu yönetim içindeki durumlarla açıklayabiliriz. Ben, bununla ilgilenmiyorum. Beni ilgilendiren, dünya üzerindeki yaşam. Yani hiçbir şeyin devamlılığının olmayışı. Devamlı sınırlar değişmekte olup belki de yüzyıllar sonra aynı milletlerin başka bir isim adı altında yine aynı topraklarda var olması. Iraklıların Babillere, İranlıların Perslere dayanması bunun kanıtlarıdır.

Şimdi biz MÖ. 2600’lü yıllara gidip neler olmuş bir bakalım; Hz. Davut döneminde çok büyük bir iktidarlık vardı. Talut liderliğinde, Calut’u şimdiki Filistin’i taşlarla ve sopalarla savaşarak yendiler. Hz. Davut, Calut’u sapan taşıyla öldürmüştü.

Daha sonra buraya yerleştiler. Büyüdüler malca, insanlarla çoğaldılar. Muhteşem teknolojilere sahip oldular. Süleyman Mabedi’ni inşa ettiler. Süleyman’a, Sebelerin melikesinin tahtını göz açıp kapanıncaya kadar getirilişini hatırlayalım. Böyle bir üstünlüğe sahiptiler. Ne olmuştu da bu büyük iktidar, bir anda yok olmuştu?

Azmışlardı. Her istediklerini elde ediyorlardı. Bozgunculuğun baş mimarları oldular. Sonuç; aralarında anlaşmazlıklar yüzünden Kuzey ve Güney İsrail olarak ikiye ayrıldılar. Tabii bozgunculuk yapmakta boş durmadılar. Amalikalılarla (Filistin civarı krallık) savaşıp dururken, Babil (Güney Irak) kralı Nebukadnezar, ordusuyla gelip Kuzey İsrail’i tarumar etti ve Süleyman Mabedi’ni yıktı. Halkını zincire vurup Babil’e götürdü.

Ardından Ninova (Kuzey Irak) hükümdarı güney İsrail’e saldırdı ve o da onu haritadan sildi. Halkını da köleler edinip getirdi ve Kuzey Irak’a yerleştirdi.

Böylece iktidarları birinci fesat ile feci ve kanlı bir şekilde sona erdi. Evet ilk fesatları diyorum çünkü Kur’anda öyle geçiyor. Neler yazıyor bir bakalım:

4 - Tevrat’ta şu hükmü verdik: “Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz.”
5 - Birincisinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmesi gereken bir vaat idi.
6 - Sonra sizi tekrar onların üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık.
7 - Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beytü’l-Makdis’e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
8 - Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık. (İsra Suresi 4-8)

Allah, hükmünü vermiş; Muhakkak siz, yeryüzünde iki sefer fesat çıkaracaksınız. Birinci fesadınız çok güçlü olduktan sonra, yapılan haksızlıklar yüzünden başınıza geldi. Yerinizden yurdunuzdan olup perişan oldunuz, evlerinize dahi girildiğinin söylenmesi darmaduman olduklarının göstergesidir. Yurtlarından olup köleleştirilmişler her tarafa dağıtılmışlardır.

Lakin ikinci fesada kadar, tekrar toparlanıp güçlenecek mal ile zenginleşip insan olarak çok çoğalacaksınız. Ayrıca, sizi onlar üzerinde tekrar galip kıldık demesi, işin ilginçliğini artırıyor.

Kimlerdi onları darmadağın eden: Babiller ve Ninovalar. Kimin atalarıydı bunlar? Şimdiki Iraklılar. Irak, şu an tarumar olmuş paramparça. Kim-nerede belli değil. Filistin desen pek farkı yok. Adamlar, istediğini yapıyorlar.

Bakın nereden nereye geldik. Kuran’da İsra suresi 4-8. ayetlerde geçen anlatım tamı tamamına uygun gidiyor.

Esas önemli olan, bu topluluk nasıl toparlandı da bu durumlara geldiler. Bakın 6. ayette ne diyor; “Size mallarla oğullarla yardım ettik. Toplum olarak sayınızı arttırdık.” Bunlar nasıl oluştu; biraz inceleyelim.

Yüzyıllar boyu herkes tarafından horlandılar, sürüldüler zorla dinlerini değiştirttiler, köleleştirildiler, öldürüldüler. Fakat onlar hiçbir zaman umutlarını yitirmediler. Çünkü Tevrat’ta yazanlara, onu yazdırana inanıyorlardı. Kuran’da da yazdığı gibi güçleneceklerini biliyorlardı. Rabbim, onlara ilim vermişti. Para da bilinmez ama her ne hikmetse bunlardaydı. Şimdi devam edelim. Romalılar, Bizanslılar derken sıra Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna gelmişti.

Başta da demiştik ya hiçbir şeyin devamı olmayışı; biri gidiyor, diğeri geliyor. Sınırlar değişiyor. Milletler bile yok oluyor. Bir tek değişmeyen nedir biliyor musunuz? Bu dünyada Yahudilerin hep var olması ve gündemden hiç düşmemesi. Bunu Kuran’da açık şekilde görmekteyiz. Kuran’da neredeyse yarısından fazlası Yahudiler ve peygamberlerinden bahsetmektedir. Ben, bunu Allah’ın sırrı olarak görmekteyim. Herkes bir şeyler söyleyebilir bu konuda, fakat gizemi gaybdadır.

Evet, tekrar biz Osmanlıya dönelim. Osmanlı Beyliği, kurulduktan sonra büyümeye başladılar. Topraklar genişledikçe güçlendiler. İşte, bundan sonra göçler başladı.

Osmanlı kurulduktan sonra Yahudilerin durumuna bir bakalım; Bizans’taki Yahudi tarihinden anlaşıldığı gibi M.Ö. 4. yüzyıldan beri Anadolu topraklarının çeşitli yerlerinde Yahudiler ikamet etmekteydi.

Türklerle Yahudilerin ilk buluşması, esas 1453‘te İstanbul’un fethiyle başlar. Yahudiler, Osmanlı’ya 1492 yılında İspanya’dan göç etmeye başlamışlardır. Yahudiler, Osmanlı’nın her devrinde “Hıristiyan Avrupa” hakimiyetindeki Yahudilere kıyasla daha güven ve huzur içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Buna karşılık Yahudiler de her zaman Türk topraklarının milli çıkarlarını savunmuşlardır.

Yazımızın başında da belirtmiştik. Osmanlıdan önceye de bakmak gerekir diye işte; Selçuklularda, Anadolu’da fethettikleri topraklardaki Yahudileri ve Bizans’tan kaçan Yahudilere özgürlüğü belli bir vergi karşılığında tanımışlardır. (Galente, Selçuk hükümdarlarından birinin Yahudi olduğunu dile getirmiştir).

Ayrıca;

Osman Bey’in oğlu Orhan Bey, Bursa’yı fethedince savaş sebebiyle kaçıp savaş sonu geri gelen Yahudilere sanayi, ticaret ve maliyede başarılılar diye özel ilgi gösterince Şam ve Bizans’tan birçok Yahudi, bu topraklara göç etmiştir. Din ve geleneklerini rahat sürdürebilmeleri için Yahudi mahallesi kurulmuş, diğer Yahudi mahallelerine örnek teşkil etmiştir.

Gelibolu, Ankara, Edirne, İzmir, Selanik ve İstanbul fethedilince bu şehirlerde yaşayan Yahudi halkı nüfusu, toplamda haliyle artmış oldu. Edirne’de Yahudi din okulu, tüm Yahudi öğrenciler için eğitim ve kültür merkezi oldu.

1376 Macaristan, 1394 Fransa, 15. yüzyıl başlarında Sicilya, 1420 Venedik, 1470 Bavyera’dan kovulan ve kaçan Yahudiler, kurtuluşu Osmanlı topraklarına sığınmakta bulmuşlardır.

Devlet büyüdükçe bakalım neler oluyor;

Fatih Sultan Mehmet Döneminde Yahudiler (1451-1481)

İstanbul’un iki yakasında yaşayan Yahudilere Fatih Sultan Mehmet güven duyduğundan Anadolu Yahudi cemaatlerine mektup gönderip İstanbul’a davet etmiştir. Mora yarımadası fethedilince oradaki Yahudiler de İstanbul’a gelip yerleşmişlerdir.

Sultan Fatih, İstanbul’un kuşatması sırasında bir ferman yayınlayarak Yahudilere işbirliği çağrısında bulunup “sinagogları onarıp, başka ibadethane sözü” vermiştir.

Ayrıca, Kanuni 1534, 2. Selim ve 2. Murad’ın buyrukları, üç şeyhülislamın fetvaları, 3. Mehmed’in fermanı ve bu fermanın 1694, 1744, 1755 deki fermanların teyitleri, Sultan Fatih’in verdiği sözün tekrarıdır.

Ayrıca Fatih Sultan Mehmed’in, fetihten hemen sonra, Anadolu Yahudi cemaatlerine gönderdiği bir mektupla, “Yahudiler, İstanbul’a yerleşmeye, huzur içinde yaşayıp serbestçe ticaret yapıp mal mülk sahibi olmaya” davet edildi!

Şimdi de Fatih Sultan Mehmed’ten sonraki döneme bakalım!

2. Beyazıd Dönemi (1481-1512)

Zengin Yahudiler, İspanya’ya kalmak için para verseler de İspanya’dan kovulmayı engelleyemediler. 2. Beyazıd, göçmenlere kucak açan bir ferman yayınladı;

İspanya Yahudilerini geri çevirmek şöyle dursun tam bir içtenlikle karşılanmalarını, aksine hareket ederek göçmenlere kötü muamele yapacakların veya en ufak bir zarara sebebiyet vereceklerin ölümle cezalandırılacaklarını…

Osmanlı kadırgalarıyla gelen göçmenler, başta İstanbul olmak üzere, Edirne, Selanik, İzmir, Manisa, Bursa, Gelibolu, Amasya, Patnos, Kordu, Larissa ve Manastır’a yerleştirdiler. Osmanlıların ihtiyacı olan kalifiye elemanları karşılanınca yükselme devrine girilmiş oldu.

II.Beyazıd, konuyla ilgili şunları söylemiştir;

“Bu Kral’a (Ferdinand) nasıl ‘akıllı ve uslu Fernando’ diyebiliyorsunuz? Kendi ülkesini yoksullaştırıyor ve benimkini zenginleştiriyor”.

Bu dönemde İstanbul’da sinagog sayısı 44 olmuş, Yahudi nüfusu 30.000’i aşmıştır.

Osmanlı, bu dönemde İspanya’da devlet görevinde bulunup da gelen Yahudileri Osmanlı sarayı ve maliyesinde görev almışlardır. 1493 yılında ilk matbaayı Yahudiler getirmişlerdir. Ayrıca barut ve top dökümünde uzmanlaşmış olduklarından Osmanlı ordularını bu silahlarla donatmışlardır.

Portekiz’de Yahudilere baskılar artınca, bazıları zorunlu din değiştirip bir çoğu Osmanlı topraklarına sığındılar.

Devam ediyoruz; sırada Yavuz Sultan Selim ve oğlu Kanuni Sultan Süleyman devirleri Yahudilerin tavan yaptığı devirlerdir.

Yavuz Sultan Selim Dönemi (1512-1520)

Sultan Selim, Mısır’ı fethedince Memlukluların yönetimindeki Yahudiler, refaha kavuştu. Safed ve Kudüs’ü aldı. Sultan Selim, Yahudilere duyduğu güvenle sarayın hekimbaşısı olarak Jozef Hamon’u atadı. Para basımı, sarraflık ve bazı mali unsurları Yahudilere bıraktı.

İber Yarımadası’ndan kovulan Yahudilerin İstanbul’a göç etmesiyle nüfus artmış, saray nezsinde kahya müessesesi kurulmuştu.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi (1520-1566)

Osmanlı’nın en parlak dönemidir. Yahudiler de bu dönemde altın çağını yaşamışlardır.

Kanuni, Macaristan’ı alınca; Hıristiyanlar, şehri terk etti. Şehirde tek Yahudiler kaldı. Padişahı şehrin kapısında karşıladılar ve şehrin anahtarını kendisine verdiler.

Buradaki Almanoğlu denilen Salamon Eskinazi ve ailesini bir fermanla vergiden muaf tuttu. Bu Macar Yahudileri Osmanlı topraklarına Alamanes sinagogları yaptırdılar.

Kanuni’nin hekimbaşısı, Sultan Selim ve Beyazıd’ın hekimbaşısı Josef Hamon’un oğlu Moses Hamon’du. Bu dönem boyunca da Yahudi göçü devam etmiş, Osmanlı topraklarına kaçmışlardır.

Papa dördüncü Paul, 24 erkek, 1 kadın Yahudinin diri diri yakılmasını istemesi ayrıca 27 kişinin ömür boyu hapsini isteyince, “Kanuni”, Yahudilerin serbest bırakılması için mektup göndermiştir:

“Yahudi tebaasının üzüntüsünü; Papalığın Türk Yahudilerine karşı davranışından ötürü hazinenin en az 4000 Düka kayba uğradığını ve gelirinin azaldığını; Türk tebaası ilan ettiği Ankona Marranoslarını derhal serbest bırakmasını”...

Papa istemese de bu Yahudileri serbest bırakmıştır.

Eski İsrailli diplomatlardan Abba Eban, “Mon Peuple” kitabında şunu yazmıştır:

İranlılardan, Romalılardan ve her istilacıdan sadece zulüm, kan ve işkenceye lâyık görülen Kudüs ve Yahudi halkı, Ancak Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü fethetmesinden ve bu fethin Kanuni tarafından takviye edilmesinden sonradır ki, insanca yaşamanın, eşitliğin ne demek olduğunu ve huzur tadının ne anlama geldiğini öğrendi.

Bir söylentiye göre de, gördüğü rüya sebebiyle Kudüs ve Tiberya surlarını onarmak ve genişletmek için Mimar Sinan görevlendirilmiştir. Yahudi tarihçiler, bu yüzden minnattar kalmışlar ve Kanuni’yi Kral Süleyman’a benzetmişlerdir.

II. Selim ile Beyazıd’ın taht kavgasında “Josef Nasi”, 2. Selim’i destekleyince; Selim, padişah olmuştur. Ekim 1569’da Fransa kralıyla imzalanan antlaşma, “Josef Nasi” tarafından İbranice yazılmıştır.

2. Mahmud Dönemi;

Liberalliğiyle bilinen 2. Mahmud şöyle demiştir;

Müslümanların ancak camilerde Müslüman, Hristiyanların ancak kiliselerde Hristiyan, Yahudilerin de ancak sinagoglarda Yahudi olmalarını, Tanrı’ya bağlılıklarını ifade ettikleri bu yerlerin dışında herkesin aynı siyasi haklardan ve himayemizden istifade etmelerini isteriz.

Abdülmecid Dönemi (1839-1861);

Bu dönemde Yahudi basını doğmuştur. İzmir ve İstanbul’da gazete basımına geçilmiştir. Bugünün benzeri gazete, 1860’da basıma giren “El Jurnal Israelit”tir.

1847 yılında Yahudi gençlerin “kaşer ekmek” bulamamaları nedeniyle okula gidemeyince; Abdülmecid, Kuleli Askeri Lisesi’nde haham gözetiminde “kaşer mutfak” açılmasını, Cumartesi günü okula gelmemelerini emretti. Ayrıca 12 Mart 1857’de hastane kurmalarına izin verdi.

Bir kan iftirası yüzünden;

Yahudi dinini tetkik ettirdiğini, Yahudilerin hayvan kanı bile kullanmadıklarının sabit olduğunu, dolayısıyla bu tip iftiralara inanılmaması gerektiğini ve Yahudilerin Gülhane Hatt-ı Şerifi ile tanınan tüm haklardan istifade ile ibadetlerinde rahatsız edilmemelerini...diye bir ferman yayınlamış Yahudilerin rahat bırakılmasını emretmiştir.

Osmanlı parlamentosunda görev alan Yahudi mebusların listesi şöyledir;

  1. İstanbul’dan Kamondo Bankası müdürlerinden Avram Aciman,
  2. Bağdat’tan Menahem Salah Daniel,
  3. Bosna’dan Yaver Disraeli,
  4. Yanya’dan Yanya Ticaret Mahkemesi Başkanı Daviçon Efendi (Matatya) Levi,
  5. İkinci yıl görev almayan Avram Aciman’ın yerine İstanbul’dan Kemal Samuel Molho,
  6. Selanik’ten Avram,
  7. Heyet-i Ayan üyesi olarak Dr. Jak de Castro

Adlarına rastlanmaktadır.

Osmanlı’da ilk konsolosluk, Londra’da 1806’da açılmış, 1907’de görevinden ayrılan Giritli Todori’nin yerine İsak Natali adında Osmanlı Yahudisi atanmıştır. Dr. Sigmund Spitzer, önce Viyana, sonra da Napoli Siyasi Misyon Şefliği’ne atanmıştır. Bu, böyle devam etmiştir.

Kimseye bağlı olmadığı için gerçekleri olduğu gibi ifade edebildiğini belirten Fransız seyyah Albert Renouard, 1881’de İstanbul’u ziyaretindeki izlenimlerde Yahudilerin durumunu şöyle özetlemektedir:

50.000’i Avrupa, 40.000’i Filistin’de olmak üzere 100.000’i Asya Türkiye’sinde, ceman yaklaşık 150.000 Yahudi Sultanların İmparatorluğunda Hazreti Musa’nın dinini uygulamakta... Müslüman Cemaatler ile aynı haklardan yararlanan Yahudiler kendilerini Bab-ı Ali’de temsil eden bir "hahambaşı" tarafından yönetilirler. Osmanlı Hükümeti yalnızca kendi vatandaşlarının din ve vicdan hürriyetini tanımakla kalmayıp diğer ülkelerden gelen ve özerk cemaatler oluşturan tüm Yahudilere de kapılarını açık tutmaktadır...

Cumhuriyet Dönemi;

20. yüzyılın başında, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Yahudilerin sayısı, 200.000’e ulaştı. 1829-1913 tarihleri arasında yeni Hıristiyan Balkan devletlerine kaybedilen toprakların, bu sayının üzerinde etkisi oldu. 20. yüzyıldaki Türkiye’nin problemli tarihi ve 1923 sonrası, imparatorluktan, modern batılı ulus-devletine dönüşme dönemi, geriye kalan azınlıkların nüfusları üzerinde negatif bir etkiye neden oldu.

***

Yahudi araştırmacı Prof. Uriel Heyd, “Yahudiler, 20. asrın ilk yarısında iki tane devlet kurdular: Türkiye ve İsrail” diye yazdı.

İsrail devleti kurulduğunda ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizman bir konuşmasında;

“Biz Yahudiler 20. Yüzyılda Orta Doğu’da yıkılmaz denen devleti yıkarak 2 tane devlet kurduk. Onlara öyle güzel sistem inşa ettik ki Türkler bize Filistin’i vermeyen Abdülhamit’e en az 200 sene daha söverler!”

Demiştir. Keza ABD eski Dışişleri Bakanlarından Yahudi asıllı Henry Kissinger tarafından da benzeri sözlerin telaffuz edildiği söylenmektedir.

***

Süleyman Arif Emre de yazdığı “Siyasette 35 Yıl” isimli kitabında:

“Uluslararası bir toplantıda bir sözcü, ‘Dünyada şu 4 ülkeyi Yahudiler doğrudan yönetmektedirler: ABD, Fransa, Türkiye ve İsrail’ derken orada bulunan Türk diplomatlar buna itiraz etmemişlerdir”

Şeklinde bir anekdot aktarmaktadır. Şimdi, şu soruları sormak hakkımızdır sanırım;

OSMANLI’YI KİM YIKTI, TÜRKİYE’Yİ KİM KURDU?

İsrail’le 50 kadar (çoğu askerî) anlaşma yapılmış; bunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirilmemiş. Mahiyetlerini, konularını, içyüzlerini doğru dürüst ne Meclis biliyor, Devlet arşivlerimizde Sabatay Sevi ile ilgili belgelerin dosyaları kayıptır. Bunlar nerededir?

Atatürk’ün, bir türlü açıklanamayan vasiyetnamesinin bir suretinin İsrail’de olduğu söyleniyor. Bu sureti nasıl elde etmişlerdir?

Yirminci asırda iki Yahudi devleti kurulduğu iddia ediliyor. Birincisi İsrail de, öteki devlet hangisidir?

Türkiye Cumhuriyeti öncesi ve sonrasında kurulan okullarda çocuklarını okutmuşlardır. Bu okullar, genellikle Galatasaray Lisesi, Robert Koleji, Şişli Terakki, Fevziye Mektepleri vb. gibi eğitim düzeyi yüksek okullardır. Galatasaray Lisesi, Anadolu lisesi statüsünde olmasına rağmen her yıl 30 öğrencisini Galatasaray İlkokulu’ndan direkt almaktadır.

1924 mübadelesinde göçmen olarak gelen on binlerce Yahudi, isim ve hatta din değişiklikleri yapmışlardır. Şimdi bunların birçoğu üst düzey yerlerdedir. Bu kripto Yahudiler, 400 yıldır bu topraklardadır. Dava, bellidir. Sabataycılık, her yere sızmıştır. Merkez Bankamızın bile tamamı bize ait değildir.

Siyonizm kurulunca 29 Ağustos 1897 yılında ilk toplantılarını yapmışlardır; (Basel’de toplanan “1. Siyonist Kongresi”nde 50 yıl içerisinde Filistin, 100 yıl içerisinde de Türkiye’nin güneydoğusunun yer aldığı Nil’den Fırat’a kadar ‘Büyük İsrail’ devletinin kurulması karar verildi.)

Dedikleri gibi 50 yıl sonra İsrail Devletini kurdular. 100 yıl sonra ise sanki geçmişten intikam alır gibi Amerika Irak’a bahanelerle girmiştir. Her şey tıkır tıkır devam etmektedir.

Evet, biz yazımızın sonuna gelelim. Osmanlı kurulmuştu. 600 yıllık bir süreçten sonra, Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu.

“Sonra sizi tekrar onların üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık". (İsra 6)

İsra Suresi 6. ayette olduğu gibi, Irak ve Filistin’i parçaladılar, Osmanlı’da büyüdüler, geliştiler, dönem itibariyle her şeye sahipler. Süreç, Kuran’da yazdığı gibi aksaksız devam etmektedir.

Yukarıda bahsettiğim konu, rüya falan değildir. Birkaç günlük mesele de değildir. Bu, Osmanlının dahi gerisinden gelen bir süreçtir. Kuran’da anlatılanın tamamına uygun süreç gelmektedir.

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.” (Kıyamet 36)

Tabi görmek istersen...

BURHAN DOĞAN,
Mart 2019.

Burhan Doğan'ın Diğer Yazıları ❯

Kaynakça

Wikipedia, Dünya Gerçekleri, Vikipedi, Bizans İmparatorluğu Yahudi tarihi, Türkiye’de Yahudilik, İslam hakimiyeti altındaki Yahudi Tarihi, Galatasaray İlkokulu web.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Kurt Cebe Noyan, 28.10.2019, 17:57 (UTC):
Hocam peki var olan yahudi devleti İsrail ile ilişkileri iyi tutmak İslama zarar verir mi yani Hristiyan ve yüzyıllardır düşmanımız olan Avrupa ile ilişki halindeyken, İsrail'e tamamen duyarsız olmak ne derece doğru?Hem ilişki kurulsa bunun İslam alemindeki sorunlara bir fayda getireceğini umamaz mıyız.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 51965090 ziyaretçi (131788523 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler