Secde Aski
 
çay

Secde Aşkı

Makale: Akhenaton

Kategori: Akhenaton’un Köşesi

Merhaba “dostum”. Sana uzun süredir yazamadım, beni affet. Ya vakit kalmıyordu kalemimi elime almaya ya da kalemimi elime aldığımda sana yazabilecek bir “ben” kalmıyordum.

Dostum, ne uzun zaman geçmiş senle sohbet edemeyeli. Ben bu uzun süre içinde ne mi yapıyordum? “Mesnevi” okuyordum! Yani “hamuş” ve “bişnev”. Susup dinliyordum Celaleddin’i.

Çünkü söz söyleyebilmek için önce dinlemek gerek. Bazen Celaleddin’i, bazen ney’i, bazen kendimi, bazen Rabbimin bana fısıldadıklarını, bazen benim çiçeklere fısıldadıklarımı, kışın ve yağmurun öyküme kattıklarını…

“Her tercih, bir kaybediştir.” demişti bir dostum bana. Gülmüştüm. “İnsan, büyür mü?” demiştim “kaybedişleri olmadan. Eğer öğreniyorsan bir şeyler kaybettiğin şeylerden, çoğu kez muzaffer çıkmışsındır kendi savaşlarından.”

Düşünüyorum hep. Dinliyorum. Sadece secdede düşünmüyorum… Çünkü düşünme değil gözyaşı makamı orası. “En Sevgili”nin sevilmeye, hamdedilmeye, âşık olunmaya en layık Olan’la buluştuğu Naz Ovası. Musa ile Hızır’ın, Hızır ile İlyas’ın, Şems ile Celaleddin’in, acı su ile tatlı suyun buluştuğu yer. Yüşa Peygamber’in balığı unuttuğu yer. İki denizin birleştiği yer: Merace’l-Bahreyn!

Bir mümine kardeşim, şöyle tarif ediyordu o buluşmanın lezzetini: “Çok tatlı!!!” Defalarca dinledim onun bu içten tarifini. Onu çok iyi anladım! Hani çocuklarınız bilgisayarda oyun oynarken, yemeğe çağırırsınız onları: “Keremmm! Bırak bilgisayarı kuzucuğum, hadiii, yemek vaktiii!” Kerem cevap verir: “Tamam anneee! Geliyorum! 5 dakika dahaaa!!!”

İşte bu da benim “secde”yi tarifim… “Tamam dünya… Döneceğim… 5 dakika daha!!!”

Geçenlerde bir belgesel izlemiştim: “Hüman”! Yani insan’ın belgeseli. Nasıl bir şey bu insan olmak. Her ırktan her dinden insanlar, ayrı ayrı tarif ediyorlardı ve nasıl mutlu olduklarını anlatıyorlardı.

Eminim sizin de kendinize göre bir aşk, bir mutluluk, bir insan olma tarifiniz vardır. Hepimizin de tarifi, bir diğerinden başkadır. Bu başkalık ve farklılık, bizi biz yapan şey!

Aşk için hep şunu derler: “Anlatılmaz, yaşanır!” Ya da “Yan da gör!” Secde de böyle değil mi? Bir gülü koklarken aldığın hazzı secdede o “hal” ile karşılaştırabilir misin? Ya da seni alıp başka diyarlara götüren bir müzik parçasını dinlerken… Ya da sevgilinin ellerini tutarken… Usta bir dil’den çok tatlı bir şiiri dinlerken…

“Rabbim, bak, ben geldim!” demişti o mümine kardeşim. Ben geldim, iki yaşındaki bebekler gibi aciz, incecik kanatlı kelebekler gibi güçsüz, kibirsiz, böbürlenmesiz, sorgusuz ve yapmacıksız…

Ben geldim… Kulun Fatıma… Sen’den başka hiç kimsesi olmayan Ayşe… Gidecek başka bir yeri, çalacak başka bir kapısı olmayan Mehmet… İsteyecek başka lütufkârı, başka işiteni olmayan Hüseyin… Ey bağışlaması gönüllere gönül katan sürur, ey sözleri cana can katan Efendim… Ben geldim…

Ey yerdekilerin ve göklerin Rabbi! Ey bilinenlerin de bilinmeyenlerin de Âlim’i olan Allah! Ey merhameti bütün kâinatı kuşatan Rahman! Gönlümün canı, kalbimin menekşe kokulu Çiçeği, ey benim Sahib’im, Koruyan’ım, Gözeten’im, ey Kabe’nin de kalplerin de sahibi Olan, ey kendisine bir adım attığımda bana Koşan, ey dileyişlerime icabet Eden, ey sıkıntılarımı Gideren, ey her düşüşümde elimden tutup Kaldıran, kalbimi deryalara Daldıran, mahzunken Sevindiren, ağlıyorken Güldüren; Rabbim, Dayanağım, tek Sığınağım, Sahibim, Efendim, sağlam Kaya’m, merhameti de acıması da hiç kimselere benzemeyen Mağbud’um, ben geldim…

Elif’ten ince, Nun’dan daha iki büklüm, bir serçeden daha aciz, bir “nokta”dan daha değersiz, bir bebekten daha güçsüz, bir kelebekten daha savunmasız, bin günümden daha dertli, bir kuzudan daha muhtaç, her zamankinden daha yaralı, ey maharetli Hekim’im, ey incitmeden yara Saran’ım, ey azarlamadan beni Dinleyenim, dertlerimin bilicisi, kederlerimin yok edicisi, yüzümde güller açtıranı, ben geldim…

Odamın bütün ışıkları kapalı. Çünkü bütün âlemimin ışığı O! Nur üstüne nur, huzur üstüne huzur, rahmet üstüme rahmet. Eşyanın öbür tarafındayım. Bir Sidretü’l-Münteha kurdum seccademin önüne. Cebrail’in bile utandığı, gül kokularının bile soluk ve tüm güneşlerin sönük kaldığı. Dudaklarımda Hz. Aişe’nin Resulullah’ın namazını tarif ederken hep söylediği o “arı vızıltısı”.

Odamın bütün perdeleri kapalı. Çünkü kalbimin tek mahremi O! Uzay’ın bilmem hangi yerinde, sanatının tam ortasında, gecenin üçte ikisinde, kuarkların göz kırpışında, incecik, nurlu bir perdenin arkasında, bir dirinin en son namazında, Azrail’in can alma sırasında, Cennet ve Cehennem’in komşu çizgisinde, pişmanlığımın ve utancımın en son raddesinde, “Hüve” kuşlarının en son kanat çırpışında, kalbimin bu belki son atışında, İbrahim’in tenini yakmayan ateşinde, Resulullah’ın imam ve önderliğinde, dünyanın en uzağında, Kâbe’nin en dibinde, Yusuf’un nurdan kuyusunda, kalbimin nurdan köprüsünde, tüm dünya mustazaflarının Sana yöneldiği anda, Yakup’a Yusuf’un gömleği geldiği anda, İbrahim, bıçağını İsmail’in boynuna çaldığı anda, aşk şehitlerinin topluca namaz kıldığı anda, kalbime irfanın değdiği anda, seccadem alnımı öptüğü anda, ağlayışım son bulup tükendiği anda, hiçliğe “KÜN FEYEKÜN” dendiği anda, ruhumun Elest meclisinde Sana söz verdiği anda, canım çağrını duyup “Lebbeyk” dediği anda, bir ruhun daha kundaklanıp göğe yükseldiği, bir cenine ise yeni bir ruhun üflendiği anda, Azrail’in “Bu senin son namazın!” dediği anda, En Sevgili’nin Seni en çok sevdiği anda, bir felçli yine gözleriyle namaz kıldığı anda, bir üveyik, göklere ululuğunu seslendiği anda, İsmail, suya susadığı anda, Hacer, ayaklarını yere vurduğu anda, Hacılar, beytini tavaf ettiği anda, Resulullah’ın mağara arkadaşına “Üzülme, Allah bizimledir!” dediği, bir örümceğin mağara girişine ağını ördüğü anda, o gün kendilerine “Yeryüzüne sizi Allah’a tapmaktan alıkoyan neydi?” dendiği anda, Cehennem’e “Doldun mu” diye soruşup o “Daha yok mu!” dediği anda, amel defterleri kendilerine sollarından ve sağlarından verildiği anda, Elçi’nin “Rabbim, bu toplum, bu Kuran’ı öksüz bıraktı!” dediği anda, anne-babanın evladından kaçtığı, evladın ise tüm dünyayı feda etmek istediği anda, yerin zelzeleyle sarsıldığı, hamile kadınlar yükünü düşürdüğü anda, övündüğüm bu güzel yüzüm için bir mezar eşildiği anda, siyah gözlerim kara toprağa dönüştüğü anda, saçlarım bana aynada “Ölüm yakın!” dediği anda, kul hakkından her nefis hesaba çekildiği anda, Rabbim… Tüm günahlarımla, tüm suçlarımla, tüm yanlışlarım, tüm aldanışlarımla, tüm acziyetim ve tüm pişmanlığımla… Ben geldim! Tüm gözyaşım ve utancımla ben geldim!!!

Ey benim bana secdeyi soran dostum… Günde 5 vakit kendisine zor gelen, namazı bir yük gibi gören dostum… Hadi gel çiçeklerle gidelim Rabbe. Borç öder gibi değil, kendisinden borç ister gibi gidelim Rabbe… Rabbim, bana katından bir rahmet verir misin der gibi, gözyaşların yanaklarında gökkuşağı oluşturduğunda, Rabbim, gözyaşlarımı siler misin der gibi gidelim Rabbe. Zorunluluk, bir görev gibi değil, en sevdiğin dostuna, kalbini titreten, içini titreten sevgiline “Gel, seninle bir bardak çay içelim!” der gibi gidelim Rabbe.

Dostum, içinde kalbinde o muhabbete layık olan Zat’a aşk ve iştiyak yoksa, için birgün sıkılır, senin kıldığın o namaz hiç bitmek bilmez. Sen bir valinin, bir milletvekilinin karşısında ne yaparım diye merakla kendini ölçüp biçerken, bilsen namazda kimin karşısındasın, sen kimin huzurundasın? Şu ünlüyle, bu ünlüyle yemeğe çıksam ne güzel olur diye hayaller kurarken; idrak edebilsen, secdede sen kiminle “baş başa”sın, kimle muhatapsın?

“Kiminle konuştuğunuzu bilseydiniz namazdan hiç ayrılmazdınız?” diyen Allah Resulü’nün bu sözünü sen hiç duymadın mı? Duydun da acaba niye böyle dedi diye hiç düşünmedin mi? Sokakta yürürken karşına bir ünlü çıksa, bir göz göze gelişini bile o gün ballandıra ballandıra tüm dostlarına anlatan sen, bilseydin namazda, o saatlerin su gibi aktığı zamanda kimin, kimin, kimin huzurundasın?

Senin öyle bir dostun, muhabbeti canına can katacak olan bir Rabbin varken, dünyanın bütün sultanlarını, krallarını, yöneticilerini tanıyor olmaktan duyduğun o güvenin önemi ne? “Ben mümin kulumun kalbine sığdım” diyen her sözü sana yaşam ışığı, her tesellisi bin ümit olan bir Rabbin varken içtiğin suyun, soluduğun havanın önemi ne? Senin dertlerinden, kederlerinden de büyük bir Rabbin varken başa gelen belaların, hastalıkların, yitiklerin ve borçların önemi ne?

Ali Ercan'ın “Secde” adlı filmi.

Gözünden gönlünden düşen düşene olduğu şu günlerde seni asla “satmayacak” bir dostun varken, kalbinin artık kırılacak bir yanı kalmadığını düşündüğünde sen daha anlatmadan tüm kalbini bilen şahdamarlarından daha da yakın bir Rabbin varken, her dua ettiğinde seni duyacak, her düştüğünde seni tutacak biri varken sahte dostlara, giden sevgililere üzülmenin önemi ne?

Allah var, gam yok! Ölüm var, son yok! İmtihan var, pes etmek yok! Vefa var, ahde vefasızlık yok! Sabır var, ümitsizlik yok! Hastalık var, çaresizlik yok! Güzel gündüzler var, sadece geceler yok! Senin bir Rabbin var, dostum, başka hiçbir kimseye ihtiyacın yok!

Ey benim hayattan yorulan dostum; secde, yüklerini teslim ettiğin yerdir! Her namazın bir asansör, her secde, tüm güzellikleri, Rabbinin o eşsiz işlerini seyrettiğin yerdir! Nasıl Abdullah olunur, nasıl Sevde olunur, ruhunun en derununda hissettiğin yerdir!

“Ben geldim.” de Rabbine. “Kırık kanatlarımla, düşük omuzlarımla ben geldim! Rabbim, bir bak halime, utancımla, pişmanlığımla, suçlarımla ben geldim! Rabbim, beni Sen çağırdın, ‘lebbeyk’lerimle, övgü ve hamdlerimle ben geldim!”

Rabbimize emanet ol!

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton),
4 Şubat 2019, Adana.

Akhenaton'un Diğer Yazıları ❯❯





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: aysunur, 18.02.2019, 23:26 (UTC):
Eline sağlık Ruhuna rahmet Akhenaton..(4.2.2019 )..Yaşam denilen, Dünya denilen alemden kopuş ve Ahiret Alemine yolladığım CAN ım Dostumun günü..

Güzel olmuş, cok güzel dökülmüş ,Kalbinden Kalemine satırlar ...

Yorumu gönderen: Zeynep Ahd, 08.02.2019, 08:01 (UTC):
Kırık kanatlı secde ile âlâi Nur'a yaklaşanların aşkına dair anlatımınız; yarının secdeleri ile aşkın esrarını çözebilen okurlar olmak dileği ile Kaleminize, gönlünüze Sağlık efendim...

Yorumu gönderen: Warcraft, 04.02.2019, 21:52 (UTC):
hocam güzel yazmışsın eline sağlık...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 51933904 ziyaretçi (131693159 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler