Shemsu Hor
 
shemsu hor

Shemsu Hor

Araştırma: Akhenaton

Kategori: Gizemli Medeniyetler

Bu makale, gizliilimler.tr.gg haricinde izinsiz başka bir sitede, video ya da kitapta yayınlanamaz.

“Shemsu Hor” (Horus’un gözüne tapınma), eski Mısır İsis dinidir. Şi’ra/Sirius tapınıcılığı ve masonlukla devam etmiştir.[1] Tapınakçılar gizli örgütü içinde "Shemsu Hor" (Horus’un gözüne tapan kült-grup) diye bilinen bir grup da vardır.[2]

Shemsu Hor, aslında Mısır’da bulunan eski bir İbrani kültünün adıydı. Bu kültün inancına göre Siriuslular, İbranileri yaratmış ve eski Mısır kültürünü geliştirmişlerdi.[2] Shemsu Hor, piramitler, Sfenks ve çevresindeki enerji alanlarıyla ilgili kutsal bilgiyi miras almıştı.[3]

Peki kimdi bu ‘efendiler’? Kimdi bu iri yapılı yöneten elit tabaka? Yoksa Petrie’nin Mısır’ın taş teknolojisinden Sorumlu ‘yurttaşlarının çok üstünde birkaç adam’ı, ‘Yeni Irk’ımıydı? [4] İnsanlara astronomi, matematik, tarım ve mimarlık bilgilerini veren bu gizli tanrılar kimlerdi? [3]

Etimoloji

Shemsu Hor terimi, araştırmacı ve filozof Schwaller de Lubicz (1887-1961) tarafından ortaya atılmıştı.[3] Terim, dilimize "Horus’un Yoldaşları" ya da "Horus’un Takipçileri" olarak çevrildi.[5]

Shemsu Hor (Sms Hr) "Horus’un takipçileri" demekti. Konsept, zaman içinde gelişti: Bu isim, Mısır’ı firavunlardan önce yöneten bir efsanevi krallar dizisine ve Horus’un Seth’le mücadelelerine yardım eden rahiplere verilen ad oldu.[6]

"Shemsu" kelimesi, takip etmek anlamına gelen eski Mısır dilindeki "Shemsi" kelimesinden türemiştir ve Hor (ya da Heru), bir Mısır tanrısı olan Horus’un orjinal adıdır. Horus’un göksel nitelikleri üzerine bazı tapınak kültlerinin yorumlarına göre farklılık gösteren ya da ekolleri başlatan çeşitli görüşleri vardır: Güneş (Ra ile ilgili) ya da Venüs (Osiris ile ilgili) Horus, göksel pozisyonuna bağlı çok ünlü bir epitete sahiptir. “Hor-Akhty”, Göklerin Horusu anlamına gelmektedir.

Güneş kültünün resmi teolojiye tamamen hakim olduğu nispeten geç dönemlerde, bu epitet doğrudan “yükselen güneş” ve “yenilenme” kavramına işaret etmiştir. Ancak daha eski astronomik ve ezoterik kaynaklarda, “Hor-Akhty”, Venüs gezegeninin “Sabah Yıldızı” safhası anlamına geliyordu. Her iki durumda da Horus, mitolojik öykülerdeki rolünün ötesinde göksel ve “parlayan” bir varlık olarak görünmektedir.

Eğer “Shemsi” kelimesi (takip etmek) “göze çarpmak”, “kovalamak” ya da “izlemek” gibi metaforik bir anlama sahip olsaydı ve eski Mısırlılar bunu bir yıldızın aktivitesine atıfta kullansaydı, Mısır’ın efsanevi hanedan hükümdarlarına verilen bu özel isim, “Güneşin takipçileri” ya da “Venüs’ün takipçileri” olabilirdi. Her iki durumda da, yukarıda yüksekte yer alan “parlak göksel nesneler”den bahsediyoruz.

Horus
İnsan formundaki Horus, Firavun’a hayat verir.

"Tanrıların Parmak İzleri" kitabının yazarı Graham Hancock ve "Orion’un Gizemi" kitabının yazarı Robert Bauval, ilk kolektif çalışmaları olan The Keeper of Genesis’te bilinmeyen bir uygarlıktan miras aldıkları en eski astronomi bilgeliğinin koruyucusu olan bir gruba “Shemsu-Hor” adını vermişlerdir. Başka bir deyişle, Hancock ve Bauval’a göre, “Shemsu-Hor”, Mısır’daki hanedan dönemlerinden önce yaşayan “bilge rahip” mezhebine atıfta bulunan Heliopolis ilahiyatçıları tarafından kullanılan özel bir isimdi. Hancock ve Bauval’a göre bu bilinmeyen medeniyet, kayıp uygarlık Atlantis’ti. Giza piramitleri ya da Karnak Tapınağı gibi görkemli anıtlar, aslında, bize çözmemiz için bıraktıkları bir zaman kapsülüdür.[7]

Shemsu Hor’u Horus’un takipçileri olarak tercüme eden ilk kişi, araştırmacı ve felsefeci Schwaller de Lubicz (1887-1961) dir. O, tarih öncesi dönemde çok gelişmiş bir kavmin eski Mısır’a geldiğini ve bir anda tüm BİLGİ’yi getirdiklerini savundu. Zecharia Sitchin gibi bu inancı takip eden bazı yazarlar, bu ilerlemenin, başka yerlerden, bir tür uzaydan gelen varlıkların aniden ortaya çıkmasından kaynaklandığını düşündü ve yazdılar.[8]

Shemsu teriminin Akatça "yılan" anlamına gelen "shamas" kelimesinden türemiş olduğu da düşünülmektedir. Söz konusu kelime, İrlandaca "Shamus" ya da "Seamus" ve İngilizce James kelimelerine benzer. Hor (Güneşin şahin başlı tanrısı Horus) dönemindeki Ari’leri ya da Aryanları temsil ettiğine inanılmaktadır. "H" harfi eskiden, İngilizcedeki "the", Fransızcadaki "le" ya da Arapçadaki "el" takısı ile benzer şekilde kullanılırdı. Bu nedenle Har ya da Harri’den kastedilenin, "Ari" olduğu düşünülebilir.[9]

Hor, Horus

Hor Kimdir?

Hor, Hierakonpolis kentinin, Set Nakada kentinin koruyucu tanrılarıydı. M.Ö. 3600 yıllarında Nakada bölgesinde etrafı duvarlarla çevrili bir kent bulunduğu bilinmektedir.[10]

Merlin Stone, “Çeşitli kitaplarda (Yunanlıların sonradan Horus adını verdiği) Hor’un, Set adı verilen başka bir tanrıyla törensel bir kavgaya tutuştuğu anlatılır. Set genellikle Hor’un amcası ya da kardeşi sayılır. Savaş Hor’un Set’e üstün gelişini simgeler; Hor ışıkla iyiliğin, Set’se karanlıkla kötülüğün simgesidir. Dr. E. Wallis Budge, “Güneş tanrısı Horus’un gece ve karanlığa karşı sürdürdüğü savaş, çok eskiden İsis’in oğlu Horus’la, erkek kardeşi Set arasındaki kavgayla özdeşleştirilmiştir. Aslında Set ya da Sut, doğal geceyi simgeliyordu ve Horus’un karşıtıydı” der” [11]

shemsu hor

Tarihçe

Mısır’ın frakonik öncesi geçmişi çok büyük bir gizem olarak kalmaktadır; çünkü soru M.Ö. 3000’den önceki gizemli dönemde tam olarak ne meydana geldiğini, Menes-Narmer olarak bilinen ilk resmi firavunun ortaya çıkış tarihini oluşturmaktadır. O zamanlar, birkaç on yıl içinde, herhangi bir uyarı olmaksızın, aniden şaşırtıcı derecede mükemmel bir biçimde, yazı, mükemmel piramitler, erudite astronomi, teknik beceri ve bilgi - çok sofistike bir uygarlık ile giden her şey ortaya çıktı ve her şey çok çabuk gelmiş gibi görünüyor.[8]

Mısırlılar, kronolojilerini M.Ö. 35.000lere dayanan antik bir yüksek kültürle başladılar ve civarında olan ve on tanrı tarafından yönetilen bu kültüre "Zep Tepi" diye adlandırdılar. Sonra, on altı yıl boyunca Mısır’ı yöneten altı tanrıça ve dokuz hanedan hanedanından oluşan altı hanedan geldi. Belki de bu tanrılar, unutulmuş bir uygarlığın hükümdarları ya da dönemleriydi.[12]

Torino’nun Kraliyet Canonuna göre, Sms Hr, tanrıların saltanatı ile ilk firavunlar arasında altı bin yıl Mısır’ı yönetmişti.[13][6]

M.Ö. 38.000li yıllara ait tanrı-kralların Turin papirüsünde geçen adlarıManetho’daki karşılığı
PtahHephaestus
RaHelios
Su (Shu)Agathodaemon
Geb (Seb)Cronos
OsirisOsiris
Set (Seth)Typhon
Horus -
Thoth -
Maat (Ma) -
HorusHorus

Menes öncesi Mısır’ı yöneten kralların listesini veren Turin Papirusu’nda, on tanrılık bir liste bulunmaktadır. Bu listeden sonra, dokuz sülalenin adı geçmektedir. Büyük bölümü okunamayacak kadar yıpranmış papirusun son iki satırında şu ifadeler yer almaktadır;

“Shemsu-Hor’a dek hükümdarlar: 23.200 yıl. Shemsu Hor ihtiyarları: 13.420 yıl.” [5]

turin, papirüsü
Turin Krallar listesi

Turin Krallık Kanunu, örneğin, M.Ö. yaklaşık 3100’de, Yukarı ve Aşağı Mısır’ın birleşmesinden 13, 420 yıl önce ülkeye hükmedenler olarak Shemsu-hor’dan bahseder.[14] Böyle inanılmaz şekilde uzun zaman aralarının geçerliği bizi bağlamaz; çünkü bunlar yalnız sözel geleneğe dayanır. Daha önemlisi, Mısırlıların netjeru tanrıları ve shemsu-hor de başlayan ve ilk ölümlü krallarla son bulan bir kronolojiye inanmış olmaları gerçeğidir.[15]

Eski Mısırlılar, uygarlıklarını, bildiğimiz firavun hanedanlarından binlerce yıl önce Mısır’da var olan ilahi varlıklardan doğrudan gelen bir miras olarak gördüler. [8]

İngiliz Egyptolog Toby Wilkinson’ın söylediği gibi: “Ataları ya da gelişim dönemleri yok gibi görünüyorlar, bir gecede ortaya çıkmış görünüyorlar.” [8]

Fransız uzman Gaston Maspero (1846-1916) Mısır metinleri hakkında şöyle diyor: “Bizim bildiğimiz din ve metinler zaten ilk hanedandan önce kurulmuştu.[16] Evet, öyle diyor ki: "İlk hanedandan önce"! [8]

eski Mısır

M.Ö. 4000’lerde Shemsu Hor döneminde çok tuhaf şeyler yaşandı. Firavun hanedanının öncüleri olarak düşündüğümüz şahin ya da kurt maskeleri takan bir halkla beraber aniden tüm ihtişamıyla eşitsiz bir derece karmaşıklık ve olağanüstü bir uygarlık ortaya çıktı.[8]

Bazı yazarlar, rahiplere ve firavunlara bırakıldıkları büyük astronomik bilgiye sahip Horus’lu arkadaşları, yarı tanrısal varlıklar olarak tercüme ederler.[17]

Eski Mısırlılar, Gök Tanrıları ayrılmadan ve yıldızlara dönmeden önce, Shemsu Hor olarak bilinen bir grup gizemli hükümdarla birlikte var oldular.

Horus’un Yoldaşları olarak bilinen Shemsu Hor, kutsal ilahî krallar, rahipler ve kutsal bilginin koruyucularıydı. Bazen ilk antik gizli toplumun üyesi olarak anılırlar. Orijinal tanrısal kralların Altın Çağları sırasında Mısır’da mevcutlardı ve bu krallar, yıldızları yükselttikten çok sonra orada kalıyorlardı.[3]

Eski Mısır’ın dini literatüründe onların, liderlerinin en üst mevkii elde etmesini mümkün kılan silahlan üreten, tanrının mesniu, ‘metal işçileri’ ya da nalbantları oldukları söylenmektedir.[18]

Bu esrarengiz yarı tanrısal varlıklar hakkında çok az şey bilinmesine rağmen, Shemsu Hor’un bir zamanlar kutsal bölgeler ve orijinal kutsal kralların şehirleri olan kutsal yerlerde tapınakları ve temelleri yeniden kurduğunu, koruduğunu ve yeniden inşa ettiğini biliyoruz.[3]

torino papirüsü

Hiyerogliflerle yazılmış ve Ramses II’ye dayanan Torino’nun papirüsleri (ya da daha tam olarak Torino Egyptoloji Müzesi’nde sergilenen kraliyet kanonu), Mısır topraklarında hüküm süren tüm firavunların bir listesini sunmaktadır. Bu liste sadece tarihi firavunları değil, aynı zamanda Menes’in ilk hanedanından önce hüküm süren "başka yerlerden gelen ilahi firavunları" da içermektedir. Ayrıca, bu önceki soyun 13.420 yıl boyunca hüküm sürdüğü söylendi! [8]

Heliopolis’teki papazlar, en eski tapmak ve anıtlarının. Mısır’ı ilk Horus-kralınm yükselişinden binlerce yıl öncesinde yönetmiş çok eski bir ilahi ırk tarafından yapılmış olduğuna kalpten inanırlardı. Turin Krallık Kanunu, örneğin, M.Ö. yaklaşık 3100’de, Yukarı ve Aşağı Mısır’ın birleşmesinden 13, 420 yıl önce ülkeye hükmedenler olarak Shemsu-hor’dan bahseder. Böyle inanılmaz şekilde uzun zaman aralarının geçerliği bizi bağlamaz; çünkü bunlar yalnız sözel geleneğe dayanır. Daha önemlisi, Mısırlıların netjeru tanrıları ve shemsu-hor de başlayan ve ilk ölümlü krallarla son bulan bir kronolojiye inanmış olmaları gerçeğidir.[19]

Kutsal ve yarı tanrısal egemenlerin her birinin yüzlerce yıllık hüküm sürdüğü gerçeği, bizim görüşümüze göre kabul edilemez, ama bizlere, İncil’in insanların ve peygamberlerin yüzlerce yıllık yaşamını yitirmeden neden kabul ettiğimizi sormalıyız. 360 yılı aşkın süredir yaşayan Enoch. Çok daha yavaş yaşlanma sürecini açıklayan pek çok faktör günümüzde bilim yoluyla anlaşılabilir: farklı karasal yerçekimi, düşük yoğunluk, ya da daha iyi korunan ya da farklı DNA ya da zamanın başka yolları. Bu tür yaşamı haklı çıkarabilecek birçok teori var.[8]

Şimdi Manetho’ya ve Mısır’ın eski kayıtlarına dönelim. Mısır’daki hanedanların ya da “insan krallarının” saltanatından hemen önce, Manetho’nun kronolojisine göre yeryüzü farklı bir soyun yönetmiş olduğunu söylemiştik; Bu soy, işte Mısır dilinde “Shemsu-Hor” olarak adlandırıldı.[7]

Son büyük selden binlerce yıl önce, Shemsu Hor Mısır’daki en eski şehirleri korudu.[3] Hor’a tapan bu kavim, M.Ö. 3100 dolaylarında efsanevi kral Menes’in (Aha-Man’ın) yönetiminde Yukarı Mısır ile Aşağı Mısır’ı tek bir krallık halinde birleştirdi.[20] Set’e tapan, daha doğrusu Set’i ata tanrı olarak kabul eden Set (sut, Sit) klanı, öyle anlaşılıyor ki Hor halkının bir koluydu.[10]

Mısır’ı birleştiren 1. Sülalenin (Shemsu Hor kavminin) Mezopotamya ya da Kuzey (Urartu ya da Kafkasya) kökenli olduğu kabul edilen bir görüştür. [10]

“Shemsu Hor, Mısır’ın uzak, Hanedanlık öncesi dönemlerinde boy göstermiştir. Bu kavimle ilgili bilgiler dağınık ve azdır. Ama Shemsu Hor’la, bizim sonradan Hurri ya da Horitler olarak tanıdığımız kavim arasında bir zamanlar bir ilişki bulunduğu; bunların Kuzey İran’a sonra Sumer’e yerleştiği ve sonunda da Mısırlı Shemsu Hor kavmi adını aldığı düşünülebilir” [11]

İki Mısır’ı tek bir krallık halinde birleştikten sonra, Hor adlı tanrı bütün Mısır’ın en büyük tanrısı haline geldi. Ancak 1. Sülale (Aha-Man) tarafından temsil edilerek yüceltilen Hor kültünün yanında Set kültü de varlığını korudu. Hatta, 2. Sülale döneminde Set bir süre Hor’un yerini aldı ve en büyük tanrı olarak tapıldı.

Hor halkının iki kardeş klanı arasındaki egemenlik çekişmesi, taptıkları tanrılar Hor ile Set arasındaki bir çekişme biçiminde Mısır mitolojisine de yansıdı. Hor’a tapan halklar egemen durumda olduklarından, Firavunların resmi temsilcileri olan Hor rahipleri, Set’i kötü güçlerin temsilcisi saydılar. [10]

Anu ve Shemsu Hor

Önce ilk hanedanlara adanan ve ilk (resmi) hanedanın firavunun mezarlarını ilk kez kazıyan Fransız Egyptolog Emile Amélineau’nun (1850-1915) çalışmasına odaklanalım. Mısır’ın güneyindeki kazılarında, ilk hanedanlığın Firavunlarından daha önce var olan gelişmiş insanların varlığının kanıtlarını keşfetti. Özellikle siyah ırk, Anu (bazen "Aunu" olarak anılır) halkını keşfetti. (Benzer bir kelime gibi görünse de, Annunaki ile hiçbir ilgisi yok.)

Anular, Hayvanları yetiştirdiler ve Nil boyunca geniş çaplı tarım uygulamaları yaptılar ve kendilerini şehrin savunma duvarlarının içinde korudular. Esna (Anu Tseni), Erment (Anu Menti), Qush, Gebelein (Anti) ve Heliopolis (orjinal adı Anu) şehirlerini kurdular.

Chandler, vb. Birçok araştırmacıya göre, Osiris, Isis, Hermes ve Horus gibi eski Mısır’ın en büyük figürleri, bu eski Anu ırkından geldi.

Her halükarda Anu, metal ve fildişi kullanımını biliyordu, çok organize olmuşlardı ve nasıl yazılacağını biliyorlardı. Amélineau, Abydos bölgesinde bulduğu insan yapımı eserleri Nouvelles Fouilles d’Abydos’unda anlattı.

Bu, Amélineau’nun Abydos bölgesinde bulduğu ve Nouvelles Fouilles d’Abydos’unda anlattığı birçok eser tarafından kanıtlandı. Arkeolog şöyle dedi: “Osiris, Nümyan kökenliyse, Thebes’de doğmuş olsa da, Osiris ve Seth arasındaki mücadelenin Nubia’da neden gerçekleştiğini anlamak kolay olurdu.” (Prolégomènes, s.124-5).

Unutmayalım ki, belli araştırmacılara göre, Anu Osiris’in kendisine uygulanan bir terimdir. Amélineau, "etnik anlamda, Anu’nın Osiris’e uyguladığı terimi okumamız gerektiğini" söyledi. Ayrıca, Ölüler Kitabı’nın 15’inci bölümünden (gerçek ismin Işıktan Çıkma Kitabı olduğu) bir pasajı şöyle aktarır: "Ey Tanrı’nın Antem dağlık arazisindeki Thou Anu!" dağ!" Yunanlıların Onnuphris tarafından çevrildiği dördüncü Firavun, yani “İyi” anlamına geldiği Osiris’in adıydı.

Tera-Neter
The noble Tera-Neter of the Anu, from William Flinders Petrie, The Making of Egypt, 1939.

İngiliz Mısırbilimci William Flinders Petrie (1853-1942) tarafından Abydos’ta bulunan, hanedan öncesi Anu’dan bahseden olağanüstü bir nesne var. Yazıt, Anu hükümdarı Tera-neter’in portresini taşımaktadır. (Üstteki resim) [8]

Arkeolojik kanıt benzeri olmayan ileri bilgiye sahip bilinmeyen bir ırkın üyelerinin Mısır’da M.Ö. yaklaşık 3500-3100’deki hanedan öncesi dönem kadar erken zamanlarda ortaya çıktığı fikrini desteklemektedir. Yukarı Mısır’ın kuzey taıalındaki hanedan öncesinin son dönem mezarları ‘kafatasları yerlilerinkinden daha büyük ölçüye sahip ve bedenleri daha büyük olan bir ırkın anatomik kalıntılarını açığı çıkardı.[21]

Ünlü bir arkeolog olan, Mısır’da 45 yıllık kazı deneyimi olan ve "Antik Mısır" kitabının yazarı olan Profesör Walter B. Emery (1903-1971), Yukarı Mısır’daki bazı mezarlarda hanedn öncesi Mısır’da yaşayan insanların kalıntılarını buldu. Bu beden ve iskeletlerin özellikleri inanılmazdı. Kafatasları, anormal boyuttaydı ve dolikhokefalikti. Yani üstten bakıldığında ovaldi ve genişliğinden yüzde 25 daha uzundular.

Dolichocephalic
Dolichocephalic kafatası (resim1)
Dolichocephalic
Dolichocephalic kafatası (resim2)

Mısır’daki hanedan öncesi ve erken hanedan dönemi toplumu üzerine ayrıntılı bir çalışma yapan seçkin Ejiptolog Walter Emery, onları Turin Krallık Kanunu’nun ilk kayıtlı firavunu Menes’in rökselişinden önce Mısır’ı inanılmaz bir biçimde 13.420 yıl yünettigini söylediği şahin başlı tanrı Horus’un, shemsu-hor’ı, Yoldaşları ya da Havarileri ile bir sayıyordu.[4][22]

Emery’nin, bu kafataslarının Horus’un takipçilerine ait olduklarına dair hiçbir tereddütü yoktu. Onların eski Mısır’da önemli bir "rahip" rolü üstlendiklerini gördü. Uzun başlı kafatasları ile ilgili olarak, tarih öncesi bir evrim soyu değil, tufan öncesi bir medeniyet döngüsünden gelen bir soyun olduğu anlaşılıyor.[8]

Emery, bu keşiflerin o kadar çok tesirinde kaldı ki, 1961’deki Archaic Egypt (Eski Mısır) kitabında, şu sonuca vardı: [23]

paracas sukulls

Bu insanların daha önceki bir nesilden doğduğuna dair bir iddia olası değil, iki ırkın kaynaşıp birleşmesi etkin olmuş olmalı ama bu öyle hızlı olmadı ki, birleşmenin bir şekilde gerçekleşmesi sözkonusu olabildiği zamanda, baştan başa bütün Eski Dönem boyunca uygar aristokrasi ile yerli kitle arasındaki ayrılık çok belirgin, özellikle de ölüyü gömme gelenekleri konusunda. Sadece İkinci Hanedan’a yakın, alt sınıfların, efendilerinin mezar mimarisini ve gömme usulünü adapte ettiğinin kanıtını bururuz.[24][23]

Emery’nin sözleri, bu sebeple Shemsu-hor’ların yalnızca Mısır’ın hanedan müessesesinin arkasındaki hakim olan güç değil, aynı zamanda Sfenks-inşaa eden Büyük Tanrıların ya da geriye hareket eden Aslan Çağıyla bağlantılı devir, İlk Zaman boyunca yaşamış, Nefjeru’nun torunları olduğunu da ima edıyordu. Onlar, o dönem, aynı zamanda Gize piramitlerini idare eden ve Mısır’ın taş işçiliği teknolojisini başlatan, ‘yurttaşlarının çok üstünde birkaç adam’, usta taşçılar ve teknolojistler miydi? [4]

Dolichocephalic

Mısır’da 45 yıl kazı yapan Profesör Walter Emery’nin bu konudaki görüşlerini Merlin Stone, şöyle aktarmaktadır: [10]

“M.Ö. dördüncü bin yılın sonlarına doğru, aristokrat sınıfı ya da tüm Mısır’ı buyruğuna almış, geleneksel olarak “Horus’u izleyenler” adını verdiğimiz kavim karşımıza çıkar. Egemen soy kuramı, Yukarı Mısır’ın kuzey bölgelerinde yer alan geç hanedanlık öncesi döneme ait mezarlardan elde edilen bulgularla doğrulanmaktadır; bu mezarlarda kafatasları ve bedenleri yerli halktan daha iri olan insanların bedensel kalıntıları bulunmuştur; boyutlardaki farklılık öylesine belirgindir ki, bu insanların burada yaşayan daha eski bir soydan geldiği düşünülemez” [25]

Aşağıdaki saptamalar ise Stone’ye aittir:

“Mısırlılar bu dönemdeki akıncılara Shemsu Hor -Hor kavmi- adını veriyordu. Hor kabileleri sonradan başkent olarak Memphis’i seçmişti. Kendileriyle birlikte yeni bir tanrıyı da getirmişlerdi. Bu tanrının adı Hor-Wer, yani yüce Hor’du.

M.Ö. 2900 dolaylarındaki resimleri, Güneş tanrısı Hor-Wer’i göklerde teknesiyle giderken gösterir.[25]

Shemsu-hor’larm bir zamanlar bu bölgede ikamet ettiklerini ima eden gelenekler Edfu’nun tacındaki cevheri -Batlamyus’a ait (Ptolemik) mevcut tapmağın çeşitli bölümlerindeki duvarlarını boydan boya süsleyen, bilinen tabiriyle Bina Metinleri- anlamamızda dönüm noktası olabilir.[26]

Profesör Emery’ye göre, M.Ö. 270 yıllarındaki Manetho tarihinde Narmer ya da Menes adıyla bilinen Birinci Hanedan’ın ilk kralının adı aslında Hor-Aha’dır. Ama, Hor adı sonradan, çok daha eski olan Tanrıça dinindeki “ölen oğul”la birleştirilmiştir. Bu da biri akıncıların eski ışık tanrısı, ötekiyse Tanrıça İsis’in oğlu iki Hor arasında birçok karışıklığa yol açmıştır.” [25]

Genealogy shem

Shemsu Hor ve Nuh’un oğlu Sem/Şhem

“Shem” (/ʃɛ m/; İbranice: שֵׁם — Šēm, Yunanca: Σήμ — Sēm, eski Habeş dili olan Geezce: ሴም — Sēm ve Arapça: سام — Sam), İbranice Tevrat’ta geçen Nuh’un oğullarından birinin adıdır ve “tanınmış kişi” anlamına gelir. İslam literatüründe de geçen bir isimdir. Yaratılış kitabı 10:21, Sam’ın ve erkek kardeşi Yafet’in göreceli soylarına atıfta bulunur: [27]

Yaratılış 11:10-11’de Sam’ın tufandan iki yıl sonra Arpakşat’ın doğumunda 100 yaşında olduğunu, Arpakşat’ın doğumundan sonra Sam’ın 500 yıl daha yaşadığı, yani toplamda 600 yıl yaşadığı anlatılır.

Sam’ın çocukları, kızlara ek olarak Elam, Asur, Arpakşat, Lud ve Aram’dı.[28] Yahudilerin ve Arapların atası olan İbrahim, Arpakşat’ın torunlarından biriydi.

İslami literatürde Sam, Hz. Nuh’un inanan oğullarından biri olarak tanımlanır. Kimi kaynaklar, Sam’ı babası Nuh’tan sonra gelen bir peygamber olarak tanımlar.

1. yüzyıl tarihçilerinden Flavius ​​Josephus, bu 5 oğulun sırasıyla Elam, Asur, Keldani, Lidya ve Levant ataları olduğu inancını taşıyan gelenekten bahseder.

Semitik terimi, Arapça, Aramice, Akad, Etiyopya, İbranice ve Kanaanit-Fenike dillerinin ortak dilsel mirasını ifade eden, Afro-Asya dillerinin bir alt kümesi olarak, Semitik diller için yaygın olarak kullanılan bir terimdir. Azı Yahudi geleneklerine göre (örneğin, Babil Talmudu Nedarim 32b; Yaratılış Rabbah 46: 7; Yaratılış Rabbah 56:10; Levililer Rabban 25: 6; Sayılar Rabbah 4: 8 ), Shem’in Kral, Melkizedek olduğuna inanılmaktadır.[27]

"Yafet’in ağabeyi olan Sam’ın da çocukları oldu. Sam bütün Ever soyunun atasıydı." (Yaratılış 10:21)

Kutsal Kitab’ın King James ve Yeni Amerikan Standart Bible gibi farklı İngilizce çevirilerinde belirgin bir belirsizlik/düalite vardır. Shem hakkındaki esrarengiz ayetler, Yaratılış’ta daha da ileriye gider. Cennete ulaşmak (ya da geri dönmek) için taş bloklar yerine pişmiş tuğlalardan yüksek bir kule inşa etmeye çalışan bir insanın hikayesini okuruz: [27]

"Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler. Birbirlerine, “Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim” dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra, “Kendimize bir kent kuralım” dediler, “Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.” (Yaratılış 11:1-4)

Yukarıdaki ayetlerde tufandan kurtulan ve öncelikli endişeleri kendilerini bir isim haline getirme/şöhret salma olan insanların hikayesi anlatılıyor. Kimi Kutsal Kitap yorumcularına göre bu ayet, ün kazanıp isimlerini ölümsüzleştirme isteklerine işaret ediyor. Ama ilgi çekici olan nokta, “Shem” kelimesini bir kez daha yineliyor, ki bu da “isim” ya da “ün” anlamına geliyor.

Shem kelimesinin kökü, "tanınmak" ya da "ad kazanmak" anlamlarına gelen İbranice bir fiildir. Ama dikkatli bir gözlemle bu kazanılan "ad"ın çok özel bir varlık, yani Tanrı ile ilgili olduğu gözden kaçmayacaktır. Yani "Shem", her hangi bir ismi değil; bu ismi taşıyan varlığın çok önemli bir şey olduğunu ifade eder.

Shem kelimesinin kökeni, Mezopotamya ve Yakın Doğu kültürlerine göre, semitik bir dil olan Akkadça’da "O’nun Adı" anlamına gelen "Shumu" kelimesidir. Bu, Yahudiliğin Tanrı’nın adının anılmasıyla ilgili hem tabu (yasaklamaları) hem de Yahudi tradisyonu için uyumludur. Yahudilikte çok nadir bazı ritüeller dışında Rabb’in kutsal adı olan Tetragrammaton’un (YHVH) anılmasına izin verilmez. Yahudi kutsal metinlerinde Tanrı için "O’nun ismi" ya da "İsim" anlamlarına gelen Ha-Shem (Haşem) kelimesi kullanılır. Bu yüzden Shem kelimesinin güçlü bir şekilde Tanrı’yla ilintili olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.

nefilim, nephilim

Nefiller ya da Nefilimler

Bu noktada belki kısa bir ara vermeli ve Eski Ahit’teki sayfalara göz atmalıyız.[27]

Yaratılış 6:1-4’e göre Nefiller ya da Nefilimler (ˈ n ɛ f ɪ ˌ l ɪ m / İbranice: נְפִילִים İngilizce: Nephilim), Tanrı oğullarının ve insan kızlarının tufandan önce yaşayan çocuklarına verilen addı: [28]

"Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. RAB, “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak; çünkü o ölümlüdür” dedi, “İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.” İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi." (Yaratılış 6:1-4)

Bu ayetler, Hz. Musa’nın ilk kitabı olan Yaratılış kitabının tartışmalı bir pasajından alıntıdır. Bu hikâye, Tanrı’nın insanoğlunun günahlarını ve yolsuzluklarını dünyaya büyük bir tufan göndererek tahrip etmeye karar vermesinden hemen önce yaşanan çok kritik bir dönemi anlatır.[27]

Sümer Kral listelerinde, çok uzun ömürlü olan ve bir tür yarı tanrıyı hatırlatan Nuh tufanından önce hüküm süren hükümdarlardan bir grup görüyoruz. Aynı şekilde, Yaratılış kitabı, bize yukarıda belirtilen ayetler hakkında garip bir ipucu verir: Bu ünlü güçlü adamlar kimdir ve bu "ün", nereden gelmektedir?

Batı dillerine “ün” ya da “şöhret” olarak tercüme edilen bu kelime, İbranice “tanınmış” ya da “bilinen” anlamlarına gelen “Shem” (Şem) sözcüğüdür.[27]

Bu bölümde geçen ‘İlahi varlıklar’ ve ‘Nefiller’her zaman büyük ilgi odağı ve tartışma sebebi olmuştur. Eski Antlaşmanın yazıldığı dilde, İbranice’de, esas ‘Tanrı oğulları’ diye geçiyor. Kimisi bunların düşmüş melekler yani cinler olduğunu düşünüyor, kimisi Şit’in soyundan gelenler olduğunu savunur.[29]

Kimi Tevrat yorumcuları ise, "tanrı oğulları" ifadesinden Seth’in soyu, "insan kızları" ibaresinden ise Cain’in (Kayin ya da Kabil) soyundan gelen kadınlara atıfta bulunduğunu düşünürler.[21]

Bu kelime, bazı Kutsal Kitap çevirilerinde hatalı olarak "devler" olarak çevrilmiş, bazıları çevirilerde ise tercüme edilmeden Nefilim olarak yerini korumuştur. "Tanrı’nın oğulları", bazı klasik Yahudi yorumcularına göre düşmüş melekler olarak yorumlanmıştır.[28]

meleklerin düşüşü
Hieronymus Bosch’un Yaratılış 6:1-4'ü baz alan Rebel Melekler’in Düşüşü tablosu

Nefilim, İbranice "zamansız doğum", "kürtaj", "düşük yapma" ya da "düşme" anlamlarına gelen N-F-L kelimesinden türemiştir. Tevrat tradisyonları, neflimlerin Nuh tufanından önce yeryüzünde olduklarını ve tufandan sonra ise bu uygarlığın ortadan kaybolduğunu anlatıyor.(Yaratılış 6:4)

Targumim Sözlüğü, nephilim, nefilim
Morris Jastrow’un Targumim Sözlüğü, Talmud Babli ve Yerushalmi’den ve Midrashic Literature’den (1903; sayfa 923, ya da 1061’in 1030 sayfasından 243) Aramice naphil (a) adlı bir ekran görüntüsü

Bu kelimenin İbranice kökenleri (N-F-L), kelimenin tam anlamıyla, “aşağıya inmek” anlamına gelir.[20]

Nefilim kelimesi, bazı kaynaklarda düşmüş meleklerin kendileri için bazen de bu semavi varlıkların insan kızlarıyla birlikteliğinden doğan çocuklar için kullanılmıştır.[30]

Zecharia Sitchin, nefilim kelimesinin "yukarıdan gelenler", "yeryüzüne inen bir halk" ya da "ateşli roketlerin insanları" anlamlarına geldiğini savunur.[31] Sitchin, "Dünya Tarihçesi 2 - Gökyüzüne Merdiven" adlı kitabında nefilimler için şöyle der:

Hep “devler” diye tercüme edilegelmiş olan Nefilim, harfiyen dünyaya “aşağı atılmış olanlar” anlamına gelmektedir. Onlar “Tanrıların Oğullarıydılar; “Şem halkı”: Roket Gemiler Halkı.[32]

(... bu soy,) Refaim — ya da Refait — (Yahudiler için fantomlar), Emim, Anakim, Horim, Avim ve Zamzummim olarak biliniyordu.[23]

Golyat
Golyat

Kur’ân-ı Kerîm’de Câlût olarak adlandırılan kişinin ismi, Eski Ahitte’te Golyat şeklinde geçmektedir. Filistî kavminden (İbr. Peliştîm) ve Gat şehrinden olan Golyat iri cüssesi sebebiyle âdeta dev gibi tasvir edilmekte, onun Refaîm denilen ve devâsâ cüsseleriyle meşhur olan ırkın bir bakiyesi olduğuna inanılmaktadır.[24]

Golyat, Ahd-i Atîk’in Yunanca tercümesine ve yahudi tarihçisi F. Josephus’a göre ise 4 arşın 1 karıştır.[24]

Tora ve Aftara’nın 5. kitabı olan Devarim’de refaimler hakkında şu bilgilere ulaşabiliyoruz:

"Önceleri orada Emim (ulusu) oturuyordu. Büyük, kalabalık ve devler gibi cüsseli bir halk (tı bu). Onlar da, (diger) devler gibi Refaim kabul edilirler; ama Moaviler onları Emim olarak adlandırırlardı. (Benzer sekilde) Seir’de de önceleri Horiler otururlarken, Esav-oğulları onları(n ülkelerini) miras almış, onları önlerinden imha ederek yerlerine yerleşmişlerdi – tıpkı Yisrael’in, Tanrı’nın kendilerine verdigi miras (niteliğindeki) ülkesine yaptığı gibi." [26]

Sayılar 13’e göre Kenan (İng. Canaan), İsrailoğulları’nın Kenan’ı fethettikten sonra yaşadıkları yerdi [28] ve burada Nefiller’in soyundan gelen Anaklılar yaşıyordu.

RAB Musa’ya, “İsrail halkına vereceğim Kenan ülkesini araştırmak için bazı adamlar gönder” dedi, “Ataların her oymağından bir önder gönder.” (Sayılar 13:1-2)

Böylece adamlar yola çıkıp ülkeyi Zin Çölü’nden Levo-Hamat’a doğru Rehov’a dek araştırdılar.(Sayılar 13:21)

Musa’ya, “Bizi gönderdiğin ülkeye gittik” dediler, “Gerçekten süt ve bal akıyor orada! İşte ülkenin ürünleri! Ancak orada yaşayan halk güçlü, kentler de surlu ve çok büyük. Orada Anak soyundan gelen insanları bile gördük. (Sayılar 13:27-28 )

Kalev, Musa’nın önünde halkı susturup, “Oraya gidip ülkeyi ele geçirelim. Kesinlikle buna yetecek gücümüz var” dedi. Ne var ki, kendisiyle oraya giden adamlar, “Bu halka saldıramayız, onlar bizden daha güçlü” dediler. Araştırdıkları ülke hakkında İsrailliler arasında kötü haber yayarak, “Boydan boya araştırdığımız ülke, içinde yaşayanları yiyip bitiren bir ülkedir” dediler, “Üstelik orada gördüğümüz herkes uzun boyluydu. Nefiller’i, Nefiller’in soyundan gelen Anaklılar’ı gördük. Onların yanında kendimizi çekirge gibi hissettik, onlara da öyle göründük.” (Sayılar 13:30-33)

Maide suresi 20-26. ayetler, bu olaya atıfta bulunur:

20 - Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi."

21 - "Ey kavmim, Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin, yoksa kayba uğrarsınız."

22 - Onlar da: "Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz." dediler.

23 - Allah’tan korkan ve Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: "Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah’a dayanın.

24 - Kavmi Musa’ya: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb’in gidin savaşın. Biz burada oturacağız." dediler.

25 - Musa: "Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır." dedi.

26 - Allah Musa’ya şöyle dedi: "Kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O fâsık kavim için üzülme!". (Maide 20:26)

Bazı yorumcular tarafından "düşmüş" olarak çevrilen İbranice nefilim kelimesine benzer bir kullanıma Hezekiel’de 32:27’de de atıfta bulunulur: [28]

"Ölüler diyarına savaş silahlarıyla inen, kılıçları başlarının altına konan, kalkanları kemikleri üzerine yerleştirilen öbür öldürülmüş sünnetsiz yiğitlerle birlikte mezara konmayacak mı onlar? Oysa bu yiğitler yaşayanlar diyarında korku salmışlardı." (Hezekiel 32:27)

Zecharia Sitchin, oldukça radikal teoriler ortaya koyduğu çok satan "Onikinci Gezegen" adlı kitabında Nefilim hakkında Kutsal Kitap yorumcularının "şöhretli erkekler" ve kulenin yapıcıları hakkındaki yorumlarına itiraz ediyor. Sitchin, mantıksal argümanlardan yola çıkarak "shem'in semitik dillerdeki gökleri ve gökyüzünü ifade eden "Shamu" ve "Shamaim" kelimeleriyle ilintili olduğuna dikkat çekiyor. Sitchin, gök kelimesiyle bağlantılı olan bu sözcüğün "cennete ulaşabilecek bir kule inşa etmek" şeklinde ifade edildiğinde bir roket ya da bir uzay aracı olduğunu iddia ediyor.

babil kulesi
Engraving ot Tower of Babel, by Dore 1866. From Dore’s Bible.

Sitchin’e göre Yaratılış 6’daki Nefilim’le ilgili ayet, bir uzay gemisi kullanan varlıklar ya da shem halkından olan insanları ifade ediyor. Aynı şekilde Sitchin’e göre Yaratılış 11’de geçen "Babil’deki kule yapıcıları", kendileri için bir "isim yapmak", ya da "şöhret kazanmak'tan değil; göklere ulaşmak (ya da kovuldukları Cennet'e geri dönmek) için "Bir uzay aracı yapalım." diyorlardı. [7]

Kurân-ı Kerîm’de de benzer bir olaydan söz edildiğini görüyoruz:

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرِي فَأَوْقِدْ لِي يَا هَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَل لِّي صَرْحًا لَّعَلِّي أَطَّلِعُ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ

"Firavun: ’Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir tanrınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için, toprak üzerine bir ateş yak, tuğla hazırlayıp bana bir kule yap; çıkar belki Musa’nın tanrısını görürüm. Doğrusu onu yalancılardan sanıyorum’ dedi." (Kasas 38 )

Jacob’s Ladder, Yakup'un merdiveni
Jacob’s Ladder (Yakup'un Merdiveni), the biblical version.

Çoğu müfessir, bu ayetlerde geçen "kule" sözcüğünü Mısır piramitleriyle ilintilendirirken, o dönemde önemli bir yere sahip olan Sirius (Arapça Şira) kültürünün Mısır’da hala etkin olduğunu ve Firavun’un da bu inancı taşıdığı ve Allah’ı ya da cenneti göklerde bir yerde olarak tahayyül ettiği bir ihtimali de insan düşünmeden edemiyor — Akhenaton’un notu.

Sümerler, bu kuleleri NA.RU (Yükselen taşlar) olarak adlandırdı. Akad, Babil ve Asurlular, onlara NARU (Işık Veren Nesneler) olarak isim verdi. Amuru, onları "NURAS" (Ateşli Nesneler) olarak tanımladı. İbraniler, bugünkü kullandığımız mumlara benzeyen, ışık yayan sütun olarak tanımladı. Hurriler ve Hititlerin kullandığı Indo-European dillerde ise "hu-u-ashi" (Ateş kuşu) olarak anıldılar.

Mu ya da Shem, eski Mezopotamya metinlerinin çoğunda "isim" ya da "nam" olarak değil "gökyüzü aracı" olarak kullanılıyordu. Sitchin, kelimenin bu anlamıyla kullanıldında Babil Kulesi hakkında Tevrat’taki anlatılar da dahil olmak üzere birçok antik metnin farklı bir bakış açısı ya da anlamlar kazanacağını düşünüyor.[33]

Kumran’da bulunan M.Ö. 200-150 tarihli ve "4Q201" olarak etiketlenmiş parşümen parçasında şöyle der: [21]

13. Onlar (önderler) ve geri kalanları, ... kendileri için insan kızları seçtiler ve onlarla birlikte yaşamaya ve kendi kendilerini kirletmeye başladılar. O kadınlara büyüyü öğrettiler ve onları büyü yapımında kullanılan çeşitli bitkilerle tanıştırdılar ve bu bitki köklerin nasıl keseceklerini öğrettiler. Kadınlar, onlar tarafından gebe bırakıldılar.[22]

Kumran yazıtlarındaki bu ifadeden nefilimlerin ya da bu düşmüş meleklerin kadınlara büyüyü öğrettiğini öğreniyoruz. Kuran’da geçen Harut ile Marut kıssası, bu bakımdan ilgi çekicidir:

وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ

"Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!" (Bakara 102)

Nefilim hakkındaki gerçekler uzun yıllardan beri bilinmektedir.[20] Kimi akademisyenler, tanrı ve insanların birleşmesinden doğan nefilim geleneğinin Yunan mitolojisinin yarı-tanrı inancının temelini oluşturduğunu düşünürler.[23]

nippur, stone, taşı
Nippur taşı

Bu yüzyılın başlarında arkeologlar, şimdiki zamanda Irak’ta Nippur adlı bir yerde eski enkaz höyüklerini inceliyorlardı. Daha derin kazdıkça, taş eserler aradıklarında, kısa düz çizgilerden yapılmış tasarımlarla süslenmiş, kırık çanak çömlek gibi görünen çok sayıda küçük kil parçalarını yüklediler. Dikkatsizce kazıya biraz mesafe kat ettiler, bu enkaz bir sıkıntı olarak kabul edildi ve ilgisizlikle ele alındı. Taş eserler bu özel alanda şaşırtıcı derecede azdı, ama sonunda arkeologların sersemlemiş olduğu ortaya çıktı. Mısır hiyeroglifleri ve antik Yunan’ı içeren ünlü Rosetta Taşı gibi, Nippur’daki taş da antik Mezopotamya’yı ve aynı zamanda kil enkazını süsleyen aynı düz çizgilerden oluşan bir koleksiyonu içeriyordu. Arkeologlar daha sonra kil parçalarının işe yaramaz çömlek olmadığını, en eski bilinen insan dilinde kil tabletler üzerine yazılmış geniş bir kütüphanenin parçası olduklarını fark ettiler.

Garip satırları tercüme etmek kolay olmadı, ama sonuçta kazanım kazanıldı ve arkeologlar ikinci büyük sürprizlerini yaptılar. Bu yeni dilde yazılan ve çivi yazısı olarak adlandırılan bir tablet, kütüphaneyi "çok eski" olarak tanımladı ve koleksiyonunu yaklaşık 3000 yıl önce yaşamış olan Mezopotamya kralı Aşurbanipal’e aktardı. Adanmışlık tabletinde Ashurbanipal, "eski selin büyük sellerden önce de dahil olmak üzere" birkaç eski dili okuyabildiğini söylemektedir. Ama Yaratılıştaki İncil hikayelerine herhangi bir kıyaslama yapmadan önce, buldukların geri kalanını duymalısınız. [20]

Akhenaton'un Diğer Makaleleri ❯

Kaynaklar

[1] Kaynak belirtilmeli.
[2] Turgut Gürsan, "Agarta ve Yeraltındaki Gizli Uygarlıklar", Pegasus Yayınları, İstanbul 2001, 1. baskı, s.329.
[3] Ellen Lloyd, "Mysterious Shemsu Hor – Followers Of Horus Were Semi-Divine Kings And Keepers Of Sacred Knowledge In Predynastic Egypt", 15 Mayıs 2017, AncientPages.com (Çev. Akhenaton)
[4] Schwaller de Lubicz, R. A., "Sacret Science", Inner Traditions Inc., Rochester, Vt., 1961, s. 86.
[5] Hope Murry, "Atlantis, Efsane mi Gerçek mi?", AD Kitapçılık, İstanbul 1994, s.161.
[6] https://es.wikipedia.org/wiki/Shemsu_Hor (İspanyolca)
[7] "Shemsu-Hor: A 5, 000-Year-Old Fairy Tale", 24 Şubat 2012, http://www.thewisemag.com/mystery/shemsu-hor-a-5000-year-old-fairy-tale/, çeviren: Akhenaton.
[8] http://www.gigalresearch.com/uk/publications-pharaohs.php (çev. Akhenaton)
[9] http://www.abovetopsecret.com/forum/thread406522/pg1
[10] Yağan Ümit, "Hiksosların Kökeni", Jineps (Çerkeslerin Özgür Sesi), 1 Mart 2013.
[11] Merlin Stone, "Tanrılar Kadınken", İstanbul 2000, s.118.
[12] https://ascendingpassage.com/Pharaoh-List-1.htm
[13] Kinnaer, Jacques. “Turin Kinglist” (en inglés), Consultado el 28. 09. 2008 .
[14] Schwaller de Lubicz, a.g.e.
[15] Andrew Collins, "Cennet’in Tanrıları", Avesta Yayınları, İstanbul 2002, ISBN: 975-8637-63-0, s.194.
[16] Gaston Maspero, Revue de l’Histoire des Religions, cilt XIX, s.12
[17] Bauval, Robert y Hancock, Graham. Keeper of Genesis. Ed. Heinemann. ISBN 0434003026
[18] E. A. Wallis Budge, "The Gods of the Egyptians", cilt: 1, s.85.
[19] Andrew Collins, a.g.e., s.194.
[20] Charles Freeman, "Mısır, Yunan ve Roma", Ankara 2010, s.29; http://www.viewzone.com/origins.html (çev. Akhenaton); http://www.faculty.umb.edu/gary_zabel/Courses/Phil 281b/Philosophy of Magic/Arcana/Kabbalah/nephilim.html (çev. Akhenaton)
[21] Walter B. Emery, "Archaic Egypt", Penguin, Harmondsworth, Middlesex, 1961, s.39.
[22] Andrew Collins, a.g.e., s.62; Book of Enoch (from Translation by JC Greenfield)
[23] Andrew Collins, a.g.e., s.61; Raymond E. Fowler, The Watchers.
[24] Walter Emery, a.g.e., s.40; Tesniye, 2/11; 2. Samuel, 21/19-20; I. Tarihler, 20/8.
[25] Merlin Stone, a.g.e., s.117; Diyanet İslam Ansiklopedisi, "Calut" maddesi, cilt:7, s.38.
[26] Andrew Collins, a.g.e., s.218; Torah ve Aftarah, Devarim (5. Kitap), s.76.
[27] https://en.wikipedia.org/wiki/Shem (çev. Akhenaton)
[28] https://en.wikipedia.org/wiki/Nephilim (çev. Akhenaton); Yaratılış 10:22.
[29] Can Nuroğlu, "İnsanlığın Kökü - Tevrat’ın yaratılış Bölümü Üzerine Bir Yorum", 2014.
[30] Bernard J. Bamberger, “Nephilim”, Encyclopaedia Judaica, ed. Michael Berenbaum and Fred Skolnik, Second edition, Macmillan Reference, Detroit 2007, c. 15, ss. 86-87.
[31] bkz. The Twelfth Planet, pp. Vii, 128ff
[32] Zecharia Sitchin, "Gökyüzüne Merdiven", Bilyay Vakfı, İstanbul 2002, 1. baskı.
[33] https://www.bibliotecapleyades.net/sitchin/sitchinbooks01_02.htm (çev. Akhenaton)






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50071045 ziyaretçi (127096789 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler