Yahudilik ve Siddet
 
israil, şiddet, zulüm

Yahudilik ve Şiddet

Murat Hakan Yıldırım

Kategori: Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet

Evet, İsrail vuruyor, çocuklar ölüyor. İsrail vuruyor, ocaklar sönüyor. İsrail vuruyor, umutlar sönüyor. Merkezi ABD topraklarında bulunan bağımsız BM, bu toprakların sahibi küresel kovboydan korktuğu için gıkını çıkaramıyor. İsrail vuruyor, insanlık seyrediyor…

Peki, İsrail bunu neden yapıyor? Çağdaş dünyada 1948’den beri Ortadoğu’da huzursuzluğun ve şiddetin ilk tohumlarını atan İsrail’in bu davranışının altında, bu topraklara hak etmeden yerleşmiş olmanın verdiği bir paranoya yatmaktadır. Bu paranoya da Yahudi şeraitinden beslenmektedir.

Din antropologları ve etnologları, özellikle Yahudiliğin şiddet üzerine yapılandırılmış bir din olduğu konusunda müşterek bir görüşe sahiptirler. Gerçekten Yahudilik, Tanrı’nın hem İsrailoğulları’nın düşmanlarına hem kendilerine uyguladığı korkunç şiddet olaylarının içinde doğup büyümüştür. Deyim yerinde ise, Yahudilik için Tanrı, bizzat kendisi kan akıtmıştır. Örneğin, İsrailoğulları’nın Mısır’dan ayrılmasına izin vermeyen Firavun’un kavmine karşı korkunç bir terör estirmiştir. Tevrat’ın anlatımıyla, tahtı üzerinde oturan Firavun’un ilkinden zindanda olan esirin ilkine kadar, Mısır diyarında bütün ilk doğanları, hayvanların bütün ilk doğanlarını vurmuştur.

Tanrı’nın dehşetli şiddetinden onun seçkin kavmi İsrailoğulları da nasibini almıştır. Tevrat’ın ifadesine göre 430 yıl Mısır’da köle olarak yaşayan İsrailoğulları’nın maruz kaldığı kitlesel şiddet, onların psiko-sosyal yapısını etkilemiş, onları şiddet eğilimli hâle getirmiştir. Tanrı her ne kadar atalarına vaadinden dolayı Mısırlıların en masumlarının kanlarını dökerek onları esaretten ve baskıdan kurtarmışsa da, onların bu hali devam etmiştir. Çöldeki göç yolculukları esnasında, dönemsel olarak onların şiddet eğilimleri dışa vurmuştur. Bazen birbirlerine şiddet uygulamışlar, bazen de onlara özgürlüğe kaçış yolunda liderlik eden Hz. Musa’ya ve kardeşi Hz. Harun’a saldırmışlardır.

Peki, İsrail’in Tanrısı neden şiddeti bu kadar ister? Çünkü Yahudiliğin yegâne Tanrısı Yahve, insanların canını almaya yetkili tek varlıktır. O kadar ki, bu iş için her yol mubahtır. Yağmalama yollarını bile seçtiği ulusu İsrail’e öğretir. Yahve, öfkelenen bir tanrıdır. Öfkesi şiddetlidir. Ahlak kurallarını çiğneme yetkisi de Yahve’ye ya da onun mübarek saydığı kimselere aitti.

İsrailoğulları’nın maruz kaldığı Tanrısal şiddet, onların Tanrı anlayışını da etkilemiştir. Onlar Tanrı’yı, korkunun ve dehşetin gücü olarak tanımışlardır. Peygamberler, İsrailoğulları’nı sürekli Tanrı korkusuyla uyarmışlardır. Deyim yerinde ise, İbranice korku anlamındaki “yir’ah” kelimesi, İsrailoğulları’nın belleğine kazınmıştır. İsrailoğulları, bu korku yüzünden İsmin Dokunulmazlığı (Şem ha Mefohareş) ya da Kutsallığı ilkesi (Kuddaş ha Şem) gereği Tanrı’nın adını açıkça telaffuz etmekten bile çekinir olmuşlardır.

Tanrı’nın suçu bağışlaması, İsrailoğulları’nın yabancı olduğu bir şeydir. Tanrı, adalet tanrısı Elohim olarak, suçluları mutlaka cezalandırır. O, bu sıfatının gereğinden vazgeçemez. Ancak İsrailoğulları’nın asi ve şiddet dolu eğilimli davranışları, Tanrı’nın dahi istemediği bir boyut kazanır. Sonuçta da Tanrı’nın şiddetine maruz kalmalarına yol açmıştır. Mısırlıların baskı ve şiddetinden seçilmiş halkını Musa önderliğinde kurtaran Tanrı, rehabilite etmek için başlangıçta onlara sevgi ve anlayışla davranmış, onların sürekli başkaldırmalarını, söylenmelerini hoş görmüştür. Çünkü onlar Tanrı’ya göre henüz eğitilmesi ve yetiştirilmesi gereken bir çocuktur. Fakat onların iyileşme yerine daha da hastalıklı hâle gelmeleri, Tanrı’nın sabrını taşırmıştır.

Tanrı, ilk zamanlar öfkesine hâkim olmuş; fakat İsrailoğulları’na olan hoşgörüsü gittikçe zayıflamıştır. Sıkıntı ve zorluklarla her karşılaştıklarında devamlı sızlanan İsrailoğulları’na fiziki şiddet uygulamasa bile Tanrı, onlara sözel şiddet uygulamış; hakaret ederek onları aşağılamıştır.

İsrailoğulları’nın cesaretsizliği, oburluğu, sürekli sızlanması, söz dinlememesi ve isyanları karşısında Tanrı, artık onlara fiziksel şiddet de uygulamaya başlamıştır. Tevrat’ın ifadesiyle, onları gayet büyük vuruşlarla vurmuştur. Kimi zaman yakıcı bir yel, kimi zaman veba çıkmış İsrailoğulları’nın suçlularını telef etmiştir. Kimi zaman yer yarılmış suçluları yutmuş, kimi zaman gökten ateş inip suçluları yiyip bitmiştir. Kimi zaman Tanrı onların üstüne yılanları salmıştır. Bütün bunlar, toplumun gözü önünde cereyan etmiştir.

Tanrı, İsrailoğulları’nı cezalandırmak için bu şiddet çeşitleriyle yetinmemiş, bazen birbirlerine şiddet uygulattırmıştır. Örneğin; buzağıya taparak küfür suçu işleyen İsrailoğulları’na Tanrı, Musa aracılığıyla, birbirlerini öldürmelerini emretmiştir.

İsrail’in Allah’ı Rab şöyle diyor; Herkes kılıcını beline kuşansın ve ordugahta kapıdan kapıya dolaşsın ve herkes kendi kardeşini, ve herkes kendi arkadaşını, ve herkes kendi komşusunu öldürsün.

Tanrı’nın daha büyük şiddet uygulamasından korkan İsrailoğulları, bu emri yerine getirmiştir. Tevrat’a göre Tanrı, yabancı kavimler aracılığıyla da İsrailoğulları’nı şiddet uygulamakla tehdit etmiştir.

Eski Ahit’in “Krallar” (Melakhim) ve “Tarihler” (Divrey Hayamim) bölümleriyle apokriflerden Makkabiler’de anlatıldığına göre İsrailoğulları, Süleyman Peygamber’den sonraki dönemde Tanrı’nın vaat ettiği bütün şiddet çeşitleriyle karşılaşmışlardır. Bunun en dikkat çekici anlatımını Pavlus, Yeni Ahit’in İbranilere Mektub’unda, şu şekilde sahnelendiriyor:

...Taşlandılar, testere ile biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu ve keçi derileri içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, kötü muamele gördüler... Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular...

yahudilik, şiddet, savaş
Nicolas Poussin’in “Yeşua’nın Amalekliler’e Karşı Zaferi” adlı tablosu.

Şiddet için Ceza ve Savaş

Tevrat’ta ortaya konan ceza hukuku, şiddeti ön plana çıkarmaktadır. Toplumun katılımıyla uygulanan bu şiddet, çoğu durumlarda öldürme kastı taşımaktadır. Bu şekilde cezalandırmanın amacı, korku vermektir. Bunlar arasında yer alan Tanrı’yı terk edip başka varlıklara tapma, Tanrı’yı lanetleme, cumartesi yasaklarını ihlal, büyücülük, zina, ana-babaya itaat etmeme gibi suçların cezası topluluk tarafından taşlanarak, kılıç ve mızrak gibi kesici ve delici aletlerle parçalama, asma, boğma ve yakma yoluyla öldürülmektir.

Tanrı’nın hükümranlığı yeryüzüne tamamen egemen oluncaya kadar onlarla savaşmak Yahudiler için zorunludur. Tevrat, savaşılan tüm kavimlere karşı acımasızdır. İsrailoğulları’na vaat edilen kutsal topraklarda yaşayan yedi kavimle savaşmayı zorunlu kılan Tevrat, bu yedi kavimle anlaşma yapmayı da kesinlikle yasaklar. Tevrat’a göre bu yedi kavmin bütün canlıları acımadan ortadan kaldırılmalı, onlardan nefes alan hiçbir canlı bırakılmamalıdır. Yedi kavimden olmamakla birlikte, Medyenliler gibi bazı kavimler, bunlarla aynı tutulmuştur.

Hz. Musa, Medyenlilerle yapılan savaşta kadınları ve çocukları sağ bırakıp esir alan savaşçılara kızmış, esirler arasındaki erkek çocukların ve evli kadınların katledilmelerini emretmiştir. Yine ilginçtir, İsrailoğulları’na savaşlarda Orduların Rabbi olan Yahve, her şeyi tamamen yok etmelerini, kimseye acımamalarını, erkekten kadına, çocuktan emzikte olana kadar herkesi öldürmelerini teslim olmaya yanaşmayan kavimlerin erkeklerini kılıçtan geçirilmelerini, kadınları, çocukları ve bütün malları yağmalanmayı öğütler. O kadar ki öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hiçbir canlının sağ bırakılmasını istemediği gibi, meyve vermeyen ağaçlar bile kesilip harap edilmelidir.

Deir Yassin
Deir Yassin Katliamı..

Bütün bu sahneler, bize 9 Nisan 1948 tarihinde Yahudi terör örgütü Irgun’a bağlı militanların sabaha doğru, Kudüs yakınlarındaki Deir Yassin köyüne yapılan ve daha çok kadın ve çocuklardan oluşan 95 kişinin şehit edildiği baskını hatırlatıyor. 12 Ekim 1958 gecesi Ariel Sharon komutasındaki "Birlik 101" adını taşıyan 500 kişilik Yahudi komando birliğinin Batı Yaka'da bulunan Kibya adlı Filistin köyüne baskın düzenleyerek 75 kişiyi yaralayıp, 67 kişiyi şehit edişini ve baskında 45 evin de enkaz haline getirilişini hatırlatıyor. Yine Yahudi teröristlerin, aynı gece iki Filistin köyünü de ateşe verdiklerini hatırlatıyor. 1982 Eylül’ündeki Sabra ve Şatilla katliamlarını ve daha nice Filistin yerleşim bölgelerine yapılan baskınları ve sonrasını hemen hafızalarımızda canlandırıyor.

Değişen hiçbir şey yok, İsrail, bugün de yine vuruyor. Bugün 28 Temmuz Cuma. Hutbede hoca efendi “Bütün mü’minler kardeştir.” ayetini okuyor. Ama Müslümanlar?!

Murat Hakan Yıldırım'ın Diğer Makaleleri ❯

Kaynaklar

[1] Bkz. Mark Juergensmeyer, Yeni Soğuk Savaş, Çeviren: Adem Yalçın, Pınar Yayınları, İstanbul 2001, s. 260
[2] Bkz. Barry Moser, Blood and Stone/ Violence in The Bible and The Eye Of The Illustrator, Cross Currents,
Summer 2001, s. 220
[3] Çıkış 12:29.
[4] Çıkış 3:18-23
[5] Tekvin 19:24-25
[6] Russel, Jeffery Burton, Şeytan Antikiteden İlkel Hıristiyanlığa Kötülük, Çeviren: Nuri Pülümer, İstanbul
1999,s.205
[7] Mezmurlar 111:10; Vaiz 12:13
[8] Yunus 3-4. Baplar
[9] Bkz. Çıkış 16:4-12.
[10] Hoşea 11:1
[11] Bkz. Sayılar 11:19-20
[12] Sayılar 14:36-38
[13] Sayılar 16:31-33
[14] Sayılar 16:35
[15] Sayılar 21:6
[16] Çıkış 32:27-28
[17] Bu türden şiddet uygulamaları için bkz. Çıkış 32:33. bkz. Sayılar 25:15.
[18] Levililer 26:14-39
[19] İbraniler 11:37-38
[20] Levililer 26:14-39
[21] Tesniye 13:6-11; 17/ 2-7; Levililer 24:14-16; Sayılar 15:32-36; Levililer 20:27; Tesniye 22:13-29; Tesniye 21:18-21
[22] Bkz. Maimonides, The Commandments, Translated By Charles B. Chavel, Soncino Press, New York 1991 (Beşinci Basım), I/202-203!deki Rabbi Chavelin Notu.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Akhenaton, 03.09.2018, 00:29 (UTC):
Murat hocam, öncelikle çalışmalarınızı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Bu makaleniz için birkaç küçük bir eleştirim olacak.

Belki ben yanlış anlamışımdır; ama yazınızı okurken sanki iki farklı tanrıdan bahsediyormuşsunuz gibi bir izlenime kapıldım: Yahudilerin Tanrısı ve Müslümanların Tanrısı. Eğer bahsettiğiniz şey, metin tenkidi, yani Eski Ahit’in sıfatları tahrife uğramış tanrı algısının bir eleştirisiyse sıkıntı yok. Ama İsrail’in tanrısının ayrı, İslam’ın tanrısının ayrı olduğunu söylüyorsanız; Kuran, bize Tevrat’ı da Zebur’u da İncil’i de Kurân-ı Kerîm’i de gönderenin tek bir Allah olduğunu söylüyor. Farklılıksa, ilk üç kitabın tahrifine dayanan yanlış tanrı algılarından kaynaklanıyor. Örneğin Eski Ahit’in Tekvin bölümünde evreni 6 günde yaratan ve 7. günde dinlenme ihtiyacı duymak gibi bir zaafı olan, unutmamak için bir yerlere işaretler koyan, Yakup’la güreş tutup yenilen bir tanrı anlayışıyla Kuran’ın her türlü kusurdan münezzeh olan, evreni 6 günde yarattığı halde kendisine bir yorgunluk dokunmayan, unutmak, dinlenmek ve istirahat etmek gibi zaaflardan uzak olan, bir tanrı anlayışı gibi.

İkinci eleştirim, şiddetin kaynağı olarak sanki Tanrı’nın ya da sözlerinin gösterilmiş olması. Oysa “haddi aşmayın” dendiği halde yeryüzünde bozgunculuk yapan: insan. Bugün Müslümanlar da birbiriyle savaşıyor ve savaşan iki taraf da cennet’e gideceğine inanıyor. Oysa – sizin de dediğiniz gibi – Allah, yüce Kelamı’nda “Mü’minler ancak kardeştir!” diyor. Yani şiddetin kaynağı Tanrı değil. Hz. Musa’ya verilen levhalarda yazılı ilk emir şudur: Lo tirṣaḥ! Öldürmeyeceksin! Şiddet, daha doğrusu şavaşta haddi aşmak, kadınları ve çocukları öldürmek ile ilgili ayetler ise yine tahrifin bir sonucu.

Selam ve dua ile…



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50688614 ziyaretçi (128497459 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler