Yilan Basli Asa Sembolü
 
yılan başlı asa

Yılan Başlı Asa Sembolü

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: Gizli Semboller

Akhenaton ya da diğer site yazarları tarafından hazırlanan özgün ya da kaynaklara dayalı hiçbir makale, ödevler, tezler, ders kitapları ve akademik makaleler dışında yazarlarından izinsiz başka bir websitesi, basılı kitap, e-kitap ya da Googleplay uygulamasında yayınlanamaz.

Asa

Asa, gücün simgesidir.[1] Dayanmak ve vurmak amacıyla kullanılan asa, bir ağırbaşlılık amblemidir. Asa aynı zamanda doğurganlık ve yeniden doğma ile de bağlantılıdır.

Eskiden göçebe toplumlarda klan şefinin bir sembolü olan asa, Antik Mısır’da erkin dikkat çeken özelliğidir. Asa, hiyeroglif yazıda “yönetmek” anlamındadır. Asa, resmi törenler esnasında firavun tarafından sağ elde tutulur.[2]

yılanlı asa

Yılanlı Asa

Asa, iyilik tanrılarının sembolüdür. Yılan ise, kötülük tanrılarının alametidir. Asaya sarılmış yılan, iyilik ve kötülük ilahlarının bir araya gelmesi demektir.[3]

Ezoterizmde asa; erkeklik cinsel organını, yaşam ağacını; iki yılan ise yükselen ve alçalan kozmik akımın kutuplaşmasını temsil eder. Bunların bütünü ise enerjiyi ve zıt güçlerin dinamik dengesinden doğan bereketi sembolize eder.[4]

yılan, Adem, Havva, cennet, serpent, Adam, Eva
Adem ile Havva ve yılan.

Yılan

İnsanoğlunun var oluşundan itibaren esrarlı ve irkiltici bir figür olarak yılan, sembolik olarak oldukça yoğun bir kullanım alanında olmuştur. Anlamı, nadir durumların dışında olumludur. Sağlık, bilgelik ve aşkınlıkla bağlantılıdır.

Olumlu ya da olumsuz olsun, her zaman gündemde olan bir sembol olan yılan, akla ilk olarak cennetten kovuluş betimlemelerini getirmektedir. Bilindiği üzere, Adem ve Havva yılan kılığına girmiş şeytanın kışkırtmasıyla bilgi ağacının meyvesini (elma) yemişler ve varlıklarının farkına vardıkları rivayet edilir. “İlk Günah“ olarak tanımlanan bu seçim anı, aslında cennet bahçesinin dışında bir yaşamın başlamasına da aracı olmuş, insan soyunun başlangıcının düğümlenme noktası olarak binyıllarca anlatıla gelmiştir.

Tarih boyunca çeşitli kültürlerde de yılan, yarı yılan yarı insan bir varlık olarak da gösterilmiştir. Yılan, zıtlıkların sentezidir denilebilir. Hem kendisinden çekinilen ve şeytansı özellikler atfedilen bir yaratıktır, hem de kimi zaman yarı tanrı mertebesine çıkarılan bir varlıktır.[5]

yılan, serpent
Deri değiştiren yılan, ölümsüzlüğü temsil eder.

Yılan, ölümsüzlüğü, kötülüğü, şekil değiştirmeyi, tekrar tekrar yaşamayı sembolize eder.[6] Yılanın ölümsüz olduğu düşüncesini oluşturan şey, onun deri değiştirmesidir. Bu sembol mitolojide, ibadette, büyücülükte ve sanatta evrensel bir rol oynar.[7]

Aynı zamanda “toprak altında yaşayan yılanın ölü atalarla ilişkili bulunduğu, onların ruhlarını taşıdığı kabul edilmiştir. Yılan, çoğunlukla, yeryüzünü ve yeraltını simgelemiştir” [8] Bu noktada yılanın yeraltını simgelemesi çoğunlukla yer altı ve ölüme duyulan merakla ilgilidir. Çünkü insanoğlu her zaman bilinmeyene ilgi duymuş ve bu konuyla ilgili sorularına cevaplar aramıştır.[9]

Dünyada adli tıp ve adli bilimlerin de sembolü de yılandır. Burada tıp ve adalet sembollerinin birleşmesi göze çarpmaktadır.[10]

Yılan, farklı mitolojilerde de sembolik ifadelerle ele alınmaktadır. Musevilerde cinsel tutku yanında şeytanlık, günah, baştan çıkarmanın da simgesidir. Hıristiyanlıkta kısmen bilgelik ve insanın ölümlülüğü düşüncesi içerisinde kabul gören yılan, kötülük ve şeytanlıkla birlikte de değerlendirilmektedir. Yılan, Mısır’da hem canavar olarak kabul edilmekte hem de deri değiştirmesi sebebiyle yeniden doğuşu simgelemektedir.

Eski Yunan’da da yeniden doğuş ve şifa kaynağı olarak kabul edilen yılan, Pers mitolojisinde hastalık ve dert taşıyıcı bir hayvandır. Dünyadaki birçok mitolojide yılan tanrıçalarla özdeş olarak ele alınmaktadır. Batı edebiyatında yılan, cennet bahçesindeki Adem ile Havva’yı yasak meyveyi yeme konusunda ikna eder ve oradan kovulmalarına sebep olur. Bu hikâyeyi, İslamî anlayışla kaleme alınmış olan Kısasü’l-Enbiya’da da görmek mümkündür. İslamiyet’te hayatla ilişkili olarak görülen yılanın cehennem tasvirlerinde ele alınışına da sıkça rastlanmaktadır.[11]

Medusa
Yılan saçlı Medusa.

Yunan mitolojisinde insanları korkuya salan, görenlerin soluğunu kesen Gorgolar vardır. Bu yaratıkların saçları yılanlarla örülü, alınlarında yaban domuzu dişleri fışkıran, tunç elleri ve uçmak için altın kanatları bulunurdu. Bunlar üç taneydiler. Bunların içinde adı en çok duyulan Medusa’dır. Medusa’nın torunu Ekhidna’da yarı bedeni güzel bir genç kız yarı bedeni koskoca bir yılandır. Üzeri benek benek korkunç bir yılandır. Yer altında sonsuza kadar yaşadığına inanılır.

İran mitolojisinde de yılanın korku verici özelliği görünür: Cemşid, Ahura Mazda’nın kendisine bahsettiği olağanüstü güçlerin kendisinden geldiğine inanmaya başlayınca gücü kaybolur. Ülkede karışıklıklar başlar. O sıralarda Arabistan’da Dahhak adında bir prens vardır. Şeytan Angra Mainyu bir genç kılığında gelir ve Dahhak’ı kandırır. Dahhak onun sözlerine aldanarak babasını öldürür. Arabistan kralı olur. Şeytan Dahhak’ın ve mahiyetinin aşçısı olur. Onlara şimdiye kadar tadını bilmedikleri lezzetli et yemekleri hazırlar. Kral onu ödüllendirmek isteyince istediği tek şeyin omuzları arasından öpmek olduğunu söyler. Şeytan kralı omuzlarının arasından öpünce yer yarılır genç adam kılığındaki şeytan kaybolur, kralın da omuzlarında ıslıklar çalan yılanlar çıkar. Bu yılanları kestikçe krala acı vererek yeniden büyümeye başlarlar.

Dahhak, Zahhak
Kral Zahhak (Dahhak) ve omzundaki yılanlar.

Şeytan akıllı bir adam şeklinde kralın sarayına yeniden görülür. Kralın omuzları arasından çıkan yılanların her gün genç bir adamın beyni ile beslenirse kralın acılarından kurtulabileceğinisöyler. Böylece her gün iki genç adam öldürülmeye başlanır. Kral Dahhakın gücü kuvveti her tarafa yayılır. Cernşidin ölümünden sonra kendilerine kuvvetli bir hükümdar arayan İranlılar Dahhak’ı ülkelerine davet ederler. Dahhak İrana geldikten sonra her gün iki genç adam öldürülerek omuzlarındaki yılanlar bu genç adamların beyinleri ile beslenmeye başlar.

Eski Mısır’da da yılan, ilahi bir varlık sayılmaktadır. Antik Mısır’ın yılan suretindeki ilahesinin adı Lütufkar Uto ya da Wazit’dir. Buna karşılık bütün Mısır’da şeytan olarak tanınan Apophis de yılan suretindedir.[7]

Isis, Osiris
Isis as Agathe Tyche and Osiris as Agathos Daimon in serpent form [Isis and Osiris of the Firmament (heavens) with the wheel of celestial justice]

Mısır mitolojisinde Güneş Tanrısı Ra, her gün 12 saatlik yeraltı yolculuğuna çıkar. 12 saat boyunca Tanrı Ra ölüdür. Her saat başında yer altında olağanüstü yerlere gider ve olağanüstü mecaralar yaşar. 7. saatte Ra’nın kayığı, karanlıklar ve soğuklar diyarına gelir. Burada yenileyeci Khepri vardır. Beş başlı bir yılan geniş kıvrımlarıyla yatmakta ve kıvrımların ortasında ise Khepri bulunmaktadır. 12. saatte Khepri kendisini Ra’ya bağlar Ra, Khepri’ye dönüşerek yeniden yaşamaya başlar. Yılan, burada kendi kendini yaratmayı sembolize eder. Khepri’nin yanında yer alır.[6]

Mithra
Mithra.

Amerika kızılderi kabilelerinin de yılanla ilgili mitolojik inanışları bulunmaktadır. Doğu ve Güneydoğu’da suların dibinde kırmızı ve yeşil boynuzlu yılanlar yaşar. Bunlar sadece Şamanlar tarafından karaya çekilir ve öldürüldükten sonra ilaç olarak kullanılırlar. Yılanın vücudu yanar fakat kalbi yanmazmış. Bu yüzden büyücüler onunla ilaç yaparlarmış. Diğer bir Apaçi Kızılderili efsanesi de şu şekildedir: Canavarlarla savaştan dönen kahraman çıngıraklı yılan tarafından ısırılmıştır. Arkadaşları bir kirpi (veya başka bir hayvan) yakalar ve pişirirler. Bunu yiyen kahraman yılana dönüşür. Yılanın dediklerini yaparak, arkadaşları sular yükselince onu bulur yakalarlar. Yılan yeniden insana dönüşür.[6]

12 hayvanlı takvim
12 hayvanlı takvim.

Türklerde kullanılan 12 hayvanlı takvimde 6. yılın adı “yılan yılı”dır. Bu yıl doğan erkeklerin bahtlı, kızların da dik kafalı olduklarına ve bu yılda doğanların ağır sınavlardan başarıyla geçtiklerine inanılır.[7]

Şamanist olan Türk boyları arasında da yılanın önemli bir yeri vardır. Yılan Şaman’a yardım eden koruyucu hayvan ruhlarından birisidir. Şaman’ın gökyüzündeki ve yer altındaki seyahatlerinde ona yardımcı olur. Kutsal güçleri bulunduğu esrarengiz alemlerde bulunmuş oraları bilen bir hayvandır. Altay Şamanlarının gökyüzüne ve yer altına seyahat ettikleri zaman giydikleri kaftanın üzerinde yılan resimleri vardır. Bunlar üç başlı, büyük ağızlı yılanlardır.[6]

Birçok inanışta da yılanla ilgili farklı kabullerin olduğu görülmektedir. Eski çağlardaki inanışlarda yılan kutsal bir varlıktır. Bu sebeple ona korku ile karışık bir saygı gösterilmiştir. Eski çağ toplumlarında bazı yılanlar uğurlu kabul edilirken bazıları da uğursuz sayılmıştır. Hemen hemen bütün topluluklarda “ev yılanı” (angona) diye bilinen ve evlerin duvarlarında yaşayan bu yılan evin koruyucusu olarak kabul edildiği için ona dokunulmamıştır. Karayılan, engerek yılanı, sarı yılan, alacalı yılan, boz yılan, gibi değişik türden yılanlar uğursuz ve korkunç sayılır. Onlar görüldüğü yerde öldürülür, bu da iyilik olarak kabul görür.

Bir inanışa göre kara yılanlar çift dolaşır, birbirine bağlıdırlar. Birini öldürürseniz diğeri onun intikamını alıncaya kadar öldüreni takip eder. Hatay’da böyle bir kara yılan olduğu, uzun zaman intikam almak için beklediği, bu sırada da sakalları çıktığı için ona “sakallı yılan” dendiğine dair anlatılar hala halk arasında yaygındır.[7]

çift başlı yılan

Çift Başlı Yılan

Orta Amerika kültüründe gökyüzündeki hareketi sırasında Güneş’i dev bir mitolojik çift başlı yılan taşır. Çift başlı yılan asası, bir gök simgesi ve güç amblemidir. Hem yeryüzü hem de kozmos üzerindeki egemenliği temsil eder.[12]

İnkalar için iki başlı yılan, diğer tanrılarla mücadelesinden sonra taşa dönüşen tanrıça Amaru’yu temsil ediyordu. Bazı taşlar günümüzde halen dağ kabileleri tarafından toz haline getirilerek hastalıklara karşı korunmada kullanılmaktadır. Efsanelere göre iki başlı yılanlar yeraltında yaşarlar ve insanlara çok nadiren ve yalnızca temiz kaynak sularında görünmektedirler. İki başlı yılanlar aynı zamanda büyülü güçleri ve bereketi simgelerler.[13]

üç başlı yılan

Üç Başlı Yılan

Üç başlı yılan aktif, pasif ve nötr olan üç prensibe işaret eder.[13]

7 başlı yılan

Yedi Başlı Yılan

Yedi başlı yılan, birden fazla anlam ifade etmekle beraber öncelikli olarak inisiyatik yoldaki yedi zorlu sınavı ve karmik tortulardan, nefsaniyetten arınma aşamalarını simgeler. Bir diğer anlamı ise dünyanın meydana getirilişindeki yedi aşamayı temsil eder, yedi gök katını, yedi mantal planı, yedi mantal plan gibi kozmik oluşumların ve zihni gelişimlerin yedi aşamasını simgeler.

7 başlı yılan

Yedi başlı yılana ya da ejderhaya efsanelerde, mitlerde ve halk masallarında sıklıkla rastlanır çünkü yedi birliğin bozulmasını temsil eder ve sürüngeni kozmosun temel düzenleri arasına yerleştirir. Yedi başlı yılan uzayın yedi yönü sembolizminin ve aynı zamanda haftanın yedi gününün, yedi gezegen tanrısının anlamını paylaşır ve yedi günah anlamını da içinde barındırmaktadır.[13]

ateş yılanı

Ateş Yılanı

Ateş yılanı bazı tradisyonlarda ölümden sonraki vicdani hesaplaşma sırasında çekilen vicdan azabını simgeler. Örneğin eski Mısır metinlerinde Tuat’taki ateş yılanı (Amemt) bu sembolü ifade eder. Ateş yılanı ayrıca yıldızların yörüngelerini ifadede de kullanılır. Ra’nın yanan gözü olarak da adlandırıldığı görülmektedir (Uraeus). Bu yılan İsis ve Neftis tasvirlerinde kullanılırdı.[13]

Tıp Sembolü Olarak Yılan

Sanat tarihiyle ilgili eserler, yılanın tıp sembolü olarak ilk defa kullanılmasının Sümerlerde görüldüğünü belirtmektedir.

Ningishzida
Ningishzida

Sümer tanrılarından birinin adı “Yaşam Ağacının Hakimi” anlamına gelen Ningişzida’dır. Bu tanrının sembolü, ağaca sarılmış haldeki biri erkek biri dişi iki yılandır.[10]

Kundalini, Yılan
Kundalini Yılanı

Sanskritlerde sarılmış yılan, Kundalini’yi anlatır. Enerji kuyruk sokumundan doğar, omurga boyunca ilerler, başa kadar ilerlediğinde aydınlanma gerçekleşir, enerji 6 çakradan akar. Bu rakam Caduceus’daki yılanların asaya değerek geçme sayısıdır. Tam anlamıyla Kundalini, “yılanın gücü” anlamındadır“.[5]

Kundalini sembolik olarak halka şeklinde kıvrılmış bir yılan olarak temsil edilmektedir. Ruhsallığa yöneltilmiş çalışmaların sonucu olarak, örneğin Hatha Yoga gibi; yılan kıvrımlarını çözer ve bedenin çeşitli pleksuslarına denk gelen çarklara, şakralara doğru uzanır; ta ki alın bölgesindeki Şiva’nın üçüncü gözüne denk gelen noktaya kadar. İşte o zaman, Hindu inancına göre insan ebediyet hissini yeniden kazanır. Buradaki sembolizm muhtemelen cinsel organın yönettiği bir alandan düşünce bölgesine kadar yükselen bir güce işaret ediyor. Başka bir deyişle sembol varlığın yükselmesine işaret ediyor.[13]

yılan, serpent, yin yang

Uzak Doğu Yin-yang felsefesinde çift başlı yılan motifinde bir yılan başı yaşamı, öbür yılan başı ise ölümü temsil etmektedir. Dolayısıyla çift başlı yılan, zehir ile panzehiri anımsatan bir örnektir.[10]

Yılan, kısa zamanda ölüme neden olabilen zehri ve gömlek değiştirmesiyle de gençleşmeyi ve ölümsüzlüğü çağrıştıran davranışıyla sıra dışı güçleri olan bir varlık olarak değerlendirilmiştir. Deri değiştirmesiyle ölümsüzlüğü simgeleyen yılan aynı zamanda zehir ve panzehiri bünyesinde barındırmasıyla tıbbın da simgesi haline geldiği sonucuna ulaşılmıştır.[14]

Yılan, Eski Türklerde sağlık ve mutluluk sembolü olarak kullanılmış, Türk hikâyelerinde ‘bilge’ olarak tasvir edilmiştir. Sabırlı, merhametli, misa-firperver, dost canlısı olarak tasvir edilen yılanın birbirine sarılmış çift başlı olan figürü, Orta Asya Türklerinde saadet, sağlık, talih ve şifa temsilcisidir[11]

selçuklu, yılan motifi

Eski Türkler arasında da yılan sağlık ve mutluluk sembolü olmuştur. Sağlık kuruluşlarının kapılarında çifte yılan sembolü vardır. Anadolu’da Selçuklu Hastaneleri buna örnektir.

Selçuklu Mimarisi’nde darüşşifalarda yılan motifleri bulunmaktadır. “Mar” kelimesi Farsça “Yılan” anlamına gelmekte olup, “Maristan” (Yılan Yurdu) kelimesiyle duvarlarında yılan sureti bulunan bina, yani hastahane kastedilmektedir. Dolayısıyla yılanlara atfedilen sağlık, şifa ve afiyet manaları da böylece anımsatmakta, tedavi ettirilmektedir.

Darüşşifalara “maristan” yani “yılanlı bina” denmesinin bir başka nedeni ise, yılanların kötülük ve hastalıkları yutarak iyilik ve şifa dağıttıklarına inanılmasından dolayıdır. Zaten Selçuklular devrinde inşa edilen hastahanelerin hemen hepsinin kapısında çifte yılan motifi bulunmaktadır.[10]

Caduceus, Aeusculap

Caduceus ve Aeusculap

Çift yılan, asa ve kanatlardan oluşan sembol Kadüse (Caduceus) olup, mitolojiye göre haberci tanrı Hermes’in asasıdır. Tek yılan ve tek asadan oluşan ikinci sembol ise Aesculap (Aesculap), sağlık biliminin atası kabul edilen Aesklepios’un asasıdır.

Adı geçen iki sembol, benzer kökenlerden türemiş ve aynı anlamı karşılamaktadır. Genellikle tıp ve tıpla ilişkili alanları tanımlarken, bu göstergelere başvurulduğunu görürüz. Söz konusu göstergelerin geçmişi, arkaik dönemlere kadar uzanmaktadır. Her iki sembol de tıp dünyasında doktorlar, veterinerler, hemşireler, sağlık sektörü çalışanları, adli tıp çalışanları ve eczacılar tarafından yaygınlıkla kullanılmaktadır.[5]

Her iki sembol de kendi bileşenlerine ayrıldığında yılan, asa ve kanat imgelerinden oluşmaktadır. Caduceus ve Aesculap kendi başlarına da birer sembolken, öğelerine ayrılmış durumda kendilerini oluşturan parçalar son derece incelenmeye değer görülmektedir. İlk bölümde sözü edildiği gibi, mitlerin nasıl farklı kültürlerde aynı tözle değişik biçimlerde var olabildiğini göstermektedirler.[5]

Caduceus

Caduceus

Caduceus, en eski Hint-Avrupa imajlarından biridir. M.Ö. 3000 yıllarına kadar Hindistan ve Babil’de de görülmüştür. Ruhani yükselişi sağlamak amacıyla iki zıt kozmik ilkenin birleşmesini sembolize eder.[4]

Antik Yunan ve Roma mitolojisinde Hermes, haberci tanrıdır. Aynı zamanda ticaret, diğer yandan ironik bir biçimde hırsızların da tanrısıdır. Hermes’in bir görevi de ölen insanların ruhlarını Hades’in yeraltındaki krallığına (ölüler ülkesi) yolculuklarında yoldaşlık etmektir. Bu görevi nedeniyle adı Psykhompos’tur, yani ruhlar kılavuzu.[5]

caduceus, Hermes
Elinde asası (caduceus) ile Hermes betimlemesi.

Efsaneye göre birgün Hermes, dövüşmekte olan iki yılanı sopasıyla ayırır.[4] Bu kavga, bir varlığın sağlığını ya da dürüstlüğünü tehlikeye atan biyolojik ya da ahlaki güçler arasındaki içsel mücadeleyi sembolize edebilir. Bu nedenle, Romalılar için, caduceus ahlaki dengeyi ve iyi bir davranışı temsil eder.[15]

caduceus

Hermes’e, abisi Apollon zenginlik ve servetin sihirli asasını verir. Asa, uyuşmazlık içinde olan herhangi iki şeyi uzlaştırma gücüne de sahiptir. Hermes yeni asasını denemek için birbirlerine öfkeyle tıslayan iki yılanın arasına sokar. Yılanlar kavgalarını unutup, asanın etrafına sarılırlar ve o günden sonra hep asanın üzerinde kalırlar. Ayrıca çift yılanlı Hermes’in “caduceus”unun üzerinde de bir çift kanat bulunmaktadır.[10]

Aslında caduceus, çift kollu bir çoban sopasıdır. Görüntüsü bazı kraliyet asaları ve Doğu’ya özgü ait sembollerden etkilenmiş, sanatçıların da hayal gücüyle M.Ö. 5. yüzyılın sonundan itibaren yılanlı şeklini almıştır.

Yunanlılarda caduceus, büyükelçilerin ve hanedan armacılarının ayırt edici işareti olmuştur. Hekimlerinkinde ise çubuk demetinin etrafında Asklepios’un yılanı sarılıdır ve üst kısmından daha da yukarı çıkmış durumdadır.

Aslında iki yılan, iki temel zıt düşünceyi temsil eder. Erkek ve kadın, su ve ateş, bedensellik ve ruhanilik gibi. Kaotik faaliyet, asa boyunca yüksek bir amaca doğru buyrulmuş ve yönlendirilmiştir. Bu da maddeyi ve ruhu birleştiren dünyanın eksenini sembolize eder.

yılan, swastika
Yılanlı swastika.

Zıtların birleşmesini sağlayan çift spiralli bu görüntüye Hint-Avrupa ve Doğu sembollerinde de rastlarız. Gamalı Haç’ın (Svastika) ve ters svastikanın iki hareketinde ve hatta ying ve yangın kıvrımında bu durum görülür.

İlahi güçlerin (Hermes’in) müdahalesi ile caduceus, bu çevrimler arasından ruhaniliğe yükselişi simgeler. Simyacıların görüşüne göre bu iki zıt element, yani civa ve kükürt bir kez birleşirlerse, felsefe taşının oluşumuna yol açarlar.

Caduceusun en uç noktasındaki simge, ruhani üstünlüğü işaret eder — ve işte bu nedenle tıbbın ya da ilahiyatın amblemi olmuştur. Gerçek iyileşme, gerçek bir diriliş gibi önce ruhta başlar. Fakat her şey zıt ilkelerin birleşmesinden ibaret olduğu için vücuttan da geçer.[4]

Türkiye’de bu yılanlı asanın ilk defa resmi olarak kullanılması, 1836 yılına denk gelir. Sultan 2. Mahmud, bu tarihte, Mekteb-i Tıbbiye talebelerinin, ilk defa resmi kıyafet olarak yakalarına yılanlı asa (caduceum) işlenmiş elbiseler giymesi hakkında ferman çıkarmıştır.[10]

Auscelap, Aeusculap, Eskülap

Auscelap (Aeusculap, Eskülap)

Aynı anda hem zehirli hem de iyileştirici olan yılan, tıp tanrısı Asklepios’un da simgesidir.[4]

Yunan tıbbında tanrısal güçlerin yardımıyla iyileştirme geleneğinin başlangıcında Asklêpios (Aesculapius, Lat.) kültü yer almaktadır. Yaşayıp yaşamadığı tam olarak bilinmeyen Antik Yunan tedavi sanatının kurucusu Asklêpios, zaman içinde tanrılaştırılmıştır. Yunan mitolojisinde tıp, tedavi ve sağlık tanrısı olarak tanınan, Apollon ve Koronis’in oğlu Asklêpios, genellikle olgun yaşta, sık saçlı, gür sakallı, bedenin sol tarafını örten harmanisi, sol elindeki yılanlı asasıyla (Eskülap asası) sakallı bir adam olarak betimlenir.[16]

Bir görüşe göre bu inanışın ilk dönemlerinde Akslepios’tan değil, yılandan medet umuluyordu. Yunanca Askalabos demek olan yılan, sağlık tanrısının kişiselleştirilmesiyle ismini Asklêpios’a vermiş ve tanrının şifa verici gücünü temsil eden, asasına sarılı olarak sembolize edilmeye devam etmiştir.[17]

Aeusculap, Aesklepios
Elinde asası (Aeusculap) ile Aesklepios betimlemesi.

Aesklepios, hem Hermes ile neredeyse aynı asayı kullanmakta, hem de Hermes ile ilginç bir bağlantı içinde bulunmaktadır. Mitosa göre, Apollon bir kıskançlık krizi sonucunda ölümlü sevgilisi Koronis’i öldürür. Daha sonra onun kendi çocuğuna hamile olduğunu fark eder ve Hermes’ten yardım ister. Hermes, bebeği, ölmüş olan bedenden çıkararak Apollon’a verir. Bebek, Aesklepios’tur. Böylece, ileride ölüleri diriltmeye varan şifacılığının öncesinde kendisi de mucizevî bir biçimde hayatta kalmıştır.

Aesklepios, bilge kentaur (at gövdeli adam) Chiron tarafından yetiştirilmiş, tıpla ilgili bilgilerini Chiron’dan edinmiş, sonunda bir şifacı olmuştur. Denilir ki, sanatında iyice ilerleyip artık ölüleri bile diriltmeye başlayınca Zeus’un şimşeklerine hedef olmuştur. Ancak ölümünden sonra adına tapınaklar yapılmış, kendi kültü oluşmuştur. Hipokrat, onu tıbbın babası olarak anmaktadır.[5]

Homeros, Asklepios hakkında şu efsaneyi anlatır: Lapitler’in kralının kızı Koronis, Apollon’dan hamile kalır. Apollon’un kardeşi Artemis, bir ihaneti yüzünden Koronis’i okla vurarak öldürür. Apollon çocuğunu kurtarmak için kadının karnını yarar. Ölmek üzere olan çocuğu kurtarır ve at-adam kahin Khiron’a teslim eder. Kahin bu çocuğa Asklepios adını verir. Asklepios, tükenmez şifa çareleriyle meşhur Khiron’un yanında eğitim görür. Hocasından yalnızca cerrahlığı değil, hastalara ilaç yapmayı, şifalı otlardan dertlere deva bulmayı ve hatta ölüleri diriltmeyi öğrenir. Ölüleri diriltmesi üzerine Zeus’un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir. Tıp amblemlerinde yereden ve tarihi M.Ö. 3000’lere uzanan yılan figürü de, Asklepios ve O’nun asası ile bütünleşmiştir. Ölümünden sonra Asklepios adına ikiyüzden fazla mabed (Asklepion) kurulur. Asklepion’ların açılışı için izin almaya gelen hey’etlere, hekimlerle birlikte kutu içinde bir yılan gönderme adeti vardır. Asklepionların giriş kapısı üzerinde “Buraya ölümün girmesi yasaktır“ ibaresi yazılıdır.

Hekimler imparatoru Galen’in, iyileşmeyeceği görüşüyle Asklepion’a kabul etmediği hasta intihar amacıyla, iki yılanın zehirlerini boşalttığı tastan içer. Ancak ölmeyip, iyileşmeye başlar. Galen iyileşen hastaya: “Yılan zehirinin aynı zamanda şifa verici olduğunu düşünüyor, fakat hastalarda denemeye cesaret edemiyordum. Benim bu düşüncemi haklı çıkardın. Bundan sonra Asklepion’un sembolü çifte yılan olacaktır.” der.

Asklepios’a göre hekim yılan gibi dilsiz olmalı, kimsenin sırrını başkasına söylememeli, sabır ve sükunet içinde çalışmalıdır. Asa ile temsil edilmesi, tıp tahsilinin kısa sürede öğrenilmeyip, ihtiyarlayıp asaya dayanıncaya kadar hekimin öğrenmeye ve tecrübe kazanmaya gereksinim duyduğunu belirtmek içindir. Diğer taraftan asa, iyilik tanrılarının remzidir. Yılan ise kötülük tanrılarının alametidir. Asaya sarılmış yılan, iyilik ve kötülük ilahlarının bir araya gelmesi demektir.

Bundan dolayı yaşam ağacının bir modifikasyonu olan asa (ya da Eskülap’ın sopası), Batı’da da kendisine sarılmış yılanla birlikte sağlık bilimlerini (hekimlik, dişhekimliği, eczacılık ve veterinerlik) temsil eder.[10]

tas, yılan, tıp

Lokman Hekim, Tas ve Yılan

Lokman Hekim’le ilgili efsanelerden biri şöyledir: Lokman Hekim, doktor ve eczacıdır. Dükkânı her tür ilaçla doludur. Hastalar içeri girdiğinde, onlara iyi gelecek ilacın şişesi sallanır. Birgün içeri bir hasta girer. Ancak hiçbir şişe sallanmaz. Lokman Hekim, ona: “Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin.” der. Adam çok üzülür. Her şeyini satar. Yanına bir at, tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkar. Vurduğu hayvanları yer, yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşar. Hastalığı da iyice artar.

Bir ağacın altında otururken bir yörük kadını, bir tas sütü oraya koyar. Tasa yaklaşan bir yılan, sütü içer, sonra da zehrini süte kusar. Tas, yemyeşil olur. Ağrıları artan adam: “Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım.” der ve zehirli sütü içer. İçinde ne varsa kusar, çıkarır. Adam, hafiflediğini hisseder. Her geçen gün iyileşir ve hastalığı geçer. Lokman Hekim’e gidip: “Sen, bana öleceksin dedin. Ama ölmedim.” der. Lokman ise: “Ben, senin için ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana içirip, nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı; ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim.” der. O zamandan beri tas ve yılan, eczacılık ve tıp biliminin simgesi olur.[7]

Hz. Musa, asası, yılan

Hz. Musa’nın Asası ve Yılan

Kuran’da anlatılanlara göre Hz. Musa Tuva denilen yerde bir ateş görür. Ailesinden izin isteyip oraya gider. Ateşe yaklaşan Hz. Musa, Allah’ın kendisine seslenmesiyle ayakkabısını çıkarıp bu kutsal yere çıplak ayakla basar. Allah, Hz. Musa’ya peygamber seçildiğini söyleyerek ona insanları uyarması için birtakım emir ve yasaklar verir. Hz. Musa’nın yaslandığı değneği yere atmasını isteyen Allah, onu bir yılana çevirir. Ayrıca Hz. Musa elini koynuna koyduğunda kolunun bembeyaz kesildiğini görür. Allah, Hz. Musa’dan bu iki mucizeyi Firavun’a karşı bir ikna aracı olarak kullanmasını ister. Çünkü Firavun, azgınlığa düşmüş ve söz dinlemez bir hale gelmiştir. Bunun üzerine Hz. Musa, kardeşi Harun’u da yanına yardımcı alarak ikna etmek için Firavun’un yanına gider.[18]

Oraya varınca Hz. Musa, değneğini yere atar ve o değnek, Firavun’un sihirbazlarının gösterdiği bütün sihirleri yutar. Hz. Musa’nın gösterdiği mucize, Firavun’un yanındakilerini ikna etse de Firavun’un kendisini ikna etmez. Firavun aynı azgınlıklara devam eder. Bu-rada yılanın rolü iyi bir amaç için mucize aracı olmasıdır.[19][20]

Hz. Musaʹ nın âsasının geçtiği ayetlere göz atığımızda, önce âsanın olağan işler gören bir eşya olduğuna dikkat çekildiğini görüyoruz: [21]

“O sağ elindeki nedir, ey Musa? O, benim değneğimdir, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim ve başka işlerde de kullanırım onu.” (Taha 20/16-18.)

Bu ifadeler, âsanın adî (profan) bir eşya olduğunu belirtmektedir. Ancak Kurʹ anʹ da, bu ifadelerin hemen ardından, âsanın öyle olağan, âdi bir değnek olmadığı, onu diğer olağan âsalardan ayıran bir özelliğinin bulunduğu belirtilmektedir: [21]

“Şimdi onu yere at, ey Musa! dedi. Bunun üzerine (Musa), onu yere attı; bir de ne görsün! hızla akan bir yılan oluvermiş o! Al onu korkma! dedi. Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz.” (Taha 20/19-21.)

Hz. Musa’nın asasını diğerlerinden ayrılması, Kutsal’ın onun üzerinde olağanüstü bir tarzda tecelli etmensinden kaynaklanmaktadır. İşte Kuran dili içinde, Hz. Musa’nın âsası, böyle bir tecrübenin üzerinde gerçekleştiği varlık olması yönüyle, türdeşlerinden ayrılmakta ve kutsallık özelliği kazanmaktadır. Musa’nın asası, artık olağan âsaların ötesinde, bir gerçekliği yansıtan sembol haline gelmiştir. Bu sembolün somut yönünü, taştan kaynak fışkırtması, denizi yarması, sihirbazların attığı değnek ve ipleri yutan yılana dönüşmesi gibi tecrübeler oluşturmaktadır.

Kutsalın bu şekildeki tezahürlerini kapsayan çağrışım alanıyla Hz. Musa’nın âsası, aşkın gerçeklik olan, Allah’ın karşı konulmaz gücü ve kudretinden vs. Oluşan soyut gerçekliği yansıtmaktadır. Bu soyut gerçeklik, âsa sembolünün soyut yönüdür. Hz. Musa’nın âsası zikredildiğinde yukarıda sözünü ettiğimiz tecrübeleri (mucizeleri) hatırlatmakta ve bu tecrübeler de, Allah’ın gücü, kudreti, azameti vb. Ilâhî gerçeklikleri tecelli ettirmektedir. Âsanın sembolize ettiği gerçeklikler, aynı zamanda, Hz. Musa’nın nübüvvetini de doğrulamaktadır.

Âsa sembolünün somut ve soyut yönü arasındaki analojik bağıntı hakkında ise, şunlar söylenilebilir: Bu konunun başında da belirttiğimiz gibi, âsa üzerinde, yılan halini alıp küçük yılanları yutması, taşı yarıp pınarlar akıtması, denizi yarması gibi tecrübelerin gerçekleştirilmesi için seçilmiş olması rastlantısaldır. Çünkü bütün bunların başka eşyalar üzerinde gerçekleşmesi de mümkündür. Ancak yukarıda saydığımız Âsa etrafında oluşan tecrübeler ile bu tecrübenin yansıttıkları gerçeklikler arasında sıkı bir analoji vardır. Çünkü böyle harikulâde işleri ancak güçlü ve kudretli bir irade gerçekleştirebilir ki, o da Allah’tır. Böylece, tecrübe ile bu tecrübenin arkasındaki gerçeklik, analojiden daha fazlası olan birbirini gerektiren hususlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan âsa sembolünün, evrensel ve birinci dereceden bir sembol olduğu söylenilebilir.[21]

Hz. Musa, Moses, yılan, serpent

Tevrat’ın Bakış Açısı

Musa ve yılan başlı asa hakkında Tevrat’ta anlatılan hikaye ise şöyledir:

Musa, halkını Kızıldeniz yoluyla Hor Dağı’ndan karşıya geçirdi. Ama halk ona, bu çölde ölecek miyiz, ne yiyecek ne içecek var, diyerek isyan ettiler. Bunun üzerine Rab, halkın arasına zehirli yılanlar saldı. Bu zehirli yılanların insanları ısırmasıyla pek çok kişi öldü. Halk, Musa’ya tekrar gelip, “Kusura bakma biz yanlış yaptık, bizi bu yılanlardan kurtar!” diye yalvardılar. Rab da Musa’ya “Tunçtan bir yılan yaparak direğin üzerine koy, ısırılan herkes ona bakınca tekrar sağlığına kavuşacaktır!” dedi. Böylece Musa tunçtan bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılanlar tunç asaya bakınca iyileştiler. Bu gelenek hala devam eder.

yılan, asa

Halen günümüz Ortodoks piskoposlar ve patrikler bu olaya atfen yılan başlı asa kullanmaktadırlar.[23]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Tankut Sözeri, “Mistik/Gizil Simgeler Gelenek ve Kavramlar”, s.44-45.
[2] Nanon Gardin - Robert Olorenshaw, “Larousse Semboller Sözlüğü”, “Baston” maddesi, s.103.
[3] Prof. Dr. Fuat Yöndemli, “Tarih Öncesinden Günümüze Yılan”, Pramit Yayıncılık, Ankara 2004, s. 70.
[4] Nanon Gardin - Robert Olorenshaw, a.g.e., “Caduceus” maddesi, s.129-130.
[5] Yrd. Doç. Dr. Elif Songür Dağ, “Caduceus ve Aesculap”, Grafik Tasarım (görsel iletişim kültürü dergisi), Eylül-Ekim 2012, sayı:50, s.61-65.
[6] Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu, “Kültürel Bir Sembol: Yılan”, Ankara 1998, s.86-88.
[7] Nergis Biray, “Söz Varlığımızda Yılan”, Avrasya Terim Dergisi, 2014, 2, s.25-49.
[8] Orhan Hançerlioğlu, “Dünya İnançları Sözlüğü”, 6. Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2013, s.561.
[9] Canan Erden, “Dünya Mitlerinde Yılan” (yüksek lisans tezi), Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir 2016, s.33.
[10] Prof. Dr. İ. Hamit Hancı, “Yılan Hikayesi”, sted, cilt: 14, sayı: 8, 2005.
[11] Nergis Biray, “Terim Dünyamızda Yılan”, Avrasya Terim Dergisi, 2013, 1: 95 - 113.
[12] “Kökenler ve Anlamlarıyla Semboller ve İşaretler”, Alfa Kitap, İstanbul 2014, s.75.
[13] www.astroset.com/bireysel_gelisim/sembol/s23.htm
[14] Canan Erden, a.g.e., 107.
[15] “SYMBOLE DE MERCURE ET DE LA VIERGE… LE CADUCEE”, www.sylvie-tribut-astrologue.com/tag/pour-les-romains-le-baton-du-caducee-represente-le-pouvoir-les-deux-serpents-la-prudence-les-ailes-la-diligence-le-casque-les-pensees-elevees/ Son erişim: 18 Nisan 2018. Çev. Akhenaton.
[16] Haydar Akın, “Antikçağ’dan Yeniçağ’a Delilik, Melankoli ve Cinlenme” (doktora tezi), Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Ankara 2014, s.40.
[17] Prof. Dr. Ali Haydar Bayat, “Tıp Tarihi”, İzmir 2003, s. 84-85.
[18] Taha, 20: 9-37; Neml, 27: 6-13
[19] Taha, 20: 65-70; Araf, 7: 105-120; Şuara, 26: 29-34; Kassas, 28: 30-31.
[20] Yrd. Doç. Dr. Necati Sümer, “Dinsel ve Mitolojik Bir Sembol Olarak Yılan”, International Journal of Social Science, sayı: 43, İlkbahar I 2016, s.286.
[21] Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Yavuz, “Kuran’da Kutsal Mekân, Zaman ve Eşya Kavramlarının Sembolik Değeri”, Milel ve Nihal (inanç, kültür ve mitoloji araştırmaları dergisi), yıl: 3, sayı: 1-2, Aralık 2005 – Haziran 2006, s.61-63.
[22] Nanon Gardin - Robert Olorenshaw, a.g.e., “Yılan” maddesi, s.651
[23] Mehmet Gülümser, “Ünlü Aziz Resimleriyle İzmir St. John Kilisesi”, KNK Dergisi, İzmir Konak Belediyesi, Yaz 2016, sayı: 28, s.58.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: kul, 25.07.2018, 09:05 (UTC):
EŞHEDÜ ELLE İLEHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHU VE RESÜLUHU.

Bizler şehadet ederiz ki ALLAH'tan başka ilah yoktur, ALLAH'tan başka mabud(yani tapılacak) yoktur. Hamd ve kudret ancak ALLAH'a aittir. Yine şehadet ederiz ki Muhammed aleyhisselam(s.a.v.) ALLAH 'ın kulu ve resulüdür, üzerine düşen görevi hakkıyla yapmaya çalışmıştır. ALLAH ondan, diğer peygamberlerden ve iyilerimizden razı olsun Amin.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50404623 ziyaretçi (127839658 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler