Zamanin Kisa Tarihi
 
zaman

Zamanın Kısa Tarihi

Hazırlayan: Akhenaton

— Stephen Hawking'e —

Kategori: Zaman

Zaman Nedir?

Olay ve olguların içinde geçtiği, geçeceği ya da geçmekte olduğu süreye “zaman” adı verilmektedir. Gece ile gündüzün, haftaların, ayların, mevsimlerin ve yılların oluşumunu sağlayan soyut kavramı "zaman" (çağ) olarak tanımlayabiliriz.[1]

Zaman kelimesinin kökü, eski bir İran dinî akımı olan Zurvanizm’deki zaman ve kader tanrısı Zurvan ismine kadar uzanmakta olup Avesta’da zaman anlamındaki zrvan/zurvan kelimesinin bir başka telaffuzudur.[2]

Aristo’ya göre zaman, “hareketin ölçüsüdür.” [3] Platon zamanı sonsuzluğun bir resmi ya da gölgesi olarak anlar.[4]

Kimi çağdaş düşünürlere göre ise zaman, sonsuz bir akıştır.[3] Bir işin, bir oluşun içinde bulunduğu soyut süredir. İnsanoğlu, zaman adını verdiği bu uçsuz bucaksız kavramı, birtakım gruplara ayırarak sınırlandırmaya çalışır. Çünkü söylediklerini olayın gerçekleşme ya da kendi konuşma anına göre bu zaman çizgisi üzerine yerleştirme zorunluluğu hisseder.[5]

Spinoza’ya göre “yaratışıltan önce ne zaman vardı ne de süreç” ve bu da Hegel ve Einstein’da sürdürülecek bir uzay-zaman ayrılmazlığı ilkesi olarak karşımıza çıkar. Leibniz ise: “zamanın anları; nesneler olmadan ele alındığında hiçlikten başka bir şey değildir, yalnızca nesnelerin ardışık düzenine bağlıdır.” derken hem Aristoteles hem de Spinoza’yı olumlar.[6]

İnsanlar yaşanılan olayların özelliklerine ve süreye dayalı olarak zamanı çağ, yüzyıl ve milat şeklinde bölümlere ayırmışlardır. Tarihçiler bu uzun geçmiş dönemi daha iyi inceleyebilmek için tarihi, (İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ) gibi zaman dilimlerine ayırma ihtiyacı duymuşlardır.

Yine tarihsel süreçte yaşanan olayları daha ayrıntılı ele almak ve incelemek için zamanı yüzyıllık dilimlere ayırmışlardır. Arka arkaya gelen yüz senelik zaman dilimine yüzyıl ya da asır denir.[3]

Zaman algısı, hem zihinsel hem de sosyal bir olgudur. Zihinseldir; çünkü insan, gün ışığı periyoduna bağlı olarak kazanmı olduğu, vücuduna ait pek çok etkinliği düzenleyen biyolojik saati yanında, bir de yaşanan olayları kronolojik bir sıralamaya tâbi tutabilen ‘zihin saati’ne sahiptir. Zihin saati; saliselerden, saatlere ve yüzyıllara kadar uzanan zaman süreçlerini önce kendi içinde bir düzene sokar, sonra da bunların beyinde bir sıraya göre yerleştirilmesini sağlar. Yaşanan her olay, bu zihin saatinin içinde belirli bir yere kaydedilir. Bu sayede bir olayın hangi olaydan önce ya da sonra yaşandığı, neyin ne kadar süre olduğu gibi pek çok verinin hatırlanabilmesi sağlanır.[7]

Zaman fenomeninin ele alınışı felsefe tarihi bakımından ilginçtir. Zamanın gerçek varlığının olmadığını ileri süren Skeptikler (şüpheciler) eğer zaman var olsaydı ya bölünebilir ya da bölünemez olacaktı. Bölünemez olduğu taktirde yıllar, aylar, saatler, geçmiş ve geleceğin ondan çıkması imkansız olacaktı. Tersine bölünebilir olsaydı, ya bütün parçaları ile birlikte ya da parçalarından bir kısmı ile birlikte var olacaktı. Birinci ihtimal saçmadır; çünkü o taktirde geçmiş ve gelecek eş zamanlı olacaktı. İkincisi de aynı şekilde saçma olması gerekir; çünkü zamanın hiçbir parçası fiilen var olamaz. Bununla birlikte ‘şimdi’nin fiilen varlığını farz etsek bile, yine de ya yoklukları yukarıda gösterilen geçmiş ve geleceğe bölünebilecek ya da bölünemez olarak kalacak ve zaman değil ‘an’ denilecekti.[8]

Fizikçiler ve felsefeciler zaman kavramıyla ilgili farklı tanımlar ortaya koymaktadırlar. Fizikçiler zamanı; “hal değişimleri, hareket”, felsefeciler ise; “oluş, değişme ve süreklilik” olarak ifade etmektedirler. Fizikçiler zamanı ölçtüklerini iddia etmektedirler. Bunu yaparken de matematik formüllerini kullanmaktadırlar. Albert Einstein, şu soruyu sormaktadır; zaman kavramının ruhbilimsel kökeni açısından durum nedir? Ona göre, bu kavram anımsama olgusuyla bağlıdır. “Anımsama, şimdiki yaşantılar ile karşılaştırma içinde daha önce olduğu düşünülen yaşantı ile bağlanır. Bu yaşantılar için bir kavramsal düzen ilkesidir, olabilirliği öznel zaman kavramına, bireyin yaşantılarının düzeni ile ilişkili olan zaman kavramına neden olur.

Bu bağlamda Einstein, Newton’un, zamanı bütün bir fiziksel evrenin içine tek biçimli bir süreklilik olarak kavrayışındaki kusuru gözler önüne sermektedir O’na göre zaman, “insandan bağımsız, nesnel bir oluş değildir”. Einstein, koşullar altında zamanın hızlanıp yavaşlayabileceğinden söz etmektedir. Ona göre genleşen ya da büzülen bir zaman söz konusudur. Evren, ayrılmaz bir şekilde zaman-uzay-hareket-madde birlikteliğinden oluşmaktadır.[9]

Yıl Kavramı

Yıl ya da sene; Dünya’nın Güneş etrafındaki yörüngesinde bir tur yapmasına karşılık gelen, yaklaşık 365 günlük zaman dilimidir.[12] Uluslarası Nicelikler Sistemi’nde (ISO 80000-3) yıl, 365 gün ya da 366 gün olarak tanımlanmıştır ve a sembolüyle gösterilir.[10]

Bir takvim yılı 365 gün, artık yıl ise 366 gündür. Bir takvim yılında 12 ay ya da 52 hafta vardır.

Miladî takvimde yıl, 1 Ocak’ta başlar ve 31 Aralık’ta sona erer.[11]

Güneş Yılı: Takvim yılı hesaplanırken güneş yılı baz alınır. Bir Güneş yılı ya da tropikal yıl, kuzey yarıkürede iki ilkbahar ekinoksu (gün-tün eşitliği) arasında geçen süredir.[1] Bu nedenle mevsim yılı olarak da bilinir. Birgüneş yılı, 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniyedir.

Yıldız Yılı: Bir yıldız yılı, Güneş’in uzaydaki yıldız fonu üzerinde aynı konuma gelmesi için geçen süredir. Yıldız yılı, 365 gün 6 saat 9 dakika ve 10 saniyedir. Güneş yılı ile arasındaki fark Dünya’nın dönüşü nedeniyle meydana gelen yalpalamadan kaynaklanır.

Anomali Yılı: Anomali yılı, Dünya’nın Güneş’e en yakın olduğu konumdan (perihelion) art arda iki geçişi arasındaki zamandır. Bir anomali yılı 365 gün 6 saat 13 dakika ve 53 saniyedir.

Ay Yılı: Ay yılı, Ay’ın 12 evresine göre hesaplanır ve 354 gün, 8 saat uzunluğundadır.[12]

Kozmik Yıl ya da Galaktik Yıl: Kozmik yıl, Güneş sisteminin Samanyolu galaksisinin merkezi etrafında attığı bir turun süresidir ve yaklaşık olarak 225-230 milyon yıla denk gelir.[12][10]

Işık Yılı: Işık yılı, ışığın bir yılda boşlukta aldığı mesafedir.[15]

Akademik Yıl: üniversitelerde öğretimin başladığı günden sona erdiği güne değin geçen süre.

Mali Yıl: Her yıl, devlet bütçesinin yapılıp yürürlüğe girmesinden başlayarak uygulandığı bir yıllık süre.

Yılların ve günlerin belirlenmesi, yaşadığımız gezegenin kendi ya da Güneş etrafındaki dönüş hızına bağlıdır. Örneğin bir Mars yılı 1.8809 "Dünya yılı’dır, yani Dünya zaman birimiyle tam olarak 1 yıl, 320 gün ve 18.2 saattir.[13] Bir Venüs yılı, 224 Dünya günü; bir Merkür yılı ise, 88 Dünya günü ya da bir Neptün yılı, yaklaşık 165 Dünya gününe eşittir.[14]

Miladi takvim ya da Gregoryen takvim, Jülyen takviminin yerine Papa 13. Gregory tarafından yaptırılan takvime verilen addır. Milad’ı tarih başlangıcı ve Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı "1 yıl" olarak kabul eder. 4 Ekim 1582’de kabul edilmiştir. Değişik tarihlerde önce Avrupa’da daha sonra diğer ülkelerde yayılmıştır.[16]

Ay Kavramı

Hicrî takvimde ayın dünya çevresinde bir defa dönüşü zarfında geçen süre; milâdî takvimde ise dünyanın güneş etrafındaki dönüşünün takvim ayı olarak adlandırılan on iki bölümden her birine verilen ad.[17]

Ay; gökteki ay’ın, yeryuvarlağının çevresinde onbeş gün, küçücük biçimden, hergün büyüyerek tam bir bütün olduktan sonra onbeş gün de küçülerek en küçük duruma gelişine dek geçen süreye "bir ay" diyoruz. Daha doğru bir deyişle ay bu şekilde büyüyerek ve küçülerek yaptığı iki dolanımını 59 günde tamamlar. Bir gök ayı 295306 gün yani 29 gün 12 saat 44 dakika ve 3 saniyedir.[1]

Gün Kavramı

Dünyanın kendi ekseni çevresindeki bir dönüş süresine "gün" denir.[1] Dünyanın uzak yıldızlara göre kendi ekseni etrafında bir tam tur yapması için gereken süreye "yıldız günü" denir. Gözlemevlerinde kullanılan bu zaman birimi, 23 saat 56 dakikadır.[18][19]

Bir takvim günü, gece saat 24.00’dan (12.00 ya da 00.00 olarak da adlandırılır) ertesi gece 24.00’a kadar olan saat dilimidir. Bununla birlikte ’gün’ tabiri ile bazen, gündoğumundan ertesi gündoğumuna kadar olan zaman ya da sadece gündüz kastedilir.

Bir haftada yedi gün vardır. Bunlar, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar olarak adlandırılırlar. Haftanın günleri gece yarısı 24.00’da başlar ve ertesi gece aynı vakitte sona erer.

Bir yıl içerisinde 365 tam gün vardır. Bir ay içerisinde 28, 29, 30 ya da 31 gün vardır.[19]

Kuran’da Zaman Kavramı

Kuran’da insanın dünyadaki hayatı Allah’ın yönetim ve denetimi altında olduğu gibi, ahiret hayatı da öyledir. Yani insanın bütün işleri, hayatın her safhası, Allah’ın kontrolü altında cereyan eder. Allah, kimseye asla haksızlık etmez. Artık ne dehr ne de dehrin gizli tuzağı kalır. Dehr diye bir varlık tanınmaz, bu hayalî kabus inancı sökülüp atılır insanlığın hayatı Allah’ın iradesinin kontrolüne verilir. Ecel anlayışı yine olduğu gibi, devam eder. Fakat, ecel şeklindeki kaçınılmaz ölüm, insanı cahiliye devrindeki karamsar bir düşünceye götürmez. Çünkü ecel, bu görüş sisteminde (İslâm dininde) varlığın son noktası değildir. Tersine bambaşka bir hayatın, ebedî hayatın (hulûd) başlangıcıdır. Gerçek hayatı ebedî hayattır. Ayrıca herkesin bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir eceli vardır Dünyanın eceli "saatten", son hüküm gününden başka bir şey değildir.

Kurân-ı Kerîm’de "mutlak manada ya da mutlaka yakın müphem, belirsiz müddette zamanı ifade eden kelimelerin azlığına mukabil, yıl, ay, gün, gece, gündüz gibi çeşitli uzunlukta ama sınırlı, bölümlü, başlangıç ve sonuç hudutları belli insan hayatının çeşitli dilimlerini ifade eden tabirler çokça kullanılmıştır.

Kurân-ı Kerîm’de tabiata yani fiziksel dünyaya büyük önem verilmiştir. Fiziksel dünyadaki varlık ve olaylardan yola çıkılarak sınırlanmış belli bir an’ın yardımıyla elde edilen zaman, nesnel zamanı oluşturur. Bu oluşum, bir ölçme işlemini gerektirir. Ölçmede kullanılan, fiziksel zamandır. Bulunan nesnel zaman, fiziksel dünyadaki gerçekliğe tam uygun olmayabilir. Fakat zaman, kavranması ve bilinmesi gerekli bir kavramdır. Zamanın akıllıca kullanılması için önce onun nesnel olarak ölçülmesi gereklidir. Böylece zaman bir obje olarak düşünülmüş olmaktadır. Zamana ne kadar çok objektif bakmaya çalışırsak, zaman ve tarih bilincimiz o kadar sağlıklı olacaktır.

Belirli zamanlara Kurân-ı Kerîm’de edilen yeminler, zamanın bilinmesi gerektiğini gösterir:[20]

وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ

"Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir." (Asr 1-2)

وَالضُّحَى وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى

"Kuşluk vaktine ve sükuna erdiğinde geceye yemin ederim ki!" (Duha 1-2)

وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى

"(Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, Açılıp ağardığı vakit gündüze yemin ederim ki!" (Leyl 1-2)

وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا وَالسَّمَاء وَمَا بَنَاهَا وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا

"Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, Güneşi takıp ettiğinde aya, Güneşi açığa çıkarttığında gündüze, Güneşi örttüğünde geceye, Gökyüzüne ve onu bina edene, Yere ve onu yapıp döşeyene yemin ederim ki!" (Şems 1-6)

وَالْفَجْرِ وَلَيَالٍ عَشْرٍ وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِّذِي حِجْرٍ

"Fecre, on geceye, çift’e ve tek’e, herşeyi karanlığı ile örttüğü an geceye yemin ederim ki, bunlarda akıl sahibi için elbette birer yemin (değeri) vardır." (Fecr 1-5)

Yukarıda görüldüğü üzere, Kurân-ı Kerîm’de sadece belli zaman adları ile yetinilmemekte, aynı zamanda fiziksel dünyada o sırada gerçekleşen olaylara işaret edilmektedir.

Kurân’ın indirildiği vaktin adı Kadir gecesidir. Kadir kelimesi de ölçü anlamına gelmektedir. Bu, dikkate değer bir husustur. Bu şekilde belirli zamanlara önem atfeden ifadeler Kurân’da sık sık geçmektedir.

Zamanı yöneten bir güç sahibi vardır ki, gece, gündüz, güneş ve ay, yani bizi zamanı adlandırmaya götüren herşeyin ardındaki yegane yönetici, O’dur. Bu yönetici güç, aynı zamanda zamanın yaratıcısı olan Allah’tır.[20]

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى أَلَا هُوَ الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ

Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et! O azizdir ve çok bağışlayandır. (Zümer 5)

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِضِيَاء أَفَلَا تَسْمَعُونَ

"De ki: Düşündünüz mü hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi tâ kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah’tan başka size bir ışık getirecek tanrı kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?" (Kasas 71)

Kainat bir denge üzerine yaratılmıştır. Bu denge insan için de söz konusudur. İnsanın tabiî yapısı sürekli tek bir uğraşa uygun değildir. Yani insanın dikkati, sürekli gergin halde olmamalıdır. Eğer gerilme hali, Hilmi Ziya Ülken’in de dediği gibi, insanda tek özellik olsaydı, bir süre sonra yorgunluk çökecekti. Fakat Allah’ın yaratması öyle dengelidir ki, dikkatimizin gerilmesinin ardından gevşeme hali gelmektedir. İşte bu gerçekliğe Yunus Suresinin 67. ayetinde şöyle işaret edilmektedir: [20]

هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُواْ فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

"O (Allah), geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratan, (çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda dinleyen bir toplum için ibretler vardır" (Yunus 67)

وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنَا آيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُواْ فَضْلاً مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلاً

"Biz geceyi ve gündüzü birer ayet (delil) olarak yarattık. Nitekim Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine, eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi açık açık anlattık." (İsra 12)

Zaman, yaratılmış bir varlık olarak kabul edilse bile fiziksel dünyada görünmeyen âleme ait olan varlıklar için farklı bir şekilde söz konusu olabilecektir. En son tahlilde zaman, izafî ve sübjektif olmakla, fiziksel dünya ile sınırlı kabul edilemez. Birinci bölümde bahsedildiği üzere şuur’un anladığı ve yaşadığı birçok farklı zaman türü vardır. Bu konudaki çalışmalar, son noktada olmadığı için son sözü söylemek çok zordur. Fakat bizim çalışmamız, Kurân-ı Kerîm’deki zaman ile sınırlı olduğu için, Kurân’da verilen bilgiler ile yetinmemiz yerinde olacaktır.

Kurân-ı Kerîm, en çok "gün" kelimesi (475 defa) üzerinde durmaktadır ve mahiyetçe ve uzunlukça çok farklı olsa da, Allah nezdinde bir ilâhî gün’ün varlığından bahsedilmektedir. En azından şu söylenebilir: Allah katında bahsi edilen gün ya da zaman dilimleri, tarihsel ve nesnel zaman’dan farklı olan bir zamanı ifade etmektedir. Çünkü;

وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ

"Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak." (Rahman 27)

tır. "İbnü’l-Arabî ve diğer bazı mutasavvıflara göre dün, bugün, yarın gibi zaman sınırlamaları ancak değişken varlıklar için geçerli, dolayısıyla nisbî ve izafîdir. Mutlak ve değişmeyen ilâhî hüviyet (el-Hazretü’lİlâhîyye) bakımından ise hiçbir şekilde zaman sınırlamalarından söz edilemez. O’nun hakkında ezelden ebede bütünüyle zaman tıpkı an gibi sınırsız, değişmez ve boyutsuzdur. İşte zamanın bu nitelikleri Hz. İlâhîyye’nin ezelden ebede doğru uzanan bütün zamanlardaki kesintisiz tecellîsidir. Böylece ân-ı dâim ezel, ebed ve hali birleştirmiş olur.

El-Ânu’d-Dâim böylece Allah’ın ezel ve ebedî kaplayan zamanüstü hüviyetini anlatır. Bu sebeple tasavvufta ân-ı dâime, dolayısıyla Cenâb-ı Hakk’a, Aslû’zzaman, ya da sermed de denir"64. Fakat insanlar, artık dünyanın sonu olan kıyamet gerçekleşip de yeniden dirildikleri gün, ezelî ve ebedî Varlıkla daha doğrudan bir ilişki kurdukları için ya da Allah’ın ayetlerinde belirttiği gibi ebedî bir âleme adım attıkları için zamanı farklı algılamaya başlayacaklardır.[21]

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَأَن لَّمْ يَلْبَثُواْ إِلاَّ سَاعَةً مِّنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ

“Allah’ın onları sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vazıyette yeniden diriltilip toplanacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar" (Yunus 45)

كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا

"Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar." (Naziat 46)

Aslında Allah’a göre çok kolay olan kıyametin de belli bir zamanı vardır. Fakat kıyametin koptuğunu tam olarak idrak edecek olan da Yüce Allah’tır. Yani kıyamet de kâinatın yaratılmasının sadece Allah’ın idraki ve yaratmasıyla olması gibi olacaktır. Kâinatın ilk ve son anını Allah idrak edecektir. Biz insanlar ise, ebedî olanla ilişkide olduğumuz zamanın ölçümünü asla tam olarak yapamayız. Kurân-ı Kerîm’de buna sık sık değinilmiştir.[21]

يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي لاَ يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلاَّ هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لاَ تَأْتِيكُمْ إِلاَّ بَغْتَةً يَسْأَلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ اللّهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ

Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır; ama insanların çoğu bilmezler. (Araf 187)

Demek ki bizim yaşadığımız zamanı, bizden daha iyi ölçen biri vardır ki, O’da Allah’tır. Allah katında dünya hayatı kısa bir süredir. Fakat bize göre az ve kısa değildir.[21]

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَالْإِيمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهَذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلَكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

"Kıyamet koptuğu gün; günahkârlar (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar (dünyada da) haktan böyle döndürülüyorlardı. Kendilerine ilim verilenler şöyle derler: "Andolsun ki, siz, Allah’ın yazısında (hükmedildiğiniz gibi) yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günü’dür; fakat siz onu tanımıyordunuz." (Rum 55-56)

Allah’ın yarattığı her an, ilâhî zamanın geçmesidir. Bu zaman bizim ölçülerimize sığmaz. Allah’ın her an bir yaratmada, bir işte olması, Kurân’da geçmektedir. Fakat bu bizim o yaratma anını tam olarak bileceğimiz anlamına gelmez. O halde Allah’ın bizi bu durumdan haberdar etmesi, statik (duran) bir Tanrı anlayışına düşmemizi engellemek ve sürekli kâinatla ilgili olan bir Allah inancını bize aşılamak istemesi sebebiyledir.

Allah bir şeyi yaratmak istediği zaman yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir. Allah’a göre çok kolay olan yaratma sırrını insanoğlu hâlâ tam olarak çözememiştir. Şu bir gerçektir ki, kâinat insan için düzenlenmiştir. Bu düzeni koruyacak olan da insandır. Bu koruma da, kâinatın dengesini kavramak yoluyla olabilir. Çünkü Allah’tan ancak hakkıyla Âlimler korkar. Ayların sayısı’nı bile bize bildiren yine Allah’tır. Şüphesiz bu, insan için hayatını düzenleyici bir bilgidir.

Burada üzerinde durmamız gereken bir konu da "Altı gün" kavramı olmalıdır. Hüd Suresi’nin 7. ayetinde bu husus ile şöyle buyurulmaktadır: [22]

وَهُوَ الَّذِي خَلَق السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ

"O hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır." (Hud 7)

Demek ki Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattığını özellikle vurguluyor. Buradan anlaşılması gereken, tedricî bir şekilde yaratmanın her anında Yüce Allah’ın etkin yaratıcı olduğudur. Büyük patlama (Big Bang) ile ortaya çıkması düşünülebilecek olan zamana dair yorumlar da çıkarılması mümkündür. Çünkü şu ifade de Kurân-ı Kerîm’de geçmektedir: [22]

أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ

"İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?" (Enbiya 30)

Takvim

Takvim; zamanı gün, ay, yıl gibi dönemlere bölme ve bu zaman dilimlerini bir düzen içinde sıralama yöntemidir. İnsanların zamanı bilme, olayları sıralama, yaşantılarını düzenleme, zamandan yararlanma gibi merak ve uğraşları sonucunda takvim ortaya çıkmıştır.[3]

Takvimin hazırlanması ihtiyacı tabii olayların, özellikle Güneş ve Ay’ın etkisinden ileri gelmiştir.

İnsanın zaman kayıtlarını ilk olarak tutmaya başlaması, belki de ay ile ilgili gözlemlerden doğmuştur. Tam bir kurs halinde görünen Ay’ın birbirini izleyen gecelerde ince bir hilal şeklini alması, gözden kaybolduktan sonra yeniden ince bir hilal şeklinde görünerek büyümeye başlaması, kurs haline gelmesi ve nihayet bu olayların periyodik tekrarlanması, göçebe toplumlarda takvime esas teşkil etmiştir. [23]

Toplumlar belli bir yılı ya da sosyal bir olayı takvimlerine başlangıç olarak esas almışlardır. Örneğin Mısırlılar ve Babiller her saltanat dönemini, Yahudiler yaradılış gününü (M.Ö. 3760), Yunanlar ilk olimpiyatları (M.Ö. 776), Romalılar Roma’nın kuruluşunu (M.Ö. 753), Müslümanlar Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini takvimlerine başlangıç olarak almışlardır.

Bilinen en eski takvimler Sümerlere ve Mısırlılara aittir. Mısır takvimi güneş yılına, Sümer takvimi ise ay yılına göre düzenlenmiştir.[3] Takvim hakkında bilgi veren Herodot, insanlar arasında mevsimleri 12 bölüme ayırıp ilk defa yılı bulanların Mısırlılar olduğunu ve yılı Grekler’den daha bilimsel biçimde hesapladıklarını söyledikten sonra Grekler’in mevsimleri denkleştirmek için yıla iki yılda bir bir artık ay katarken Mısırlılar’ın on iki ayın her birini otuz gün sayıp yıla sadece beş gün kattıklarını belirtir. Ona göre Mısırlılar ayları da yıldızlara bakıp hesaplayarak bulmuştu. Ancak ayların hesaplanmasında ve adlandırılıp bu adların hiyeroglif işaretleriyle yazılmasında Nil’in yıllık taşmalarının temel alındığı bilinmektedir.[24]

Sümer Takvimi

Sümerler, yıldızların insan yaşamı ile çok sıkı bir ilişkisi olduğuna inanıyorlar­dı. Bu nedenle yıldızların hareketlerini yakından in­celemeye başladılar. Bu sayede astronomi bilimi oldukça gelişti. Ziggurat adı verilen tapınaklar ay­nı zamanda bir rasathane durumundaydı. Burada bulunan rahipler dini görevlerinin yanı sıra gök bilimi ile de uğraşırlardı. Sümerlerin burçları bulmaları, bir ayı 30 gün, bir yılı da 360 gün olarak hesaplamaları, gece ve gündüzü 12 saate, bir yılı da 12 aya bölmeleri, ay ve güneş tutulmasını tespit etmeleri astronomide önemli gelişme gösterdiklerinin belirtisidir.[25] Dünyada ilk kez ay yılı hesabına dayanan takvimi Sümerler bulmuşlardır.[26] Sümer takvimi bugünkü Hicri takvimin temelidir.[25]

WB-444 Sümer Kralları Listesi

Sümer kralları listesi, Sümerli ve yabancı hanedanlıklardaki Sümer krallarını listeleyen Sümer dilinde yazılmış antik bir metindir. Daha sonra yazılan Babil kralları listesi ve Asur kralları listesi bu metne benzer.[27]

Krallık gökyüzünden indiği zaman, krallık Eridu’daydı.

Eridu’da Akilim kraldı ve 28.800 yıl hüküm sürdü.
Alalgar, 36.000 yıl hüküm sürdü.
İki kral, 64.800 yıl hüküm sürdüler.
Bad-Bad-tibira’da En-men-lu-anna, 43.200 yıl hüküm sürdü.
En-men-gal-anna, 28.000 yıl hüküm sürdü.
Sippar’da En-men-dur-amm, kraldı ve 21.000 yıl hüküm sürdü.
Bir kral, 21.000 yıl hüküm sürdü.
Suruppak’ta Ubar-tulu kraldı ve 18.600 yıl hüküm sürdü.
Beş şehirde sekiz kral, 241.200 yıl hüküm sürdüler.
Tufan indi. Tufan indikten ve krallık indikten sonra yeniden gökyüzünden Çoban Taun Dumuzi, 36.000 yıl hüküm sürdü.
Üç kral, 108.000 yıl hüküm sürdüler.
Lanık’ta En-zib-zi-anna, 28.000 yıl hüküm sürdü.
Alab, 600 yıl hüküm sürdü.
Atab’ıü ı^îı; 840 yıl hüküm sürdü.
Çoban E i ANA, gökyüzüne yükselen, ülkeleri güçlendiren kraldı. O, 1560 yıl hüküm sürdü.
Tialift Etaminin oğlu, 400 yıl hüküm sürdü.
Samug’un oğlu Tizkar, 305 yıl hüküm sürdü.
İlta-sadum, 1200 yıl hüküm sürdü. (Mes)-kiag-ga (ser),
Güneş Tanrısının oğlu başrahipti. Krallık, Kiş’teydi. Kiş’te Ga-ur kraldı. 1200 yıl hüküm sürdü.
Gulla-Nidaba-anna-pad, 960 yıl hüküm sürdü.
Zukakip, 900 yıl hüküm sürdü (ve kral), (onun hükümranlığı) 324 yıl oldu.
Çoban olan kutsal Lugal-banda, 1200 yıl hüküm sürdü.
Kua şehrinde balıkçı Tanrı Dumu-zi, 100 yıl hüküm sürdü.
Babası bir Lillu cini olan ve Kullab’ın Yüksek Rahibi olan Kutsal Gılgamış, 126 yıl hüküm sürdü.
Gılgamış’ın oğlu Ur-nungal, 30 yıl hüküm sürdü.
Ur-nungaiın oğlu Utul-kalamma, 15 yıl hüküm sürdü,
Labaser, 9 yıl hüküm sürdü.[28]

Profesör Friedrich Schmidtke, Sümerologların kendilerini içinde buldukları keşmekeşle ilgili olarak şunları yazar:

“İlk bakışta, hanedanların birbirlerini izledikleri ı/kapılmıyor ki, bu da. Sümer Tarihinin boyutlarına sığması mümkün olamayacak birtakım sonuçlar veriyor.”

Bilimsel çevrelerde, tarihçilerin hangi nedenden ötürü böylesine "imkânsız rakamlar" kullanmış olabilecekleri, hayret ve tartışma konusu olmuştu. Profesör Schmidtke, Sümer ve Babil krallarının isim ve tarihlerini sunmadan önce, temkinli bir dille taviz aramıştı:

“Tufan öncesi hanedanlar, dinler tarihi açısından her ne kadar ilginç olurlarsa olsunlar, WB-444 listesinin içeriğini destan mahiyetinde değerlendirerek pek fazlaca ciddiye almamalıyız.”

Bu başlangıç tarihlerini, masallar ve destanlar sınıfında mı ele almalıyız? Konulan bu denli basite indirgeyerek, içinden çıkılmaz olanı, masallar ve efsaneler sepetine atarak işin içinden sıyrılabilir miyiz? Böyle bir davranış, anlayamadığımız her şeyi, "şans." dediğimiz o büyük büyücünün ellerine teslim etmek anlamına gelmez mi? [29]

Hz. Nuh’un Yaşı

Hz. Nuh’un yaşı hakkında Kurân-ı Kerîm, şöyle demektedir:

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

"And olsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi." (Ankebut 14)

Tevrat’ın Yaratılış kısmındaki ayetlerde de Hz. Nuhun 950 yıl yaşadığını görüyoruz:

"Nuh altı yüz bir yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. Nuh geminin üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü." (Tevrat, Yaratılış 8:13)

"Nuh tufandan sonra üç yüz elli yıl daha yaşadı." (Tevrat, Yaratılış 9:28 )

600 + 350 = 950 yıl.

Bir kısım alimler, Ankebut 14’te geçen "1000 yıldan 50 eksik" yani 950 yıl ifadesinin günümüzdeki takvim yılına değil o devirde kullanılan Sümer takvimine atıfta bulunduğunu düşünürler. Çünkü ilk Sümer takvimlerine göre yaş, (Sümer kralları listesinden farklı olarak) yaşanılan ay sayısına göre hesaplanırdı — Akhenaton’un notu.

Sümerlerin ilk kullandıkları takvim, kameri ay hesabına dayanan bir takvimdi. Bu takvimde yıl yok, sadece ay vardı. Ayın yeniaydan dolunaya kadar geçen yaklaşık 29-30 günlük süresi, “bir sene” olarak isimlendiriliyordu. Buna göre 950 yıl yaşadığı söylenen Hz. Nuh ile 1000 yıl yaşadığı söylenen Hz. Adem, aslında bu ay takvimine göre 950 ve 1000 sene yaşamış, bizim şu anda kullandığımız justinyen takvimine göre ise 77 ve 79 yıl yaşamış olmaları gerekiyor. [30]

Ankebut 14’te geçen "sene" tabiri, sözlüklerde belli bir zaman dilimini gösteren bir kelimedir. Sene kelimesi, kesin olarak Dünyanın Güneş etrafında bir dönümü ya da Kamerî 12 aya tekabul eden bir “yıl” kavramına denk gelmez. Örneğin Sene-i Kuranî tabiri, “eyyam-ı Kuran” (Kuran günleri) olarak çevrilmiştir. Burda sene kelimesi, “geçen günler” olarak kullanılmış görünüyor. Yani “950 sene” tabiri, tam olarak bildiğimiz 950 yıla tekabul etmeyebilir.[30]

Bir çok kaynakta Hz. Muhammed’in 571 yılında doğduğu ve 632 yılında vefat ettiği, vefat ettiğinde 63 yaşında olduğu yazar. İlginç olansa 632 - 571 ≠ 63 oluşudur. Bu karışıklığın sebebi aslında basittir. 571 ve 632 yılları, güneş takvimine göre baz alınan yıllardır. Yani miladi yıllardır. Bu takvime göre Resulullah’ın yaşı 632 - 571 = 61’dir. 63 ise Resulullahın hicri takvime göre vefat ettiği yaştır. Çünkü miladi takvimde 1 yıldaki günlerin sayısı 365, hicri takvimde ise 354 ya da 355 gündür. İşte aynı yaş farkı, günümüz yıl hesabı ve Sümerlerin yaş hesabı için de geçerlidir. — Akhenaton’un notu.

Örneğin ben, günümüzde 1974’te doğdum ve bu yazıyı yazdığım sırada 44 yıl yaşadığım için de 44 yaşındayım. Eğer yaşım, ilk Sümer takvimlerine göre hesaplansaydı, 44 (yıl) x 12 (ay) = 528 yaşında olacaktım. Gelecek yılsa günümüz takvimine göre 44 + 1 = 45, Sümer takvimine göre ise 528 + 12 = 540 yaşında olacağım — Akhenaton’un notu.

950 rakamının çokluktan kinaye olduğu da ifade edilmişse de; klasik müfessirler, bu rakamı Tevbe sûresinin 36. âyetine atıfta bulunarak bildiğimiz 12 aydan oluşan sene olarak almışlardır: [31]

إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلاَ تَظْلِمُواْ فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ وَقَاتِلُواْ الْمُشْرِكِينَ كَآفَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَآفَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ

"Gökleri ve yeri yarattığı günde, Allah’ın yazısına göre, Allah katında ayların sayısı 12 olup bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, doğru hesaptır. O aylar içinde kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki! Allah, sakınanlarla beraberdir." (Tevbe 36)

Eski Kıptî (Kopt) Takvimi

Buna yanlış olarak "Nabukadnezer takvimi" de denir. M. Ö. 26 Şubat 747 gününden başlar. Bu takvimde Eski Mısır ay adları yer alır. Yıl, her biri 30 gün olan 12 ay ile 5 katma günden oluşur.[1]

Tufan Takvimi

Astronomi bilginleri, bu takvimi, Zuhal (Satürn) ile Müşterinin (Jüpiter) bir burçta ilk birleşmelerine dayanarak saptamışlardır. Bu olay, "Nuh Tufanı’ndan 229 yıl ve 108 gün önce olmuş. İkinci Babil (Yeni Babil) İmparatorluğu hükümdarlarından olup Kudüs şehrini ele geçirerek Yahudileri Babil şehrinde tutsak eden Nabukadnezer, Tufandan 2604 yıl sonra tahta çıkmış. Bu hesaba göre Nuh Tufanı M.Ö. 2000 yıllarında olmuş olur. Bu ise hayalidir. Nitekim 1. Nabukadnezar’ın tahta çıkışı ile Makedonya kralı Büyük İskender’in tahta çıkışı arasında bu takvime göre 436 yıllık bir süre olduğu söylenir. Oysa ki Büyük İskender tahta, M.Ö. 336 yılında çıkmıştır. Buna göre aradaki fark, Tufan takviminde bildirildiği gibi 436 yıl değil, 605-336 = 269 yıldır.[1]

Filip Takvimi

Bu takvim, büyük İskender’in babası Filip’in adı ile anılır ise de M.Ö. 12 Kasım 324 günü başladığına göre büyük İskender’in zamanında benimsenmiş bir takvimdir.[1]

Kıptî Takvimi

Bu takvimin neden bu adla anıldığı anlaşılamamaktadır. Yukarıdaki Kıpti takvimden başkadır. Bu takvim gerçekte, Roma İmparatoru Avgustus Oetavianus’un tahta çıkışı günü olan M.Ö. 16 Ocak 27’den başlar. Bununla birlikte bu takvimin ne zaman başladığı üzerıne başka söylentiler de vardır. Örneğin, büyük İskenderin ölümünden yani M.Ö. 323’den 12 güneş yılı sonra, kimilerine göre O’nun tahta geçmesinden yani M.Ö. 336’dan altı yıl sonra (M.Ö. 330), bir başkalarına göre de tahta geçişi ile yani M.Ö. 336’da başlar. Bu takvimin genellikle M.Ö. 1 Ekim 312 yılında başladığı kabul edilir. Bugünki Suriyenin Tedmur denen bölgesinde hüküm sürmüş olan Palmir devletinde de bu takvim kullanılıyordu.[1]

Eski İran Takvimi

Eski İran takvimi, güneş yılı sistemine dayanıyordu. İran takviminde yıl, 12 ay ve her ay 30 gün olup ayrıca eklenen 5 gün ile yıl 365 güne tamamlanırdı. Bu takvimde ayların her gününün adı vardı. Ancak bu günlerden kimisi, aynı ay içinde yinelenirdi. Eski İran ay adlarının sırası şöyleydi:

  1. Ferverdin,
  2. Murdad,
  3. Azer,
  4. Urdubehişt,
  5. Şehriver,
  6. Dey,
  7. Hurdad,
  8. Mehr,
  9. Behmen,
  10. Tir
  11. Aban,
  12. İsfendarmüz.[1]

365 günlük yıl, normal yıldan yaklaşık olarak 6 saat kısa olduğundan; İranlılar, her 120 yılda 1 ay eklemek suretiyle denge sağlar ve bu yıl, 13 aydan oluşurdu. Bu 13.ay, örneğin isfendar ayına eklenirse 13. aya, "İkinci İsfendar" adı verilirdi.

Bu 120 yılda 1 ay ekleyerek güneş yılına eşit yapma işi ilk kez M. Ö. 430 yılında, 1. Artakserkses zamanında başlanmıştır.[1]

Dünyada en yaygın olarak kullanılan takvim olan miladî takvim, senede 10, 8 saniye hata oranıyla en güvenilir ve hassas takvimdir.

Eski Çin Takvimi

Bu takvimde yıllar sayılarla değil altmış yıllık dönüşümler şeklinde oluşturulan yıl adlarıyla gösterilir. Altmış yıllık dönüşümleri yapılandırmak için on göksel boy ile on iki yersel dal (on iki hayvan) adı kullanılır. On göksel boy: Chia, i, ping, ting, wu, chi, keng, hsin, jen, kui. On iki yersel dal: Tsih (fare), ch’ou (öküz), yin (kaplan), mao (tavşan), ch’en (ejder), sih (yılan), wu (at), wei (koyun), shen (maymun), yu (horoz), hsü (köpek), hai (domuz) [24]

Maya Takvimi

Maya takvimi, Kolomb öncesi Mezoamerika’da ve dağlık Guatemala ile Veracruz, Oaxaca ve Chiapas, Meksika’daki birçok çağdaş topluluk tarafından kullanılan bir takvimler sistemi. Maya takvimine göre her bir yıl her biri 20 günlük 18 aydan oluşuyordu. Ayrıca "haab" denilen 5 ekstra gün daha vardı. "Tun" adı verilen 360 günlük periyot Maya takviminin temelini oluşturuyordu. Maya takviminde ikinci bir sistem daha vardı. Bu sisteme göre 20 tun 7200 gün ya da 1 katun; 20 katun 14.400 gün ya da 1 baktun olarak adlandırılmaktaydı. Ay ve günlerin katlarından oluşan Maya takvimi bu şekilde 23.040 milyon günden ya da 63 milyon yıldan oluşan 1 alautun’a kadar devam etmekteydi. Bugünkü modern sistemde bu sayıyı yazabilmek için 11 rakam gerekirken, binlerce yıl önceki Maya takviminde 9 rakamla yazılabiliyordu.[32]

"Mayalar önemli olayların tarihlerini belirtmek için çok kompleks bir sistem kullanmaktaydılar. Bu sistem "Güneş Yılı", "Dini Yıl" ve "Venüs Yılı" olmak üzere üç farklı zaman ölçeğini temel olarak almaktaydı. 260 günlük dini yıl güneş yılına bağlanır ve her ikisi de 584 dünya günü süren Venüs yılının içinde yer alırlardı.

360 günlük dönem ya da tun’un katları olan katun, baktun ve diğerlerine ek olarak Mayalar 365 günlük Güneş yılını 260 günlük Dini yıla bağlamak için başka bir zaman ölçüsü daha kullanırlardı. Bu "takvimsel" ölçü bizim 1 yüzyıl olarak adlandırdığımız kavrama karşılık gelecek şekilde 52 güneş yılı ya da 73 dini yıldan oluşuyordu. Bu hesaplamaların amacı dinsel yıldaki özel dini günlerin güneş takviminde de aynı günlere isabet etmesini sağlamaktı.[33]

12 Hayvanlı Takvim

Türkler tarih boyunca birçok takvim kullanmıştır. Bunlar arasında yer alan 12 Hayvanlı Türk Takvimi, Türklerin millî takvimidir.

Bu takvimde her yıl bir hayvan adıyla anılır. Bir yıl, 365 gün 5 saat olarak kabul edilir. 12 yılda bir devir yapan 12 Hayvanlı Türk Takviminde yıllar sayı ile değil hayvan adıyla gösterilir. Aylar ise sayı ile belirtilir. Güneş yılını esas alan 12 Hayvanlı Türk Takvimi, Kök Türkler, Uygurlar, Tuna ve İtil Bulgarları tarafından kullanılmıştır.[3]

Bu takvim sisteminde en önemli zaman birimi aşağıdaki hayvan adlarıyla tanınan on iki yıllık sürelerdir: Sıçgan (sıçan), ud (öküz), bars (pars), tavışgan (tavşan), lu (ejder), yılan, yund (kısrak), kon (koyun), biçin (maymun), takıgu (tavuk), it (köpek), tonguz (domuz).[24]

Türkler’in neden Oniki Hayvanlı Türk Takvimi kullandıkları konusunda bazı rivayetler vardır. Bunlardan en önemlisi Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserinde anlatılandır.

Divan’ın naklettiği efsaneye göre menşe, İle Vadisi’ne ve buradaki bir Türk hakanına atfedilmektedir. Efsane şöyle der:

“Bunun aslı şudur; Türk hakanlarından biri, kendisinden birkaç yıl önce vuku bulmuş olan bir savaşı bilmek lüzumunu duydu. Fakat bu savaşın vuku bulduğu yıl üzerinde yanıldılar; bunun üzerine hakan bu hususta kavmi ile müşavere etti ve onlara şöyle dedi:

“Bu tarih üzerinde bizim yanıldığımız gibi bizden sonra gelecekler de yanılacaklardır. Bundan dolayı; şimdi biz gökteki burç ve ayların sayısınca oniki yıla bir ad koyalım. Ta ki bundan sonra hesap bu yılların devrinden anlaşılsın ve bunun zikri ebedi kalsın” [34]

Halk, bunu kabul etti. Bunun üzerine hakan ava çıktı. Yabani hayvanların büyük bir su olan İle Vadisi’ne doğru sıkıştırılmasını emretti. Avladılar ve hayvanlar suya geldiler. Av bu şekilde devam eder. Bu sırada bazı hayvanlar suya atlayarak karşı sahile çıkmaya çalışırlar. Bunun üzerine karşıya sırayla her geçen hayvanın adını bir yıla ad olarak veririler.

Bir Kırgız efsanesine göre ise hayvanlar yıllara adlarını vermek için geçit resmi yaparlar. Deve en önde gitmekte iken son anda fare devenin başına sıçrayarak ilk sırayı almış. Bunun üzerine deve resmi geçitten ihraç edilmiş. Hayvanlar böylece oniki yıla adlarını vermiştir.[35]

Celali Takvimi

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde Ömer Hayyam başkanlığındaki bir kurul tarafından düzenlenmiştir. Güneş yılı esasına dayanmaktadır. Bir yıl, 365 gün 6 saattir. Başlangıcı 1079 olan bu takvim Büyük Selçuklu Devleti’nin yanı sıra Harzemşahlar ve Babürler tarafından da kullanılmıştır.[3]

İbrani Takvimi

Tevrat’ın verilerine ve Mûsevîler’in Bâbil esareti döneminde (M.Ö. 587-538 ), Mezopotamya’dan aldıkları on dokuz güneş yılı = 235 ay eşitliğine göre oluşturulmuştur. Ayların sıralanışına göre iki şekil gösterir: Tişri ile başlayan medenî takvim ve nisanla başlayan dinî takvim. Yıl sayısı da Benî İsrâil peygamberlerinin yaşadığı yılların toplamına göre belirlenmiştir.[24]

Nesîli Takvim

İslâm öncesi Hicaz Arapları’nın takvimidir. Kurân’da kötülenen ve küfürde aşırılık diye kabul edilen nesî, takvim biliminde “on üç aylı yılların oluşturulması ve ayların doğal akışına bırakılmayıp yirmi dokuz ya da otuz gün çekişlerinin gerçek dışı bir kurala bağlanması” demektir. İslâm öncesinde panayırlar ticarî açıdan büyük önem taşımaktaydı. Araplar, savaş ve öldürmelerin yasaklandığı haram aylardan zilkade ve zilhiccede bu panayırları düzenlerdi. Panayırların bitiminde hac ziyareti başlar ve muharremin sonunda haram aylarla birlikte geliş gidişler sona ererdi. Ancak bu hareketli dönemde çapulcular ziyaretçilere saldırır ve ticarî ilişkilere zarar verirdi. Nesî işiyle görevlendirilmiş yetkililer meselâ, “Muharremin haramını safere erteledim” diyerek bu olumsuzlukları önlemeye çalışırdı. Öte yandan on iki aylı ay yılı mevsimlere uymadığından panayır ve hac günleri sürekli kayıyordu. Bunları yerlerinde tutabilmek için Mûsevî takviminde olduğu gibi bazı yıllara on üçüncü bir ay eklenmesi yoluna gidilmişti. Halen Mısır’da, milâdî ve hicrî takvimlerin yanı sıra üçüncü bir takvim olarak hıristiyan Kıptîler’in kullandığı 365 günlü eski Mısır takviminin 365, 25 günlüye dönüştürülmüş şekli olan Kıptî takviminde otuzar günlü on iki ayın sonuna eklenen beş altı güne de nesî günleri denilmektedir.[24]

Hicri Takvim

Hicrî takvim, İslâm âleminin dinî takvimidir ve Kurân-ı Kerîm’in Tevbe sûresinin 36-37. âyetleriyle Hz. Peygamber’in hadislerine dayandırılmıştır. Âyetlerde Allah’ın katında ayların sayısının on iki olduğu ve haram ayların yerlerini değiştirmenin (nesî) küfürde aşırılık sayıldığı ifade edilmekte, hadislerde ise bir ayın yirmi dokuz ya da otuz gün olduğu, ramazan hilâli görüldüğünde oruç tutmaya başlanacağı, bir sonraki hilâl görüldüğünde de bayram yapılacağı; hava kapalı olur da hilâl görülemezse ayın otuz güne tamamlanacağı belirtilerek ramazan orucunun başlangıç ve bitiş günleri kurala bağlanmaktadır.[36]

Halife Mansûr ile başlayan bilim döneminden itibaren bazı fıkıh âlimlerinin savunduğu rü’yetin hesapla belirlenmesi konusu gündeme gelmiş, daha sonra bu görevi muvakkithâneler ve rasathâneler üstlenmiştir. Bu kurallar zamanla diğer aylara da uygulanmıştır. Hz. Peygamber’in hicreti başlangıç yılı ve muharrem ayının ilk günü yılbaşı olarak kabul edilen hicrî-kamerî takvimin süresi ayın dünya çevresinde on iki defa dolaşma süresidir ve 354, 367 056 gün (354 gün 8 saat 48 dakika 33 saniye 36 sâlise 18 erbaa 14 hamse 24 sitte) tutar. Buna göre bir ay yılı bir güneş yılından 10, 875 144 gün eksik gelmekte ve bu eksikliğin toplamı yaklaşık 33, 5 hicrî, 32, 5 milâdî yılda bir yıla ulaşmaktadır. Dolayısıyla aylar güneş yılına göre kaydığı için müslümanlar, ramazan orucunu daima aynı mevsimde değil her mevsime gelecek şekilde değişik günlerde tutarlar.

Hicrî takvimde gün sayısının belirlenmesi, özellikle rü’yet farklılıkları olması ve otuza tamamlama değişiklikleri yapılması sebebiyle karışık bir durum gösterir. Eskiden ramazan ile kurban bayramı ayı olan zilhiccenin dışındaki diğer aylarda pek düzeltme yapılmadığından eski belgelerde gün sayısı yerine söz konusu edilen ayın “evâilinde” (başlarında), “evâsıtında” (ortalarında) ve “evâhirinde” (sonlarında) şeklinde tarih verildiği görülür. Hicrî takvimde aylar şunlardır: Muharrem, safer, rebîülevvel, rebîülâhir, cemâziyelevvel, cemâziyelâhir, receb, şâban, ramazan, şevval, zilkade, zilhicce.[24]

Miladi Takvim

Miladî takvimde Hz. İsa’nın doğumu “0” milat kabul edilir. Sıfır yılından önceki döneme milattan önce (MÖ), sonraki döneme ise milattan sonra (MS) denilir.

Milattan önceki tarihler sıfıra doğru yaklaştıkça küçülür, milattan sonraki tarihler de günümüze doğru yaklaştıkça büyür. Buna göre milattan önceki tarihlerde sayıca büyük olan bir tarih, sayıca küçük olan bir tarihten daha eski bir zamanı gösterir.

Milattan sonraki tarihlerde ise küçük sayılı tarihler daha eski bir zamanı, büyük sayılı tarihler daha yakın bir zamanı gösterir.[3]

Şu An Hangi Yıldayız?

Miladi Yıl:
Hicri Yıl:
Rumi Yıl:
Celali Yıl:
İbrani Yıl:
Maya Yılı:
Nebati Yılı:
Filip Yılı:
Eski Kıptî Yılı:
Galaktik Yıl:20.5 (4.57 Milyar yıl)

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯❯

Kaynaklar

[1] Prof. Dr. Neşet Çağatay, "Eski Çağlardan Bu Yana Zaman Ölçümü ve Takvimi".
[2] J. K. Choksy, “Zurvanism” Encyclopedia of Religion (ed. L. Jones), Detroit 2005, md., XIV, 10011-10012.
[3] "Tarihte Zaman ve Takvim", eba.gov.tr
[4] Arslan Topakkaya, "Zaman Kavramı Bağlamında Platon-Aristoteles Karşılaştırması", FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2012 Bahar, sayı: 13, s. 219.
[5] Doç. Dr. Kerîme Üstünova, "Türkçede Zaman Kavramı ve İşlenişi", Uludağ Ünversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi (2005/2) S. 9, s. 188.
[6] Erman Taşkın, "Transcendental Estetiğin Kant’ın Kopernik Devrimi Açısından Yorumlanması ve Eleştirisi".
[7] Dr. Ahmet Şimşek, "Çocuklarda Zaman Algısının Gelişimi", The Journal of International Social Research, Volume 2/6 Winter 2009, s.542.
[8] Mehmet Dağ, "İslâm Felsefesinde Aristocu Zaman Görüşü", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. XIX,Ankara 1973, s.98.
[9] H. Yılmaz, "Henri Bergson’un Zaman Kavramına Yaklaşımının Çağdaş Anlatı Sinemasına Etkisi", s.63.
[10] https://en.wikipedia.org/wiki/Year (İngilizce)
[11] https://tr.wikipedia.org/wiki/Yıl
[12] https://www.britannica.com/science/year
[13] http://www.mynet.com/cevaplar/bir-mars-yili-kac-gundur/6470448
[14] http://astronomidiyari.com/link/gsistemi.html
[15] https://tr.wikipedia.org/wiki/Işık_yılı
[16] https://tr.wikipedia.org/wiki/Miladi_takvim
[17] Diyanet İslam Ansiklopedisi, "Ay" maddesi, c.4. s.182.
[18] Şükrü Kutlu, "Gökyüzü Bilgileri", Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1967.
[19] https://tr.wikipedia.org/wiki/Gün
[20] Ayşe Ünal Çil, "Kuran’da Zaman Kavramı", Kelam Araştırmaları 9:1, s.341-345.
[21] Ayşe Ünal Çil, a.g.e., s.348-349.
[22] Ayşe Ünal Çil, a.g.e., s.352.
[23] Okul Kültür Ansiklopedisi, Sosyal Bilimler, Takvim maddesi, s.394.
[24] Diyanet İslam Ansiklopedisi, "Takvim" maddesi, c.34, s.489-490.
[25] http://www.tarihsinifi.com/6571/sümerler-2.html
[26] https://tr.wikipedia.org/wiki/Sümerler
[27] https://tr.wikipedia.org/wiki/Sümer_kralları_listesi
[28] Dr. İsmail Baytak, "Eski Çağ Tarihi ve Uygarlıklar", Ders 4.
[29] http://salih1159.blogcu.com/wb-444-sumer-kral-listeleri/19699523
[30] http://turkalinux.blogcu.com/hz-nuh-ve-sumerler/2971179
[31] Doç. Dr. İbrahim Kutluay, "Tufandan Sonra İnsan Neslinin Hz. Nuhun 3 Oğlu Vasıtasıyla Devam Ettiğine Dair Rivayetlerin Tahlili", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2015, s. 15-41.
[32] Sinan Meydan, "Atatürk ve Kayıp Kıta Mu", s.92-93.
[33] https://tr.wikipedia.org/wiki/Maya_takvimi
[34] Osman Turan, "Oniki Hayvanlı Türk Takvimi".
[35] Abdulhaluk Çay, "Türk Ergenekon Bayramı Nevruz", Ankara 1991, s.29-30.
[36] Buhârî, “Ś avm”, 11; Müslim, “Ś avm”, 7-8, 17-20.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Kapo, 06.05.2018, 17:24 (UTC):
Orijinal Zamanın Kısa Tarihi/Hawking atom altı parçacıklardan bahsettiği için referans vermeniz pek uyuşmamış. Bahsedilen zaman kavramı dünya ve güneş sistemine ait bir kavram. Bu nedenle dünya ve üyesi olduğu sistem yaratılmadan gün kavramı olmayacağına göre, yaratılışta bahsedilen gün sizin sözünü ettiğiniz gün müdür. Bir de yaratılışta Cuma günü iş biter Cumartesi istirahat var. Yaratılışın o anında gün ismi nasıl saptandı sizce.
Teşekkürler

Yorumu gönderen: Akhenaton, 16.03.2018, 17:57 (UTC):
Mhakan ve Warcraft, yorumlarınız için teşekkür ederim.

Yorumu gönderen: Warcraft, 15.03.2018, 23:48 (UTC):
Abi eline sağlık..

Yorumu gönderen: mhakan, 15.03.2018, 10:57 (UTC):
zamanın kısa tarihi
üstad her zamanki gibi muhteşemsin.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 50795146 ziyaretçi (128750536 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler